1 Haziran 2011 Çarşamba

Dizilerin Bu Sezonki Hal ve Gidişatı vol.3

Fringe
(3. sezon finali 6 Mayıs'ta yayınlandı.)

Fringe'i ilk keşfettiğimde -ki sadece birkaç ay oluyor- X-Files'ın halefini, hatta şu an devam eden en iyi bilimkurgu dizisini bulduğumu sanmıştım. Biraz fazla Alias etkilenmeleri taşıyor olsa da işlediği konular o kadar ilgi çekiciydi ki Abrams isterse her projede kendini tekrarlasındı, isterse başkalarının dizilerinden de çalmış olsundu, karada suda izlenirdi. Ne de olsa, ben geçen sezon sazan gibi bölüm bölüm Lost'un uzun incelemelerini yazar ve paralel dünyalar ihtimaline zevkle uzun uzun kafa patlatırken (sonra da "Araf" açıklamasıyla bozum bozum bozum olurken), orada bir yerlerde bunu gerçekten işleyen, hem de deliler gibi güzel işleyen bir dizinin olduğu ortaya çıkmıştı. Üstelik iyi başlayıp sonra düşüşe geçen diziler gibi değildi, ikinci sezonun ilk yarısını görmezden gelirsek sürekli yükselişteydi, bu sezon da olağanüstü başarılıydı, ta ki... "Kader"le karşılaşıp görevini yerine getirene kadar kadar bir türlü ölemeyen kadın çıkana kadar mı acaba? (Bu bir bilimkurgu dizisi!) İnsanların zihninden geçeni "okuyan" çocuk çıkana kadar mı yoksa? (Tekrar ediyorum, bu bir bilimkurgu dizisi! Pseudoscience'ı akla yatkın bir şeymiş gibi sunmanın da bir yolu yordamı var!) Bir bilim adamının, bilim adamının kendisine lale resimleri gönderdiğine inandığı bir Tanrıya kendini adamasına kadar mı? (Tamam kabloluda yayınlanmıyor bu dizi, yap propagandanı ama bu kadar gözümüze sokma Fox!) Ford ve Sprint'in dizinin senaryosunu, evet senaryosunu değiştiren reklamlarının alınmaya başlamasına kadar mı? (Şaka gibiydi o sahneler; sponsorların parasına ihtiyaç duymalarını anlıyorum tabii ki ama ürünleri seyirciye çok da çaktırmadan sahneye serpiştirip dekora yedirmekle, gözümüze gözümüze sokup bir de diyalogları onların üzerine yazmak arasında bayağı bir fark var.) Bunlar sadece tuz biberdi sanırım, bardağı taşıran asıl büyük olay William Bell ve soul magnet'larının ortaya çıkması oldu benim için.

Anna Torv iyi oyuncu, üstelik Olivia ve Bolivia'ları çok iyi kıvırdı tamam ama, içine Leonard Nimoy kaçmış bir Olivia nasıl canlandırılır? Soul magnet saçmalığı bir bilimkurgu dizisinin senaryosuna nasıl yedirilir? The Last Sam Weiss ve The Day We Died bölümlerindeki duygusal derinlik yoksunluğundan, devamlılık ve mantık hatalarından, Michael Giacchino'nun bir noktadan sonra insanı çıldırtacak kadar susmayan ve seyirciye "ağla", "heyecanlan", "sevin", "şok ol", "çok üzül" komutlarını veren müziklerinden ve ortada anlatacak zekice hikaye kalmadığı için izleyiciyi memnun etmek adına onun gözlerini doldurup ajite etme yolunun seçilmesinden, bu uğurda kullanılan ucuz taktiklerden -zerre aldırmayacağımız çünkü aslında yaşanmayacağını, gayet de silineceğini bildiğimiz 2016'daki Olivia'nın ölümünün ve cenazesinin ve Peter'ın bir çocuğun çizdiği mutlu aile tablosu resmine bakarak uzun uzun yas tutmasının olduğu sanırım 50 dakika süren bölümün mesela- bahsetmiyorum bile... Ya da bahsetmiş oldum galiba.

