Fantastik Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Seraphina & Ritmatist

Üniversite yıllarından beri fantezi romanlarını okumayı bırakmıştım, nedenini ben de bilmiyorum. Yakın zamanda Çavlan’ın beni Buz ve Ateşin Şarkısı, Harry Potter ve Kralkatili Güncesi dünyalarına sokmasından sonra bu türü ne kadar özlediğimi farkettim.

İlk anlatacağım kitap olan Seraphina, ismini kitabın baş karakterinden alıyor: Kendisi müzik konusunda çok yetenekli olan, çalabildiği her enstrümanla dinleyeni duygu seline boğabilen ve bu genç yaşında (16) kraliyet müzisyeninin baş asistanı olabilmiş bir hanım kızımız, ki romanın geçtiği dünyada o yaşta böyle bir konumu elde etmek sık görülen bir şey değil.

Fakat Seraphina’nın omuzlarında ağırlığı taşıdığı bir sır, onu insanlara karşı temkinli yapmaya itmiş. Bu sırla ilgili olarak babasına zamanında verdiği sözden dolayı olabildiğince az dikkat çekmeye çalışıyor, içine ata ata patlama noktasına gelen duygularını açığa vurmaktan mümkün olduğunca kaçınıyor ve bu da bazen çevresinde soğuk biri olarak algılanmasına neden oluyor.

Gel gör ki, insanlar ve ejderhalar arasındaki barış antlaşmasının 40. yıl kutlamaları yaklaşmakta, kraliyet müzisyeni gut hastalığıyla mücadele ettiği için kutlamalar için yapılacak müzik ve gösteri düzenlemelerinin tüm yükü Seraphina’nın omuzlarına bindiği gibi, prens Rufus’un şüpheli bir şekilde ölmesiyle beraber etki alanı artan saray politikaları da onu saklandığı kabuktan dışarıya çıkmaya ve sırrıyla yüzleşmeye zorlamakta.

4 Mart 2013 Pazartesi

Güvenli Yerlere Çıkan Yollar

Zihnimizin sahip olduğu en büyük beceri belki de acıyla başa çıkmak. Klasik yaklaşım bize herkesin ihtiyacı doğrultusunda geçtiği dört kapı olduğunu gösterir.

Birinci kapı uykudur. Uyku bize dünyadan ve onu dolduran tüm acılardan kaçabileceğimiz bir sığınak sağlar. Bir insan ağır yaralandığı zaman genellikle kendinden geçer. Aynı şekilde travmatik haberler alan birinin bayıldığı olur. Zihin ilk kapıdan işte böyle geçerek kendini acıdan korur.

İkinci kapı unutmaktır. Bazı yaralar kısa zamanda kapanamayacak, hatta belki de asla iyileşemeyecek kadar derindir. Ayrıca bazı anılar o kadar azap vericidir ki, onlara alışmak mümkün değildir. "Zaman tüm yaraları iyileştirir" sözü yanlıştır. Zaman çoğu yarayı iyileştirir. Geri kalanlar bu kapının ardında saklıdır.

Üçüncü kapı deliliktir. Bazen insanın aklı öyle bir darbe alır ki kendini delilikte saklar. Bu ilk bakışta faydalı gözükmese bile öyledir. Gerçekliğin acıdan başka bir şey getirmediği zamanlar vardır ve bu acılardan sakınmak için zihnin gerçekliği geride bırakması gerekebilir.

Dördüncü kapı ölümdür. Son sığınak. Öldükten sonra bizi hiçbir şey incitemez. Ya da en azından bize öyle söylenir.

