(Bu yazıda hem kitaptan hem de filmden bahsedeceğim için, başlığı orijinal adlarıyla attım. Zira Türkçeye kitap da film de farklı çevrilmiş; biri Kız Kardeşim İçin, diğeri Kız Kardeşimin Hikayesi olarak -ki ikisinin de asıl anlamı verebildiği söylenemez.)
13 yaşındaki Anna hasta değil, ama hastadan beter. Sayısız kan nakli ve operasyon geçirmiş, kemik iliği vermiş, bebekliğinden beri orasına burasına vurulan iğnelerinse haddi hesabı yok. Şimdi de ameliyat masasına yatması, böbreklerinden birinden vazgeçmesi bekleniyor. Bedeninin üzerinde bir kontrolü olsun, az da olsa kendi hayatı olsun isteyen Anna, onu ilgilendiren tıbbi konularda kendi karar verebilmek için, bedeninin kullanım haklarını "kazanabilmek" için anne ve babasına karşı bir dava açıyor, böyle başlıyor kitap. Çünkü Anna'nın dünyaya geliş sebebi, kan kanseri olan ablası Kate'e donör olmak. 2 yaşındayken kendisine lösemi teşhisi konulan Kate'i hayatta tutabilmek için, doktorlarının "official olmayan" önerisiyle kanı, iliği, organları, her şeyi Kate'e uygun bir bebek yapmaya karar vermiş anne-baba. Yumurtalık ve spermler alınmış, uzun testler sonucu genetik açıdan Kate'e yüzde yüz uygun embriyo bulunmuş ve tekrar annenin içine yerleştirilmiş, dokuz ay sonra Anna dünyaya gelmiş. Amaç sadece göbek bağından gelen kanı kullanmak başta; Kate'e yardımı da oluyor bunun gerçekten, remisyona giriyor kanseri. Ama birkaç yıl sonra hastalık nüksedince, Anna'nın canlı donörlüğü başlamış oluyor. 13 yaşına gelince de (bu noktada abla 16 yaşında) isyan ediyor.
13 yaşındaki Anna hasta değil, ama hastadan beter. Sayısız kan nakli ve operasyon geçirmiş, kemik iliği vermiş, bebekliğinden beri orasına burasına vurulan iğnelerinse haddi hesabı yok. Şimdi de ameliyat masasına yatması, böbreklerinden birinden vazgeçmesi bekleniyor. Bedeninin üzerinde bir kontrolü olsun, az da olsa kendi hayatı olsun isteyen Anna, onu ilgilendiren tıbbi konularda kendi karar verebilmek için, bedeninin kullanım haklarını "kazanabilmek" için anne ve babasına karşı bir dava açıyor, böyle başlıyor kitap. Çünkü Anna'nın dünyaya geliş sebebi, kan kanseri olan ablası Kate'e donör olmak. 2 yaşındayken kendisine lösemi teşhisi konulan Kate'i hayatta tutabilmek için, doktorlarının "official olmayan" önerisiyle kanı, iliği, organları, her şeyi Kate'e uygun bir bebek yapmaya karar vermiş anne-baba. Yumurtalık ve spermler alınmış, uzun testler sonucu genetik açıdan Kate'e yüzde yüz uygun embriyo bulunmuş ve tekrar annenin içine yerleştirilmiş, dokuz ay sonra Anna dünyaya gelmiş. Amaç sadece göbek bağından gelen kanı kullanmak başta; Kate'e yardımı da oluyor bunun gerçekten, remisyona giriyor kanseri. Ama birkaç yıl sonra hastalık nüksedince, Anna'nın canlı donörlüğü başlamış oluyor. 13 yaşına gelince de (bu noktada abla 16 yaşında) isyan ediyor.





























