Avrupa Filmleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa Filmleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2012 Perşembe

Rahatsız Edici 20 Film


İnsanı şöyle iyice bir huzursuz eden, göğsüne bir ağırlık oturtan, tadını ve keyfini kaçıran, yüzüne tokat gibi çarpan, hatta yer yer midesini kaldıran ve ekrana bakmasını engelleyen, bittikten sonra da pek çok çerez filmin aksine aklından uçup gitmeyen, iz bırakan filmlerden seçmeler yaptım bu listede. Yalnız filmleri -türleri ve rahatsız etme yöntemleri başka başka olduğundan- rahatsız ediciliklerine göre sıralayabilmem mümkün olmadı, sevme sırama göre sıraladım bu nedenle.

18 Ekim 2012 Perşembe

Perfume: The Story of a Murdeder

Yönetmen: Tom Tykwer
Yazar: Andrew Birkin, Bernd Eichinger ve Tom Tykwer (senaryo), Patrick Süskind (roman)
Oyuncular: Ben Whishaw, Alan Rickman, Rachel Hurd-Wood ve Dustin Hoffman
Tür: Dram|Fantastik
Yapım yılı: 2006
Süre: 147 dk.
Ülke: Almanya|Fransa|İspanya|ABD
Dil: İngilizce
IMDb puanı: 7.5/10
Çavlan'ın puanı: 8/10
Umut'un puanı: 8.5/10

Patrick Süskind'in Koku'sunu okuyalı yıllar oldu ama romanı (sadece genel hatlarıyla da olsa) hatırlıyorum, özellikle de bende uyandırdığı hisleri. Bu nedenle bir sinema uyarlaması olduğunu ilk duyduğumda biraz önyargılı yaklaştım; kitaptaki en önemli şey -adı üzerinde- kokuyken, kokulara dair birbirinden etkileyici tasvirlerin sinema diliyle, ses ya da görüntü yoluyla aktarılabilmesi imkansıza yakın değil de neydi? Ama bir şekilde yapmayı başarmış bunu bu film. Kusursuz bir uyarlama değil, hikayenin ve karakterlerin derinliğiyle hikayenin mitolojik kısımları uçmuş gitmiş, yani "kitabı mı okuyayım, filmini mi izleyeyim?" diye sorsanız kesinlikle önce kitap derim, yine de eli yüzü düzgün bir uyarlama bana göre. Beni en çok rahatsız eden -bu tür filmlerde genelde olduğu gibi- olayların Fransa'da geçmesine, karakterlerin de Fransız olmasına rağmen, filmin İngiliz aktörlerle çekilmesi, karakterlerin aralarında İngilizce konuşmaları oldu. Ama bu bir Fransız prodüksiyonu olsaydı Alan Rickman kadroda olamazdı diyip fazla kurcalamadan bırakmak en iyisi belki de.

21 Aralık 2011 Çarşamba

Film Günlüğü (Kısa Kısa #4)

(Incendies, Midnight in Paris, Lady Vengeance, In Time, Sleeping Beauty, Melancholia, One Day, Breaking Dawn)


17 Ağustos 2011 Çarşamba

Film/Kitap Günlüğü (Kısa Kısa #2)

(Sağırlık, Don't Worry I'm Fine ve Source Code)

Sağırlık [Samedi the Deafness]
(Jesse Ball, Everest Yayınları, Haziran 2011, 334 sayfa)
Sağırlık, Amerikan edebiyatının son yıllarda parlayan şair/romancılarından biri olan Jesse Ball'un Türkçeye çevrilen ilk kitabı. Romanın geçtiği dünyada işleri "hatırlayıcı"lık olan insanlar var - örneğin kahramanımız James fotografik hafızaya sahiptir ve hayatını, ne yaptığı açık olmayan bir şirketin istediği dökümanları ezberleyerek kazanır. Arkadaşı ya da ailesi yoktur, aslında işinin de olduğu çok kesin değildir. Bir pazar sabahı parkta yerde yatan, yaralı bir adama rastlar. Göğsünden bıçaklanmış ve son nefeslerini vermektedir bu adam, yine de son anlarını James'e çok gizli, çok büyük bir komplodan kısaca bahsetmek, James'in onları durdurması gerektiğini söylemek için harcar ve birkaç isim verir. Aynı gün Beyaz Saray'ın önünde bir dizi intihar eylemi gerçekleşmeye başlamıştır. İntihar edenler bir örgütün canlı bombaları olabilecek profile pek uymaz; suya sabuna dokunmadan yaşayıp giden, orta yaşlı, eğitimli akademisyen ya da bilim adamlarıdır ve üzerlerinde, içeriğinde birkaç gün sonra gerçekleşecek büyük bir cezadan bahseden Samedi tarafından imzalanmış notlar taşırlar. Samedi, parkta ölen adamın James'e verdiği isimle aynıdır. Kahramanımız hiçbir şey yapmadan duramaz ve bildiği birkaç ismin üzerine giderek olayları araştırmaya başlar, fakat karşı taraf da James'in rahat durmamasından memnun olmaz. Önce onu bu işin peşini bırakması için üstü kapalı bir şekilde uyaracak esrarengiz bir kız salarlar üstüne, bu yetmeyince de onu kaçırıp kronik yalancıların tedavi edildiği bir nevi rehabilitasyon merkezine; bir Hakikathane'ye kapatırlar.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Film Günlüğü (Kısa Kısa #1)

(The Secret Life of Words, Dawn of the Dead ve Hot Fuzz)

The Secret Life of Words
(Isabel Coixet, İspanya, 2005, 4/5)
İrlanda'da yaşayan ama aksanından Doğu Avrupalı ya da Rus olduğu izlenimini veren fabrika işçisi genç Hanna (Sarah Polley) neredeyse tamamen sağırdır. Kulağında sürekli bir işitme cihazıyla dolaşır, bu da dilediği anlarda cihazı kapayarak kendini de dünyaya kapamasını kolaylaştırır. Arkadaşı, sevgilisi, görünürde bir ailesi olmayan gizemli kadının inanılmaz basit bir hayatı vardır. Kimseyle konuşmaz - ya fabrikada çalışır, ya evde kanaviçe işler, fabrikada öğle tatilinde evinden getirdiği nugget, pilav ve elmadan oluşan yemeği yer, akşam evde de aynı yemeği yer, buzdolabında başka hiçbir şey yoktur. Dört yıl boyunca hiç tatile çıkmamasından, tek bir gün bile rapor alıp işi kaçırmamasından kıllanan diğer çalışanların etkisiyle patronu onu zorla bir tatile gönderince şehirde bir otele yerleşir Hanna, fakat restoranda tanık olduğu bir telefon konuşmasının sonucunda denizin ortasındaki bir petrol platformunda geçici hemşire olarak çalışmaya başlar. Görevi, bir kaza sonucu fena halde yanmış ve geçici körlük yaşayan bir adam olan Josef'e (Tim Robbins) bakmaktır.

4 Ağustos 2011 Perşembe

Exam, The Method ve Fermat's Room

Dört duvar arasına kapatılıp gizemli bir oyunun piyonları olan karakterlerle ilgili filmler çok ilgi çekici geliyor bana. Bu türe dahil olan akla ilk gelen bilindik örnekler Cube ve Saw, ama bugün bu yazıda tanıtacağım filmler onlar kadar vahşi ve kanlı olmayan, işin bulmaca kısmına daha çok odaklanan filmler. Ortak özellikleri, filmin büyük kısmının tek bir kapalı mekanda, az oyuncu ve aksiyonla, bol konuşmayla geçmesi ve gizemli bir deneye tâbi tutulan insanlarla ilgili olması. 2009 yapımı Exam, 2005 yapımı El Método (The Method) ve 2007 yapımı La Habitación de Fermat (Fermat's Room).

Exam
Yönetmen: Stuart Hazeldine
Yazar: Stuart Hazeldine, Simon Garrity (hikaye)
Oyuncular: Nathalie Cox, Luke Mably, Chukwudi Iwuji
Tür: Gizem|Gerilim
Yapım yılı: 2009
Süre: 101 dk.
Ülke: İngiltere
Dil: İngilizce
IMDb Puanı: 6.8/10
Benim puanım: 7.9/10

Exam, ne olduğu tam açıklanmayan ama maaşı ve bonuslarıyla herkesin hayallerini süsleyecek olduğu ortada bir pozisyon için çok güçlü, çok büyük bir şirkete başvuran, çeşitli eleme ve görüşme süreçlerinden geçip son aşamaya kalan yetenekli ve hırslı sekiz adayın son görüşme gününe hazırlanmalarının yakın plan görüntüleriyle başlıyor - biri kravatını takıyor, biri ilaç alıyor, diğeri makyaj yapıyor, öbürü aynada "sen bunu hak ediyorsun" diyor kendine, vs. Adaylar hep birlikte kapısında silahlı bir bekçinin nöbet tuttuğu penceresiz bir odaya getiriliyor ve işe alınma sürecinin bu son aşamasında bir nevi sınava tâbi tutulacaklarını, tek bir soruyu yanıtlamak için 80 dakikaları olduğunu öğreniyorlar. Sınav kağıtları, önlerindeki masalarda kapalı bir halde duruyor. Gözetmen, uymaları gereken çok spesifik kuralların olduğunu ve içlerinden birine uymadıkları takdirde diskalifiye olup odadan çıkarılacaklarını söylüyor ve kuralları, gözetmenle ya da bekçiyle herhangi bir iletişim kurmaya çalışmamak, sınav kağıtlarına zarar vermemek ve odayı terk etmemek olarak açıklıyor. Gözetmen sorusu olan olup olmadığını soruyor, kimseden ses çıkmayınca da duvardaki saatte 80 dakikalık geri sayımı başlatıp odadan çıkıyor. Sınav kağıtlarını düz çeviren adaylar, bomboş birer kağıtla karşılaşıyorlar, üzerinde soru falan yazmıyor. Filmin kalanı, tahmin edileceği gibi adayların yer yer birbiriyle işbirliği yaparak, yer yer de birbirine girerek cevaplanması gereken tek sorunun ne olduğunu anlamaya çalışmalarından oluşuyor.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Elling

Yönetmen: Petter Næss
Yazar: Ingvar Ambjørnsen (roman), Axel Hellstenius & Larry Stuckey (uyarlama)
Oyuncular: Per Christian Ellefsen, Sven Nordin, Marit Pia Jacobsen
Tür: Komedi|Dram
Yapım yılı: 2001
Süre: 89 dk.
Ülke: Norveç
Dil: Norveçce
IMDb Puanı: 7.6/10
Metacritic puanı: 70/100
Rotten Tomatoes puanı: 84/100
Benim puanım: 7.5/10

Orta yaşlı, anksiyeteden muzdarip nevrotik Elling, ömrü boyunca annesiyle yaşamıştır. İnsanların arasında nasıl olunacağını, tek başına nasıl yaşanacağını bilmez - markete kadar gitmek, kıtaları yayan aşmak gibi bir şeydir onun için. 40 yıl boyunca kendisine kalkan olmuş ve onu dış dünyadan 'korumuş' olan annesi ölünce yetkililere haber vermeyen, annesinin cesediyle birlikte günlerce evden çıkmadan kendini bir dolaba kapatan Elling, bu şekilde bulununca bir psikiyatri kliniğine yerleştirilir. Orada iriyarı ama hassas bir devle, 40'larındaki cinsellik takıntılı bakir Kjell Bjarne ile oda arkadaşı olur ve ikili, alışılmadık bir dostluk geliştirir.

İki yıl sonra doktorlarının Elling ve Kjell Bjarne'nin kendi ayakları üzerinde duracak duruma geldiklerine karar vermesiyle ikili Oslo'da, parasını Norveç hükümetinin ödediği tatlı, küçük bir apartman dairesinde oturmaya hak kazanır. Sosyal görevli Frank onları gözlemleyecek, eğer kendi başlarına yaşayamadıklarına kanaat getirirse de onları kliniğe geri gönderecektir. Başlarda, köşedeki kafeye yürümek ya da çalan telefona cevap vermek bile çok zordur onlar için, ama Kjell Bjarne ve Elling zamanla sadece dış dünyada sağ kalmayı başarmakla kalmaz, olağandışı yerlerden doğan olağandışı arkadaşlıklar kurar ve topluma ayak uydurmak için son derece ilginç yollar bulurlar.

12 Mayıs 2011 Perşembe

Tillsammans

–Bu yazıya perşembe günü bırakılan yorumlar Blogger kafayı yediği sırada uçup gitti, geri gelecek gibi de görünmüyor. Yorumları silinenlerden özür dileriz.–

(Together)
Yönetmen: Lukas Moodysson
Yazar: Lukas Moodysson
Oyuncular: Lisa Lindgren, Michael Nyqvist, Emma Samuelsson
Tür: Dram|Komedi
Yapım yılı: 2000
Süre: 106 dk.
Ülke: İsveç|Danimarka|İtalya
Dil: İsveççe
IMDb Puanı: 7.4/10
Metacritic puanı: 84/100
Benim puanım: 7/10

Stokholm'de bir komünde yaşayan bir grup yetişkinin (ve onların çocuklarının) hayatının bir dönemine bakış atıyor Tillsammans. Bu bir grup insanın tek istediği ideallerine göre yaşamak, ama tipik insan doğasının onları realizm taraflarına çekip uzlaşmaya ve yozlaşmaya zorlaması çok zaman almıyor. Tillsammans, İsveçli yönetmen Lukas Moodysson'un 2000 yapımı filmi. Moodysson'u en yeni filmi Mammoth, bol ödüllü Lilya 4-Ever, benim sıkıntıdan sonunu getiremediğim Ett Hål i Mitt Hjärta (A Hole in My Heart) ya da hafif, iyimser havasıyla Tillsammans'a Lilya 4-Ever'dan çok daha fazla benzeyen Fucking Åmål (Show Me Love) filmlerinden tanıyor olabilirsiniz. Kendi adıma Tillsammans'ı Fucking Åmål ya da Lilya 4-Ever kadar etkileyici bulmadım, ama eğlenceli geçecek bir buçuk saat vaat eden, iyi bir film olduğunu düşünüyorum. Hele İsveç gibi pek fazla izleme imkanı bulamadığımız değişik bir ülkenin sinemasından bir örnek görmek istiyorsanız harcayacağınız zamanına kesinlikle değer.

15 Mart 2011 Salı

Another Year

Yönetmen: Mike Leigh
Yazar: Mike Leigh
Oyuncular: Jim Broadbent, Ruth Sheen, Lesley Manville
Tür: Dram|Komedi
Yapım yılı: 2010
Süre: 129 dk.
Ülke: İngiltere
Dil: İngilizce
IMDb Puanı: 7.8/10
Çavlan'ın puanı: 8.5/10
Umut'un puanı: 8.2/10

Mike Leigh'nin insan duygularını ve ilişkilerini sınıf yapısı bağlamında irdelemeye olan ilgisi, bu filminde artık varabileceği son noktaya ulaşmış gibi görünüyor. Son derece dramatik olabilecek öyküleri alıp normal, ortalama gündelik hayatların içine yapılandırabilme yeteneği, Another Year'da kendini insana şapka çıkartacak kadar gösteriyor. 1950'lerin Londra'sında illegal kürtajlar yaparak çaresiz durumdaki genç kızlara yardım eden Vera'dan ve başına gelen her şeyi güzelleştiren sürekli mutlu Poppy'den sonra, psikolojik danışmanlık yapan Gerri ile onun jeolog kocası Tom var usta yönetmenin son filminin merkezinde. Hayatta bulunabilecek en büyük huzuru bulmuş gibi görünen, yaşlılıklarının keyfini çıkaran 60'larında bir çift Tom ve Gerri. Another Year ise onların hayatlarının bir yılına, çevrelerindeki insanlarla etkileşimlerine her mevsim farklı bir atmosferle olmak üzere şöyle bir göz atan, çok etkileyici bir film. Ekranda sıradan insanlar ve sıradan yaşamları var; ne çok zengin, ne çok güzeller, ne akla hayale sığmaz serüvenler yaşıyorlar, ne de kendilerini korkunç bir komplonun içinde buluyorlar. Filmde sıradışı bir olay yok, her şey gündelik yaşamlarımızdan alınmış gibi, hayat olduğu gibi çekilmiş sanki.

6 Şubat 2011 Pazar

Copie Conforme

(Certified Copy)
Yönetmen: Abbas Kiarostami
Yazar: Abbas Kiarostami
Oyuncular: Juliette Binoche, William Shimell
Tür: Dram
Yapım yılı: 2010
Süre: 106 dk.
Ülke: Fransa | İtalya | İran
Dil: Fransızca | İtalyanca | İngilizce
IMDb Puanı: 7.2/10
Çavlan'ın puanı: 8/10
Umut'un puanı: 8/10

Copie Conforme'nin sadece başındaki değil, ortalarındaki ve sonundaki olaylardan da bahsetmeden bu filmle ilgili istediklerimi yazabilmem imkansız, yani filmi zaten izlemediyseniz bu yazıyı okumanızı önermem.

Kiarostami'nin son filminin konusunu, oyuncularını, İtalya'da çekildiğini vs. duyduğumda çok heyecanlanmıştım, ama hâlâ anlayamadığım nedenlerle ta Filmekimi'nde oynayan film sinemalarda bir türlü gösterime girmedi, nihayet girdiğinde de İstanbul'da iki salonda gösterilmeye başlandı ve başka hiçbir kente dağıtılmadı. Artık umudumu kesmiş, malum ortamlara düşmesini beklemeye başlamıştım ki, tamamen tesadüf eseri burada (Ankara) birkaç sinemada oynanmaya başladığını gördüm, sessiz sedasız. İşin komiği ilk vizyonlara girişinden haftalar sonra. Zaten bu yıl görmek istediğim filmler ya saçmalık derecesinde geç geldi/gelecek (Black Swan, The King's Speech, Let Me In, True Grit), ya hiç gelmedi (Another Year, Blue Valentine, Scott Pilgrim, The Ghost Writer, Winter's Bone), ya da gelip gelmeyeceği belli bile değil. Ama filmsiz kalıyor da değiliz yani, mesela bir zamanlar en sevdiğim sinema salonu olan Kızılırmak'a baktığımda şu birbirinden önemli ve olmazsa olmaz filmleri oynattığını görüyorum: Aşk Tesadüfleri Sever, Eyyvah Eyvah 2, Hür Adam: Bediuzzaman Said Nursi ve Kurtlar Vadisi: Filistin. Bunların tümünün de dandik Türk filmleri olduğunu söylememe gerek var mı? Sanırım sinemalardan umudu kesip iyice eve kapanmak dışında bir çare yok, ama filmler de screener kalitesinden biraz daha iyisini bekleyenler için öyle pat diye riplenmiyor. Neyse, konuyu daha fazla dağıtmadan başlığını attığım filmle ilgili bir şeyler yazmaya girişsem fena olmayacak.

11 Kasım 2010 Perşembe

Devasa Film Listesi

Serablog'da görüp bayıldığım bir liste/anket bu. Aslında Tumblr'ın 30-day-challenge'larından biri; buna katılan Tumblr'cılar her gün bir soruyu yanıtlıyorlarmış bloglarında. Ben bir ay boyunca böyle bir şeyi yapacak sabırda olmadığımdan ve spam yapmak istemediğimden, Sera gibi tek bir listeye dönüştürüyorum bu 30-gün zımbırtısını. Sinema blogu olanlara öneririm, tüm o filmleri anımsamaya çalışmak çok zor olsa da çok eğlenceli. Blogunuz yoksa ya da bu kadar çok soruyla uğraşamam diyorsanız da, birkaç soru seçip bu yazıya yorum olarak bırakırsanız liste ankete dönüşür, hoş olur.



Geçen yıl gördüğünüz en iyi film:
Geçtiğimiz yıl yani 2009 yapımı filmler arasında en çok El Secreto De Sus Ojos (The Secret in Their Eyes) ve Inglourious Basterds'ı beğendim, seçim yapamıyorum, ikisi de şahaneydi. 2010 yapımı olan ve görmediğim çok film var, daha yıl bile bitmedi ama çok büyük olasılıkla Inception, 2010'un en iyi filmi olarak kalacak benim için.

30 Ekim 2010 Cumartesi

J'ai Tué Ma Mère (I Killed My Mother)

Yönetmen: Xavier Dolan
Yazar: Xavier Dolan
Oyuncular: Xavier Dolan, Anne Dorval, François Arnaud
Tür: Biyografi|Dram
Yapım yılı: 2009
Ülke: Kanada
Dil: Fransızca
IMDb puanı: 7.3/10
Benim puanım: 7.5/10

Hem yönettiği, hem de başrolünde oynadığı, üstelik senaryosunu da -biyografik öğelere dayanarak- yazdığı J’ai Tue Ma Mere (I Killed My Mother/Annemi Öldürdüm) geçen sene Cannes'da bayağı bir ses getirince, daha 20 yaşında bile olmayan Xavier Dolan "mucize çocuk" olarak dikkatleri üzerine çekti. Film, bizdeki festivaller de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki festivallerde bolca ilgi topladı, ödüller aldı. Geçen sene festival filmlerine bakarken konusu ilgimi çekmeyince elediğim bir film olmuştu J’ai Tue Ma Mere, ama birkaç hafta önce bu civardaki birkaç sinemada gösterime girince, bir hayli de iyi eleştiriler aldığını duyunca, izlemeye karar verdim. İyi ki de izlemişim. Sizi derinden sarsacak, kafanızı günlerce meşgul edecek, "müthiş film" olarak tanımlayacağınız bir film değil belki bu, ama iddiasız, yalın, komik bir film. Fakat ismine kanmayın: bir suç filmi değil J’ai Tue Ma Mere. Çocuk annesini bilindik anlamda öldürmüyor. Tersine, ideal olmasa da son derece gerçekçi, özellikle yalnız anneyle büyümüş ve sorunlu bir ev yaşamı olmuş çocukların kendi ergenliklerindeki aile yaşantılarından çok şey bulacağı bir ilişkisi var annesiyle arasında.

Hubert Minel, yazmayı ve resim yapmayı seven, 16 yaşındaki gay lise öğrencisi, babasından uzun yıllar önce boşanmış annesi Chantale ile yaşar, ikisinin arasında ara ara izleyiciyi şok (ve rahatsız) eden, ara ara da "aa ben de aynısını yaşadım" dedirten bol kavgalı ve gürültülü bir sevgi-nefret ilişkisi vardır. İlk sahnelerde Hubert gereksiz yere sorun çıkartan, sürekli bağırıp çağırarak, bunu yapmadığında da annesini çeşitli konularda (yeme alışkanlıklarından dolayı mesela) bolca aşağılayarak çok itici, kaba ve sorunlu bir yeniyetme portresi çiziyor. Ancak filmin ilerleyen dakikalarında anlıyoruz ki, Chantale de pek öyle çekilir -ve hatta sağlıklı- bir anne değil.

30 Eylül 2010 Perşembe

Following

Yönetmen: Christopher Nolan
Yazar: Christopher Nolan
Oyuncular: Jeremy Theobald, Alex Haw, Lucy Russell
Tür: Suç|Dram|Gizem|Gerilim
Yapım yılı: 1998
Ülke: İngiltere
IMDb puanı: 7.7/10
Çavlan'ın puanı: 8.5/10
Umut'un puanı: 8.7/10

Sadece 16-mm'lik siyah-beyaz film kullanılarak, neredeyse yok denecek kadar düşük bir bütçeyle, profesyonel ışık olmadığından doğal ışıktan mümkün olduğunca faydalanabilmek için sıklıkla kafelerin cam kenarındaki masalarında, tüm "oyuncu"larının işi gücü olduğu için ancak haftasonlarında çekilen bir film Following. Böyle bir filmin yönetmen olma hevesindeki bir gencin iyi niyetli, deneysel çabaları sonucu doğduğunu ve pek de bir şeye benzemeyeceğini düşünüyor insan başta. Ama Christopher Nolan'ın ilk uzun metrajlı filmi olan Following, çok başka, çok özel bir film.

Inception'dan sonra (sanırım dünyanın dört bir yanındaki binlerce sinefil gibi!) bu dahi yazar/yönetmenin tüm filmlerini kronolojik sırada izlemeye karar verdim. Bazı filmleri ikinci, bazıları üçünü kez izlenmeyi bekliyor tarafımdan, ama Following, daha önce varlığından haberdar bile olmadığım bir filmiydi Nolan'ın. Following'in ardından gelecek filmlerinin büyük kısmında kullandığı temaların ve hikaye anlatma tekniklerinin temellerini bu filmde attığı çok açık; Memento'da kusursuzlaştırdığı çok katmanlı hikaye yapısı örneğin. Filmde hikaye tek bir yönde ilerlemiyor, önce hikayenin ortasından, sonra sonundan, sonra başından, sonra yine ortasından vb. bir sahne izliyoruz. Başka bir yazarın elinde gösterişli görünen ama içi boş bir faciaya dönüşebilecek bu tekniği Nolan inanılmaz bir ustalıkla kullanıyor, üstelik neredeyse her filminde izleyiciye gönderdiği "olan biteni doğru algıladığınızdan emin misiniz, gözünüzün önündeki gerçekliğin ne kadarı gerçek hmm?" mesajlarının doğduğu ve en pişmemiş, ham halde bulundukları yerin Following olduğunu gösteriyor.

20 Ağustos 2010 Cuma

The Ghost Writer

Yönetmen: Roman Polanski
Yazar: Robert Harris (roman ve uyarlama), Roman Polanski (senaryo)
Oyuncular: Ewan McGregor, Pierce Brosnan, Olivia Williams
Tür: Dram|Gizem|Gerilim
Yapım yılı: 2010
Süre: 128 dk.
Ülke: İngiltere
Dil: İngilizce
IMDb puanı: 7.7/10
Çavlan'ın puanı: 8/10
Umut'un puanı: 7.5/10

Gölge yazar, başkaları için kitap, makale, biyografi, rapor gibi içerikleri hazırlayan, ancak ortaya çıkan çalışmanın altına imzasını atmayan kişi demek. Ortaya çıkan içerik bir başkasının adı altında basılır, gölge yazar da hizmetlerine karşılık bir miktar para alıp ortadan kaybolur. İşi tam da bu, yani para karşılığı (oto)biyografik romanlar yazmak olan gölge yazarımızın (Ewan McGregor), eski bir İngiliz Başbakanı olan Adam Lang'in (Pierce Brosnan) anılarını yazması için işe alınmasıyla başlıyor film. Kendisinden önce işe alınan yazar gizemli bir şekilde ölmüş. Gölge (diye bahsedeceğim ondan bundan sonra çünkü filmde bir adı yok, 'Ghost' diye geçiyor hep) Lang ile tanışıp biyografisine girişmek için Amerika'ya, Lang ve ailesinin kafa dinlediği ıssız bir adadaki evlerine gidiyor ve hepsi de bulunduğu odanın dışına çıkması yasak olan müsvedde tarafından güzelce sembolize edilen gizli adam kaçırmalar, alarmlar, şifreler ve güvenlik riskleriyle dolu paranoyak bir dünyaya adım atmış oluyor. Eski Başbakanın görevdeyken teröristlere işkence yapmak için Pakistan'a asker gönderdiğinin ortaya çıkması tam da bu zamana denk geliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne göre, apaçık bir Tony Blair göndermesi olan Adam Lang bir savaş suçlusu artık. İşe bakın ki, ABD Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni tanımıyor. Gölge, biyografiyle ilgilenmeye çok fırsat bulamıyor doğal olarak, hatta yeni patronuna ve onun bir avuç destekçisine yardım etmek için bir basın bülteni bile hazırlıyor. Bu destekçilerin başında Lang'in politikadan belki de Lang'in kendisinden daha çok anlayan karısı (Olivia Williams) ve Lang'in asistanı -ve metresi- Amelia (Kim Catrall) var.

13 Ağustos 2010 Cuma

Korkunç Filmler Festivali

Gerçek bir festival sayılmayabilir tabii, blog yazarlarınız olarak daha önce izlemediğimiz korku filmlerinden bir seçki yapıp bir hafta boyunca geceleri bunları izledik, onun da adı festival oldu :) İki şart vardı başlamadan; film 2000'lerde çekilmiş olacak, bir de IMDb puanı 6'dan düşük olmayacak. Bu puanlar çok da bir şey ifade etmemeli aslında, ama 10 üzerinden 6'yı bile geçemiyorsa gerçekten de iyi bir film çıkmıyor o (Boxing Helena istisna olmak üzere). Sonuç olarak keyifli bir "festival" oldu, şu an bayağı uzun bir süre korku filmi izlemeyecek kadar yorgun hissetsem de kendimi, bu kadar kısa sürede bu kadar çok korku filmi izleyip de burada onlardan kısacık da olsa bahsetmemek olmaz diye düşündüm. Film adlarındaki kırmızılar bu yazının hatrına, kan göndermeli :) İsimlere tıklayınca imdb sayfalarına gidiyorsunuz. Resim altı yazıları da sırasıyla filmin yapım yılı, ülkesi, yönetmeni ve benim gayet keyfî olarak 5 üzerinden verdiğim puanından oluşuyor.

Ginger Snaps

(2000, Kanada, John Fawcett, 4/5)

5 Haziran 2010 Cumartesi

Kynodontas (Dogtooth)

Yönetmen: Giorgos Lanthimos
Yazar: Giorgos Lanthimos ve Efthymis Filippou
Oyuncular: Christos Stergioglou, Michele Valley, Aggeliki Papoulia
Tür: Dram
Yapım yılı: 2009
Ülke: Yunanistan
Dil: Yunanca
IMDB puanı: 7.5/10
Çavlan'ın puanı: 9/10
Umut'un puanı: 4/5

Festivalde kaçırdığım, hatta izleyemediğim için burada ağlak yaptığım Kynodontas'ı, iki ay gecikmeli de olsa buldum, izledim, muradıma erdim. Genelde daha izlemeden nefis çıkacağına inandığım, fena halde heveslendiğim, her nedense beklentilerim tavanda seyretmeye başladığım filmlerde hayalkırıklığına uğrarım hep, ama Kynodontas her şeyiyle beklediğim gibi, hatta mümkünse biraz daha bile fazlası çıktı. Eğer film festivalinde izleyebilmiş olsaydım, festivalin en iyi filmi olarak taçlandırırdım kendisi -hoş, gene de yapabilirim. Yaptım gitti o zaman. Ve fakat baştan uyarayım seni okuyucu: biraz, nasıl derler, rahatsız edici bir film bu. Dayanamayıp 10. dakikasında kapatabilirsin ya da içini buram buram burabilir. Uyarmadı deme. Az buçuk cinselliğe (ama izleyici heyecanlansın da film satsın diye konulmuş estetik cinselliğe değil de, gayet çıplak, çirkin, hastalıklı cinselliğe) katlanamıyorsan, "Sanat filmleriyle işim olmaz Recep İvedik varken" diyorsan, Haneke rahatsızlığı ve Trier psikopatlığı sana hitap etmiyorsa, ne bu filmi izlemeye giriş, ne de bu yazıyı okuma hatasını yap. Diğerleri, buyrun başlayalım incelemeye.

Evinizin bahçesinden gördüğünüz, tepenizden uçup giden uçakların birer oyuncak uçaktan başka bir şey olmadıkları, kedilerin insanları vahşice katledebilecek korkunç yaratıklar olduğu, insanların köpek doğurabildiği, İnternetin, gazetelerin, radyoların, dergilerin, TV kanallarının var olmadığı, köpek dişiniz dökülmeden evinizi terk edemeyeceğiniz, ama dişiniz çıktıktan sonra da bahçenin dışına ancak arabanın içinde çıkabileceğiniz, aksi takdirde başınıza korkunç şeylerin geleceği, evinizin bahçesindeki çitlerin ötesinin bir nevi cehennem olduğu dünyaya hoş geldiniz.

4 Mayıs 2010 Salı

Hunger

Yönetmen: Steve McQueen
Yazar: Steve McQueen, Enda Walsh
Oyuncular: Michael Fassbender, Brian Milligan, Liam McMahon, Liam Cunningham
Tür: Dram|Tarih
Yapım yılı: 2008
Süre: 96 dk.
Ülke: İngiltere|İrlanda
Dil: İngilizce
IMDB Puanı: 7.6/10
Çavlan'ın Puanı: 8/10
Umut'un Puanı: 7/10

Ölüm orucundayken milletvekili seçilen İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) militanı Bobby Sands'in cezaevindeki günleri üzerinden, IRA'nın politik haklara kavuşmak ve sıradan suçlu statüsünden kurtulmak için Battaniye ve Yıkanmama protestoları gibi eylemlerini ve 1981 yılındaki açlık grevlerini anlatıyor Hunger. Yönetmen Steve McQueen (şu Steve McQueen değil hayır) "Politik film nasıl olur?" temalı Hollywood standartlarına uymak zorunda kalmamış bu ilk filmini çekerken. Maze hapishanesindeki mahkumlara uygulanan işkenceleri abartmaya, süslemeye çalışmamış. Adı tarihe geçmiş bir aktivistle ilgili biyografik bir film çekmek yerine, politik haklarını tekrar kazanmaya çalışan militanların 81'deki açlık grevleri sırasındaki durumlarını, o zamanki havayı "aktarmak" istemiş daha çok. Çok da güzel yapmış bunu, ortaya müthiş etkileyici, güçlü, minimalist bir başyapıt çıkmış.

Hunger'ı üç bölüme ayırabiliriz; son derece az konuşmanın geçtiği 40 dakikalık ilk bölüm siyasi suçluların direnişleri ve cezaevi yönetiminin verdiği karşılıklara, tamı tamına 20 dakika süren ikinci bölüm açlık grevine başlamak üzere olan Bobby Sands ve çağırdığı rahip arasında aralıksız süren konuşmaya, yine sessizliğe dönülen, filmin son yarım saatini kapsayan son bölümdeyse, Sands'in ölüm orucundaki günlerine odaklanıyor.

28 Nisan 2010 Çarşamba

[Rec] 2

Yönetmen: Jaume Balagueró, Paco Plaza
Yazar: Jaume Balagueró, Paco Plaza, Manu Díez
Oyuncular: Jonathan Mellor, Manuela Velasco, Óscar Zafra
Tür: Korku
Yapım yılı: 2009
Süre: 85 dk.
Ülke: İspanya
Dil: İspanyolca
IMDB Puanı: 6.8/10
Umut'un Puanı: 5/10
Çavlan'ın Puanı: 6/10

Önceki yazılarımdan belli olduğu üzere, found footage türündeki filmleri seviyorum ben. Haliyle [Rec] 2’nin geldiğini duyduğumda izlemesem olmazdı (izledikten sonra yazmasam olur muydu bunu yazının sonunda değerlendirelim). Yazı spoiler içerebilir.

Devam filmi olmasına rağmen nedense [Rec] 2’den umutluydum, yapım ekibi aynıydı ve bu açıdan isimden para sağalım mantığıyla hakları satın alınmış ve konuyla alakasız isimlere teslim edilmiş Hollywood devam filmlerine benzemeyeceği kesindi. Nitekim [Rec] 2 yine de fena değil. İzleniyor bir şekilde.


Gel gör ki [Rec] 2, [Rec]’in başarılı olduğu birçok şeyi kılına dokunmadan aynen alırken (çoğu kişiden bu nedenle “bu film [Rec]’in aynısı olmuş yorumunu duyabilirsiniz), ilk filme dair en önemli şeyi (inandırıcılık) aktarabilmek konusunda yetersiz kalmış.

Konuya gelelim: İlk filmi izleyenlerin hatırlayacağı gibi, Barselona’da bir apartmanda çıkan bir virüs salgını dolayısıyla tüm bina karantina altına alınmıştır, bu virüs kuduz gibi kan ve salya aracılığıyla yayılmakta, bulaşan insanı kısa süre içinde agresif zombilere dönüştürmektedir. Tabii ki ilk filmde bizim deli gibi heyecanla izlediğimiz şeyde vurucu olan şey, sıradanlığı aşikar olan konu değil, yaratılan atmosferdi; her şey olması gerektiği gibi gerçekçi ve mantıklı ilerliyor, insan gerçekten bunun bir amatör kamerayla çekilmiş gerçek olaylar olduğuna inandırabiliyordu kendini.

18 Nisan 2010 Pazar

Celda 211 (Cell 211)

Yönetmen: Daniel Monzón
Yazar: Francisco Pérez Gandul (roman), Jorge Guerricaechevarría & Daniel Monzón (uyarlama)
Oyuncular: Luis Tosar, Alberto Ammann, Carlos Bardem
Tür: Aksiyon|Dram
Yapım yılı: 2009
Süre: 110 dk.
Ülke: İspanya
Dil: İspanyolca
IMDB puanı: 7.8/10
Çavlan'ın puanı: 4/5

Juan Oliver isimli kahramanımız, bir hapishanede gardiyan olarak işe başlayacaktır. İyi bir izlenim bırakmak istediği için işe başlaması gereken günden bir gün erken gider; böylece hem iş arkadaşlarıyla tanışmış, hem de hapishaneyi gezmiş olacaktır. İki gardiyan kendisine hapishaneyi gezdirirken, tavandan bir şeyin düşüp başına isabet etmesiyle bayılır kahramanımız. Meslektaşları, biraz uzanıp kendine gelebilmesi için, hemen yakınlarındaki 211 numaralı boş hücreye götürüp yatırırlar onu. Planları, Juan kendine geldikten sonra onu revire götürmektir. Ama tam o sırada hapishanede bir ayaklanma çıkar, iki gardiyan da kendilerini kurtarabilmek için kapılar kapanmadan çıkışa doğru bir koşu tutturur, Juan'ı boş hücrede bırakırlar.

Juan gözlerini açtığında, kendini hücrede tek başına bulur. Dışarıda kıyamet kopmaktadır. Bunun bir ayaklanma olduğunu ve eğer öldürülmek istemiyorsa tutuklu rolü yapmak zorunda kalacağını hemencecik kavrayan keskin zekalı kahramanımız, gardiyanlardan birinin kendisine verdiği bilgileri hatırlar ve ayakkabılarının bağcıklarını, kemerini, cüzdanını çıkarıp saklamaya koyulur. Artık parmaklıkların diğer tarafındadır ve "asıl ait olduğu taraf"a tek parça halinde geçmesi, çok düşük bir ihtimal gibi görünmektedir.