Çizgiroman Uyarlamaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çizgiroman Uyarlamaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2011 Cuma

Scott Pilgrim vs. the World

Yönetmen: Edgar Wright
Yazar: Michael Bacall & Edgar Wright (senaryo), Bryan Lee O'Malley (çizgi roman)
Oyuncular: Michael Cera, Mary Elizabeth Winstead, Kieran Culkin
Tür: Aksiyon|Komedi|Fantastik
Yapım yılı: 2010
Süre: 112 dk.
Ülke: ABD|İngiltere|Kanada
IMDb Puanı: 7.8/10
Çavlan'ın puanı: 8.3/10
Umut'un puanı: 8/10

Scott Pilgrim vs. the World, Bryan Lee O'Malley'in 2004'te başlayıp 2010'da sonlandırdığı çizgiromandan yola çıkarak hazırlanmış, herhangi bir türe sığdıramayacağım, içinde barındırdığı öğelere bakıp da romantik-komedi olarak adlandırmaktan inatla kaçınacağım, 80'lerin ve 90'ların arcade dövüş oyunlarından (Final Fight ve Haggar'ı hatırlayan?) devraldığı görsel estetiğinden tut, oyunculuklara ve diyaloglara kadar süper bir film. Scott 22 yaşında nispeten geek bir çocuk. Sex Bob-Omb adlı grubunda bas çalmakta. Bu grupta eski kız arkadaşı da (Kim) davul çalıyor. Ayrıca Scott, bir liseliyle, hem de üniformalı okula giden Çinli bir liseliyle (Knives) çıkmakta. Ama henüz öpüşmemişler bile, işte saf güzel şeyler falan yapıyorlar, Scott da mutlu oluyor. Hayatının aşkı olduğunu iddia edeceği kızla (Ramona) tanışıncaya kadar tabii. Yalnız bir sorun var, önce bu kızın 7 eski sevgilisini (erkek arkadaşını değil!) dövüşerek yenmek zorunda.

Anlamsız mı geldi? Hiç de değil! Dövüşü kaybeden patlayarak madeni paralara dönüşüyor bir kere. Bu süper değil de ne?

24 Aralık 2010 Cuma

Oldboy

Yönetmen: Chan-Wook Park
Yazar: Garon Tsuchiya (hikaye), Nobuaki Minegishi (manga), Jo-Yun Hwang, Chun-Hyeong Lim ve Chan-Wook Park (senaryo)
Oyuncular: Min-sik Choi, Ji-tae Yu, Hye-jeong Kang
Tür: Dram|Gizem|Gerilim
Yapım yılı: 2003
Süre: 120 dk.
Ülke: Güney Kore
IMDb Puanı: 8.4/10
Çavlan'ın puanı: 5/5
Umut'un puanı: 4.5/5

Sıradan bir işi, sıradan bir yaşamı olan aile babası Oh Dae Su, içkiyi fazla kaçırdığı bir gece, şehrin göbeğinden kaçırılır ve eski püskü bir otel odası görünümlü bir hücreye hapsedilir. Odada bir yatak, bir masa, bir televizyon ve küçük bir banyo vardır sadece. Niçin orada olduğunu, kendisini kaçıranın kim olduğunu ona açıklayan olmaz, onunla konuşan da olmaz zaten. Odanın kapısına monte edilmiş açılır kapanır küçük bir bölmeden gelir yemekleri. Bir gün, dış dünyaya açılan tek penceresi -tek taraflı açılan bir pencere- olan televizyonda, karısının öldürüldüğünü, daha da kötüsü, besbelli onu kaçıran kişilerin yerleştirdiği kanıtlar nedeniyle tek katil zanlısının kendisi olduğunu, polis tarafından arandığını öğrenir. Kafayı sıyırma noktasına gelen Dae Su, düşmanı olabileceğini tahmin ettiği, ucundan kıyısından kötülüğünün dokunduğu insanların listesini çıkarmaya, anımsayabildiği her şeyi yazmaya başlar. Ara sıra odaya bir gaz dolar, Dae Su uykuya dalar, uyandığındaysa saçını başını traş edilmiş, odayı toplanmış bulur. Bu rutin tam 15 yıl boyunca sürer, 15 yıl boyunca Dae Su kimseyi görmez, gitgide artan bir intikam isteğiyle dolar, yumruklarını duvarlarda deneyerek dövüş idmanı yapar, kendisini oradan kaçacağı ve hayatını mahvedenleri harcayacağı zamana hazırlar.

