Ferdinand von Schirach, Berlin'de yaşayan bir ceza avukatı. Kitabın önsözünde, savunmasını yaptığı insanların, "katillerin, torbacıların, banka soyguncularının ve fahişelerin" hikayelerini yazdığını söyüyor. "Hepsinin kendi hikayesi var ve onlar bizden çok da farklı değil. Ömrümüz boyunca incecik bir buz tabakasının üzerinde dans ediyoruz, buzun altı soğuk ve insan çabucak ölüyor. Buz bazılarını taşımıyor, onlar suyun içine düşüyor. Benim ilgimi çeken tam da bu an. Şanslıysak, buz kırılmıyor ve biz dans etmeye devam ediyoruz. Şanslıysak." (Önsözden)
Kimlerin avukatlığını üstlenmemiş ki von Schirach: Hayatının son 23 yılını aynı arkeoloji müzesinin aynı odacığında geçiren, dışarıdan son derece alelade görünse de yıllardır sokaktaki insanların ayaklarına sarı raptiyeler batırıp bu anları fotoğraflamak gibi pek de alelade olmayan bir hobiye sahip müze bekçisi; fahişelik yapmak zorunda kalan Doğu Avrupalı bir kadınla birlikte olurken kalp krizi geçirerek ölen müşterisinin cesedini birlikte yaşadıkları evde bulan ve sevgilisinin başının derde girmemesi için cesedi parçalara ayırıp gömen erkek arkadaş; hem kısa, hem uzun süreli belleğini yitiren, sadece hayatının son on dakikasında olanları hatırlayan ve kendisine kardeşi gibi değil, tanımadığı güzel bir kadın gibi bakan ağabeyini, onu serbest bırakmak için zehirleyerek öldüren genç bir çellist kadın; metroda kendisine nedensizce saldıran iki neo-naziyi çıplak elleriyle, hiçbir silah kullanmadan büyük bir soğukkanlılıkla öldüren, gözaltına alındıktan sonra olay hakkında konuşmayı da, kimliğini açıklamayı da reddeden gizemli adam; kızarkadaşıyla yatakta keyifli keyifli uzanırken birden onu sırtından bıçaklayan, bunu da avukatımıza sonradan "onu o kadar çok seviyordum, sırtı da o kadar lezzetli görünüyordu ki, yemek istedim" diye açıklayan üniversite öğrencisi; bir gün kendini kaybedip, yaşamı boyunca kendisini ezmiş karısının kafasını koparan yaşlı, emekli, herkes tarafından sevilen sessiz sakin bir doktor ve daha kimler kimler...





























