Korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2015 Pazartesi

Kitap Günlüğü (Kısa Kısa #14)


Güngezgini, 256 sayfalık bir çizgi roman, bizde Çizgi Düşler'den çıkmış. Brezilyalı iki erkek kardeş yazar ve çizerleri. Kahramanımız Bras de Olivias Dominguez, ilk bölümde 32 yaşında, asıl tutkusu yazmak, ama henüz başarıyı yakalamamış, ünlü bir yazar olan babasının gölgesi altında eziliyor, para kazanmak için de bir gazetenin ölüm ilanlarını kaleme alıyor. Her bölüm, Bras'ın hayatından önemli bir günü anlatıyor ve her bölüm Bras'ın ölümüyle bitiyor. Bir sonraki bölümde bir bakıyoruz, on yıl geçmiş, Bras hayatta ve yaşamının başka bir kilit anında. Sonraki bölümde de çocukluğuna dönüyoruz mesela -zaman çizgisi düz şekilde ilerlemiyor. Ölümün hikayenin bu kadar merkezinde olması, hayatın da merkezinde olduğu için, belki onu kabullenmek yerine tüm hayatlarımızı yokmuş gibi davranarak geçirmeye çalıştığımız için. Güngezgini öyle aklımızı başımızdan alacak hikayeler anlatmıyor, ama hayatın çok içinden, çok gerçek öyküler anlatıyor, üstelik çizimler de harikulade.

12 Ağustos 2014 Salı

Oculus

Yönetmen: Mike Flanagan
Yazar: Mike Flanagan & Jeff Howard
Oyuncular: Karen Gillan, Brenton Thwaites ve Katee Sackhoff
Tür: Korku
Yapım yılı: 2013
Süre: 104 dk.
Ülke: ABD
IMDb puanı: 6.6/10
Umut'un puanı: 8/10
Çavlan'ın puanı: 8/10


Dostane uyarı: Uzun süredir yazmayan yazarın açılma sürecini atlayıp direkt filme dair yazılanları okumak için alt başlığa kadar olan kısmı geçmek isteyebilirsiniz.

Korku filmleri. Asla herkesi aynı anda mutlu edemeyecek olan sinemanın o kadersiz alt kümesi.

Gerçi aynı şey her tür için söylenebilir, ama diğerlerinde nedense beklentileri karşılamak daha kolay olsa gerek gibi gelmiştir bana hep. Aksiyon, drama, komedi veya aşk filmlerine giderken az çok beklentiniz bellidir ve herkesin beğendiği bir filmi sevmeseniz bile, beğenmediğiniz şeyleri kendinizce açıklamak nispeten kolaydır. Belki karakterleri sevmemişsinizdir, belki senaryodaki mantık hataları sizi rahatsız etmiştir, belki türün tanımında yer alan ve vaadedilen şey her neyse ondan yeterince bulamamışsınız filmde.

25 Ekim 2011 Salı

Interview with the Vampire

Yönetmen: Neil Jordan
Yazar: Anne Rice (senaryo ve roman)
Oyuncular: Brad Pitt, Tom Cruise, Kirsten Dunst, Antonio Banderas, Stephen Rea, Christian Slater
Tür: Dram|Fantastik
Yapım yılı: 1994
Süre: 123 dk.
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
IMDb puanı: 7.5/10
Çavlan'ın puanı: 8/10
Umut'un puanı: 9/10

İnsanların hikayelerini kayda alan, şansı açık olduğunda bir gecede 3-4 kişiyle röportaj yaptığını söyleyen genç bir gazeteci, vampir olduğunu iddia eden ve hikayesini anlatmak isteyen gizemli görünümlü bir adamla tanışır ve onu boş, sıradan bir odaya kadar takip eder. Başlarda adamın gerçeklik algısında bir sorun olduğuna ve gerçek dünyada vampir diye bir şeyin olmadığına emindir, ama adının Louis olduğu anlaşılan bu adam 200 yıl önce, 1700'lerin sonlarında başlayan vampir olma/karanlığa doğma hikayesinin derinlerine indikçe inandığı her şey tepetaklak olacaktır.

