28 Temmuz 2010 Çarşamba

Nikita

La Femme Nikita (ya da kısaca Nikita), bilmem kaçıncı yeniden çevrimiyle, Eylül'de ABD'nin büyük network'lerinden birinde yayınlanmaya başlayacak. Bu, bir açıdan çok da gerek var mıydı diye düşünerek, bir açıdan da sevinerek karşıladığım bir haber oldu benim; ortaya çıkacak yapım ne kadar kaliteli olur, ne kadar tutar, ilk sezonunun ortasında iptal mi edilir yoksa yıllar mı sürer hiçbir fikrim yok, ama heyecanla izleyeceğim kesin -ki daha başlamadan izlemeye karar verdiğim dizi yok gibi bir şey normalde. Benim gibi Nikita delisi olmayıp da filmine ya da dizisine aşina olmayanlar için bunlarla ilgili bir şeyler yazmak istedim o yüzden, yeni diziyi izleyecekler için bir nevi Nikita 101 babında. 1990 yılında Luc Besson'ın yazıp yönettiği bir Fransız filmi aslında La Femme Nikita, pek bir tutunca Amerikalılar yeniden çevrimini yapıyor Point of No Return adıyla, ama Gabriel Byrne ve Harvey Keitel gibi isimlere rağmen orta halli bir film olmaktan öteye gidemiyor ortaya çıkan şey, zaten doğru anımsıyorsam birebir alıyorlar her şeyi. Bir de kendi halinde bir Kanada kanalında yayınlanan, düşük bütçeli bir dizi çekiliyor 1997-2001 yılları arasında, yine La Femme Nikita adıyla. Filmin konusuna birkaç ufak değişiklik dışında sadık kalıyor ve orijinal hikayeyi sağlam bir başlangıç noktası olarak alıp, tam beş sezonluk bir dizi çıkarıyorlar ortaya. Benim çok sevdiğim, hatta Alias'a pek çok açıdan ilham kaynağı olduğunu düşündüğüm (o yazıyı da şuraya tıklayarak okuyabilirsiniz) bir dizi oluyor o da.



Filmiyle başlayalım: Luc Besson'ın yaptığı en iyi işlerden biri olan La Femme Nikita, Nikita isimli uyuşturucu bağımlısı, evsiz bir kızla ilgili. Arkadaşları bir dükkanı soyarken bu kız bir polis öldürüyor, yakalanınca da ölüm cezasına çarptırılıyor. Ama hükümetin Nikita için başka planları var; dış dünya için ölümünü sahneliyor, ama kızımızı aslında öldürmüyorlar ki onu güzelce bir eğitip, kendi özel suikastçıları olarak yetiştirebilsinler. Nikita gerçekten de özel ajanlık ve tetikçilik alanlarında müthiş yetenekli çıkıyor, ama çok geçmeden öğreniyor ki, ek iş olarak kiralık katillik yaparken normal bir hayat sürmeye çalışmak pek de kolay değil. Nikita'yı cinayet işlediği için cezalandıran devlet, onu devlet adına cinayet işlemeye zorluyor ki bu hiçbirimizin yabancı olduğu bir uygulama değil bu. Suçluları iyileştirip topluma kazandırmak yerine, sadece taraf değiştirmelerine, alıştıkları işi kendileri için yapmalarına neden oluyor. Yani iktidar şiddeti besliyor.

Nikita rolündeki Anne Parillaud harikalar yaratıyor filmde. Karaktere olağanüstü bir derinlik ve kırılganlık vererek, kahramanımızı tek boyutlu bir karakter olmaktan çıkarıp ilgi çekici ve çok sempatik bir hale getiriyor, ayrıca söylememe gerek var mı, çok ama çok güzel bir hatun (imiş 20 yıl önce yani). Jean Reno'nun da küçük bir rolü var filmde, Léon'daki karakterine tıpatıp benzeyen, ama birazcık daha cool bir karakteri canlandırıyor üstelik. Luc Besson'un yazdığı senaryo her aksiyon filminde olduğu gibi yer yer inandırıcılıktan uzak ve bazı küçük boşluklara sahip olsa da olağanüstü etkileyici. La Femme Nikita tekrar tekrar izlenebilecek ve her seferinde seyirciye aynı keyfi yaşatabilecek bir film, eskimiyor hiçbir şekilde, hatta Besson'un yeni bir filmi çıktığında, o filmi ilk kez izlemek yerine, Nikita'yı bilmem kaçıncı kez izlemeye karar verdim artık :)


İşte Anne Parillaud. Soldaki resimde Parillaud'nun arkasında duran 'temizlikçi' bir yerlerden tanıdık gelebilir :)

Dizi versiyonunda ise, kahramanımız Nikita yine iyice dağıtmış durumdadır, ama suçsuzdur, filmdeki gibi bir polisi öldürmez. Devlet onu tuzağa düşürerek üzerine bir cinayeti yıkar ve Nikita ölüm cezasına çarptırılır, ama ölmek yerine kendini Section One isimli gizli bir hükümet kuruluşunda bulur. Seçim şansı yoktur aslında, ya bir suikastçi olarak yetiştirilecek ve eğitimini tamamladıktan sonra örgüt için çalışacaktır, ya da ölecektir, bu kadar basit. İlk bölümün hemen sonunda Nikita'nın eğitimi tamamlanır, birkaç yıl yarım saate sığdırılır, yıllardan sonra ilk kez dışarı çıkar Nikita (ama kaçmaya kalkarsa onu derhal bulup öldürtecek kadar acımasız bir örgüttür Section One), kendisine bir ev, takma bir isim falan verirler. Section One için çalışmaya başlamasıyla başlar aslında dizi yani, beş (daha doğrusu dört buçuk) sezon da bu formatta ilerler. Section'a karşı gelen ya da ihanet eden ajanlar öldürülür, görevlerde başarılı olamayan ajanlar da intihar görevlerinde harcanır. Section'dan canlı çıkış yolu yoktur, ve dizinin ilk bölümünden son bölümüne kadar değişmez bu. Sanırım beni en çok etkileyen de diziye hakim olan bu aşırı karanlık hava (ve tabii ki yasak Michael-Nikita aşkı) olmuştu diziyi izlerken.


LFN'nın kastı. Soldan sağa Operations, Madeline, Walter, Nikita, Michael ve Birkoff.

Nikita'nın çifte hayatına, iki dünyanın sürekli çakışmasına çok daha az değiniliyor dizide filmdekine göre; ilk sezonda Nikita'ya Section One'ın dışında bir hayat vererek (o hayatı kızcağıza ucundan göstererek daha doğrusu) şöyle bir dokunduruyorlar konuya, ama ikinci sezondan itibaren zaten Nikita'nın tüm hayatı Section One oluyor. Zaten filmde daha çok tetikçilikti karakterden beklenen, dizide ise bildiğimiz ajan oluyor Nikita. Pek tehlikeli undercover görevlere gidiyor, görev altında bir uyuşturucu satıcısıyla evleniyor örneğin. Düşük bir bütçeyle çekildiği için, aksiyon dizisi olmasına karşın, aksiyondan çok hikayeye, olaylardan çok ilişkilere ağırlık veriliyor Nikita'da; Nikita ve Michael'ın ilişkisi merkeze yerleşiyor bir süre sonra ve La Femme Nikita'yı benzerlerinden farklı kılan, hatta tanımlayan öğe bu oluyor. Michael Section One'ın süper ajanı, korkutucu görünen, buz gibi soğuk ama inanılmaz karizmatik bir adam ki sezonlar boyu karakteri derinleştirilerek en mükemmel televizyon dizisi karakterlerinden biri haline geliyor. Section One'ın acımasız patronu Operations, onun sağ kolu gizemli Madeline, asosyal bilgisayar dahisi Birkoff ve güven veren, eğlenceli Walter, diğer karakterleri oluşturuyor.

Ben Nikita'yı izleyeli yıllar oldu, ki o zaman bile dizinin ortamını ve genel havasını biraz ucuz, efektleri ve daha pek çok şeyi yetersiz bulduğumu hatırlıyorum. Hele ilk bölümleri kendimi zorlayarak izledim sayılır, İngilizce altyazısı bile yoktu, dediklerinden hiçbir şey anlaşılmıyordu, görüntüler üstüste biniyordu, renkler berbattı, başroldeki hatunun aksanı bir tuhaftı (sonra bayıldım o aksana o ayrı), başroldeki adamın saçı çok komikti (sonra bayıldım o adama o ayrı) falan filan... Ama bir şekilde bir noktada dizinin bağımlısı oldum, zaten her sezon daha da güzelleşti. Şimdi ilk kez izleyecek olsam mesela (yani bir sürü iyi dizi örneği görmüşken ve Nikita biteli tam 10 yıl olmuşken), yine de severdim eminim, oturup izlerdim beş sezonu baştan sona. Herkese hitap edecek bir dizi olmamasına, hikayedeki boşluklara ve bazı devamlılık hatalarına rağmen türün meraklılarına hararetle tavsiye edeceğim bir dizi Nikita. Tüm kusurlarına rağmen bir yerden yakalar sizi, müthiş müzikleriyle sarıp sarmalar, kendinizi yeniden çevrilecek Nikita'nın, arkasındaki tüm olanaklara rağmen asıl Nikita'nın tırnağı dahi olup olamayacağını sorgularken bulursunuz sonra :) Referans da var hem: sessiz sedasız bir kanalda sessiz sedasız bir şekilde yayınlanmış ama, dizinin yaratıcısı, sonradan 24'le ünlenecek olan Joel Surnow.


Quebec'li aktör Roy Dupuis'nin canlandırdığı Michael Samuelle ve Avustralyalı aktris Peta Wilson'ın canlandırdığı Nikita.

Yeni dizide Nikita teşkilattan kaçıp, teşkilata karşı savaş açacakmış bir de. İlk diziyle benzeşmeyen bir sürü öğe olacak hikayede demektir bu. Nikita rolünü Maggie Q isimli hiç aşina olmadığım bir aktris kapmış. Michael rolündeki adamın ise (Shane West) ne karizmasıyla ne oyunculuğuyla ilgili bir fikrim var, ama açıkçası Roy Dupuis'nin olmayacağı bir Nikita gerçek Nikita fanlarını memnun edebilir mi, hatta Dupuis'nin olmadığı bir Nikita'yı çekmeye değer mi, bilemiyorum. Önyargılı olmak sayılmaz bu, hatta fazlasıyla heyecanlı olduğum bile söylenebilir yeni Nikita'yla ilgili, ama Nikita'yı Nikita yapan en önemli şeylerden birinin Michael Samuelle/Roy Dupuis olduğu da bir gerçek. Umarım CW dolu dolu bir senaryo ve düzgün bir kurguyla gelir, West beni şaşırtır ve yüksek bütçesinin zevkine vararak izleriz bu yeni Nikita'yı.


(Yeni versiyonun 9 Eylül'de yayınlanacak ilk bölümünden)

4 yorumcuk:

miss martian. dedi ki...

oo iyiymiş,merakla bekliyoruz..

Hattori Hanzo dedi ki...

çok teşekkür etmek istiyorum bu yazı için.luc besson'ın nikita'sını biliyorum ve gerçekten de defalarca defalarca seyretmeye doyamadığım,leon the profesional'dan dahi daha başarılı olduğu düşündüğüm bir film.dizisini bilmiyordum yani ne yeni yayımlanacak olanı,ne de çoktan gösterilip yıllar önce sona ermiş olanı,müthiş bir keşif oldu bu benim için.derhal araştırıp bulacağım diziyi,5 sezonu bir kaç haftada izler bitiririm diye tahmin ediyorum :) o bitince yeniden çevirimi de başlamış olur,ona odaklanırız.

StormBlade dedi ki...

Şu anda eski diziyi izliyorum sonra alias ı sonra da yeni nikitayı izleyeceğim güzel dizi ama nedense kimse sahip çıkmamış eski diziye çevirmemiş ben de ingilizce altyazı koyup izledim

isik5 dedi ki...

Ah nerde benim Michael'ım Nikitam :((( yıllar boyu izlemediğim dizi- film vs. kalmadı ama bu dizi kadar beni etkiliyeni azdır. Roy Dupuis aşmış gitmiş zaten, Peta Wilson'la inanılmaz bi kimyaları vardı. yan karakter de gerçekten çok başarılıydı. Bu dizinin değeri hiç bilinmedi hep sölüyorum, Asian bi Nikita'dan da bi halt olmaz, hiç kasmasınlar bence :D