Uzakdoğu Filmleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uzakdoğu Filmleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2012 Perşembe

Rahatsız Edici 20 Film


İnsanı şöyle iyice bir huzursuz eden, göğsüne bir ağırlık oturtan, tadını ve keyfini kaçıran, yüzüne tokat gibi çarpan, hatta yer yer midesini kaldıran ve ekrana bakmasını engelleyen, bittikten sonra da pek çok çerez filmin aksine aklından uçup gitmeyen, iz bırakan filmlerden seçmeler yaptım bu listede. Yalnız filmleri -türleri ve rahatsız etme yöntemleri başka başka olduğundan- rahatsız ediciliklerine göre sıralayabilmem mümkün olmadı, sevme sırama göre sıraladım bu nedenle.

24 Aralık 2010 Cuma

Oldboy

Yönetmen: Chan-Wook Park
Yazar: Garon Tsuchiya (hikaye), Nobuaki Minegishi (manga), Jo-Yun Hwang, Chun-Hyeong Lim ve Chan-Wook Park (senaryo)
Oyuncular: Min-sik Choi, Ji-tae Yu, Hye-jeong Kang
Tür: Dram|Gizem|Gerilim
Yapım yılı: 2003
Süre: 120 dk.
Ülke: Güney Kore
IMDb Puanı: 8.4/10
Çavlan'ın puanı: 5/5
Umut'un puanı: 4.5/5

Sıradan bir işi, sıradan bir yaşamı olan aile babası Oh Dae Su, içkiyi fazla kaçırdığı bir gece, şehrin göbeğinden kaçırılır ve eski püskü bir otel odası görünümlü bir hücreye hapsedilir. Odada bir yatak, bir masa, bir televizyon ve küçük bir banyo vardır sadece. Niçin orada olduğunu, kendisini kaçıranın kim olduğunu ona açıklayan olmaz, onunla konuşan da olmaz zaten. Odanın kapısına monte edilmiş açılır kapanır küçük bir bölmeden gelir yemekleri. Bir gün, dış dünyaya açılan tek penceresi -tek taraflı açılan bir pencere- olan televizyonda, karısının öldürüldüğünü, daha da kötüsü, besbelli onu kaçıran kişilerin yerleştirdiği kanıtlar nedeniyle tek katil zanlısının kendisi olduğunu, polis tarafından arandığını öğrenir. Kafayı sıyırma noktasına gelen Dae Su, düşmanı olabileceğini tahmin ettiği, ucundan kıyısından kötülüğünün dokunduğu insanların listesini çıkarmaya, anımsayabildiği her şeyi yazmaya başlar. Ara sıra odaya bir gaz dolar, Dae Su uykuya dalar, uyandığındaysa saçını başını traş edilmiş, odayı toplanmış bulur. Bu rutin tam 15 yıl boyunca sürer, 15 yıl boyunca Dae Su kimseyi görmez, gitgide artan bir intikam isteğiyle dolar, yumruklarını duvarlarda deneyerek dövüş idmanı yapar, kendisini oradan kaçacağı ve hayatını mahvedenleri harcayacağı zamana hazırlar.

Bir sabah gözlerini açtığında kendini çimenlerin üstünde, açık havada bulur Dae Su. Yine gazla uyuşturulmuş, baygınken de bir binanın çatısına bırakılmıştır. Salıverilişi de 15 yıl önceki kaçırılışı gibi olmuştur, öylece, sessizce, açıklamasız. Dışarıda olması özgür olduğu anlamına gelmez; Dae Su hücresinden kendi imkanlarıyla kurtulmayı başarmamış, birileri tarafından bırakılmıştır, elbette bunun bir sebebi vardır. Kahramanımız nefis bir intikam görevine çıkar ve tutsaklığında parmağı olan herkesi tek tek haklarken, aslında bir başkası ona hem yol göstermekte hem de onunla kedinin fareyle oynadığı gibi oynamaktadır. Yıllar boyu adım adım hesaplanıp ince ince işlenerek oluşturulmuş bir başka intikam planı vardır aslında arkaplanda.