Interview with the Vampire'ın yönetmen koltuğunda, The Crying Game'le büyük çıkış yapan İrlandalı yönetmen Neil Jordan oturuyor. Genelde hiç haz etmediğim bir aktör olan Tom Cruise, Lestat rolünde tam anlamıyla döktürüyor. Brad Pitt, Christian Slater ve İspanyol aksanı yer yer fazla ağır, ağdalı ve anlaşılmaz kaçsa da Antonio Banderas da çok iyi, ama bana kalırsa film çekildiği sırada 11 yaşında olan Kirsten Dunst nasıl olduğunu cidden bilmediğim bir şekilde "küçük bir çocuğun bedenine sıkışmış yaşlı kadın"ı seyircinin iliklerine kadar hissettirerek resmen sahne çalıyor diğer aktörlerden.

11 Kasım 2010 Perşembe

Devasa Film Listesi

Serablog'da görüp bayıldığım bir liste/anket bu. Aslında Tumblr'ın 30-day-challenge'larından biri; buna katılan Tumblr'cılar her gün bir soruyu yanıtlıyorlarmış bloglarında. Ben bir ay boyunca böyle bir şeyi yapacak sabırda olmadığımdan ve spam yapmak istemediğimden, Sera gibi tek bir listeye dönüştürüyorum bu 30-gün zımbırtısını. Sinema blogu olanlara öneririm, tüm o filmleri anımsamaya çalışmak çok zor olsa da çok eğlenceli. Blogunuz yoksa ya da bu kadar çok soruyla uğraşamam diyorsanız da, birkaç soru seçip bu yazıya yorum olarak bırakırsanız liste ankete dönüşür, hoş olur.



Geçen yıl gördüğünüz en iyi film:
Geçtiğimiz yıl yani 2009 yapımı filmler arasında en çok El Secreto De Sus Ojos (The Secret in Their Eyes) ve Inglourious Basterds'ı beğendim, seçim yapamıyorum, ikisi de şahaneydi. 2010 yapımı olan ve görmediğim çok film var, daha yıl bile bitmedi ama çok büyük olasılıkla Inception, 2010'un en iyi filmi olarak kalacak benim için.

29 Ekim 2010 Cuma

Child's Play


Küçükken televizyonda izlediğim bir korku/bilimkurgu filminden çok etkilenmiştim. Bir gece sabaha karşı evlerine hapsolduklarını, kapılarla pencelerin etrafına tuhaf, metal bir duvarın inmiş olduğunu, üstelik evdeki sıcaklığın da gitgide yükselmekte olduğunu fark eden bir ailenin o gecesini anlatan ve neredeyse tamamı anne, baba ve çocuk olmak üzere üç karakterle geçen, sonu acayip çarpıcı bir filmdi. Filmin adını, sanını, hiçbir şeyini bilmiyordum ama her nedense aklımdan çıkmadı, özellikle sonu. Büyürken bir sürü kişiye filmi anlatıp haberlerinin olup olmadığını sorduğumu hatırlıyorum -kimsenin yoktu. Birkaç gün önce bu konuyu bana çağrıştıran bir başka film izleyince yine aklıma geldi. Pek de bir umudum olmadan Google'a konuya dair aklımda kalan birkaç anahtar sözcüğü yazınca, filmle ilgili her şey önüme serildi. İnanılmaz ama, benim gibi çocukken bunu izleyip unutamayan, etrafındakilere sorup duran ve yakın zamanda tekrar bulan bir sürü kişi varmış. Okuduğum yorumlar hep "küçükken izlemiştim de aklımdan çıkaramamıştım, ne kadar mutluyum şimdi ne olduğunu bulduğuma" minvalinde minnet dolu yorumlar :) Aslında bir film değilmiş bu; Hammer House of Mystery and Suspense isimli İngiliz dizisinin 1986 yılında çekilmiş olan Child's Play adlı bölümüymüş. Ama dizinin her bölümü birbirinden bağımsız olduğuna ve ayrı karakterlerlerle ayrı olaylardan oluştuğuna, bu bölümün süresi de kısa bir filmin uzunluğuna yakın olduğuna göre, Child's Play'den film diye bahsedebilirim sanırım.


