10 Nisan 2010 Cumartesi

Les Herbes Folles (Wild Grass)

Yönetmen: Alain Resnais
Yazar: Christian Gailly (roman), Alex Reval (uyarlama)
Oyuncular: André Dussollier, Sabine Azéma, Emmanuelle Devos
Tür: Dram
Yapım yılı: 2009
Süre: 104 dk.
Ülke: Fransa
Dil: Fransızca
IMDB puanı: 6.8/10
Çavlan'ın puanı: 3/5

Bundan tam 50 yıl önce, Alain Resnais sesli sinema- nın ilk modern filmi kabul edilen Hiroshima Mon Amour'la tanıştırdı dünyayı. Bugün 88 yaşındaki yö- netmen son filmi Les Herbes Folles'te ilk kez bir ro- manı beyazperdeye uyarlıyor ve fena halde yanıl- mıyorsam, ilk kez bu kadar sürreal bir film çekiyor.

Les Herbes Folles, orta yaşlı (dense de 70 gösteriyor bence), evli bir adamın bir başka kadına karşı geliştirdiği saplantının beklenmedik ve son derece acayip sonuçlarıyla ilgili gibi görünüyor başta. André Dussollier'in (sesine Amelie'den -anlatıcıydı orada-, yüzüne A Very Long Engagement'tan aşina olduğumuz aktör) canlandırdığı Georges Palet, içinde para olmayan, ama bir sürü kart ve kimlik belgesiyle dolu bir cüzdan bulur bir gün. Cüzdanı uzun uzadıya inceledikten sonra, pilot brövesi sahibi, orta yaşlı, kırmızı kabarık saçlı, diş hekimi Marguerite (Sabine Azéma) hakkında kafasında fanteziler kurmaya başlar.

Cüzdanı ona şahsen teslim etmek ister ama koşullar denk gelmez, o da cüzdanın Marguerite'e bir an önce ulaştırılabilmesi için polise gider, bundan sonrası polise kalır. Marguerite ona teşekkür etmek için telefon eder, bu konuşmada kadının onunla yüzyüze görüşmek istememesi, telefonda salt kuru bir teşekkürle bu olayı geçiştirmesi şoka ve hayalkırıklığına uğratır Georges'u, fakat Marguerite'in peşini bırakacağı anlamına gelmez bu. Onu her gün aramaya, kadın evde değilken telesekreterine uzun mesajlar bırakmaya ve ona mektup yazmaya başlar, bir gün sırf işe geç kalsın da kendisiyle konuşsun diye arabasının tekerleklerini patlatmaya kadar vardırır işi. Öte yandan kendisinden genç, çok da güzel karısıyla görünüşte normal görünen yaşamı devam etmektedir.

Aniden parlayıveren öfkesinin geçmişte başını derde soktuğunu söyler Georges izleyiciye, cüzdanı teslim etmek için polis istasyonuna gittiğinde polisin onu tanımış olmasından korkar, bir kere de, açık açık söylemese de daha önce cinayet işlediğini ima eder. Bu kadar, onunla ilgili daha fazlasını öğrenemeyiz, ama André Dussollier Georges'un sert mizacını perdeye o kadar güzel yansıtır ki, karaktere dair pek bir şey bilmesek de onu izlemek bir keyif. Aynı şekilde küçük sayılabilecek rollerde görünen Emmanuelle Devos (Marguerite'in arkadaşı) ve Matthieu Amalric (polis memuru) de çok başarılı.



Karakterlerin davranışları sürekli şaşırtıyor bizi, filmin türü de, tıpkı karakterler gibi sürekli değişiyor 104 dakika boyunca. Alain Resnais, fazlasıyla hayalperest bir tutumla kara mizah yapmayı hedeflemiş bu filmde belli ki, seyircinin hem konu hem de teknikle ilgili beklentileriyle oynamış. Fakat ne kadar başarılı olmuş, tartışılır. Karakterlerin istikrarsız olması örneğin, anlatımın da istikrarsız olmasını gerektirmiyor. Karanlık, psikolojik bir romantik kara mizah örneği pozlarındaki film, sadece derinliksiz, başı sonu olmayan bir tutarsız davranışlar silsilesi aslında.

Bu bir roman uyarlaması ve nedense romanın çok daha başarılı olduğunu düşünüyorum -oysa okumadım bile :) Hikaye sayısız tereddütle, kararsızlıkla, atılan yanlış adımlarla, küçük takıntılarla dolu ve bunların, yazı dilinde çok daha etkileyici olduğuna eminim. Bu gariplik ve acayiplikler silsilesini bir filme dönüştürmek zor olmuş olmalı. Bu filmi berbat olmaktan çıkarıp ortalamanın üstüne atan şey, arka plandaki görselliğinin güzelliği benim için. Sizi sanki bir tasarım dergisine bakıyormuş gibi hissettiren, ama bir an bile sığ sularda yüzmeyen nefis bir sinematografiye sahip Les Herbes Folles.

Baş kahramanların (George ve Marguerite) bir anlatıcı tarafından tanıtıldığı ilk 15 dakikası harikuladeydi, fakat 15. dakikadan itibaren absürdlükleri ve acayiplikleriyle soyut anlamda tüyler ürpertici diye tanımlayabileceğim bir hale büründü. Bu bir dezavantajdan çok avantajdır eminim; ne de olsa Resnais'nin en iyi eserleri kabul edilen filmleri tüyler ürpertici hep. Fakat benim bünyeme fazla geldi bu tüyler ürperticilik faktörü. Karışık hisler besliyorum filme karşı; bana pek hitap etmedi, Resnais'nin en iyi işi olduğuna da kesinlikle inanmıyorum, ama bir an bile sıkılmadım, renk kullanımı ve oyunculuklara bayıldım ve de niçin bazı kesimlerin (özellikle Resnais hayranlarının) bu kadar sevdiğini anlayabiliyorum. Bu yüzden, ortayolcu bir 3 yıldız verdim kendisine 5 üzerinden. Yine de tatmin edici bir son ve daha derin, daha komik, hatta daha mantıklı bir kurgu bekleyen seyircinin (ben mesela) Les Herbes Folles'den hayalkırıklığıyla çıkması kaçınılmaz.



Film, festivalin Yıllara Meydan Okuyanlar bölümünde gösteriliyor.

3 yorumcuk:

Yasemin Şahin dedi ki...

Filmi indirdim fakat türkçe altyazısını bulamadım, ben beceriksiz olabilirim umuduyla soruyorum, yardım edebilir misin?

Çavlan dedi ki...

yokmuş gerçekten türkçe altyazı :(
yardımcı olur mu bilemedim ama şu linkte ing. altyazısı var.
-aslında çok da bir şey kaybetmezsin izlemezsen de bence-

Yasemin Şahin dedi ki...

peki madem, sürrealizm diyince akan sular duruyor da ben de. bir de hirshima yı sevmiştim.. ingilizce yorar şimdi kalsın bi süre bakalım. teşekkür ederim :)