Young Adult etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Young Adult etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2015 Pazartesi

Kitap Günlüğü (Kısa Kısa #14)


Güngezgini, 256 sayfalık bir çizgi roman, bizde Çizgi Düşler'den çıkmış. Brezilyalı iki erkek kardeş yazar ve çizerleri. Kahramanımız Bras de Olivias Dominguez, ilk bölümde 32 yaşında, asıl tutkusu yazmak, ama henüz başarıyı yakalamamış, ünlü bir yazar olan babasının gölgesi altında eziliyor, para kazanmak için de bir gazetenin ölüm ilanlarını kaleme alıyor. Her bölüm, Bras'ın hayatından önemli bir günü anlatıyor ve her bölüm Bras'ın ölümüyle bitiyor. Bir sonraki bölümde bir bakıyoruz, on yıl geçmiş, Bras hayatta ve yaşamının başka bir kilit anında. Sonraki bölümde de çocukluğuna dönüyoruz mesela -zaman çizgisi düz şekilde ilerlemiyor. Ölümün hikayenin bu kadar merkezinde olması, hayatın da merkezinde olduğu için, belki onu kabullenmek yerine tüm hayatlarımızı yokmuş gibi davranarak geçirmeye çalıştığımız için. Güngezgini öyle aklımızı başımızdan alacak hikayeler anlatmıyor, ama hayatın çok içinden, çok gerçek öyküler anlatıyor, üstelik çizimler de harikulade.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Seraphina & Ritmatist

Üniversite yıllarından beri fantezi romanlarını okumayı bırakmıştım, nedenini ben de bilmiyorum. Yakın zamanda Çavlan’ın beni Buz ve Ateşin Şarkısı, Harry Potter ve Kralkatili Güncesi dünyalarına sokmasından sonra bu türü ne kadar özlediğimi farkettim.

İlk anlatacağım kitap olan Seraphina, ismini kitabın baş karakterinden alıyor: Kendisi müzik konusunda çok yetenekli olan, çalabildiği her enstrümanla dinleyeni duygu seline boğabilen ve bu genç yaşında (16) kraliyet müzisyeninin baş asistanı olabilmiş bir hanım kızımız, ki romanın geçtiği dünyada o yaşta böyle bir konumu elde etmek sık görülen bir şey değil.

Fakat Seraphina’nın omuzlarında ağırlığı taşıdığı bir sır, onu insanlara karşı temkinli yapmaya itmiş. Bu sırla ilgili olarak babasına zamanında verdiği sözden dolayı olabildiğince az dikkat çekmeye çalışıyor, içine ata ata patlama noktasına gelen duygularını açığa vurmaktan mümkün olduğunca kaçınıyor ve bu da bazen çevresinde soğuk biri olarak algılanmasına neden oluyor.

Gel gör ki, insanlar ve ejderhalar arasındaki barış antlaşmasının 40. yıl kutlamaları yaklaşmakta, kraliyet müzisyeni gut hastalığıyla mücadele ettiği için kutlamalar için yapılacak müzik ve gösteri düzenlemelerinin tüm yükü Seraphina’nın omuzlarına bindiği gibi, prens Rufus’un şüpheli bir şekilde ölmesiyle beraber etki alanı artan saray politikaları da onu saklandığı kabuktan dışarıya çıkmaya ve sırrıyla yüzleşmeye zorlamakta.

22 Ağustos 2013 Perşembe

Aynı Yıldızın Altında & Eğer Yaşarsam

Aynı Yıldızın Altında, 16 yaşındaki Hazel Grace Lancaster'ın bakış açısından kaleme alınmış. Hazel 4. evre tiroid kanseri. Teşhis edildiğinde kanser akciğerine metastaz yapmış bile, ama henüz deneme aşamasındaki mucizevi (cidden mucizevi, gerçek hayatta olmayan) bir ilaç sayesinde ciğerlerindeki tümörlerin büyümesi durdurulmuş. Durumu terminal, ama zamanı var ve her yere taşıdığı oksijen tüpü sayesinde günlük hayatını idame ettirebiliyor.

