
Modern fantastik edebiyatta şimdiden kült olmuş roman ve çizgiromanların yazarı Neil Gaiman, bana göre bir hayalgücü dehası. Bu yazıda da, yeni başlayanlar için Gaiman'a hoş bir giriş olabilecek birkaç kitabının kısa tanıtımlarını bulacaksınız. Sadece yeni başlayanlar için, çünkü daha okumadığım çok kitabı var. Efsanevi çizgiroman serisi Sandman'i bile bilmeyen biri olarak bu konuda gayet ezik bir durumda olduğumu saklamayacağım :) Umut'taki ciltlerden Türkçesini okumayı denedim ama şaka gibi çevirisi ve bir ilkokul öğrencisinden bile beklenmeyecek cümle düşüklükleri ile yazım yanlışları nedeniyle hiçbir şey anlamadığımı fark edince pes edip bıraktım. Ama bir gün orijinalini bulacağıma dair inancım ve umudum tam.
Kimdir bu adam derseniz şu linkten ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Ayrıca web sitesi, blogu ve twitter'ı da var.
Mezarlık Kitabı (The Graveyard Book)
Jack denen adam, bir gece sıradan görünen bir eve girer ve anneyi, babayı ve büyük çocuğu, belirsiz bir nedenden hunharca katleder. Sıra ailenin küçük çocuğuna, o sırada henüz bir bebek olan oğlana geldiğinde, bebeğin emekleyerek evden çıkıp gitmiş olduğunu görür ve peşine düşer. Okuyucu da bu noktada, bu bebeğin Jack denen adam için daha bir önemli olduğunu, hatta sanki her şeyin, asıl onun ölmesi için düzenlenmiş olduğunu anlar. Küçük oğlan evlerinin yakınında bulunan, doğal koruma alanı haline getirilmiş eski mezarlığa sığınır, onun peşindeki belayı gören mezarlık sakinleri (yani ölüler) de, biraz da kır atlı hanımın (ölüm meleği olur kendisi) yönlendirmesiyle onu açık kollarla karşılarlar. Küçük kahramanımızı birkaç yüzyıl önce ölmüş olan Bay ve Bayan Owens evlat edinir ve ona Nobody -Bod- Owens ismini verirler. Yüce Koruyucular'ın bir üyesi, ne canlıların, ne de ölülerin dünyasına ait olan gizemli Silas da, Bod'un koruyucusu olarak atanır. Kahramanımızın mezarlıktaki yaşamı böylece başlamış olur.
Kimdir bu adam derseniz şu linkten ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Ayrıca web sitesi, blogu ve twitter'ı da var.
Mezarlık Kitabı (The Graveyard Book)
Jack denen adam, bir gece sıradan görünen bir eve girer ve anneyi, babayı ve büyük çocuğu, belirsiz bir nedenden hunharca katleder. Sıra ailenin küçük çocuğuna, o sırada henüz bir bebek olan oğlana geldiğinde, bebeğin emekleyerek evden çıkıp gitmiş olduğunu görür ve peşine düşer. Okuyucu da bu noktada, bu bebeğin Jack denen adam için daha bir önemli olduğunu, hatta sanki her şeyin, asıl onun ölmesi için düzenlenmiş olduğunu anlar. Küçük oğlan evlerinin yakınında bulunan, doğal koruma alanı haline getirilmiş eski mezarlığa sığınır, onun peşindeki belayı gören mezarlık sakinleri (yani ölüler) de, biraz da kır atlı hanımın (ölüm meleği olur kendisi) yönlendirmesiyle onu açık kollarla karşılarlar. Küçük kahramanımızı birkaç yüzyıl önce ölmüş olan Bay ve Bayan Owens evlat edinir ve ona Nobody -Bod- Owens ismini verirler. Yüce Koruyucular'ın bir üyesi, ne canlıların, ne de ölülerin dünyasına ait olan gizemli Silas da, Bod'un koruyucusu olarak atanır. Kahramanımızın mezarlıktaki yaşamı böylece başlamış olur.
Sırlar Odası, Felsefe Taşı'nın bıraktığı yerden sadece birkaç hafta sonra başlıyor. İlk kitabın sonunda Harry Potter, Hogwarts'taki ilk yılını sağ salim atlatmayı ve Voldermort'un dönüşünü engellemeyi başarmıştı. Şimdi Dursley'lerin yanında uzun, çok uzun, ona sonsuzluk gibi gelen bir yaz geçirmekte, okulun başlamasına kalan günleri saymaktadır. Dursley'lerden kimsenin hatırlamadığı doğumgününde (hatırlasalar da kulak temizleme çubuğu filan hediye ederlerdi herhalde), Dobby isimli bir ev cini konuk olur odasına. Dobby çok tatlı, Harry'ye büyük saygı duyuyor ve sağlığıyla son derece ilgileniyor gibi görünen bir yaratıktır ve kararlıdır: Harry Potter, Hogwarts'a dönmemelidir! Ona bir komplo kurulmaktadır, Potter Hogwarts'a döneceğine yaralansa daha iyidir çünkü okula giderse kesin ölecektir. Harry elbette bunu kabul etmez, Dobby de kendi sihrini kullanarak, Harry'nin başının Dursley'lerle derde girmesine neden olur. Vernon Enişte Harry'i odasına kitler, işi pencerelere demir parmaklık taktırmaya kadar vardırır, ama Harry umutsuzluğa düşmeye zaman bulamadan Ron Weasley, pek bir muzip ağabeyleri Fred ve George ile birlikte uçan bir arabayla onu kurtarmaya gelir. Harry Hogwarts'a dönmeden ve yine bol olaylı bir sömestre başlamadan, yazın kalanını Ron'ların büyü dolu evinde, Kovuk'ta geçirecektir. Ron ve Hermione'yle Hogwarts'ta geçecek günler de çok eğlenceli olacaktır kuşkusuz, ama dönemin başlamasından kısa süre sonra müthiş bir karanlık yayılır okula, ardı ardına Muggle-doğumlu öğrencilere saldırılar gerçekleşmeye başlar. Harry'nin okuldaki ikinci yılında hüküm sürecek olan gizem, kimsenin tam olarak ne olduğunu bilmediği, yüzyıllar kadar eski bir söylenceyle ilgilidir: Sırlar Odası.
Harry Potter'ın son filmi gösterime girmek üzereyken her yerde reklamlarını gördüğümüz dönemde, seriyi ne kadar özlediğimi fark ettim -yani tam yapımcıların hedef aldığı tip 'fan' grubuna dahilim sanırım- ve kitapları baştan okumaya karar verdim. Son kitabın çıkmasını beklerken dönüp de öncekileri okuduğum çok oluyordu eskiden, ama seri tamamlandıktan sonra bir köşeye atıp unuttum gitti kitapları, özellikle son kitapları tekrar okumayı çok istiyorum. Madem en baştan başlıyorum, her kitap bittikten sonra filmini izleyeyim, böylece bilgiler aklımda tazeyken çok daha mantıklı bir çerçevede değerlendirebilirim filmleri dedim -hem üçüncü ve yedinci filmler hariç hiçbir HP filminden haz etmediğim için, bir kez izleyip unutmayı seçmiştim çoğunu. Biraz daha zorlayıp oyunlarını da oynasam mı diye düşünmemiş değilim, ama ikinci ve üçüncü oyunları daha birkaç ay önce bir başka HP özlemi çılgınlığı döneminde (!) oynayıp bitirmiş olduğum için, bu eski oyunlara en baştan girişmeyi göze alamadım, hem abartmamak lazım. Okumuşken burada da -kısa da olsa- kitaplara ve filmlere dair bir şeyler yazayım diyorum. Bu yazı dizisi neye hizmet eder, kitapları okuyanın mı yoksa okumayanın mı ilgisini çeker, gerçekten gerekli midir bilemiyorum, sonuçta dünyada çoktan fenomen olmuş bir seri bu ve artık -en azından benim üzerine yazacağım kitaplarla filmler- güncel de sayılmaz. Üstelik ne kadar zamanda tamamlarım bilmiyorum, 350'şer sayfalık ilk iki kitabı saymazsak, diğer tüm kitapların kalınlığı 500-1100 sayfa arasında değişiyor, ben de büyü dünyasında yitip gitmemek için her iki HP kitabının arasında seriyle alakasız başka bir kitap okumayı planladım, artık ne kadar uyabilirim o plana bilemiyorum, ama her halükarda bu yazı dizisi en azından birkaç ay sürecek gibi görünüyor. Pek gerekli olmasa da arşiv niteliğinde işe yarayacağına, Harry Potter'ın da bunu kesinlikle hak ettiğine karar verdim en sonunda.































