
Alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Nisan 2013 Pazar
4 Mart 2013 Pazartesi
Güvenli Yerlere Çıkan Yollar
Zihnimizin sahip olduğu en büyük beceri belki de acıyla başa çıkmak. Klasik yaklaşım bize herkesin ihtiyacı doğrultusunda geçtiği dört kapı olduğunu gösterir.Birinci kapı uykudur. Uyku bize dünyadan ve onu dolduran tüm acılardan kaçabileceğimiz bir sığınak sağlar. Bir insan ağır yaralandığı zaman genellikle kendinden geçer. Aynı şekilde travmatik haberler alan birinin bayıldığı olur. Zihin ilk kapıdan işte böyle geçerek kendini acıdan korur.
İkinci kapı unutmaktır. Bazı yaralar kısa zamanda kapanamayacak, hatta belki de asla iyileşemeyecek kadar derindir. Ayrıca bazı anılar o kadar azap vericidir ki, onlara alışmak mümkün değildir. "Zaman tüm yaraları iyileştirir" sözü yanlıştır. Zaman çoğu yarayı iyileştirir. Geri kalanlar bu kapının ardında saklıdır.
Üçüncü kapı deliliktir. Bazen insanın aklı öyle bir darbe alır ki kendini delilikte saklar. Bu ilk bakışta faydalı gözükmese bile öyledir. Gerçekliğin acıdan başka bir şey getirmediği zamanlar vardır ve bu acılardan sakınmak için zihnin gerçekliği geride bırakması gerekebilir.
Dördüncü kapı ölümdür. Son sığınak. Öldükten sonra bizi hiçbir şey incitemez. Ya da en azından bize öyle söylenir.
(Rüzgârın Adı, s. 145)
Yazan:
Çavlan
Kategoriler:
Alıntı,
Dünya Edebiyatı,
Edebiyat,
Fantastik Edebiyat,
Kralkatili Güncesi,
Patrick Rothfuss,
Seriler
1 Ağustos 2011 Pazartesi
Suzan Defter
Suzan Defter ilk olarak, ilk baskısını 2003 yılında yapan Taş-Kağıt-Makas adlı öykü kitabının içinde yer almış. 127 sayfalık, okumaya başladığınız gece elinizden bırakamadan bitireceğiniz, kısa ama vurucu hikaye, geçtiğimiz günlerde kendi başına bir varlığa kavuşarak uzun öykülükten mini romanlığa (novella) terfi etmiş. Her ne kadar halihazırda satışta olan bir kitabın içinden bir öyküyü alıp onu tek başına kitaplaştırıp yeni bir metinmiş gibi okuyucuya sunma işi beni rahatsız etse (idefix sayesinde bir hafta boyunca Ayfer Tunç'un "yeni" romanının çıkacağını düşünerek sevinçle bekledim mesela) ve tüccar mantığı meyvesi gibi görünse de, şikayet etmemem lazım, çünkü Taş-Kağıt-Makas'tan haberim yoktu, yani Suzan Defter tek başına satışa çıkmasa bu harika öyküden mahrum kalacaktım.
İki farklı kişinin günlükleri olarak kurgulanmış kitapta sayfaların dizilimi tuhaf geliyor okuyucuya başta, 8. sayfa 9'dan değil 10'dan devam ediyor çünkü, 9. sayfanın devamı da 11'de. Sol tarafta erkek karakterin, sağ tarafta kadın karakterin yazdıkları var, eş zamanlı olarak ilerliyorlar. Öykü (ya da mini roman) iki farklı anlatıcının bakış açılarıyla kurgulandığı için, olayları kendi gerçeklik süzgeçlerinden geçirerek aktarıyor bu anlatıcılar, okuyucu da kendi öykülerini anlatmak için belki de kendi gerçeklerini yaratan ana karakterlerin çarpık algılarının doldurduğu birbirini reddeden gerçekler denizinde yüzüyor, ama hiç boğulacak gibi hissetmiyor.
16 Eylül 2010 Perşembe
Kirpiklerimin Gölgesi
Annemi öldürdüm. Daha biraz önce. Bu fena şeyi yaptıktan sonra silahı annemin başucuna bıraktım. Başından vurmuştum annemi. Kundura boyası kadar siyah saçlarının dağıldığı yastığında bir gül açar gibi olmuştu. Gözleri oyuncak bebek gibi açılmış, ağzı acıyla aralanmıştı. Bağırmamış, inlememiş, sesizce ölmüştü. Onu öyle bırakıp odasından çıktım.
Silah sesine uyanan ağabeyim yanımda bitti.
"Ne oldu?" diye sordu bana. Uykuluydu. Gözleri kan çanağı, aleti fena halde kabarmış. Yine bacaklarıma sürtünecek diye korktum. İçeri, annemin odasına girmek istedi. İçeri girmesin diye "Pencere camı kırıldı," dedim. İnanmamış gibi baktı bana. Alnı, burun kenarları isten hafifçe kabarmıştı. Odanın kapısını açmak için lanetli elini uzattı. Ellerine daha fazla is bulaşmıştı. Acaba dün gece arkadaşlarının çıkardığı eğlencelik yangını söndürmek mi istemişti?