25 Ağustos 2010 Çarşamba

24 Ağustos 2010 Salı

23 Ağustos 2010 Pazartesi

13 Ağustos 2010 Cuma

Korkunç Filmler Festivali

Gerçek bir festival sayılmayabilir tabii, blog yazarlarınız olarak daha önce izlemediğimiz korku filmlerinden bir seçki yapıp bir hafta boyunca geceleri bunları izledik, onun da adı festival oldu :) İki şart vardı başlamadan; film 2000'lerde çekilmiş olacak, bir de IMDb puanı 6'dan düşük olmayacak. Bu puanlar çok da bir şey ifade etmemeli aslında, ama 10 üzerinden 6'yı bile geçemiyorsa gerçekten de iyi bir film çıkmıyor o (Boxing Helena istisna olmak üzere). Sonuç olarak keyifli bir "festival" oldu, şu an bayağı uzun bir süre korku filmi izlemeyecek kadar yorgun hissetsem de kendimi, bu kadar kısa sürede bu kadar çok korku filmi izleyip de burada onlardan kısacık da olsa bahsetmemek olmaz diye düşündüm. Film adlarındaki kırmızılar bu yazının hatrına, kan göndermeli :) İsimlere tıklayınca imdb sayfalarına gidiyorsunuz. Resim altı yazıları da sırasıyla filmin yapım yılı, ülkesi, yönetmeni ve benim gayet keyfî olarak 5 üzerinden verdiğim puanından oluşuyor.

Ginger Snaps

(2000, Kanada, John Fawcett, 4/5)

14 Temmuz 2010 Çarşamba

The Crazies

Yönetmen: Breck Eisner
Yazar: Scott Kosar ve Ray Wright (senaryo), George A. Romero (1973'teki ilk çevrimin senaryosu)
Oyuncular: Timothy Olyphant, Radha Mitchell, Joe Anderson
Tür: Korku|Gizem|Gerilim
Yapım yılı: 2010
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
IMDB puanı: 6.8/10
Çavlan'ın puanı: 7.5/10
Umut'un puanı: 7.5/10

Film, Iowa'nın sessiz sakin kasabalarından birinde geçiyor. Huzurlu, tipik bir Amerikan kasabası gibi görünen Ogden Marsh'ta filmin başlamasıyla garip şeyler olmaya başlıyor. Sakinlerden biri, lisenin stadyumuna elinde bir tüfekle giriveriyor, oynanmakta olan beyzbol maçı kesiliyor, o sırada orada bulunan kasaba şerifi David Dutton (Timothy Olyphant) tüfekli adamı mantığa davet ediyor, fakat tüfekli elindekini şerife doğrultunca, şerif silahının tetiğini çekiyor. Adamı öldürmüş bulunan David vicdan azabıyla kıvranırken [bu arada kendisi kasabanın doktoru Judy (Radha Mitchell) ile evli, kadın hamile, bu olaya kadar çok mutlu parlak bir çiftler falan], kasabanın diğer sakinleri de bir tuhaf davranmaya başlıyor. Anlaşılıyor ki hükümetin çuvallamasından oluyor bunlar; biyolojik silah taşıyan uçakları düşünce içindeki virüs kasabanın suyuna yayılıyor, insanlar da birer birer enfekte olmaya ve birilerini vurmaya, bir yerleri yakmaya falan başlıyorlar. Hükümet işe el atıp felaketi frenlemek için bir operasyona, bir nevi "hayata dönüş operasyonu"na girişiyor (ki bunun ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz).

Bu arada parlak çiftimiz ve birinin yardımcısı, diğerinin de asistanı, hem enfekte olmuş kasaba halkından, hem de ölüm makinesi askerlerden kaçmaya çalışıyor. Falan filan. Hikaye tipik biyolojik-silah-insanları-zombiye-dönüştürdü hikayesi, pek orijinal sayılamaz. Zaten bu Romero'nun 70'li yıllarda aynı adla çektiği filmin yeniden çevrimiymiş -herhalde o zamanlar orijinaldi bu konu-. Ben ilk filmi izlemedim, o yüzden karşılaştırmasını yapamam. Ama The Crazies'in, basmakalıp konusuna (ve tekniklerine) rağmen, çok etkileyici bir korku/gerilim olduğunu söyleyebilirim. Bu türün kötü örnekleriyle o kadar sık karşılaşıyorum ki, beni yerimden hoplatırken görsel bir zevk yaşatabilen, beynimi az da olsa çalıştırabilen, iyi oyunculuklarla dolu korku filmlerine rastladığımda pek bir mutlu oluyorum.

9 Haziran 2010 Çarşamba

Frozen

Yönetmen: Adam Green
Yazar: Adam Green
Oyuncular: Emma Bell, Shawn Ashmore, Kevin Zegers
Tür: Korku|Gerilim
Yapım yılı: 2010
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
Süre: 94 dk.
IMDB puanı: 7/10
Çavlan'ın puanı: 6.5/10
Umut'un puanı: 3/5

Open Water tarzı filmleri seviyorum ben, hani bir grup insanın denizin ortasında ya da dağın tepesinde ya da dönmedolapta ya da teleferikte ya da mağarada mahsur kaldığı, birbirlerine düştükleri, hayatta kalabilmek için bir sürü yolu denedikleri, bu arada başlarına çok çok kötü şeylerin geldiği, sonunda büyük ihtimalle hepsinin teker teker (ve iğrenç yollarla) öldüğü, her saniyesi izleyiciyi gerim gerim geren, diken üstünde tutan filmleri. Böyle yazınca çok sağlıklı gelmiyor olabilir kulağa (!), ama insan arada bir sinemada gerilip, koltuğunda zıp zıp zıplamak da istiyor, bu son derece sağlıklı bir gereksinim bence :) Frozen'a tam bu beklentilerle gittim, gayet de memnun kaldım. Yani not olarak 6.5 vermiş olsam da ve çok iyi bir film olmasa da, bu tarz bir filmden beklentilerinizi fazlasıyla karşılıyor Frozen -çünkü bolca gerilip tırnaklarınızı yemekten ibaret olmalı o beklentiler.

Haftasonu kayak yapmaya (ya da snowboard yapmaya, ikisinin arasındaki farkı hiç anlamadım) giden üç gencimiz var, bunlardan biri kız, ikisi oğlan. Kız olan, oğlanlardan birinin sevgilisi, sevgilisiz oğlan da diğer oğlanın en iyi arkadaşı. Filmin ilk 10-15 dakikası karakterlerin tanıtılması ve haftasonlarından kesitlerle geçiyor, bu her ne kadar gerekli olsa da, biraz sıkılabilirsiniz. Diğer oğlan (yalnız olan) kızdan hoşlanmayıp laf sokup duruyor, çünkü arkadaşını kıskanıyor, eskisi gibi erkek erkeğe vakit geçirmediklerini düşünüyor, falan filan. Bolca kayıp ediyorlar ama kız acemi olduğu için oğlanlar diledikleri gibi kayamıyor, o yüzden karanlık çöktükten sonra bile dönmek istemiyor, tepeye telesiyej denilen tırstırıcı aletle çıkıp çıkıp iniyorlar. Son çıkışlarında, artık kayak merkezinde de neredeyse kimse kalmamışken, üstüste yaşanan aksilikler sonucu (telesiyeji kontrol eden adamı patronun çağırması, onun yerine bakmaya gelen adamın da çişi geldiği için dikkatsizlikle bizimkileri başka kayakçılar zannedip telesiyeji durdurması, merkezi kapatıp gitmesi) gençlerimiz teleferik benzeri korkunç zımbırtıda mahsur kalıyorlar. Ki gündüz vakti gayet kalabalık bir ortamda bile binmeye korkabileceğiniz bir araç bu; üstü müstü yanları her yeri açık, bacaklarınız öylece sallanıyor, sadece lunaparklarda trenlerde olan güvenlik bantı gibi bir çubuk var sizi tutan.

28 Nisan 2010 Çarşamba

[Rec] 2

Yönetmen: Jaume Balagueró, Paco Plaza
Yazar: Jaume Balagueró, Paco Plaza, Manu Díez
Oyuncular: Jonathan Mellor, Manuela Velasco, Óscar Zafra
Tür: Korku
Yapım yılı: 2009
Süre: 85 dk.
Ülke: İspanya
Dil: İspanyolca
IMDB Puanı: 6.8/10
Umut'un Puanı: 5/10
Çavlan'ın Puanı: 6/10

Önceki yazılarımdan belli olduğu üzere, found footage türündeki filmleri seviyorum ben. Haliyle [Rec] 2’nin geldiğini duyduğumda izlemesem olmazdı (izledikten sonra yazmasam olur muydu bunu yazının sonunda değerlendirelim). Yazı spoiler içerebilir.

Devam filmi olmasına rağmen nedense [Rec] 2’den umutluydum, yapım ekibi aynıydı ve bu açıdan isimden para sağalım mantığıyla hakları satın alınmış ve konuyla alakasız isimlere teslim edilmiş Hollywood devam filmlerine benzemeyeceği kesindi. Nitekim [Rec] 2 yine de fena değil. İzleniyor bir şekilde.


Gel gör ki [Rec] 2, [Rec]’in başarılı olduğu birçok şeyi kılına dokunmadan aynen alırken (çoğu kişiden bu nedenle “bu film [Rec]’in aynısı olmuş yorumunu duyabilirsiniz), ilk filme dair en önemli şeyi (inandırıcılık) aktarabilmek konusunda yetersiz kalmış.

Konuya gelelim: İlk filmi izleyenlerin hatırlayacağı gibi, Barselona’da bir apartmanda çıkan bir virüs salgını dolayısıyla tüm bina karantina altına alınmıştır, bu virüs kuduz gibi kan ve salya aracılığıyla yayılmakta, bulaşan insanı kısa süre içinde agresif zombilere dönüştürmektedir. Tabii ki ilk filmde bizim deli gibi heyecanla izlediğimiz şeyde vurucu olan şey, sıradanlığı aşikar olan konu değil, yaratılan atmosferdi; her şey olması gerektiği gibi gerçekçi ve mantıklı ilerliyor, insan gerçekten bunun bir amatör kamerayla çekilmiş gerçek olaylar olduğuna inandırabiliyordu kendini.

15 Ocak 2010 Cuma

Pandorum

Yönetmen: Christian Alvart
Yazar: Travis Milloy
Oyuncular: Ben Foster, Dennis Quaid, Antje Traue
Tür: Bilim Kurgu|Korku|Gerilim
Yapım yılı: 2009
Ülke: ABD|Almanya
IMDB Puanı: 7/10
Çavlan'ın Puanı: 6.3/10
Umut'un Puanı: 6/10

Alien setinden fırlamış gibi duran bir uzay gemisindeki uyku tüplerinden iki adam çıkar. Nerede olduklarını, isimlerini, görevlerini, önceki yaşamlarını anımsamıyorlardır. Dakikalar geçtikçe gemideki görevlerini hatırlamaya başlarlar, fakat bu gemiye binmeden öncesine dair hiçbir anı yoktur belleklerinde.

Devasa büyüklükte bir gemidir bu, enerji kaynağındaki problemi gidermek sebebiyle adamlarımızdan biri (daha genç ve daha çirkin olanı) keşfe çıkar. Sonsuza uzayıp gidiyor gibi görünen koridorlarda başkalarıyla karşılaşır; bunlar kendisinden daha önce (belki günler, belki haftalar) önce uyanmış ve yeni duruma "uyum sağlamış" mürettebattır aslında, ilkel silahları vardır, kendisine saldırmaya hazırlardır, hepsinden önemlisi, belli ki çok korkuyorlardır. Kahramanımız çok geçmeden anlar ki, gemide yalnız değillerdir. Inınının!

Alien, Resident Evil, Event Horizon ve The Descent karması gibi Pandorum. Bunlardan başka benim izlemediğim -ya da hatırlamadığım- bilim kurgu/kıyamet filmlerinden izler taşıyor da olabilir elbet. Bu filmlere selam çakmaktan çok daha fazlasını yapıyor, basbayağı bir kolaj yapıyor bu filmlerden. Bir şeyleri hacıladığını söylemeye çalışmıyorum, gizlisi saklısı yok, gayet açık bir etkilenme taşıyor, pek çok klasik unsuru alıp gene de özgün bir sinematografi deneyimiymiş amaçlanan, ama bana çok fazla gelen bir "etkilenme" var, bunu kapamaya yetecek kadar orijinallik yok. Yaratık tasarımıysa bana Buffy'deki The Gentlemen ve Ubervamp'lerin ve Angel'daki Archduke Sebassis'in bir karışımı gibi göründü. Her nedense gözümün önüne bu üç yaratık geldi filmi izlerken, üçü yana kayıp birleşince de hop, Pandorum'un mutantları çıktı ortaya.

