
Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri pek çok yazara ilham kaynağı oluyor artık. İnci Aral da son romanı Sadakat için bir üçüncü sayfa haberinden besleniyor; kendisine ihanet eden kocasının cesediyle aynı evde günler geçiren bir kadının haberini okuyor bir gün ve hepimize tanıdık gelen bir konu hakkında ama özgün, derinlikli karakterler yaratarak, çok özgün bir dil kullanarak yazmaya koyuluyor. İnci Aral'ı daha önce okumamıştım, hiç ilgimi çekmemişti romanları açıkçası. Çok sevilen, her yeni romanı heyecanla beklenen, kendine özel bir okur kitlesi edinmiş bir yazar olduğunu biliyordum bilmesine de, hani bir Nermin Bezmen ayarında da olabilirdi, o derece bilgisiz ve ilgisizdim Sadakat'i okumadan önce. Gururla bildiririm: artık değilim. O kadar ki, İnci Aral'la Nermin Bezmen'in isimlerini aynı cümlede yanyana kullanmış olmak kötü hissettiriyor kendimi. Sadakat'in daha ilk sayfalarında anlaşılıyor ne kadar usta bir yazarın beyninden/kaleminden çıktığı; Aral'ın anlatımı neredeyse şiirsel, hani daha sonuna gelmeden yeniden okumak isteyeceğinizi bildiğiniz cümleler vardır ya, işte o cümlelerden daha bol bir şey yok Sadakat'te.
Azra isimli bir karakterimiz var, onun ağzından anlatılıyor her şey. Azra eczacılık yapan genç bir kadın -20'lerinin sonlarıyla 40'larının başları arasında bir yerlerde sekiyor romandaki zaman geçişleri boyunca-. İçten içe ancak hayatını bir erkeğe adarsa -ya da onunkiyle birleştirirse- değer kazanacağına inanan, küçük hesaplar peşinde bir kadın. Eğitimi, geçmişi, hatta karakteri böyle olmaması gerektiğine işaret ediyor ama böyle işte; hatta üniversitede ilk sevgilisinden hamile kaldığında geciktirmiş test yapmayı, aklına tam olarak gelmemiş hamile olabileceği, fark ettiğinde -ve sevgilisine açıkladığında- kürtaj için çok geçmiş artık. Yani kendine de tam olarak itiraf edemese de, bir nevi "tuzak" kurmuş Azra ilk sevgilisine, böyle bir karakterimiz var. Yıllar geçiyor, ilk kocası onu terk ediyor -zaten başından beri istekli değil tam olarak-, kızı büyüyor, gün geliyor Ferda'yla tanışıyor Azra –Ferda bir erkek bu arada, annemin adı Ferda olduğu ve başka Ferda tanımadığım için hâlâ garipsiyorum Ferda isimli bir adamı :)– Sadakat de Azra'nın Ferda'yla ilişkisi üzerine.
Azra isimli bir karakterimiz var, onun ağzından anlatılıyor her şey. Azra eczacılık yapan genç bir kadın -20'lerinin sonlarıyla 40'larının başları arasında bir yerlerde sekiyor romandaki zaman geçişleri boyunca-. İçten içe ancak hayatını bir erkeğe adarsa -ya da onunkiyle birleştirirse- değer kazanacağına inanan, küçük hesaplar peşinde bir kadın. Eğitimi, geçmişi, hatta karakteri böyle olmaması gerektiğine işaret ediyor ama böyle işte; hatta üniversitede ilk sevgilisinden hamile kaldığında geciktirmiş test yapmayı, aklına tam olarak gelmemiş hamile olabileceği, fark ettiğinde -ve sevgilisine açıkladığında- kürtaj için çok geçmiş artık. Yani kendine de tam olarak itiraf edemese de, bir nevi "tuzak" kurmuş Azra ilk sevgilisine, böyle bir karakterimiz var. Yıllar geçiyor, ilk kocası onu terk ediyor -zaten başından beri istekli değil tam olarak-, kızı büyüyor, gün geliyor Ferda'yla tanışıyor Azra –Ferda bir erkek bu arada, annemin adı Ferda olduğu ve başka Ferda tanımadığım için hâlâ garipsiyorum Ferda isimli bir adamı :)– Sadakat de Azra'nın Ferda'yla ilişkisi üzerine.