Eski Oyunlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eski Oyunlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2009 Perşembe

The Longest Journey

Oyun türü: Adventure
Çıkış tarihi: Eylül 2000
Firma: Funcom
Platform: PC
Artılar: Öykü, karakterler, bulmacalar, diyaloglar, seslendirmeler, ara videolar, müzikler vd.
Eksiler: Bitmesi.
GameSpot notu: 9.3/10
Oyuncu notu: 9.2/10
Çavlan'ın notu: 10/10


[Oyunun trailerını buradan izleyebilirsiniz.
]

Yıllar önce, adventure oyunlarla yeni yeni tanıştığım dönemde, adventure gurusu bir arkadaşım 4 CD'lik bir oyun vermişti bana (yıl daha yeni 2000 olmuş, oyunlar DVD'de falan gelmiyor). The Longest Journey idi oyunun adı ve o zamana dek görmediğim güzellikte grafikler, mükemmel seslendirmeler ve müzikler, hem zor, hem zevkli bulmacalar ve hepsinden önemlisi, özgünlükte hiçbir oyunun yarışamayacağı bir öykü sunuyordu. İşin garibi neredeyse 10 sene geçti üzerinden ve hâlâ aynı şeyleri düşünüyorum. Tamam, belki oyunun çözünürlüğü günümüz monitörlerinde düşük kalıyor ama, bu ayrıntıyı görmezden gelecek olursak, dört dörtlük bir oyun TLJ. Günümüze dek yapılmış en güzel adventure oyunu. Beni ağlatmayı başarabilen tek oyun üstelik :)

14 Kasım 2009 Cumartesi

Çocukluk Oyunlarım 5: Amiga Özel (S-Z)

Hem amiga serisinin hem de çocukluk oyunlarım (daha iyi ad bulamadım) serisinin sonuna geldik sevgili okurlar. İlk iki Amiga yazısını okumak isteyenler buraya ve buraya tıklasın. Acı var mı? Korkmayın, bu kısa sürecek.

Syndicate

Bilenleriniz olabilir, günümüzdeki Fable 1 ve 2’nin tasarımcısı olan Peter Molyneux’un eskiden çalıştığı firmanın ismi Bullfrog’du. Bize ne derseniz bilemem tabi, ama Bullfrog’un oyun dünyasına kattığı cevherlerden biridir Syndicate (Aynı firmadan çıkmış diğer favorim Dungeon Keeper’dır).

Syndicate yine amiga’ya has o karanlık havayı içeren güzel oyunlardan biriydi (kötü olsa neden yazayım di mi? Bin tane oyunu 3 yazıya sıkıştırmaya çalışınca böyle oluyor insan). Dünyayı ilerde şirketler yönetmeye başlamıştır ve güç savaşı devletlerden çok onlar arasında olmaya başlamıştır. Biz de oyuna şirketimizin ismine ve logosuna karar vererek başlarız oyunda. Amaç dünyayı ele geçirmektir (daha yaratıcı başka bir amaç vardıysa bile ben hatırlamıyorum) ve bunu bölgelere ayrılmış dünya haritasındaki görevleri temizleyerek yapmamız gerekmektedir. Görevlere 4 kişilik bir ekiple çıkarız ve bu ekibin elemanları, kafalarına çip takarak benliklerine el koyduğumuz zavallı sıradan insanlardır. Onları alıp ellerine silah tutuşturup sahaya süreriz, para kazandıkça vücutlarına güçlendirici parçalar takarız, daha hızlı hareket etmelerini, daha güçlü ve becerikli olmalarını sağlarız. Kısacası genelde alıştığımızın tersine, dünyayı kurtarmaya çalışan doğruluk savaşcısı değilizdir (Molyneux’un tüm oyunlarında bir şekilde iyi-kötü üzerine sıradışı bir vurgu vardır zaten, ya tamamen kötüyüzdür ve iyilere karşı savaş veririz (dungeon keeper), ya da iyi veya kötü olduğumuzu tamamen bizim davranışlarımız belirlemektedir (black&white, fable).

6 Kasım 2009 Cuma

Çocukluk Oyunlarım 4: Amiga Özel (L-S)

Serinin ilk yazısına ait olan Amiga Özel 1 yazısını okumadıysanız, okumak için tıklayın.

Lemmings

Lemmings yeşil saçlı limon kafalı küçük yaratıkların bir bölüm boyunca giriş kapısından girip önlerindeki engelleri aşıp çıkıştan çıkmaya çalıştığı bir oyundu. Bunları biz yönetemezdik, fakat her bölümde farklı sayıda gelen lemming’lerimize, kısıtlı sayıdaki farklı becerileri atayıp kendilerini ya da arkadaşlarını engellerden geçirip çıkışa ulaştırmasını sağlayabilirdik.


23 Ekim 2009 Cuma

Çocukluk Oyunlarım 3: Amiga Özel (A-H)

Bu serinin ilk yazısında belirttiğim gibi, amiga sahibi olmadığım halde, esas olarak amiga sayesinde oyunları sevmiştim. Zaten eve PC girdiğinde de ilk oynadığım oyunlar amiga’dan uyarlanmış olan oyunlar olnuştu, tabi çoğu, amiga'daki gibi güzel seslere sahip değildi ve bazıları grafik olarak da daha sönük dururdu, ama yıllar geçtikce PC kalıcı olarak yerini sağlamlaştırdı ve amiga yok oldu. Her şeye rağmen o dönem amiga, bir daha belki de hiçbir benzeri görülmeyecek olan farklı ve yaratıcı oyunlara ev sahipliği yapmıştı.

Tabii ben böyle diyorum ama, bana muhteşem gelen o grafiklerin bir kısmını Çavlan gördüğünde dayanamayıp “ya bu ne, rezalet bunlar” dedi. Bu tepkiyi o zamanlar oyun oynamamış tiplerin göstermesi normal tabii ama Çavlan öyle de değil. Bir sürü adventure falan oynamış. Düşündüm düşündüm şuna bağladım grafikleri beğenmemesini sonunda (ühühh kötü değiller işte): Eski zamanlarda (90 başları oluyor bu), adventure oyunları (icon adventure’lar tabii ki), diğer türlere göre genelde her zaman güzel grafikleriyle dikkat çekmişlerdir (Maniac Mansion’ı tenzih ederim, herhalde yılı da daha eskiydi onun), zira oyunlarda grafik dışında fazla belleğe ihtiyaç duyan, performans gerektiren öğeler pek olmaz. Shooter/aksiyon/frp türlerindeki oyunların oynanış tarzından kaynaklanan bir sürü hafıza gereksinimi vardır oysa (ekranda bir sürü objenin hareket etmesi ve birbirleriyle etkileşime girmeleri, daha kompleks arayüzlere duyulan bölümler olması ve tüm bunlar olurken oyunun hızının belli bir oranda kalması gerekliliği gibi), haliyle de oyun yapımcıları kafalarına göre her tarafa kocaman grafikleri dilediklerince dağıtamazlardı.

18 Ekim 2009 Pazar

Çocukluk Oyunlarım 2: Civilization

Çoğu insanın “sabahlamak” olarak adlandırılan eylemle bir şekilde tanışmışlığı vardır. Üniversitedesinizdir, arkadaşınızla gittiğiniz barda köşede duran hatun gülümsedi mi emin olamazsınız ve gece 4’e kadar kenarda beklemeye karar verirsiniz. Sonra da arkadaşınızla kös kös eve yürüyüp alkolün etkisiyle sızarsınız. Ya da ertesi gün final jüriniz vardır, hocanın verdiği eleştiriyle değiştirdiğiniz projenizin son halini yetiştirmek için stüdyoda boyalar içinde kalmış halde maket yapmaya çalışıyorsunuzdur. Ya da çok tatlı bir kızla tanıştığınız o tatil gecesi, onunla ne zaman öpüşeceğinizi düşünerek uzun uzun konuşmaya dalmışsınızdır. Ya da gecenin oyuna verdiği tadın da artmasıyla, arkadaşlarınızla masaüstü rpg oynamaya kaptırmışsınızdır.

Sabahlama eyleminin sonu her zaman -çoğu zaman- güzel olmaz, üniversitede atfedilen o havalı imajı da (“heeey hadi bu gece sabahlayalım!”.. Ne oluyorsa sabahlayınca, bok var sanki) genelde sonraki yıllarda katlanılacak bir şey değildir.

Fakat sabahlamanın engellenemediği zamanlar vardır. Yeterince çalışırsanız dersinizin finali için sabahlamanız gerekmez, yeterince becerikliyseniz hatunlar için sabahlamanız gerekmez. Ama muhteşem bir oyun oynuyorsanız ve zone'a girdiyseniz, asla ve asla oyunu kapatıp ertesi gün devam etmeniz aynı havayı vermeyecektir. Kafanızda dönen binlerce stratejik kararla birlikte oyunu bırakıp gidemezsiniz. Benim için bu muhteşem oyun Civilization’du işte.

9 Ekim 2009 Cuma

Çocukluk Oyunlarım 1: Another World

Ortaokul yıllarında, asosyallik kabuğunu kendimce kırdığım bir dönem vardı, bu dönem belli arkadaşlarımın evine gidip amiga 500’de oyun oynardım. (Benim neslimdeki çoğu oyunsever küçüklüğünde commodore’la oyunlara haşır neşir olmuştur herhalde ama ben commodore 64’ü sadece bir kere dayımlarda görmüştüm sanırım, dayımların çocuklarında da her zaman en son bilgisayar olurdu, half-life’ı da ilk orada görmüştüm)

Amiga günlerim, bizim eve “286” tabir ettiğimiz prosesörlere sahip bir PC girince farklı bir boyut aldı, insanlar disket değiştire değiştire oyun oynamak yerine bana gelip sabahlar olmuştu. O dönem benim için çok önemli esasında, fakat o dönemin beni nasıl şekillendirdiğini uzun uzun anlatmaya girişmek yerine, o zamanlar oynadığım oyunları ve neden beni bu kadar etkilediklerini yazmam üçüncü kişiler (sizler) açısından daha anlamlı olur diye tahmin ediyorum.

Bazen insanları etkileyen fakat zamanında karşıma çıkmadığı için oynayamadığım bazı oyunların ekran görüntülerine bakınca (ve neden etkilendiklerini pek anlamayınca) kendi oynadığım oyunlar için de aynı şeyin başkaları için söz konusu olabileceğini düşünmek kaçınılmaz oluyor. Yaşlı ve anılarda yaşayan biri gibi olmak istemem ama o oyunların o zamanlar bize yaşattıklarını yeni neslin yaşamasının pek mümkün olduğunu sanmıyorum, bu da gayet doğal tabii ki, sanırım herkes kendi çocukluğunda karşılaştığı yaratımları daha farklı hatırlıyordur. Yine de o zamanki oyunların ekranlarına bakıp “bunun neresini beğenmişler” diye merak edenler olursa diye, bu yazı serisi boyunca söz konusu oyunlardan nelerden etkilendiğimi olabildiğince açıklamaya çalışacağım. Bu kişisel dökümantasyonu yapmak kime ne fayda sağlar bilmiyorum ama, hiçbir şekilde geçmişe dair özlemim bulunmamasına rağmen, bu kadar zaman geçtikten sonra benim için çok önemli olan o döneme dönüp incelemenin bana nostaljik bir keyif verdiğini reddedemem.