Hazel, zoraki katıldığı destek grubunun bir seansında, bir bacağını kemik kanserine kurban vermiş Augustus Waters'la tanışıyor. Ve evet, bu iki kanserli ergen birbirine aşık oluyor ve birlikte maceralara yelken açıyorlar, falan filan. Buraya kadar kulağa şu okuyucusunu ağlatmaya bayılan, gereksiz yere içinize bir ağırlık oturtan duygu sömürüsü dolu bir roman gibi gelmiş olabilir. Ama öyle değil. Çok çok farklı hatta. Ben mesela bu kitabı ilk kez kanser tedavisi gören babamın yanında hastanede kalırken okumuştum. Mazoşist olduğumdan değil, sadece başladıktan sonra bırakamamıştım ve kahramanlarının akıbeti düşünülecek olursa çok tuhaf ama, bana bir nevi umut veren bir kitap olmuştu Aynı Yıldızın Altında. (Aylar sonra Türkçeye çevirilince tekrar okudum ve hemen hemen aynı şeyleri tekrar hissedebildiğime şaşırdım.) Tipik trajik kanser romanlarına hiç mi hiç benzemiyor ve son tahlilde kanser hakkında bir kitap değil, ölüm hakkında da değil. Evet bu iki temaya da bolca rastlamak mümkün, ama karakterler kadar önemli değiller. Ve karakterler de, uzun süre aklınızdan çıkmayacak kadar "canlı" ve muhteşem karakterler. Ağlatmadığını söyleyemeyeceğim, ama ağlatırken aynı anda deli gibi güldürebilen (ve etrafınızdakilerin size garip garip bakmasına neden olan) ender kitaplardan olduğu da bir gerçek. Bir ilkgençlik romanı olmasına rağmen, bir yetişkin olan bendenizi fena etkilemiş bir kitap ayrıca.

18 Ekim 2011 Salı

Nancy Drew Oyunları

Amatör olarak dedektiflik yapan, gizem üstüne gizem çözen genç bir kız olan Nancy Drew, 1930'lar ve 40'larda Carolyn Keene takma adı altında çeşitli gölge yazarlar tarafından maceraları yazılmış, bir sürü kitabın kahramanı olmuş kurmaca bir karakter. Kültürel bir ikon haline gelen ve yıllar boyunca hem dizileri hem de filmleri çekilen Nancy oyun dünyasına da sıçramış tabii ki; Her Interactive adlı firma, 1998 yılından beri Nancy Drew oyunları tasarlıyor. Şimdilik ortada yirmi dört oyun var (yirmi beşinci oyun Alibi In Ashes bu ayın sonunda çıkacak) ve son birkaç yıldır çıkan oyunların sadece PC değil, Mac versiyonları da bulunuyor. Adventure türüne giren ve her seferinde farklı bir yerde geçen bu oyunlarda oyuncu ortadaki gizemi çözmek için oradan oraya koşturup şüphelilerle konuşmak, ipuçlarını toplamak ve bolca puzzle çözmek zorunda.

Oyunların hedef kitlesi bildiğim kadarıyla teenager'lar, hatta 12-16 yaş arasındakiler (yani çocuğunuz ya da yeğeniniz için ona beyin cimnastikleri yaptıracak, içinde şiddet, kan, dövüş vb. olmayan bilgisayar oyunları arıyorsanız buldunuz, ancak oynayabilmesi için İngilizcesinin bayağı iyi olması gerekiyor). Yine de bu yaşımda hiç utanmadan oynuyorum Nancy Drew'ları, çünkü hikayenin tahmin edilebilirliği ve suçlunun çoğunlukla önceden anlaşılabilirliği bir yana, bazı puzzle'lar, özellikle senior detective modunda oynadığımda ciddi ciddi zorluyorlar beni. Evet bu oyunlara gerçek oyun muamelesi yapmak biraz zor; süreleri kısa, grafikleri ilkel, oyunları bitirmek (arada takılabileceğiniz belki birkaç bulmaca dışında) kolay ve hikayelerin bazı açılardan çocukça oldukları da doğru, ama iki oyun arasındaki boşlukta çok iyi gidiyorlar, çalışmak için çok düşük sistem gereksinimleri istiyorlar, iyi yazılmış diyaloglar, son derece iyi seslendirmeler ve ilginç karakterlerle dolular ve kesinlikle küçük gri hücrelerinizi bol bol çalıştıracak puzzle'lar sunuyorlar.

11 Ekim 2011 Salı

ON8 Kitapları

ON8, çocuk kitapları yayınlayan Günışığı Kitaplığı'nın yeni markası olarak geçen ay 3 kitapla birlikte yayın hayatına başladı. Yurtdışında Young Adult (Türkçeye birebir çevirince "genç yetişkin" oluyor ama bana çok anlamlı gelmiyor, o yüzden "ilkgençlik" diyorum) olarak adlandırılan alanda kitaplar yayınlamak üzerine kurulan ON8, bana göre çok güzel bir iş yapıyor çünkü Türkiye'de ilkgençlik kitapları ne yazılıyor, ne de dünya edebiyatından örnekleri çevriliyor -her yere yayılmış olan o korkunç romantik vampir kitaplarını saymazsak elbet, ki saymayalım.

Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor (Beate Teresa Hanika)
Ensesti, çocuk istismarını ve cinsel tacizi merkeze alan roman, 13 yaşındaki Malvina'nın ağzından yazılmış. Arka planda kendini çok da belli etmeden ilk aşkını yaşıyor Malvina, ama bu ilk aşk büyükbabanın tacizinin gölgesinde kalıyor. Malvina ne kadar konuşmak istese de asla bağıramıyor, kısık sesini de kimse duymuyor ya da duymayı "seçmiyor", ne Malvina'yı her gün büyükbabasını ziyaret etmek zorunda bırakan babası, ne ilgisiz annesi, ne güya iyi anlaştığı ağabeyi, ne de -ölüp gitmeden- torununu pek bir sever görünen babaannesi. Malvina'nın yaşadıklarından utanç duymamayı ve yüksek sesle bağırmayı öğrenmesi çok zaman alıyor, ama nihayet bağırdığında ablası, erkek arkadaşı, en yakın arkadaşı ve dedesinin göçmen komşusu sesini duyuyor. Duyacak birileri mutlaka oluyor.

22 Mart 2011 Salı

Yeni Başlayanlar için Neil Gaiman


Modern fantastik edebiyatta şimdiden kült olmuş roman ve çizgiromanların yazarı Neil Gaiman, bana göre bir hayalgücü dehası. Bu yazıda da, yeni başlayanlar için Gaiman'a hoş bir giriş olabilecek birkaç kitabının kısa tanıtımlarını bulacaksınız. Sadece yeni başlayanlar için, çünkü daha okumadığım çok kitabı var. Efsanevi çizgiroman serisi Sandman'i bile bilmeyen biri olarak bu konuda gayet ezik bir durumda olduğumu saklamayacağım :) Umut'taki ciltlerden Türkçesini okumayı denedim ama şaka gibi çevirisi ve bir ilkokul öğrencisinden bile beklenmeyecek cümle düşüklükleri ile yazım yanlışları nedeniyle hiçbir şey anlamadığımı fark edince pes edip bıraktım. Ama bir gün orijinalini bulacağıma dair inancım ve umudum tam.

Kimdir bu adam derseniz şu linkten ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Ayrıca web sitesi, blogu ve twitter'ı da var.

Mezarlık Kitabı (The Graveyard Book)
Jack denen adam, bir gece sıradan görünen bir eve girer ve anneyi, babayı ve büyük çocuğu, belirsiz bir nedenden hunharca katleder. Sıra ailenin küçük çocuğuna, o sırada henüz bir bebek olan oğlana geldiğinde, bebeğin emekleyerek evden çıkıp gitmiş olduğunu görür ve peşine düşer. Okuyucu da bu noktada, bu bebeğin Jack denen adam için daha bir önemli olduğunu, hatta sanki her şeyin, asıl onun ölmesi için düzenlenmiş olduğunu anlar. Küçük oğlan evlerinin yakınında bulunan, doğal koruma alanı haline getirilmiş eski mezarlığa sığınır, onun peşindeki belayı gören mezarlık sakinleri (yani ölüler) de, biraz da kır atlı hanımın (ölüm meleği olur kendisi) yönlendirmesiyle onu açık kollarla karşılarlar. Küçük kahramanımızı birkaç yüzyıl önce ölmüş olan Bay ve Bayan Owens evlat edinir ve ona Nobody -Bod- Owens ismini verirler. Yüce Koruyucular'ın bir üyesi, ne canlıların, ne de ölülerin dünyasına ait olan gizemli Silas da, Bod'un koruyucusu olarak atanır. Kahramanımızın mezarlıktaki yaşamı böylece başlamış olur.

23 Eylül 2010 Perşembe

Alaycı Kuş

Alaycı Kuş, Açlık Oyunları serisinin üçüncü ve son kitabı. Eğer ilk iki kitabı okumadıysanız bu incelemeyi okumanızı önermem, hatta sizi ilk kitapla ilgili yazıya yollarım: Açlık Oyunları. Serinin ilk iki kitabını biliyorsanız ama Alaycı Kuş'u henüz okumadıysanız, bu yazıyı rahatlıkla okuyabilirsiniz. Sonlarda spoiler vereceğim bir yer olacak ama büyük puntolarla uyaracağım spoiler diye, içiniz rahat olsun o yüzden.