11 Kasım 2010 Perşembe

Devasa Film Listesi

Serablog'da görüp bayıldığım bir liste/anket bu. Aslında Tumblr'ın 30-day-challenge'larından biri; buna katılan Tumblr'cılar her gün bir soruyu yanıtlıyorlarmış bloglarında. Ben bir ay boyunca böyle bir şeyi yapacak sabırda olmadığımdan ve spam yapmak istemediğimden, Sera gibi tek bir listeye dönüştürüyorum bu 30-gün zımbırtısını. Sinema blogu olanlara öneririm, tüm o filmleri anımsamaya çalışmak çok zor olsa da çok eğlenceli. Blogunuz yoksa ya da bu kadar çok soruyla uğraşamam diyorsanız da, birkaç soru seçip bu yazıya yorum olarak bırakırsanız liste ankete dönüşür, hoş olur.



Geçen yıl gördüğünüz en iyi film:
Geçtiğimiz yıl yani 2009 yapımı filmler arasında en çok El Secreto De Sus Ojos (The Secret in Their Eyes) ve Inglourious Basterds'ı beğendim, seçim yapamıyorum, ikisi de şahaneydi. 2010 yapımı olan ve görmediğim çok film var, daha yıl bile bitmedi ama çok büyük olasılıkla Inception, 2010'un en iyi filmi olarak kalacak benim için.

6 Nisan 2010 Salı

Kûki Ningyô (Air Doll)

Yönetmen: Hirokazu Koreeda
Yazar: Yoshiie Goda (manga), Hirokazu Koreeda (senaryo)
Oyuncular: Doona Bae, Arata, Itsuji Itao
Tür: Dram|Fantastik
Yapım yılı: 2009
Süre: 116 dk.
Ülke: Japonya
Dil: Japonca
IMDB puanı: 7.4/10
Çavlan'ın puanı: 3.5/5

Orta yaşlı garson Hideo, Nozomi adını verdiği bir şişme bebekle paylaşır hayatını. Nozomi'yi yıkar, giydirir, süsler, iltifatlar eder, yemekte karşısına oturtup gününü anlatır, gece onunla cinsel ilişkiye girer, sabah işe gitmek için evden çıkmadan, üşümemesi için battaniyeye sarıp sarmalar. Fakat bu şişme bebeğin bir kalbi vardır, ve bir sabah Hideo evden çıktıktan sonra, hayat bulur Nozomi. Hideo'nun ona giydirmeye bayıldığı Harajuku kızı kıyafetlerini giyer ve her yeni bilgiye aç, meraklı bir çocuk edasıyla, dünyayı keşfe çıkar. Mecazi olarak içleri onunki kadar boş olan şehir sakinleriyle karşılaşır (yaşlı yalnız adam, güzellikle kafayı bozmuş orta yaşlı kadın, utangaç bir inek, eve kapanmış bulimik vd.), part-time bir video dükkanında çalışmaya başlar ve orada çalışan genç Junichi'ye aşık olur. Akşamları eve dönüp, onun canlandığının farkına varmayan Hideo'nun dilsiz yatak+hayat arkadaşı olmaya devam eder, fakat gündüzleri, bambaşka bir dünyadadır artık.

Nozomi'nin varlığına anlam ararken uğradığı duraklardan biri olan münzevi şişme bebek yapımcısı Sonoda (Geppeto'nun zararsız ve iyi kalpli versiyonu), Nozomi'ye o ve insanlar arasındaki temel farkın "geri dönüşüme uygunluk" olduğunu söyler. Sonoda'nın yanabilen ve yanamayan çöpler arasında yaptığı yalın ayrım, filmin meselesiyle paraleldir bir anlamda: iki insan arasındaki yakınlığın yerine geçen anlık hazzın sunulduğu teknoloji, tüketim ve seri üretim çağında insan olmanın anlamı. Bunun en basit örneğini, Nozomi'ye eski sevgilisinin adını vermiş olsa da, gerçek bir ilişkinin getireceği duygusal zorluklardan bucak bucak kaçan Hideo'da görürüz. Junichi'nin eski aşkına duyduğu saplantıya işaret eden Nozomi'ye yaklaşımındaki fetişizm de buna bir örnek kabul edilebilir.

4 Nisan 2010 Pazar

Madeo (Mother)

Yönetmen: Bong Joon-Ho
Yazar: Bong Joon-Ho, Park Eun-Kyo
Oyuncular: Kim Hye-ja, Won Bin, Jin Goo
Tür: Suç|Dram|Gizem|Gerilim
Yapım yılı: 2009
Süre: 128 dk.
Ülke: Güney Kore
Dil: Korece
IMDB puanı: 8.1/10
Çavlan'ın puanı: 4/5
Umut'un puanı: 4/5

Güney Kore'nin Oscar adayı olan Madeo'nun yönetmen koltuğunda, şimdiden kültleşmiş sayılabilecek Salinui Chueok (Memories of Murder) ve Gwoemul (The Host) filmlerinin yönetmeni Bong Joon-Ho var. Son derece mütevazi görünen, ama her yerinden zeka fışkıran bir kurgu ve nefis oyunculuklarla dolu bir film çıkartmış Bong Joon-Ho.

Her şeyden önce bir suç filmi Madeo, ama insani, duygusal bir öykü de anlatıyor aynı zamanda. Kim Hye-ja'nın inanılmaz bir ustalıkla can verdiği aşırı korumacı, aşırı duygusal, aşırı sevgi dolu, her şeyiyle "aşırı" Anne karakteri (adını öğrenemiyoruz), filmin baş kahramanı. 20'li yaşlarda, Do-joon Yoon isimli, zihinsel engelli bir oğlu var. Anne ve oğulun arasındaki hastalıklı sayılabilecek ilişkiye yoğunlaşacakmış gibi başlıyor Madeo (Anne ve oğulun ilişkileri pek sağlıklı sayılmaz, ama geceleri birlikte uyumalarının örneğin, seksüel hiçbir yanı yok. Duygusal bile denemez, ancak son derece tüketici bir ilişki), ama çok geçmeden anlıyoruz ki bu bir şaşırtmaca aslında, filmin görünen kısmında kimin işlediğinizi bilmediğimiz bir cinayet duruyor, onun da altında, annenin oğluna koşulsuz sevgisi var.

12 Şubat 2010 Cuma

Aruitemo Aruitemo (Still Walking)

Yönetmen: Hirokazu Koreeda
Yazar: Hirokazu Koreeda
Oyuncular: Hiroshi Abe, Yui Natsukawa, Shohei Tanaka
Tür: Dram
Yapım yılı: 2008
Süre: 114 dk.
Ülke: Japonya
Dil: Japonca
IMDB Puanı: 8/10
Çavlan'ın Puanı: 7.5/10

Yaşlı bir karı-kocanın oğlu ve kızının, yanlarına eşleri ve çocuklarını da alarak anne babalarını ziyarete geldikleri bir haftasonunu anlatıyor Aruitemo Aruitemo. Her yıl, bir kez gerçekleşir bu reunion: evin en büyük oğlunun ölüm yıldönümünde. Hem bu genç ölümün aile bireyleri üzerindeki şiddetli etkisini, hem de zaten her ailede olan dargınlıkları ve nefret/sevgi halini izleriz film boyunca.

Aydınlık, ferah ev ve annenin hazırladığı ziyaret sofrası ne kadar değişmez ve güven verici görünürse görünsün, aile bireylerinin her birinin bir diğerine karşı içinde büyüttüğü bir dargınlığı ya da kızgınlığı vardır, ilerleyen dakikalarda bunu görürüz. Aile dramlarını konu alan Amerikan filmlerinden alıştığımız gibi bireylerin birbirine deli gibi bağırıp çağırdığı, tabak çanak fırlattığı, ağlayıp sinir krizleri geçirdiği sahneler yok bu filmde. Karakterler elbette birbirine güceniyor, içerliyor, hatta diş biliyor; ama bu hisler bastırılıyor ve zaten kırk yılda bir gerçekleşen bu buluşmalarda ortaya çıkmıyor, çıksa da sinir krizleri ve gözyaşlarıyla değil, küçük imalar ve laf sokuşturmaları olarak çıkıyor. Bence bu, dünyanın dört bir yanındaki ailelerin dramatik olmayan, gerçek yaşamlarını fena halde doğru yansıtıyor.

27 Kasım 2009 Cuma

Death Note



Sevmediğim bir şey söz konusu olunca yazmak kolay ve bir nevi meditatif bir eylem oluyor. Sevilen şeyler hakkında yazmak ise biraz zor, “gidin görün” diyip kısa keseyim istiyorum bazen. Fakat bunu şimdi anlatacağım çizgi roman/çizgi film/film (evet şu an anlatacağım şeyin üç versiyonu var) için yapmaya içim el vermiyor, çünkü böyle bir durumda önyargıların baskın çıkacağını biliyorum. Teknolojik ürünler söz konusu olduğunda sahip oldukları üne ters düşecek şekilde, Japon çizgi filmi dendiğinde bir çoğunuzun aklında şöyle bir imaj oluştuğunu biliyorum: