The Office etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Office etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2012 Pazartesi

2000'lerin En İyi 20 Dizisi

[Revised & Revisited. Bu listeyi ilk olarak iki buçuk yıl önce hazırlamıştım ama geçen hafta o yazıya denk gelince favorilerime ne kadar çok yeni dizinin giriş yaptığını, bazı dizilerin son sezonlarında sıçıp sıvayınca nasıl da listenin dışına düşmüş olduklarını, kalan dizilerin de eski sıralamalarının nasıl değiştiğini fark edip yeni bir liste yapmadan duramadım. Her liste gibi bu da kişisel ve hazırlayan kişinin gayet subjektif zevklerini yansıtıyor tabii ki. İlk hali için: 2000'lerin En İyi 20 Dizisi]

1. Game of Thrones

Tür: Fantastik|Dram
Yayın tarihi: 2011 - ... (2. sezonu bitti, tatilde)
Yaratıcı: George R. R. Martin'in kitap serisinden David Benioff ve D.B. Weiss
TV.com puanı: 8.9, IMDb puanı: 9.4

1 Haziran 2011 Çarşamba

Dizilerin Bu Sezonki Hal ve Gidişatı vol.3

Fringe
(3. sezon finali 6 Mayıs'ta yayınlandı.)

Fringe'i ilk keşfettiğimde -ki sadece birkaç ay oluyor- X-Files'ın halefini, hatta şu an devam eden en iyi bilimkurgu dizisini bulduğumu sanmıştım. Biraz fazla Alias etkilenmeleri taşıyor olsa da işlediği konular o kadar ilgi çekiciydi ki Abrams isterse her projede kendini tekrarlasındı, isterse başkalarının dizilerinden de çalmış olsundu, karada suda izlenirdi. Ne de olsa, ben geçen sezon sazan gibi bölüm bölüm Lost'un uzun incelemelerini yazar ve paralel dünyalar ihtimaline zevkle uzun uzun kafa patlatırken (sonra da "Araf" açıklamasıyla bozum bozum bozum olurken), orada bir yerlerde bunu gerçekten işleyen, hem de deliler gibi güzel işleyen bir dizinin olduğu ortaya çıkmıştı. Üstelik iyi başlayıp sonra düşüşe geçen diziler gibi değildi, ikinci sezonun ilk yarısını görmezden gelirsek sürekli yükselişteydi, bu sezon da olağanüstü başarılıydı, ta ki... "Kader"le karşılaşıp görevini yerine getirene kadar kadar bir türlü ölemeyen kadın çıkana kadar mı acaba? (Bu bir bilimkurgu dizisi!) İnsanların zihninden geçeni "okuyan" çocuk çıkana kadar mı yoksa? (Tekrar ediyorum, bu bir bilimkurgu dizisi! Pseudoscience'ı akla yatkın bir şeymiş gibi sunmanın da bir yolu yordamı var!) Bir bilim adamının, bilim adamının kendisine lale resimleri gönderdiğine inandığı bir Tanrıya kendini adamasına kadar mı? (Tamam kabloluda yayınlanmıyor bu dizi, yap propagandanı ama bu kadar gözümüze sokma Fox!) Ford ve Sprint'in dizinin senaryosunu, evet senaryosunu değiştiren reklamlarının alınmaya başlamasına kadar mı? (Şaka gibiydi o sahneler; sponsorların parasına ihtiyaç duymalarını anlıyorum tabii ki ama ürünleri seyirciye çok da çaktırmadan sahneye serpiştirip dekora yedirmekle, gözümüze gözümüze sokup bir de diyalogları onların üzerine yazmak arasında bayağı bir fark var.) Bunlar sadece tuz biberdi sanırım, bardağı taşıran asıl büyük olay William Bell ve soul magnet'larının ortaya çıkması oldu benim için.

20 Aralık 2010 Pazartesi

Dizilerin Bu Sezonki Hal ve Gidişatı vol.2

Dizilerin çoğu kış tatiline girdi, ara vermeyenler de sezonu kapattı gitti. İzlediğim dizilerin genel durumuyla ilgili kısaca fikirlerimi yazdığım şu yazılardan yeni bir tanesinin zamanı gelmiş demek bu, ne de olsa bir iki ay dizi mizi olmayacak ortalıkta.