(Rüzgârın Adı, s. 145)

23 Kasım 2012 Cuma

Kısa Kısa #11 (Kitap Fuarı Özel)

İlk defa okuduğum değil de okuyacağım kitaplar hakkında bir yazı yazacağım burada, nasıl olacak acaba? Bunlar Tüyap'tan aldığım ve önümüzdeki haftalarda büyük bir hevesle okuyacağım kitaplar oluyor -bu arada fuara son gelişimiz birkaç sene önceydi ve Umut orada karşılaştığı çileli müşteriler üzerine şu linkte bir hayli eğitici ve güldürücü bir yazı yazmış idi. Onu geçemeyeceğimi bildiğimden, kendi yazımı minik kitap tanıtımlarıyla sınırlı tutmaya karar verdim. Bir de çocuk kitapları yayımlayan dini yayınevlerinin ne kadar ama ne kadar artmış olduğuna ve hafta içi fuara sınıflarını olduğu gibi gönderen okullar sayesinde Tüyap'ın çığlıklarla dolu adım atılmaz bir çocuk bahçesine döndüğüne dair gözlemimi sıkıştırayım araya.  Sevgili Judy'nin yöntemini izleyerek (zaten bu yazıya da ondan özendim) aldığım kitapları yayınevlerine göre grupluyorum. Kitapların adlarına tıklayınca, yayınevinin web sitesine, ilgili kitabın sayfasına gidiliyor. Buyrunuz, iş bu seneki fuarın ganimetleri:

YKY

22 Mart 2011 Salı

Yeni Başlayanlar için Neil Gaiman


Modern fantastik edebiyatta şimdiden kült olmuş roman ve çizgiromanların yazarı Neil Gaiman, bana göre bir hayalgücü dehası. Bu yazıda da, yeni başlayanlar için Gaiman'a hoş bir giriş olabilecek birkaç kitabının kısa tanıtımlarını bulacaksınız. Sadece yeni başlayanlar için, çünkü daha okumadığım çok kitabı var. Efsanevi çizgiroman serisi Sandman'i bile bilmeyen biri olarak bu konuda gayet ezik bir durumda olduğumu saklamayacağım :) Umut'taki ciltlerden Türkçesini okumayı denedim ama şaka gibi çevirisi ve bir ilkokul öğrencisinden bile beklenmeyecek cümle düşüklükleri ile yazım yanlışları nedeniyle hiçbir şey anlamadığımı fark edince pes edip bıraktım. Ama bir gün orijinalini bulacağıma dair inancım ve umudum tam.

Kimdir bu adam derseniz şu linkten ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Ayrıca web sitesi, blogu ve twitter'ı da var.

Mezarlık Kitabı (The Graveyard Book)
Jack denen adam, bir gece sıradan görünen bir eve girer ve anneyi, babayı ve büyük çocuğu, belirsiz bir nedenden hunharca katleder. Sıra ailenin küçük çocuğuna, o sırada henüz bir bebek olan oğlana geldiğinde, bebeğin emekleyerek evden çıkıp gitmiş olduğunu görür ve peşine düşer. Okuyucu da bu noktada, bu bebeğin Jack denen adam için daha bir önemli olduğunu, hatta sanki her şeyin, asıl onun ölmesi için düzenlenmiş olduğunu anlar. Küçük oğlan evlerinin yakınında bulunan, doğal koruma alanı haline getirilmiş eski mezarlığa sığınır, onun peşindeki belayı gören mezarlık sakinleri (yani ölüler) de, biraz da kır atlı hanımın (ölüm meleği olur kendisi) yönlendirmesiyle onu açık kollarla karşılarlar. Küçük kahramanımızı birkaç yüzyıl önce ölmüş olan Bay ve Bayan Owens evlat edinir ve ona Nobody -Bod- Owens ismini verirler. Yüce Koruyucular'ın bir üyesi, ne canlıların, ne de ölülerin dünyasına ait olan gizemli Silas da, Bod'un koruyucusu olarak atanır. Kahramanımızın mezarlıktaki yaşamı böylece başlamış olur.

9 Mart 2011 Çarşamba

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları

Harry, Ron ve Hermione'nin Voldemort'un ruhunu parçalara bölerek içlerine yerleştirdiği hortkulukları bulup yok ederek yenmeye çalıştıkları bu son kitapta üçlümüz, sürekli enselerinde hissettikleri Voldemort'tan, Ölüm Yiyenlerden, Kapkaçırcılardan ve Bakanlık'tan da kaçmak zorundalar.