Anımsayacağımız gibi Katniss Ateşi Yakalamak'ın sonunda Açlık Oyunları'ndan ikinci kez sağ kurtulabilmiş, ama Peeta'nın Capitol'ün elinde olduğu, ayaklanmaların yayıldığı ve 12. mıntıkanın yanıp kül olduğu haberini almış, daha önce var olduğunu bilmediği 13. mıntıkaya gitmek üzere Haymitch, Gale ve diğerleriyle birlikte yola çıkmıştı. Alaycı Kuş'sa, kızımız 12. mıntıkanın kalıntıları (ki bu kalıntılara yanan insanların külleri de dahil) arasında dolaşırken başlıyor. Mıntıka halkının yüzde doksanı yaşamını yitirmiş, sağ kalanlar, halkın yetmiş beş yıl önceki savaşta Capitol tarafından yok edildiğini zannettiği ama aslında yeraltında koskoca bir toplumu barındıran 13. Mıntıka'ya yerleştirilmiş. 13'ün halkı Capitol'den bağımsız; savaşta Capitol'e karşı ayaklanmış ve nükleer güçleri nedeniyle kazanmışlar, şimdi de diğer mıntıkaların birleşip ayaklanması asıl planları. Panem'de bir iç savaş başlamak üzere.

Alaycı Kuş yavaş başlıyor; 26 bölümlük kitabın ilk 9 bölümü yani üçte biri tempoyu tutturamamış, fazla ağır gibi gelebilir bazı okuyuculara. Ama bir toparladı mı pir toparlıyor, Collins'in başlarda hantal kalan dili, karakterlerimizin acıları derinleştikçe ve keskinleştikçe gitgide daha iyiye gidiyor ve Alaycı Kuş, kalanını soluk almak için bile duraklamaktan korkarak okuyacağınız bir romana dönüşüyor.

27 Mart 2010 Cumartesi

Açlık Oyunları

Distopik bilim kurgu türüne dahil edebileceğimiz Açlık Oyunları, aynı adlı üçlemenin ilk kitabı (ikincisi Ateşi Yakalamak, üçüncüsü olan Alaycı Kuş ise ağustosta çıkacak). Belki ilk kitabın konusuna pek orijinal diyemeyiz (hatta Battle Royale, The Running Man, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Survivor kırması diyebiliriz), ama kurgu o kadar başarılı ki, ilk bölümü okuduktan sonra herhangi bir orijinallik derdinizin kalmayacağını, sadece ve sadece kitabı bitirmeye odaklanacağınızı şahsen garanti ediyorum. Üstelik istediği kadar şundan bundan "etkilenmeler" taşıyor olsun, hikaye süper bence. Herkesin bir zaafı, özel merakı vardır, benimki de distopyalar ve Survivor tarzı yarışmalar, ikisi birleşince tadından yenmez bir şey oluyor benim için.

Belirsiz bir gelecekte, coğrafi olarak günümüzdeki Kuzey Amerika'nın bulunduğu yerde Capitol denilen büyük bir kent ve bu kente bağlı sömürgeler halinde yaşayan toplulukların bulunduğu mıntıkalar var. Teknoloji inanılmaz ilerlemiş, ama halkın büyük bölümü inanılmaz ölçüde fakirleşmiş. Capitol'deki her şeyden habersiz, kafaları pek bir şeye basmayan, magazin meraklısı estetik ameliyat delisi insanlar bir yana, mıntıkalarda yaşayan asıl halk açlıktan ölmeme savaşı veriyor. Bölgeleri elektrikli çitlerle çevrili ve bulundukları yeri terk etme izinleri yok. Aslında hiçbir şeye izinleri yok, Capitol yönetimine ters düşen bir düşünceyi ağızlarından kaçırırlarsa örneğin, kendilerine "Barış Muhafızları" diyen askerler gelip kafalarına bir kurşun sıkabilir.

1 Aralık 2009 Salı

Twilight, House of Night ve The Vampire Diaries



İtiraf ediyorum, koskoca kız oldum ama hâlâ, okuyucu kitlesi olarak liseli kızları hedef alan, bol vampirli, hafif mi hafif romanları okuyorum. Aslında 'hâlâ' doğru kelime değil, bu kitaplar dünyayı son yıllarda sardıkları için benim takıntım da geçen yıl başladı -ve umuyorum ki, artık bitti. İlkokul 3'e giderken Angela Sommer-Bodenburg'un çocuk kitapları serisi Küçük Vampir'le birlikte vampirlerle tanıştığım andan beri bir vampir merakım var, ama benim zamanımda (!) vampir miti bu kadar ayağa düşmemişti, en fazla Anne Rice okuyup Lestat'ı, Louis'yi falan hayal ederdik :) Şimdiyse nereye elini atsan vampir, televizyonda vampir, sinemada vampir, edebiyatta vampir, işin garibi vampirler mutasyona uğradı, artık kana susamış tehlikeli ve gizemli yaratıklardan çok gün ışığında güle oynaya gezinen seksi erkek vampirler söz konusu, etraflarındaki zavallı ölümlü kızlar da onlara bakıp bakıp iç geçiriyor.

Bu yazıda üç farklı kitap serisini ele alıyorum, bunlardan birinin film, diğerinin dizi versiyonları yapıldı ki onlara da değiniyorum.