(Yayınlanan son bölümü: 6-11 Appointment in Samarra. Dönüş tarihi: 28 Ocak)
Bugünlerde favorim Supernatural. Son bölümdeki konuk oyunculardan biri, Robert Englund (Freddy Krueger) idi. Bunun yanında Death'i de unutmamalı; herhalde şimdiye dek gelip geçmiş kötüler arasında en karizmatik sayılabilecek karakterin dönüşünü, cennetteki savaşla da bir bağlantısı var gibi görünen gizli alfa bıdılarının ruhlarla bir ilgisi olduğu bilgisini veren bölüme denk getirir, sonra da bölümü Sam'in ruhunu geri almasıyla bitirir ve bir buçuk aylık ara verirlerse, haklarında hoş şeyler düşünmemek de benim hakkım olur sanırım. Supernatural şu Noel arasında özleyeceğim tek dizi. Zaten Dexter ve In Treatment'ın bitmesiyle, kalan diziler arasında en severek takip ettiğim dizi tahtına kuruldu. Canım benim. İlk sezonunda sıkılmıştım falan, uyumuştum bazı bölümlerinde, ne kadar salak bir insanmışım. Şu dizinin muhteşem karanlık havası başka nerede var ki?

5 Kasım 2010 Cuma

Dizilerin Bu Sezonki Hal ve Gidişatı vol.1

Daha iki ay bile olmadı sezon başlayalı gerçi, ama bu sezon dizilerin genel durumundan çok da memnun olduğum söylenemez. Başta umutlu olduğum ama sevmeyip yarım bıraktığım yeni diziler ve son sezonlarından çok şey beklememe rağmen sıkılarak izlediğim eski dizilerin yanında bu sezon izlemekten en çok zevk aldığım üç diziyi rahatlıkla Dexter, Supernatural ve In Treatment olarak (belli bir sırada değiller) sayabiliyorum. Bir de ne olursa olsun her zaman eğlenceli olacak The Office var. Bunların dışındaki dizilerin çok da bir önemi yok gibi şu ara benim için. Tek tek bakacak olur isek:

Beşinci sezonundaki dizinin altı bölümü yayınlandı, bu sezon biraz yavaş başladı, Everything is Illumenated isimli son bölümdeyse seyirciye "ınının" dedirtecek şeyler oldu sevgili izleyiciler. İlk beş bölüm durağan da olsa nefisti zaten, şimdi bir de aksiyon dozu yükselince tam oldu, geçen sezonki tadından yenmezlik seviyesine ulaştı Dexter. Şu kafa kesici çeteyle Lumen'a tecavüz eden kişiler aynı gruptan mı acaba? Bir nevi külte mi mensuplar? Ne şekilde olursa olsun hikayeyi şahane bağlayacaklarına eminim -bir şekilde kötü biteceğine inancım tam olsa da, Lumen'ın dizide kalmasını ve Dexter'la etkileşiminin devamını görmeyi çok istiyorum. Ayrıca Dexter bitmesin. En azından 10 sezon daha sürsün. Son olarak, die-die!

14 Eylül 2010 Salı

Bu Sezon İzlenesi Diziler

Pek çok dizinin yeni sezon bölümlerinin yayına gireceği Eylül ayı geldi çattı. Umut (güzide blogumuzun şu dönem sessiz yazar gibi görünen diğer yazarı) ile takip ettiğimiz dizilerin sayısı -özellikle de daha önce bihaber yaşayıp gittiğimiz In Treatment, Damages ve Breaking Bad gibi dizilere yeni yeni sardırdıktan sonra- korku verici biçimde artmaya başladı. Bu sezon bölüm bölüm izlenecek dizilerin bir listesini çıkarınca, on iki (rakamla: 12!) dizi çıktı ortaya. Bu diziler habire ara verir, birinin yayınlandığı hafta diğeri tatilde olur, zaten dört tanesi de 2011'den önce başlamayacak bile, bir haftada ortalama üç-dört bölüm bile olmaz seyredecek, onlar da bir oturuşta seyredilir diye diye sakinleştirmeye çalışıyoruz kendimizi ki hayatımız dizilerle geçmesin. Ya da geçsin. Dizi güzel şey. İşte bizim bu sezon izleyeceklerimiz ve başlangıç tarihleri:

Nikita 1. sezon (9 Eylül)