Voldemort'un müritleri Ruh Emicilerin kontrolünde olan Azkaban'dan salınmış ve Ruh Emicilerle birlikte Voldemort'un saflarına katılmış durumda. Artık Ölüm Yiyenler tarafından yönetilen Sihir Bakanlığı, Muggle doğumlu büyücülere karşı Nazi Almanya'sını hatırlatan bir kampanya başlatmış, etrafa "Bulanıklar ve Huzurlu Bir Safkan Toplum İçin Oluşturukları Tehlikeler" gibi başlıklara sahip kitapçıklar dağıtmakta, Harry de "Bir Numaralı Sakıncalı" ilan edilmiş ve başına 2 bin galleon ödül konmuş. Önceki kitapların tümünden daha karanlık bir atmosfere sahip Ölüm Yadigarları, üstelik sadece Voldemort ve yeni faşizan düzeni nedeniyle de değil: Üçlümüz Hogwarts'a dönmediği için. Şimdiye dek bütün kitaplar Harry ve arkadaşlarının Hogwarts'taki bir sömestrini anlatırken, Ölüm Yadigarları son bölümleri hariç Hogwarts dışında geçiyor; son sınıfı okumak için okula dönmüyor üçlümüz, yapmaları gereken çok daha önemli işleri var (ki zaten dönseler de hemen öldürülürler muhtemelen).

7 Mart 2011 Pazartesi

Harry Potter ve Melez Prens

Harry Potter yazıları -özellikle blogger'ın sansürlenmesi üzerine sitenin trafiğinin büyük kısmını yitirince- pek içimden gelmez oldu, ama yazı serisini öyle ya da böyle tamamlamadığım sürece iç huzuru bulamayacağım (!) da bir gerçek, bu yüzden son iki kitabı bu hafta yazayım bitsin diyorum. (Önceki yazılara göre biraz kısa ve baştan savma gelebilir, uyarmış olayım.)

Harry'nin Hogwarts'taki altıncı yılına odaklanan Melez Prens, bir önceki kitaba göre çok daha aydınlık bir atmosferde geçiyor. Bakanlık ve büyücü dünyası artık Voldy'nin döndüğünü -el mahkum- kabul ediyor, Bakanlık Zümrüdüanka'daki gibi Hogwarts'a müdahele edemiyor ve hiçkimse de Harry'e çatlak muamelesi yapmıyor. Tersine, hemen herkes onun seçilmiş kişi olduğuna inanıyor gibi. Tüm bunlar, Harry'nin etrafındaki herkese sürekli bağırıp çağırmasıyla kendini gösteren "ergenlik bunalımı"nın geçip gitmesiyle birleştiğinde, Melez Prens'teki Harry çok daha sevilesi bir karakter, kitap da çok daha aydınlık oluyor. Elbette Sirius'un ölümü Harry'i çok sarsmış, ama biraz büyümesine de neden olmuş sanki.

Quidditch takım kaptanı olan, Voldemort'tan defalarca kaçmasına artık herkesin inanması sonucu etrafında kendisine hayran bir sürü kız bulan, üstelik bu sömestr Dumby ile birlikte Voldy'nin geçmişine doğru özel yolculuklara çıkacak olmanın heyecanıyla yerinde duramayan Harry'yi, belki Snape'in Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinin hocalığına getirilmiş olması biraz etkiliyor, biraz da Malfoy'un feci derecede kuşku uyandırıcı davranışları. Şimdi hapiste olan Lucius Malfoy'un Ölüm Yiyen'lerin çemberindeki eski yerini -reşit bile olmayan- oğlunun aldığına inanan Harry, Hermione ve Ron'un onu aksine ikna etme yönündeki çabalarına rağmen kafasını Malfoy'un ne yaptığıyla ve Çapulcu haritasında görünmediği zamanlar nereye gittiğiyle bozuyor.

3 Şubat 2011 Perşembe

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı

Harry Potter Dursley'lerde uzun, sıcak ve sıkıcı bir yaz geçirmektedir. Onu farklı kılan tek şey, Ron ve Hermione'nin mektuplarının Voldemort'un dönüşüne dair doğru dürüst bilgi içermemesinin ve her yerini saran dışarıda bırakılmışlık hissinin merkezde olduğu öfke ve depresyonudur. (Harry ergenliğini, en çok bu kitapta yaşar.) Gelgelelim, iki tane Ruh Emici Muggle ve banliyö cenneti Little Whinging'in güneşli sokaklarında boy gösterip de kendisine ve kuzeni Dudley'e saldırdığında, öfkesini ve depresyonunu -el mahkum- bir kenara koyup, Ruh Emici'leri uzaklaştırmak için büyü yapar. Çok geçmeden, Bakanlık'tan, küçük yaşta büyü kullanımından dolayı bir disiplin duruşmasına çıkması gerektiğine dair bir baykuş alır; Hogwarts'tan atılıp atılmayacağı bu duruşmanın sonucunda belli olacaktır.

Paçayı zar zor kurtarıp okula dönen Harry, işleri bıraktığından çok farklı bulur: Hagrid belli ki devlerle ilgili olan görevinden hâlâ dönmemiştir ve kimse nerede olduğunu bilmemektedir; Dumbledore sanki Harry'yle yalnız kalmak istemiyor, mecburen karşılaştıklarında da gözlerine bakmayı reddediyor gibidir; yaz boyunca Bakanlık'ın ve kontrol ettiği büyücü basınının Voldy'nin dönüşünün yalan olduğu, Harry'yle Dumbledore'un da yalancı olduğu yönündeki yayınlarına boğulmuş olan öğrencilerin büyük kısmı Harry'ye inanmamakta ve ona düpedüz keçileri kaçırmış muamelesi yapmaktadır; Harry okul arazisinde Ron'la Hermione'nin göremediği etsiz atlar görmektedir ve bütün bunlar yetmezmiş gibi, yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmenleri, Bakanlık'ın Dumbledore yönetimi altındaki Hogwarts'a müdahele etme çabasının bir sonucu olarak Yüksek Müfettiş ünvanını da taşıyan, Harry'ye kendi kanıyla ödevler yazdıran, o kanayan ellerden de Quidditch ve Sirius'la haberleşme imkanı gibi Harry'nin Hogwarts'ta en sevdiği şeyleri alan, dehşet verici bir kadındır. Bu yıl Harry için pek kolay geçmeyecek gibidir.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Harry Potter ve Ateş Kadehi

Yaz tatilinin ortalarında, tatilin geri kalanını Weasley'lerle geçirme şansı geçer Harry'nin eline. Üstelik Ron'un babası Arthur Weasley, Bakanlık'taki bağlantıları sayesinde, Quidditch Dünya Kupası'nın finali için sürüyle bilet bulmuştur, hem de locadan. Harry şansına inanamaz; hem Dursley'lerden her zamankinden birkaç hafta daha erken kurtulacak ve Hogwarts'a dönmeden önceki günlerini kendini evinde hissettiği, sımsıcak Kovuk'ta arkadaşlarıyla geçirecek, hem de hayatında görmediği kadar çok büyücüyü birarada görecek ve deli gibi sevdiği bir sporun profesyonel biçimde oynandığını izleyerek ömrü boyunca hayalini kurmaya dahi cesaret edemediği bir etkinliğe tanık olacaktır. Ancak elbette işler bu kadar pürüzsüz gitmez. Final maçının oynanıp bittiği gece, bizimkiler çadırlarındayken, kendilerine Ölüm Yiyen diyen bir grup yani Voldemort'un eski müritleri toplanıp küçük bir gösteri yapar, sadece kamp bekçisi Muggle ve karısına değil, diğer büyücülere de terör estirirler. İşler, içlerinden biri gökyüzüne Karanlık İşaret'i gönderince daha da karışır.