18 Aralık 2009 Cuma

Paranormal Activity

Yönetmen: Oren Peli
Yazar: Oren Peli
Oyuncular: Katie Featherstone, Micah Sloat
Tür: Korku|Gizem
Yapım yılı: 2007
Süre: 86 dk.
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
IMDB Puanı: 7/10
Umut'un Puanı: 7.1/10
Çavlan'ın Puanı: 6.7/10

Çavlan'a bu yazıyı yetiştireceğime dair söz verdiğim için sıkışmış durumdayım sevgili okuyucu, şu noktadan itibaren tam bir buçuk saatim var, Çavlan bakıyo köşeden. Gerçi sakin gibi, arada öpüp geliyorum, sesi çıkmıyor pek. Bu yazıyı yazmak istiyordum günlerdir ama ikide bir araya bir şeyler girdi, şimdi de sıkışmış durumdayım. Bu yüzden "Paranormal Activity"e yakışır şekilde düşük bütçeli bir yazı olacak.

Paranormal Activity, Found Footage türünde çekilmiş bir korku filmi. "Found Footage da ne ola ki?" diyenler buradaki yazımı okuyabilirler.

Konumuz şu: Ana karakterimiz olan hatun küçüklüğünden beri sıradışı olaylar yaşamakta ve garip bir varlık tarafından takip edildiğini hissetmektedir. Nereye taşınırsa taşınsın yaşadığı tuhaf olaylar kesilmeyince, yanına taşındığı sevgilisine, kendisine deli damgası vurulmasını göze alarak bu konuyu açar ve sevgilisi beklenenin aksine bu durumla pek ilgilenir; ilk iş olarak da genelde gece onlar uyurken vuku bulan bu olayları kaydedebilmek için kocaman (öyle hand-held falan değil) bir kamera alır. Gerek gündüz elinde kamerayı taşıyarak, gerek gece kamerayı odalarına yataklarının karşısına koyarak kızımızı seksten soğutur ("Issız Adam" ya da "Alper N'aapıyosun!" kompleksi).

11 Aralık 2009 Cuma

[Rec]

Yönetmen: Jaume Balagueró, Paco Plaza
Yazar: Jaume Balagueró, Luis Berdejo
Oyuncular: Manuela Velasco, Ferran Terraza, Pablo Rosso
Tür: Korku
Yapım yılı: 2007
Süre: 80 dk.
Ülke: İspanya
Dil: İspanyolca
IMDB Puanı: 7.7/10
Umut'un Puanı: 9.2/10
Çavlan'ın Puanı: 8.1/10

Sınıflandırmalardan pek hoşlanmam, zaten filmler söz konusu olduğunda onlardan pek anladığım da söylenemez ama bir noktada bazı şeyleri hızlı anlatabilmek için ne kadar gerekli olduklarını anlamak bugüne nasip oldu.

Filmdeki karakterlerin birinin kamerası tarafından bize aktarılan görüntülerden oluşan filmler Blair Witch Project'le birlikte popüler olduğundan beri (ki o kamera esprisi dışında beni çok etkilememiştir), bu tarzda yaratılmış her yeni filme "Blair Witch kopyası" diyerek dudak büken insanlar türedi bildiğiniz gibi. İstatistiki anlamda, bu kalıbı kullanan insanların çoğunun aynı zamanda hiçbir şeyden memnun olmalarının mümkün olmadığını anladığımdan dolayı, [Rec]'in tarzını tanımlarken "Blair Witch benzeri" falan gibi bir ifade yerine, aklı başında insanların çoktan bulmuş olduğunu tahmin ettiğim bir sınıflandırma adını benimsemeye ve kullanmaya karar verdim. Bu janra verilen en uygun ismi de yine Blair Witch'in wikipedia sayfasında buldum: Found Footage. (Linkten görüldüğü üzere, bundan sonra orijinallik üzerine ahkam kesecek olanların yeni çıkan benzer filmlere Blair Witch yerine Cannibal Holocaust taklidi demeleri daha uygun olur)

(Sınıflandırma meraklılarına not: Bu tarz filmlerin dahil edilebileceği Cinéma Vérité veya Docufiction gibi tanımlar da mevcut ama sinema bölümünde falan okumadığım için bunların farklarını, ne gibi sınırlarla ayrıldığını, neleri kapsadıklarını tam olarak bilmiyorum, ancak ilgilenenler linklere tıklayabilirler.)