Bir sabah gözlerini açtığında kendini çimenlerin üstünde, açık havada bulur Dae Su. Yine gazla uyuşturulmuş, baygınken de bir binanın çatısına bırakılmıştır. Salıverilişi de 15 yıl önceki kaçırılışı gibi olmuştur, öylece, sessizce, açıklamasız. Dışarıda olması özgür olduğu anlamına gelmez; Dae Su hücresinden kendi imkanlarıyla kurtulmayı başarmamış, birileri tarafından bırakılmıştır, elbette bunun bir sebebi vardır. Kahramanımız nefis bir intikam görevine çıkar ve tutsaklığında parmağı olan herkesi tek tek haklarken, aslında bir başkası ona hem yol göstermekte hem de onunla kedinin fareyle oynadığı gibi oynamaktadır. Yıllar boyu adım adım hesaplanıp ince ince işlenerek oluşturulmuş bir başka intikam planı vardır aslında arkaplanda.

11 Kasım 2010 Perşembe

Devasa Film Listesi

Serablog'da görüp bayıldığım bir liste/anket bu. Aslında Tumblr'ın 30-day-challenge'larından biri; buna katılan Tumblr'cılar her gün bir soruyu yanıtlıyorlarmış bloglarında. Ben bir ay boyunca böyle bir şeyi yapacak sabırda olmadığımdan ve spam yapmak istemediğimden, Sera gibi tek bir listeye dönüştürüyorum bu 30-gün zımbırtısını. Sinema blogu olanlara öneririm, tüm o filmleri anımsamaya çalışmak çok zor olsa da çok eğlenceli. Blogunuz yoksa ya da bu kadar çok soruyla uğraşamam diyorsanız da, birkaç soru seçip bu yazıya yorum olarak bırakırsanız liste ankete dönüşür, hoş olur.



Geçen yıl gördüğünüz en iyi film:
Geçtiğimiz yıl yani 2009 yapımı filmler arasında en çok El Secreto De Sus Ojos (The Secret in Their Eyes) ve Inglourious Basterds'ı beğendim, seçim yapamıyorum, ikisi de şahaneydi. 2010 yapımı olan ve görmediğim çok film var, daha yıl bile bitmedi ama çok büyük olasılıkla Inception, 2010'un en iyi filmi olarak kalacak benim için.

22 Ekim 2010 Cuma

Red

Yönetmen: Robert Schwentke
Yazar: Jon Hoeber & Erich Hoeber (senaryo), Warren Ellis & Cully Hamner (çizgiroman)
Oyuncular: Bruce Willis, John Malkovich, Karl Urban, Mary-Louise Parker, Helen Mirren, Brian Cox, Morgan Freeman, Julian McMahon
Tür: Aksiyon|Komedi
Yapım yılı: 2010
Ülke: ABD
IMDb puanı: 7.4/10
Umut'un puanı: 7.5/10
Çavlan'ın puanı: 7.5/10

Red, kendisiyle aynı adı taşıyan, Warren Ellis'in yarattığı üç bölümlük çizgiromandan sinemaya uyarlanan bir film. Fakat alıştığımızın aksine, bu filmde süper kahramanlar veya fantastik öğeler yok.

Frank Moses (Bruce Willis), emekliye ayrılmış bir CIA ajanı olarak, yeni ve sıkıcı hayatına alışmaya çalışmaktadır; kendisine edindiği en keyif verici meşgale ise emeklilik maaşını sağlayan firmada çalışan Sarah'ı arayıp onunla muhabbet etmektir. Sarah'yla konuşabilmek adına kendisine gelen çekleri yırtmakta, sonra bu çeklerin ulaşmadığını söyleme bahanesiyle Sarah'yı tekrar tekrar aramaktadır hatta. Bir gün bu döngü, CIA'in Frank'in evini basması ile kırılır, telefonlarının dinlendiğini de emin olan Frank, Sarah'nın hayatını koruyabilmek adına onu kaçırır, sonra da onunla birlikte eski takımını (ki bunlar da kendisi gibi emeklidir ve RED -Retired and Extremely Dangerous- olarak fişlenmiştir) toplar ve bu olayları araştırmaya başlar.

Açıkçası senaryoyu okusam önyargılarımdan dolayı Red'e gitmeyi iyice ertelerdim tahminimce (çizgiroman seven biri olmama rağmen çizgiroman uyarlaması olduğunu duyduğumda bile önyargılarım sonucu filme gitmemek için Çavlan'ı bir süre oyaladığımı kabul etmem lazım). Filmi izledikten sonra ise diyebilirim ki, Red doğal olarak izleyeceğiniz en yaratıcı, uçuk-kaçık veya adrenalin dolu film değil ama gayet eğlenceli bir film. Konu kağıt üstünde pek bir ciddi gözükse de, gayet de hafif işleniyor aslında.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Kick-Ass

Yönetmen: Matthew Vaughn
Yazar: Jane Goldman & Matthew Vaughn (senaryo), Mark Millar & John Romita Jr. (çizgiroman)
Oyuncular: Aaron Johnson, Chloe Moretz, Nicolas Cage, Mark Strong
Tür: Aksiyon|Suç|Gerilim
Yapım yılı: 2010
Süre: 117 dk.
Ülke: İngiltere|ABD
Dil: İngilizce
IMDb puanı: 8.1/10
Çavlan'ın puanı: 7.3/10
Umut'un puanı: 7/10

"Baba, korkuyorum." diyor boş bir arazide öylece dikilip duran küçük, tatlı bir kız. Hemen karşısında duran babasıysa kıza bir silah doğrultmuş, "Korkacak hiçbir şey yok," diye temin ediyor kızını, giydiği yeleğin onu koruyacağını, yiyeceği kurşunu sadece 'göğsüne inen bir yumruk' gibi hissedeceğini söylüyor. Ve tetiği çekiyor. Sonra babası, çelik yelek dersinde bu kadar uysal davrandığı için, ödül olarak dondurma yemeye götürüyor kızı.

11 yaşında Mindy (Chloe Moretz) ve onun babası, Damon'dan (Nicolas Cage) oluşuyor bu tuhaf aile. Mindy, yani hem komik, hem de zeki olan bu yetenekli tetikçi, doğduğu günden beri eğitim alan (alıştığımızdan daha farklı bir eğitim ama) Hit-Girl'den başkası değil. Babası da, bir nevi Batman göndermesi olan Big-Daddy. Big-Daddy karısının ölümünden sorumlu olan kötü adam Frank'ten (Mark Strong) öç alma düşüncesiyle yatıp kalkıyor yıllardır, ona ulaşmaya çalışarak Frank'in adamlarını öldürüp duruyor -kızına verdiği eğitim de bunun için. Bu garip ikiliye fazla dalmadan, ilk yarıda Dave Lizewski (Aaron Johnson) üzerinde yoğunlaşıyor film. Ergen geek'imiz Dave'in fark edilmeden yaşayıp gitmekten bezmesi sonucu dikkat çekici bir şeyler yapmanın zamanı geldiğine karar vermesi, asıl konu. Meşhur ve sevilen biri olmanın en iyi yolunun, bir süper kahraman olmaktan geçtiğine karar veriyor.

28 Ekim 2009 Çarşamba

Surrogates

Yönetmen: Jonathan Mostow
Yazar: Michael Ferris & John Brancato (senaryo), Robert Venditti & Brett Weldele (çizgiroman)
Oyuncular: Bruce Willis, Randa Mitchell
Tür: Aksiyon|Bilim Kurgu|Gerilim
Yapım yılı: 2009
Süre: 88 dk.
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
IMDB Puanı: 6.5/10
Çavlan'ın Puanı: 5.5/10
Umut'un Puanı: 5.1/10

Sıradan insanların evlerinde, bornozları ve eşofmanlarıyla yattıkları, kablolarla bağlandıkları elektronik cihazların onlara, yaşamlarını onların yerine yaşayan son derece çekici Suretlerini kontrol etme/izleme olanağı tanıdığı bir dünya düşünün. Filmin hikayesinin temeli, çok sağlam bir fikir üzerine kurulmuş –uyarlama zaten.- Çok da uzak olmayan bir gelecekte, sibernetik ve sanal gerçeklik geliştirilip birleştiriliyor, böylece Suretler doğuyor. Suretler, insanların yerine geçen, günlük işlerini yapan sibernetik bedenler, insanlar tarafından sadece düşünerek yönetilebiliyorlar; insanlar, hayatlarını satın aldıkları bu robotumsu kuklalar üzerinden yaşıyorlar. Evler dışındaki yaşam yerini tamamen suretlere bırakmış durumda, işyerlerinde, yollarda, barlarda sadece suretler var. Ki bu arada hafif sümüklüböceği andıran insanlar had safhada spor salonu, kuaför ve cilt bakımı (belki de güneş ışığı ve temiz hava?) ihtiyacıyla dört duvar arasında öylece yatmakta.

Suretler, kesinlikle sahiplerinden bağımsız hareket edemiyorlar. Yani filmdeki tehdit, pek çok örneğine alışık olduğumuz insanların kendi yarattığı robotlar değil. Ortada yapay zeka yok, kontrol tamamen insanlarda, tehdit de insanlardan geliyor doğal olarak. Suretler sayesinde insanlar hep görünmek istedikleri şekilde görünüyor, evden dışarı adımlarını atmayarak da öldürülme ya da bir kazada ölme gibi riskleri azaltıyorlar. Sanırım insanlara asıl çarpıcı gelen, sahte bir güven duygusuyla bir koltukta otururken 20 sene öncesine dönebilme, ya da 20 kilo geriye gidebilme şansı.. Suretler, biraz mekanik olsa da sıradan insanlar gibi hareket ediyor, hatta ciddi trafik kazalarında çok yara almayarak, yükseklere zıplayarak, çok hızlı koşarak olağandışı şeyler de yapabiliyor.