Harry, Ron ve Hermione birkaç hafta sonra Hogwarts'a döndüklerinde, bu sömestr okulun Üçbüyücü Turnuvası'na ev sahipliği yapacağını öğrenirler. Bu, büyü dünyasının içinde büyümüş öğrenciler için çok büyük bir haberdir, çünkü pek meşhur olan Üçbüyücü Turnuvası uzun yıllar boyunca her sene yapılarak bir geleneğe dönüşmüş, fakat katılan öğrencilerin kazara ölümleri iyice artınca, süresiz olarak durdurulmuştur. Üç okul arasında düzenlenen, her okuldan birer öğrencinin katıldığı ve bu öğrencilerin tüm sömestre yayılan çok tehlikeli ve zor görevleri atlatmaya çalıştığı turnuva, galibine ömür boyu sürecek bir ün ve bin galleon'luk altın ödül kazandırmaktadır. Şimdi, Bakanlık'ın aldığı yeni önlemler ve yeni getirilen yaş sınırlamasının ışığında kimsenin ölmeyeceğinden hemen hemen emin olan Üçbüyücü komitesi, yeni bir Üçbüyücü Turnuvası düzenlenmekte, bunu da Hogwarts'ta yapmaktadır. Üç okulun birer şampiyonla katılacağı turnuvada yarışacak okullar elbette Hogwarts, nerede olduğunu düşmanları ele geçiremesin diye saklayan, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'dan çok Karanlık Sanatlar'ın bizzat kendisini öğrettiği rivayet edilen ve Bulgarca konuşan öğrencileri nedeniyle Bulgaristan civarında (!) olduğu tahmin edilen Durmstrang, ve boyu posu Hagrid'le yarışır bir kadın müdüre sahip, Fransa'da konumlanmış pek zarif bir büyücülük okul olan Beauxbatons'dur.

3 Ocak 2011 Pazartesi

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı

Tüm dünyada satış rekorlarını altüst ederek bir fenomene dönüşen, sadece çocukları değil, yetişkinleri de avcunun içine alan Harry Potter serisinin gizemi, eğer zahmet edip okursanız çözülecek: Nefis kitaplar bunlar. Üstelik Rowling de çok iyi yazıyor. Konu, kurgu, yazım dili, öykücülük, her şey son derece sağlam bu seride. Ait olduğu türün ve hitap ettiği yaş kitlelerinin çoktan ötesine geçen seri devam ederken biz Harry Potter'cılar, bir klasiğin doğuşuna tanık olduk. Bu seriyi ilgilenmediğiniz ya da küçümsediğiniz ya da başka bir şey için bugüne dek okumayan siz Harry Potter'cı olmayanlar ise, çok şey kaçırdınız. Hiçbir şey için geç değil. Okuyun.

Kitap serisini baştan okuma, filmleri yeniden izleme ve bunları bloga yazma projem devam ediyor. İlk üç kitap içinde favorim olan ve ilk kez bu kadar karanlık, zekice ve karmaşık bir olay örgüsüne sahip üçüncü kitapta sıra: Azkaban Tutsağı.

Harry'nin Hogwarts'taki üçüncü yılı, bir hayli olaylı başlar. Yaz tatilinde tek istediği ödevlerini yapabilmek -ki bunu geceleri gizli gizli, battaniyesinin altında bir el feneriyle yapmak zorunda bırakılır zavallım- ve İngiltere'nin baştan aşağı büyücülerle dolu tek köyü olan Hogsmeade'e yapılacak okul gezilerine katılabilmesi için gerekli imzayı eniştesinden koparabilmek olan Harry, üstüste gelişen şanssızlıklar silsilesi sonucu halasını içi gaz dolu bir balonmuşçasına şişirmiş bulur kendini. Önceki yıl Dudley'lerin evinde küçük bir büyü yapan ev cini Dobby nedeniyle uyarı alan Harry, halasını şişirmek gibi çok daha büyük ve tatsız -üstelik bu sefer, gerçekten de kendisinin gerçekleştirdiği- bir büyü sonucu okuldan atılacağına emindir. Büyücülük hapishanesi olan Azkaban'a atılacağından bile kaygılanmaktadır. Ama yapacağı bir şey yoktur, o evde daha fazla kalamayacağı kesindir. Eşyalarını toplar; Hogwarts kitaplarını ve araç gereçlerini sandığına doldurup Hedwig'in kafesini alır ve hışımla terk eder evi (halası hâlâ şiştikçe şişer ve yükseldikçe yükselirken).

15 Aralık 2010 Çarşamba

Harry Potter ve Sırlar Odası

Sırlar Odası, Felsefe Taşı'nın bıraktığı yerden sadece birkaç hafta sonra başlıyor. İlk kitabın sonunda Harry Potter, Hogwarts'taki ilk yılını sağ salim atlatmayı ve Voldermort'un dönüşünü engellemeyi başarmıştı. Şimdi Dursley'lerin yanında uzun, çok uzun, ona sonsuzluk gibi gelen bir yaz geçirmekte, okulun başlamasına kalan günleri saymaktadır. Dursley'lerden kimsenin hatırlamadığı doğumgününde (hatırlasalar da kulak temizleme çubuğu filan hediye ederlerdi herhalde), Dobby isimli bir ev cini konuk olur odasına. Dobby çok tatlı, Harry'ye büyük saygı duyuyor ve sağlığıyla son derece ilgileniyor gibi görünen bir yaratıktır ve kararlıdır: Harry Potter, Hogwarts'a dönmemelidir! Ona bir komplo kurulmaktadır, Potter Hogwarts'a döneceğine yaralansa daha iyidir çünkü okula giderse kesin ölecektir. Harry elbette bunu kabul etmez, Dobby de kendi sihrini kullanarak, Harry'nin başının Dursley'lerle derde girmesine neden olur. Vernon Enişte Harry'i odasına kitler, işi pencerelere demir parmaklık taktırmaya kadar vardırır, ama Harry umutsuzluğa düşmeye zaman bulamadan Ron Weasley, pek bir muzip ağabeyleri Fred ve George ile birlikte uçan bir arabayla onu kurtarmaya gelir. Harry Hogwarts'a dönmeden ve yine bol olaylı bir sömestre başlamadan, yazın kalanını Ron'ların büyü dolu evinde, Kovuk'ta geçirecektir. Ron ve Hermione'yle Hogwarts'ta geçecek günler de çok eğlenceli olacaktır kuşkusuz, ama dönemin başlamasından kısa süre sonra müthiş bir karanlık yayılır okula, ardı ardına Muggle-doğumlu öğrencilere saldırılar gerçekleşmeye başlar. Harry'nin okuldaki ikinci yılında hüküm sürecek olan gizem, kimsenin tam olarak ne olduğunu bilmediği, yüzyıllar kadar eski bir söylenceyle ilgilidir: Sırlar Odası.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Harry Potter ve Felsefe Taşı

Harry Potter'ın son filmi gösterime girmek üzereyken her yerde reklamlarını gördüğümüz dönemde, seriyi ne kadar özlediğimi fark ettim -yani tam yapımcıların hedef aldığı tip 'fan' grubuna dahilim sanırım- ve kitapları baştan okumaya karar verdim. Son kitabın çıkmasını beklerken dönüp de öncekileri okuduğum çok oluyordu eskiden, ama seri tamamlandıktan sonra bir köşeye atıp unuttum gitti kitapları, özellikle son kitapları tekrar okumayı çok istiyorum. Madem en baştan başlıyorum, her kitap bittikten sonra filmini izleyeyim, böylece bilgiler aklımda tazeyken çok daha mantıklı bir çerçevede değerlendirebilirim filmleri dedim -hem üçüncü ve yedinci filmler hariç hiçbir HP filminden haz etmediğim için, bir kez izleyip unutmayı seçmiştim çoğunu. Biraz daha zorlayıp oyunlarını da oynasam mı diye düşünmemiş değilim, ama ikinci ve üçüncü oyunları daha birkaç ay önce bir başka HP özlemi çılgınlığı döneminde (!) oynayıp bitirmiş olduğum için, bu eski oyunlara en baştan girişmeyi göze alamadım, hem abartmamak lazım. Okumuşken burada da -kısa da olsa- kitaplara ve filmlere dair bir şeyler yazayım diyorum. Bu yazı dizisi neye hizmet eder, kitapları okuyanın mı yoksa okumayanın mı ilgisini çeker, gerçekten gerekli midir bilemiyorum, sonuçta dünyada çoktan fenomen olmuş bir seri bu ve artık -en azından benim üzerine yazacağım kitaplarla filmler- güncel de sayılmaz. Üstelik ne kadar zamanda tamamlarım bilmiyorum, 350'şer sayfalık ilk iki kitabı saymazsak, diğer tüm kitapların kalınlığı 500-1100 sayfa arasında değişiyor, ben de büyü dünyasında yitip gitmemek için her iki HP kitabının arasında seriyle alakasız başka bir kitap okumayı planladım, artık ne kadar uyabilirim o plana bilemiyorum, ama her halükarda bu yazı dizisi en azından birkaç ay sürecek gibi görünüyor. Pek gerekli olmasa da arşiv niteliğinde işe yarayacağına, Harry Potter'ın da bunu kesinlikle hak ettiğine karar verdim en sonunda.

15 Kasım 2009 Pazar

Çocukluğun Unutulmaz Kitapları

Herhangi bir çocukluğun değil, benim çocukluğumun tabii ki. Başlıklarda iyelik eki kullanmayı beceremiyorum, eğer bu başlık doğru atılmış olsa liste çok daha nesnel ve güncel olurdu, Harry Potter gibi seriler de listeye girerdi örneğin. Aşağıdaki kitaplar zamanında tekrar tekrar okumuş, neredeyse ezberlemiş olduklarım. Hatta hiç mi hiç utanmadan itiraf ederim ki, bir kısmını hâlâ okuyorum zaman zaman.

1- Pıtırcık Serisi (Sempe-Goscinny)

Bu seri 8 kitaptan oluşuyordu. birkaç yıl önce şimdiye dek yayınlanmamış olan hikayeler de "Pıtırcık Bilinmeyen Öyküler" adıyla iki kitapta toplandı, elbette tarafımdan hemen satın alınıp yalanıp yutuldu. Anladım ki ben Pıtırcık için biraz fazla büyümüşüm, 10 yaşını aşmış çocukların/büyüklerin okuması çok da bir anlam ifade etmeyen bir dizi bu. Yine de -aldığım nostaljik tatlardan sanırım- yeniden Pıtırcık'ın serüvenlerine dalmak çok keyifliydi. Serinin çevirisini de çok beğenirdim zamanında (o yaşta ne anlıyorsam?) örneğin Pıtırcık'ın "Ne yani, yalan mı, iyi valla"sını bugün bile hatırlıyorum :) Arkadaşlarının isimlerini de hâlâ hatırlıyorum, Vivet Kanetti'nin çevirisi sağolsun: Lüplüp, Toraman, Tıngır, Sırım, Gümüş, Dırdır ve Çarpım.

2- Küçük Vampir Serisi (Angela Sommer-Bodenburg)

Küçük Vampir de bir seriydi, şu an link vermek için araştırdığımda fark ettim ki 20. kitaba kadar gelmiş, oysa ben sadece 18'ini biliyorum. Aslında kitap hiç de vampir olmayan, 9 yaşında Anton isimli bir çocuğun çevresinde dönüyordu; bu çocuk vampirlerle ilgili kitapları ve filmleri çok seven, iç dünyası zengin bir çocuk. Bir akşam annesi ve babası evde olmadığında odasına açık pencereden çocuk (aslında çocuk değil tabii, yaklaşık 100 yaşında, ama çocukken öldüğü için bedeni çocuk kalmış) bir vampir giriyor. Ve... bildiniz, arkadaş oluyorlar. Kitaba adını veren küçük vampir bu işte; Rüdiger. Bir de Anna isimli kızkardeşi var ki o da Anton'un love interesti oluyor dizi boyunca. Ben de çocukken kafayı vampirlere bozmuş olduğum için (ve o zamanlar vampirlerle ilgili bu kadar çok materyal bulunmadığı için) bu seriye hazine muamelesi yapardım.