"İçeri girme," dedim. "Çok fena bir şey yaptım."
Silah sesine uyanan ağabeyim yanımda bitti.
"Ne oldu?" diye sordu bana. Uykuluydu. Gözleri kan çanağı, aleti fena halde kabarmış. Yine bacaklarıma sürtünecek diye korktum. İçeri, annemin odasına girmek istedi. İçeri girmesin diye "Pencere camı kırıldı," dedim. İnanmamış gibi baktı bana. Alnı, burun kenarları isten hafifçe kabarmıştı. Odanın kapısını açmak için lanetli elini uzattı. Ellerine daha fazla is bulaşmıştı. Acaba dün gece arkadaşlarının çıkardığı eğlencelik yangını söndürmek mi istemişti?
"İçeri girme," dedim. "Çok fena bir şey yaptım."
16 Temmuz 2010 Cuma
Kocamı Niçin Öldürdüm?
Ta 2001 yılı baskısı elimdeki. Yeniden basıldı mı, bu baskısı tükendi mi, hâlâ bulunur mu kitapçılarda, bilemiyorum. Ama benim çok eğlenerek tekrar tekrar okumaktan bıkmadığım bir kitap bu, o yüzden kısa da olsa bir şeyler yazayım dedim hakkında. Zaten 150 sayfalık incecik bir şey, dili çok akıcı, konusu da çok ilginç olduğu için, bir şekilde bulur da okursanız aynı gün içinde bitirme ihtimaliniz yüksek.
İnanılmaz güzel bir delilik hikayesi bu. Kadın (bir adı vardıysa bile hatırlayamıyorum) adama öylesine saplantılı ve hastalıklı bir aşk duyuyor ki, işyerindeki kadınlara kocasının gay olduğunu söylentisini yaymaktan adamın sadakatini ölçmek için bir hatun kiralamaya, kocasının ilgisinin tamamını kendisine vermesini istediği için arkadaşını sakatlamak, ablasını evlendirmek suretiyle kendi kızı da dahil olmak üzere hemen herkesi çevresinden uzaklaştırmaya (doğru anımsıyorsam kızın odasına alerjisi olan bir maddeden bolca yerleştirip, sağlığını mahvediyor, uzakta dağ tepe orman bir yerde yatılı okula gönderilmesini sağlıyordu) kadar vardırıyor işi. En sonunda geldiği noktayı da, romanın adından biliyoruz zaten.
Yazarın adı, kitabın kapağında göründüğü gibi Laurre Buisson değil yalnız; Laure Buisson. Şaka gibi bir durum, ama yayınevi yazarın adını yanlış yazmış -sadece bir yerdeki imlâ hatası da değil söz konusu olan, tamamen yanlış biliyorlarmış herhalde, çünkü kitabın kapağında, ilk sayfasında, ikinci sayfasında, her yerde fazladan bir adet 'R' var. Yayınevi de Gendaş Kültür (Bridget Jones'un günlüklerinin çıktığı yayınevi yani). Daha önce hiç böyle bir şeye rastlamamıştım, çok şaşırtıcı. Aşağıda en solda duran Türkçe basımı, diğer iki kapak ise yazarın ana dili olan Fransızca basımlarının kapakları (ve yazarın adının doğru yazılmış hali):



İnanılmaz güzel bir delilik hikayesi bu. Kadın (bir adı vardıysa bile hatırlayamıyorum) adama öylesine saplantılı ve hastalıklı bir aşk duyuyor ki, işyerindeki kadınlara kocasının gay olduğunu söylentisini yaymaktan adamın sadakatini ölçmek için bir hatun kiralamaya, kocasının ilgisinin tamamını kendisine vermesini istediği için arkadaşını sakatlamak, ablasını evlendirmek suretiyle kendi kızı da dahil olmak üzere hemen herkesi çevresinden uzaklaştırmaya (doğru anımsıyorsam kızın odasına alerjisi olan bir maddeden bolca yerleştirip, sağlığını mahvediyor, uzakta dağ tepe orman bir yerde yatılı okula gönderilmesini sağlıyordu) kadar vardırıyor işi. En sonunda geldiği noktayı da, romanın adından biliyoruz zaten.
Yazarın adı, kitabın kapağında göründüğü gibi Laurre Buisson değil yalnız; Laure Buisson. Şaka gibi bir durum, ama yayınevi yazarın adını yanlış yazmış -sadece bir yerdeki imlâ hatası da değil söz konusu olan, tamamen yanlış biliyorlarmış herhalde, çünkü kitabın kapağında, ilk sayfasında, ikinci sayfasında, her yerde fazladan bir adet 'R' var. Yayınevi de Gendaş Kültür (Bridget Jones'un günlüklerinin çıktığı yayınevi yani). Daha önce hiç böyle bir şeye rastlamamıştım, çok şaşırtıcı. Aşağıda en solda duran Türkçe basımı, diğer iki kapak ise yazarın ana dili olan Fransızca basımlarının kapakları (ve yazarın adının doğru yazılmış hali):


































