Yönetmen: David Yates
Yazar: Steve Kloves (senaryo), J.K. Rowling (roman)
Oyuncular: Daniel Radcliffe, Emma Watson, Rupert Grint, Ralph Fiennes
Tür: Aksiyon|Macera|Fantastik
Yapım yılı: 2011
Süre: 130 dk.
Ülke: İngiltere
IMDb puanı: 8.7/10
Metacritic puanı: 87/100
Çavlan'ın puanı: 4/10
Umut'un puanı: 5/10
Bittiği için çok mutluyum. Gerçekten. Bir kere, genel olarak fiyasko olarak tanımlanabilecek bu dev bütçeli sinema uyarlamalarının son halkasının aylardır süren "her şey temmuz 2011'de bitiyor" reklamlarının aksine benim için gerçek anlamda dört yıl önce, son kitabın son sayfasını okuduğum zaman bitmişti Harry Potter. Ayrıca (sadece Azkaban Tutsağı ile Ölüm Yadigarları'nın ilk filmi hariç olmak üzere) dile kolay tam 10 yıldır her filmde aynı şeyleri yaşamaktan da çok sıkıldım - son derece boktan bir uyarlamayla karşılaşacağını bile bile sinemaya gidip izlemekten kendini alamamak, belki bazı sahneleri etkilenerek, ama filmin büyük kısmını müthiş bir hayalkırıklığı içinde izlemek, bittikten sonra yaklaşık bir saat boyunca yapımcılara, yönetmene ve senariste verip veriştirmek suretiyle benimle gelme nezaketini göstermiş, büyük ihtimalle seriyle ilgisi ve bilgisi olmayan kişinin kafasını ütülemek ve çoğu zaman da aynı şeyleri yazmak: "hikayede hiçbir derinlik kalmamış...", "tamam kitaba bütünüyle sadık olabilmesi imkansız elbette, ama bu kadar önemli, bu kadar temel öğeler nasıl çıkarılabilir?..", "en önemli ayrıntıları attıkları gibi, romanı beğenmeyip değiştirmişler bir de sanki, ekledikleri diyaloglar ne kadar aptalca...", "karakterizasyon bu kadar kötü olabilir, seri için son derece önemli karakterlere nasıl böyle harcayabilmişler?" ve tabii ki: "hani harry potter sihri nerede?". Yorucu olmaya başlamıştı artık bunlar. En azından bir daha bu cümleleri kurmak zorunda kalmayacağım, her seferinde yeni baştan hayal kırıklığına uğramayacağım, seyircisini defalarca aptal yerine koymaktan çekinmeyen bu franchise'a para akıtmayacağım. Buna sevinmemek elde değil.
Harry, Ron ve Hermione'nin Voldemort'un ruhunu parçalara bölerek içlerine yerleştirdiği hortkulukları bulup yok ederek yenmeye çalıştıkları bu son kitapta üçlümüz, sürekli enselerinde hissettikleri Voldemort'tan, Ölüm Yiyenlerden, Kapkaçırcılardan ve Bakanlık'tan da kaçmak zorundalar.
Harry Potter yazıları -özellikle blogger'ın sansürlenmesi üzerine sitenin trafiğinin büyük kısmını yitirince- pek içimden gelmez oldu, ama yazı serisini öyle ya da böyle tamamlamadığım sürece iç huzuru bulamayacağım (!) da bir gerçek, bu yüzden son iki kitabı bu hafta yazayım bitsin diyorum. (Önceki yazılara göre biraz kısa ve baştan savma gelebilir, uyarmış olayım.)
Harry Potter Dursley'lerde uzun, sıcak ve sıkıcı bir yaz geçirmektedir. Onu farklı kılan tek şey, Ron ve Hermione'nin mektuplarının Voldemort'un dönüşüne dair doğru dürüst bilgi içermemesinin ve her yerini saran dışarıda bırakılmışlık hissinin merkezde olduğu öfke ve depresyonudur. (Harry ergenliğini, en çok bu kitapta yaşar.) Gelgelelim, iki tane Ruh Emici Muggle ve banliyö cenneti Little Whinging'in güneşli sokaklarında boy gösterip de kendisine ve kuzeni Dudley'e saldırdığında, öfkesini ve depresyonunu -el mahkum- bir kenara koyup, Ruh Emici'leri uzaklaştırmak için büyü yapar. Çok geçmeden, Bakanlık'tan, küçük yaşta büyü kullanımından dolayı bir disiplin duruşmasına çıkması gerektiğine dair bir baykuş alır; Hogwarts'tan atılıp atılmayacağı bu duruşmanın sonucunda belli olacaktır.





