19 Temmuz 2010 Pazartesi

En Sevilesi 50 Dizi Karakteri

Yazarların bir karakteri yaratıp geliştirmekteki ustalığı oyuncunun başarısıyla birleşince, seyircide iz bırakan karakterler çıkıyor ortaya bazen. Dizinin baş kahramanı da olabiliyorlar, kötü adamı da, sadece yan karakterlerinden biri de. Derinleştirilmiş, gerçekçi (ya da karikatürizeyse bile cidden çok komik) ve karakter gelişiminden bir dizide değil de filmde olsa asla olmayacak kadar nasibini almış olmalarına baktım bu listeye alırken. Bir de sempatikliklerine tabii ki. Favori karakterlerim arasında ayrım yapamadım, o yüzden belli bir sırada değiller, dizileri alfabetik olarak sıraladım o kadar -ki biçimsel tedirginlikler devreye girince onlar da arada karıştı biraz. Sadece şöyle minik bir ayrım gözettim; şapşahane karakterlerin büyük resimlerini, sadece şahane karakterlerin ise nispeten küçük resimlerini (yanyana iki tane olanlar) koydum, bu kadar. Altlarına açıklama yazdıklarım da tamamen tesadüfî oldu, açıklaması olanlar en sevdiklerim demek değil. Aslında amacım her karakterle ilgili iki cümle de olsa bilgi verebilmekti başta, ama Blogger'ın iğrenç görsel yönetimiyle başa çıkarak elli tane fotoğrafla uğraştıktan ve baştaki karakterlerle ilgili birkaç açıklama yazdıktan sonra pek halim kalmadı nedense :)

Chloe O'Brian ve Charles Logan (24)

Her daim somurtuk yüzü, dik dik bakışları ve sarkıttığı alt dudağıyla Chloe'yi sevmemek mümkün mü? Sosyal konulardaki hantallığı beni dizinin 8. sezonunda bile eğlendirmeye devam etti (ki pek fazla eğlenecek şey bulduğumu söyleyemem son sezonda). Charles Logan'sa acayip komik ve bence çıkarcılığı ve bencilliğiyle gerçek dünyada her gün tanıştığımız insanlara çok yakın bir karakter. Onun sezonu yani 5. sezon 24'teki favori sezonum zaten, son sezondaki dönüşünü de çok eğlenceli buldum açıkçası -bu da son sezona dair sevdiğim ikinci ve son şey galiba-. (Buraya Almeida'yı da alırdım normalde ama 7. sezonda Tony'mi ölüler diyarından getirip karakterini de bir güzel değiştirip güzelim adamı ucuz reyting numaralarıyla çok kötü harcadılar.)

1 Temmuz 2010 Perşembe

Geç keşfedilmiş bir The Office ve Carrell'in gidişi



The Office'in kalbi Steve Carrell, önümüzdeki sezon sonunda diziden ayrılacağını açıklamış. Hıh. Dizinin akıbetinin ne olacağı belli değil; bitebilir, Carrell'siz devam da edebilir (ama nasıl?). Aslında bu haber yeni değil, bir ay önce falan açıklamış Carrell bunu, ama benim için çok yeni çünkü ben The Office'i yeni keşfettim. Birkaç ay önce tek bir bölümünü bile izlememiştim ve şimdi 6 sezonun tamamını izlemiş birisi olarak, The Office'in hayatımda izlediğim en komik sitcom olduğunu düşünüyorum. Orijinal İngiliz versiyonunu (2 kısa sezon yayınlanıp bitmiş) yapan adam Ricky Gervais'in, bu versiyonunda yapımcılık yapmasının bunda büyük payı olduğu aşikar. Toby ve Kelly gibi nefis, gerçekçi ve acayip komik karakterleri canlandıran oyuncuların aslında oyuncu değil yazar/yapımcı oldukları ve dizinin pek çok bölümlerini yazmış oldukları gerçeğinin de.

Dwight TV tarihinde yaratılmış en tuhaf ve eğlenceli karakter, onu canlandıran adam da olağanüstü komik. Michael Scott'ı ailemden biri gibi görmeye başladım, hani tuhaf davranışlarıyla beni sürekli utandıran ama çok da sevdiğim uzak bir dayım gibi. Pam ve Jim ideal çiftim oldu, sürekli kendi ilişkim onlarınkine yeteri kadar benziyor mu diye patetik sayılabilecek bir karşılaştırma döngüsüne girdim. Angela, Meredith, Oscar, Kelly ve Creed, daha önce hiçbir dizinin yan karakterlerinde görmediğim kadar egzantrik ve komikler. Hareketli kameranın (ve karakterlerin arada kameraya kayan gözlerinin) diziye çok değişik ve hoş bir hava kattığı apaçık. Formatıyla, süresiyle vs. tam bir sitcom olmasına karşın, diğer sitcom'ların tamamından farklı olarak, seyirciyi aptal yerine koyan gülme efektleri yok The Office'te. Ayrıca her şeyden önce bir karakter dizisi bu, bu nedenle –en başarılı sezonları 2. ve 3. sezonları olsa ve geçmişte kalmış olsalar da– diziyi hâlâ aynı keyifle izlemek dünyanın en kolay işi.