29 Kasım 2009 Pazar

Drag Me to Hell

Yönetmen: Sam Raimi
Yazar: Sam Raimi & Ivan Raimi
Oyuncular: Alison Lohman, Justin Long, Lorna Raver
Tür: Korku|Gerilim|Komedi
Yapım yılı: 2009
Süre: 99 dk.
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
IMDB Puanı: 7.3/10
Çavlan'ın Puanı: 7/10
Umut'un Puanı: 7.8/10

Hikayemizin kahramanı bir bankada çalışan, yemeden içmeden hevesle terfi etmeyi bekleyen, pasta ve dondurmalardan uzak duran, şöyle asil bir aileden gelmediği ve ivy league mezunu olmadığı için biraz eziklik hisseden, bilmemne profesörü erkek arkadaşına layık olmaya çalışan (!), fazla takıntılı ve hırs küpü ama iyi yürekli bir hanım kız -ki Alison Lohman cuk oturmuş bu role. Bu kızımıza bir gün yaşlı bir çingene geliyor, evinin borçlarının vadesini uzatmasını rica ediyor -yalvarıyor hatta. Christine (kahramanımız) patronuna soruyor, ama patronu kızın inisiyatif kullanmasını bekliyor ve kararı ona bırakıyor, oysa gayet açık ki, Christine'in deli gibi istediği terfiyi alabilmesi için sert durup, çingeneyi reddetmesi gerek. Christine de bunu yapıyor. Ve çingene kızımızı lanetliyor. 3 gün boyunca Lamia (bildiğimiz Lamia!) isimli iblisin ruhu Christine'e işkence edecek, 3. günün sonunda da korkunç ve acılı bir şekilde onu öldürecek (ki ölmekle kalmayacak, ruhu sonsuza dek cehennemde alevler içinde yanacak!).

Konu böyle. Pek orijinal bir konu değil, kabul edelim. Hatta feci halde Stephen King'in 'Thinner'ını anımsattı bana. Üstelik de çok, çok abartılı işlenmiş bu konu. Yani, konuda bir numara yok, altmetin yok, filmden çıkarılacak tek mesaj "evinden atılmak üzere olan yaşlı kadınlar borçlarının ödeme süresini uzatmak istediğinde reddetmeyin". Ama... şaşırtıcı denilebilecek kadar eğlenceli ve de korkutucu (ikisi birden evet) bir film bu. Bir de sanırım ben beklentilerimi hep düşük tutuyorum korku filmi izlerken (çünkü çok boktan yapımlar çıkıyor son yıllarda), o yüzden çocuk gibi seviniyorum gerçekten beni korkutabilen bir filmle karşılaştığımda. Bu filmde de sayısız kez çığlık attım -ki bunların yarısına yakınında Umut da benim kadar bağırdı :)-, birkaç kez yüzümü buruşturup istemsizce "Iyyy" dedim, bolca da güldüm. E tamam, başka bir şey beklememiştim zaten. Sinemada gidip para vermeye değmeyebilir, ama evde ışıkları kapatıp sesi de sonuna kadar açıp DVD'den izlemeye değer, özellikle korku/komedi seviyorsanız.

20 Ekim 2009 Salı

En Korkunç 33 Korku Filmi

Son derece subjektif bir liste bu. Türle çok alakalı olmayan filmler olabilir aralarda (örneğin Låt den Rätte Komma In isimli İsveç filmi pek korku filmi sayılmaz, ama o kadar ürperticiydi ki, hem de o kadar leziz bir filmdi ki, eksik kalmasına gönlüm razı olmadı), en baba korku filmleri atlanmış da olabilir (1970 öncesi çekilmiş bir sürü kült film örneğin), ama izlediğimde beni pek bir korkutmuş ve etkilemiş filmler şunlar: