9 Kasım 2009 Pazartesi

28. Tüyap Kitap Fuarı'na Dair Gözlemler

10 güne yayılmış olan fuarda, Çavlan’a yardım amaçlı olarak standda satış görevlisi olma ihtimali doğduğunda, ilk yaptığım bunun mantıksızlığını ona anlatmaya çalışmak oldu: İnsanlarla yakın temasa girmekten hoşlanmayan ben, bu süreç boyunca onlara ne istediklerini soracak, hiç bilmediğim kitaplar hakkında bilgi verecek, gerekirse paralarını alıp bir de tekrar para üstü uzatarak onlara dokunma riski taşıyacaktım.

Tabii bu deneyimden güzel şeyler çıkarma ihtimalim olduğunu, olaylara kötü baktığımı, gelişime kapalı olduğumu falan düşünenleriniz olabilir. Girişimci ebeveynlerin genelde çocuklarına anlattıkları hikayedeki gibi, “ticarette pişmek için en alttan başlayacaksın” hesabı. Bu ideal hikayeye göre çocuk limonata satarak başlar, birinci elden deneyim kazanırken, aynı zamanda sermaye ve kişisel bağlantılar biriktirir ve bir gün kendi holdingini kurup köşeyi döner. Bu mantıkla ilgili iki sorunum var, 1- Eğer amaç sadece iyi para kazanmaksa dünyanın en zengin adamı asosyal bir bilgisayar programcısıyken ben neden gidip limonata satmakla uğraşayım, 2- eğer amaç sadece hızlı para kazanmaksa, üniversite okumaya ne gerek var, beyaz kadın ticareti ve uyuşturucu kaçakçılarının en kısa zamanda en çok kazanabilen insanlar olduğu zaten biliniyor.

Sonuçta Çavlan’dan uzak kalmamak adına bir şekilde hazırlanıp gittim. Fuar hakkındaki genel gözlemlerim şöyle:
















FUARIN MEKANI


Öncelikle fuar İstanbul’da falan değilmiş, bunu anladım. Beylikdüzü dedikleri yer Tekirdağ’a daha yakın, ulaşım çok güç. Sabahları bizim kaldığımız otelden (Büyükçekmece) oraya taksi dışında bir şeyle direkt olarak ulaşım yok, dolmuştan inerseniz, iki tane otoyol ve bir çamur yol geçmek zorunda kalıyorsunuz. Yağmurla birleştiği zaman bu yolculuk biraz (?) sıkıntı yaratabiliyor.













YAYINEVLERİ


Bir sürü bildiğim ve bilmediğim yayınevini görmek ilginçti, hepsinin ayrı ayrı yayın çizgilerini görüyorsunuz kitapçıda değil de fuarda karşılaşınca. Hepsinde indirim vardı ve insan dayanamayıp sürekli bir şeyler alabiliyor. Bir ara Çavlan’la cazibeyi kullanarak indirim yaptırma yarışına girdik. Yüxexes’in standında guitar hero oynadık, ben beceremedim pek, Çavlan bir sürü puan yaptı, eğlendik, geri döndük.

Garip bir şekilde dinle ilgili kitap satan bir sürü misyoner yayınevi olduğunu öğrendim. Bir ara boş bulduğum bir standda zihin gücüyle su moleküllerini değiştirmek üzerine yazılmış bir kitaba bakarken, adamın teki geldi ve insanlığın kozmik hafızasından falan bahsetmeye başladı. Bir ara o kadar çok konuştu ki, zihnimle adamı susturmaya çalıştım ama vücudunda zaten su molekülü kalmamış olduğu için başarısız olduğumu sanıyorum.














MÜŞTERİLER... GÜZEL MÜŞTERİLER


Yazımın esas konusuna gelirsek.. Orada gezinmekten çok standda durduğum için en çok gördüğüm şey kitap almaya çalışan insanlar ve onların çileleri oldu. Evet, kitap almak isteyen insanlar gerçekten çileli insanlar, bunu anladım. Onların çilelerini dünyaya duyurmak adına, karşılaştığım çeşitli insanları belli stereotipler altına toplayarak sizinle paylaşmak isterim:

Konuşmak isteyen genç:
Herkes anlaşılmak ve insanlarla bir şekilde bir bağ kurmak ister. Benim anlamadığım neden bazı insanların bu tarz bir tatmini kitap fuarında aramayı seçtiği, fakat müşteri her zaman haklıdır mottosuna sadık kalarak onları en garip anlarında bile utandırmamaya çalışarak dinledim. Ne yazık ki, bu insanların kendilerini utandırma kapasiteleri o kadar yüksekti ki, çabam pek işe yaramadı.

- Merhaba..
- Merhaba.. :)
- Bu kitap bende var..
- ... (gülümser)
- Bu da var bende...
- ...
- Geçen okumuştum.
- ...
- Güzel kitaplar bunlar.
- ...
- Teşekkürler (burnunu çekerek uzaklaşır)
- ...

Enformasyona doymayan meraklı genç:
Konuşmak isteyen gencin 2 sene sonra geleceği nokta, enformasyona doymayan meraklı gençtir. Reddedilmenin verdiği acıyla 2 sene boyunca eve kapanıp en ezoterik alanlar hakkında en garip bilgileri edinerek sahaya geri dönen bu gençler, aynı zamanda düz cümleler yerine soru cümleleri kurarlarsa daha fazla yanıt alabileceklerini öğrenmişlerdir. Sorun şudur ki, soruları benim gibi sıradan satıcıları aşmaktadır (Ki satıcı o sırada bir sürü başka insanla da ilgileniyor, aldıkları şeyleri paketliyor, paralarını kasaya götürüp üzerlerini götürüyorsa durum daha da kronik bir hal alabilir).

- Merhaba..
- Merhaba.. :)
- (elinde standdan aldığı kitabı tutmaktadır) Bu kitabın mevcut baskısı 5. baskı gördüğüm kadarıyla. İkinci basımının çevirmeni kim acaba?
- ... (boş gözlerle bakar)
- Peki bu baskıyı orjinal basımla karşılaştırabilir misiniz, aradaki farkları merak ediyorum da?
- ... (yayınevinin sahibini göstererek) İsterseniz X beye sorun, o daha iyi bilir.
Soru X beye sorulur. X bey soruyu yapabileceği en iyi şekilde cevaplar ve bekleyen diğer 458 müşteriye döner, enformasyona doymayan genç bu noktada tekrar zavallı Umut’a döner:
- Bu kitap bende var zaten.
- ..?
- Teşekkürler (tatmin olmuş şekilde uzaklaşır)
- ...

Gizemli Öğretim Üyesi:
Genellikle oldukça yaşlı ve erkek olan bu tipler, kimliklerini açıklamadan standa yaklaşıp ilginç sorular sorarak geleceği bekleyen gençliğin bilgi seviyesini ölçer, onları zihinsel olarak dinç ve hazır tutarlar. Her ne kadar iyi gizlenseler de, onları sabit gülümsemeleri ele verir.

- Merhaba.
- Merhaba.. :)
- Bu afişteki adam kim?
- X..
- Peki yanındaki?
- Y...
- Peki ne anlatıyor bu adamlar?
- (Olabilecek en genel bilgi verilir, tabii ki bir sürü kitap yazmış adamların hakkında verilebilecek en genel bilgi her zaman eksik olacaktır, fakat bu eksikliğin nedeninin sorunun kendisinde değil, sizin açıklamanızda aranacağı fark edilmiş olsa bile sükunetle açıklama tamamlanır)
- Peki afişin rengi neden böyle?
- Çünkü o akı...
- Peki bu afişin rengi neden farklı?
- Üstündeki yazı okunabilsin diye?
- Ama o zaman diğeri?
- Afişleri ben hazırlamadığım için bilemiyorum.
- Peki o zaman (zafer gülümsemesiyle pardesüsünü savurur, standı terkeder ve yarattığı rüzgar geride soğuk bir esinti bırakır)

Muhabbeti dinleyen bir üçüncü kişi, hayranlıkla uzaklaşan kişinin üniversite hocası olduğunu ve ne kadar hayran olunası bir kişilik olduğunu göz ifadeleri ve bir kaç sözcükle anlatır, size de hayranlık duymanızı bekleyen bir gülümsemeyle bakar.

Hoşnutsuz Öğretim Üyesi:
Bir öncekinden farklı olarak yaşlı kadınların genelini oluşturduğu bu grupla ilgili çok fazla sorun yaşamadım açıkcası, çünkü en azından diğerleri kadar yakın bir kişisel ilişki kurmaya çalışmadan kendi komplekslerini tatmin etmeye çalışıyorlar diyebiliriz. Bir nevi standın önüne gelip ceketinin önünü açıp cinsel organını göstererek kendini ifade ettikten sonra olay yerini terkeden birini düşünün, aynı hesap. Bonus Tip: Sorular genelde retorik amaçlı sorulduğundan cevap bile vermeye kasmadan kurtulabilirsiniz, zaman zaman katıldığınızı belli eden baş hareketleri yetecektir.

- Merhaba
- Merhaba.. :)
- Kitaplarınızın basımları neden rezalet?
- ...
- Yoksa bu yüzden mi bu kadar ucuzlar?
- ...
- (Eline kitabı alır ve eğilmeni bekleyerek gösterir) Bak bak gel... Burası hiç çıkmamış.. Hepsinde böyle izler var..
- ...
- Bu da rezalet, hiç güzel bir şey bulmak mümkün değil sizde...
- ...
- Bunu sizin için ayırdım, hatalı baskı bu, satmayın bunu.
- ...
- (bir şeyler seçer). Bunları alıyorum, teşekkürler. (gülümser)
- ... (kasaya götürülür, işlem yapılır ve mutlu bir şekilde bir sonraki müşteriye geçilir)

Mülteci:
Bu tipler, herhangi bir demografik gruba ait olmayıp, her türlü insan arasından çıkabilirler. Temel olarak maslov’un piramidinin zemininde takılıp kalmış olan bu grubun üyeleri, barınak ihtiyaçları için fuar alanındaki standları uygun görmüşler ve bu uğurda milyonlarca kitap alarak orada geçirebilecekleri maksimum saati garanti altına almayı hedeflemişlerdir. Sonuç olarak ellerinde sürekli bolca kitapla gezinen bir müşteriyi kimse kovamaz, bu da onlara çeşitli haklar sağlıyor olabilir(mi?).

- Bu kitap ne kadardı acaba?
- İndirimli fiyatı x lira.
- (10 dakika sonra hala elinde kitaplarla gezinen mülteci aynı kitabı göstererek) bu kitap ne kadardı acaba?
- İndirimli fiyatı x lira.
- (30 dakika sonra hala elinde kitaplarla gezinen mülteci aynı kitabı göstererek) bu kitap ne kadardı acaba?
- İndirimli fiyatı x lira.
- (1 saat sonra hala elinde kitaplarla gezinen mülteci aynı kitabı göstererek) bu kitap ne kadardı acaba?
- İndirimli fiyatı x lira.
- (2 saat sonra hala elinde kitaplarla gezinen mülteci aynı kitabı göstererek) bu kitap ne kadardı acaba?
- İndirimli fiyatı x lira.
- Tamam ben bu kitapları buraya bırakıyorum, bir kısmını dönünce alacağım, benim için saklayın lütfen (standdan topladığı yaklaşık 250 kitabı, 10 metrekarelik bir yaşama alanının içine bırakır ve alanı terk eder)
- ...

Tanınmayı bekleyen Yaşlı adam:
Bu adam arkasında muhtemelen onu izleyen hayranlarıyla beraber standa yaklaşacaktır. Asla vücudunu tam olarak standa dönmez, sadece kafasını size doğru çevirerek konuşma lütfunda bulunabilir. Esasında kötü niyetli değildir, ama amacı kitap almak olmadığı için amacı günü kurtarmaktan ibaret olan zavallı bir satıcının ona sunacakları pek tatmin edici gelmeyebilir:

- Merhaba..
- Merhaba.. :)
- Bu sene satışlar nasıl?
- Eöö iyi diyebiliriz sanırım?
- Geçen senelere göre nasıl?
- (Kafadan sallar) Valla fuar bu sene biraz daha durgun gibi, ama biz yine de iyiyiz.
- Peki beni tanıdın mı? (Şok atak)
- ...Eööö yok vallahi çıkaramadım.
- Peki X Y desem? (X isim, Y soyad)
- ..eeee...eheheh..
- (hafif sesini yükselterek) X Y.. adım X Y!
- ...Eehhiihihih sizi yayınevi sahibine yönlendireyim hihih.

Sürekli İndirim isteyen Genç:
Pazarlık yapmak her Türk insanının geninde olabilir ama bu anlayış kıtlığıyla birleştiği zaman çekilmez oluyor.

- Ne kadar tutuyor burası?
- 56 lira toplam.
- 50 olur o.
- Ne yazık ki mümkün değil, zaten mevcut indirimimiz çok yüksek.
- Tamam 50 yaz gitsin o zaman.
- ... Mümkün değil ne yazık ki.
- Yapamaz mısın bir iyilik?
- Karar benim değil, ben bir şey yapamıyorum. Yayınevi sahibini çağırayım isterseniz.
(yayınevi sahibi çağrılır, yayınevi sahibi aynı şeyleri tekrar eder ve işine döner)
- Yapmıyor musunuz şimdi indirim?
- Valla duydunuz, kararı ben vermiyorum.
- Tamam o zaman (kredi kartını uzatır)
- ...(kredi kartıyla işleme başlar).. Şifrenizi alabilir miyim?
- Bu ne? 56 yazmışsın?
- ...?
- 50 olmuyor mu?

Sadece güzel şeylerin olduğu ve insanların barış içinde yaşadığı bir dünyada böyle bir an yaşandığı anda olması gereken tek makul şey, bu cümleyi kuran insanın elektrikli testereyle parçalanması ve yargı karşısında bunun nefsi-müdafaa olarak kabul edilmesidir. Ne yazık ki vahşi ve adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz.

Taramalı tüfek gibi konuşan yaşlı evli çift:
Bu çift, her çifte örnek olmalı esasında. Bir arada yaşamalarına rağmen halen bireyselliğini kaybetmemiş bu yaşlı kumrular, ne birbirlerini ne de bir başkasını dinlemezler ve sürekli konuşurlar. Açıkcası bu çiftin bir stereotip grubu oluşturup oluşturamayacağını bilemiyorum ama umarım bunlardan olabildiğince azdır çünkü kendileriyle karşılaşan insanlara ne olursa olsun acıyorum:

(Erkek olan E, Kadın olan K, Umut olan U, Yanlış zamanda yanlış mekanda bulunan zavallı bir müşteri olan Z):

E: (Seri bir şekilde) Evladım kaç para buğh? Ne kadar ediyo buğ?
U: İndirimli fiy...
K: (cırlayarak) Bu kaç paraaaah?!
U: Etiketi arkasın...
E: Bu yazarın yenileri yok mu yau? Yok mu bea? Yok mu kine?
K: Ne basıyonuz siz yenii? Yok mu yeni bişeey?
U: Eeöö bu kitap yeni çık..
Z: (Başka türlü muhabbetin bitmeyeceğini fark edip araya dalma gafletinde bulunur) Merhaba, bir soru sorabilir miyim, bu ne kadar acaba, fiyat etiketi basılmamış da?
U: Tabi, onun fiya...
E: Bu kaç parah şimdi? Kaç ediyor ama indirimli?
K: Bunu alıyom ben!! Al bunu!
Z: ....
U: ....
E: Kaç para diyorum ya, kaç para?!?
K: Alıcam bunu ya ben!
Z: (Umut’a bakarak) Tamam ben beklerim, sorun de..
E: Öeeeearrrggh!
K: Brruaaah!

SONUÇ:

Sonuç şudur, yorucu bir fuardı. Kitap aldık geldik işte. Satıcılığın zorlukları, ticaret hayatında insan ilişkilerinin önemi gibi konularda çıkardığım dersleri falan duymayı bekliyorsanız, beklemeyiniz. Yemek yemeye gidiyorum ben.

7 yorumcuk:

Çavlan dedi ki...

Şu 'enformasyona doymayan meraklı genç' aslında dikkat dağıtıcı görevini görüyormuş, sen onun deli saçması sorularıyla uğraşırken dikkatinin tümünü ona veriyormuşsun, arkadaşları da rahatça kitap yürütüyormuş o arada... galip'in yalancısıyım :)

filmcankisi dedi ki...

Yerlere yattım gülmekten okurken :)
Var mı gerçekten böyle insanlar yoksa kurgu mu bu.

Sevgi

Ferda dedi ki...

Heh heh, çok hoş bir yazı olmuş, eğlendim.

Adsız dedi ki...

Okurken sanki yaşadım, çok güzel ve eğlenceliydi...

Bay Kavun dedi ki...

Gerçekten de çok eğlenceliydi, çok komik bir dil kullanıyorsunuz.

foondah dedi ki...

Hahaa süper bir gözlem ve süper bir aktarım olmuş. Özellikle "sadece güzel şeylerin olduğu ve insanların barış içinde yaşadığı bir dünyada böyle bir an yaşandığı anda olması gereken tek makul şey"e bayıldım, aynı ütopyanın özlemini taşıyorum :D

esral dedi ki...

ahaha koptum süpermiş sürekli indirim isteyen gencin yanında canlı izlemek isterdim o anı :)