Böyle düşünen bir ben yokum (Umut da sayılabilir Fringe'in acayip bozduğuna inananlar arasında mesela) ama çoğunlukta olmadığım da kesin, çünkü sağdan soldan duyduklarıma göre gayet de sevilerek izlenmiş final, şimdi herkes soluğunu tutmuş yeni sezonu bekliyormuş, master cliffhanger'mış sezonun sonunda olan, falan filan. Bana göreyse her şey öyle mantıksız bir hal aldı ki, artık aldıramıyorum bile şu cliffhanger'a, zerre merak etmiyorum olayları nasıl bağlayacaklarını. Tabii bunu şimdi söylüyorum, araya koca bir yaz girdikten sonra büyük olasılıkla Fringe'i özleyip gayet hevesle geçeceğim yeni sezonun başına :) Toparlayacaklarına dair minicik de olsa bir umudum var ve diziyi getirdikleri noktayı (Peter'ın hiç var olmadığı yeni bir zaman çizgisi) ilginç buluyorum aslında. Sadece bu noktaya bu şekilde, diziyi bu kadar harap ederek gelmiş olmasaydılar keşke diyorum.


(6. sezon finali 20 Mayıs'ta yayınlandı.)

Supernatural, -Fringe'in tam tersine- zayıf başlayıp sezonun ortalarında toparladı. Supernatural ne yapsa gıkımı çıkarmadan, hatta ayıla bayıla izleyecek bir fan kıvamına geldim ben, ama bu sezonun önceki sezonların tadını vermediği de bir gerçek. Gerçi ortada bir Lucifer arc'ından sonra gelecek konunun hiçbir şekilde onu geçemeyeceği gerçeği, bir de tabii ki Kripke'nin gidişi var. Bunlar göz önüne alındığında yazarlar durumu iyi idare etti bile denebilir, ama genel olarak bakıldığında yeteri kadar bütünlüklü bir sezon değildi. Sera Gamble'ın Kripke'nin yerini doldurmak için daha çok çalışması gerekecek.

Sanırım 6. sezonu sevmemi engelleyen etkenlerden en büyüğü müzikleri oldu. Pek çok dizi gibi alternative rock değil, klasik rock ve metal müzikler kullanmasıyla bilinen Supernatural'ın ilk beş sezonunda çalan müziklerin arasında Black Sabbath, AC/DC, Godsmack, The Who, Blue Öyster Cult, Def Leppard, Lynard Skynard, The Rolling Stones, Ted Nugent, The Doors, White Zombie, Scorpions, Bon Jovi, Soundgarden, Muse, Qeeensryche, Animals ve Metallica gibi gruplar vardı. Peki bu sezon ne oldu? Cidden, ne oldu? Hiç doğru düzgün müzik dinlemedik demiyorum (David Bowie, Aerosmith ve Jethro Tull), üstelik finalde artık alıştığımız üzre Carry On My Wayward Son da -neyse ki- eksik değildi, ama çok belirgin bir düşüş vardı güzel müzik kullanımında, klasik baba gruplar uçtu gitti, dizi için yazılan enstrümantal müzikler ise berbattı, bu müziklerin Supernatural'a 80'lerin ucuz aksiyon dizileri havası verdiği sahneler o kadar çoktu ki.

Dean ve Sam'in kendilerinin televizyon yıldızı, Supernatural'ın da bir dizi olduğu paralel bir dünyaya gittikleri bölüm (The French Mistake), kardeşlerin zamanda geriye, 19. yüzyılın vahşi batısına gittikleri bölüm (Frontierland) ve olayları Castiel'in gözünden gördüğümüz bölüm (The Man Who Would Be King) şahaneydi. Sam'in kafasında çıktığımız yolculukta Lucy'li işkenceler, ruh ve zihinsel barikat sorununun biraz fazla kolay çözüldüğünü gözardı edecek olursak final bölümü de çok iyiydi -hatta sadece final bölümlerini karşılaştırırsak 5. sezon finalinden daha çok beğendim bu sezonkini-.

Sezonun genel olarak artı ve eksilerine kısa kısa bakacak olursak, Samuel başta olmak üzere ruhsuz Sam, Lisa ve alfalar çok sıkıcıydı. Cennetten çalınan silahlar ile Eve'in öykücükleri biraz yarım kalmış gibi oldu ama fena değillerdi. Crowley ve Balthazar karakterleri çok eğlenceli, Castiel ise süperdi. Tanrıyı arayışı, hayalkırıklığı, Crowley gibi bir yaratıkla "çoğunluğun iyiliği için" bir anlaşma yapması... Sanki finale kadar olan her şey geleceği bu nokta için yavaş yavaş inşa edilmiş, ilmek ilmek örülmüş gibiydi. Sevilen karakterleri aniden 'evil' yapmak çok kaliteli olmayan dizilerde kanalın reytingi arttırmak için başvurduğu ucuz bir taktik olur genelde, ama artık yeni Tanrımız (ya da yeni Lucifer'imiz) olan Castiel'in bu yöndeki gelişimi son derece inandırıcı ve mantıklıydı. Yazarların Castiel'i öldüreceğinden ve Misha Collins'in kadrodan çıkacağından o kadar korkuyordum ki, Castiel'in finalde geldiği nokta hoşuma gitti bile denebilir :) Dean'i ıssız bir yolda sabaha kadar hiçbir şey yapmadan bekleyen saf, masum Castiel'imizi tabii ki özleyeceğim ama 7. sezonda big bad olarak, daha doğrusu "God" olarak mükemmel olacağına da eminim.


(2. sezon finali 24 Mayıs'ta yayınlandı.)

Glee'yle ilgili karışık hislerim tam gaz devam ediyor. Bir noktasında durup "neden izliyorum bu şeyi" demediğim tek bir bölüm bile olmadı bu sezon. İstisnasız her bölümde nefret ettiğim bir an oldu. Öncelikle bu sezon geçen sezona göre zayıftı bence, komediyi azaltıp işin dram tarafına kaydılar, oysa Glee yazarları dramı, ilişkileri, ciddi meseleleri, karakterizasyonu, hele hele karakter gelişimini hiç beceremiyor. Bir de mesaj kaygısı güden, izleyicisine -acayip ikiyüzlü bir tutumla- ders vermeye çalıştığı bölümler korkunçtu. Glee kendini ciddiye almadığında güzel. Ders vermeye çalıştığında, ağır buğur ilişki sorunlarına girmeye başladığında değil. Yazarlar kasmayıp iyi yaptıkları şeyi, komediyi yaptıklarındaysa çok komikti. Bu sezon olan en güzel şeyse Gwyneth Paltrow'un konuk oyuncu olarak gelmesiydi benim için. Sesi, performansları mükemmeldi.

Gizem hâlâ çözülmüş değil, bu diziyi niye seviyorum bilmiyorum ama ısrarla izlemeyi bırakmıyorum. Müzik desek tarzım değil, pop ve r&b'den kusacak hale geldiğimde acı dolu abartılı mimikli yüzler eşliğinde bolca bağırıp çığırdıkları şarkılara geçiyorlar (Streisand, Dion vb. işte neyse o tür) ki onlar da daha az bıktırıcı değil. Bana hitap eden tarzda şarkılar çok ender çıkıyor (ama çıktığında da bölüm biter bitmez indirip günlerce dinleyerek iyice bokunu çıkarmıyor değilim). Koreografileri, dansları, karakterlerin o sürekli bir aşırı duygu içinde olma hallerini zaten abartı buluyorum... Lisede olsam o zamanki inişli çıkışlı duygularıma uyar ve bana hitap ederdi herhalde, ama değilim işte, gayet de bir yetişkin olarak lisede geçen bir dizi izlemek için kendimi zorladığımda böyle oluyor demek. Mantıksızlıklarsa Glee'nin bana en sinir bozucu gelen yönü. Zaten çıta çok düşük, saçmasapan olayları normal kabul etmeyi göze almış oluyor insan Glee'nin başına oturmadan, ama bazı şeyler de artık yuh dedirtiyor. Nationals'da söylenecek şarkıların Nationals için New York'a gidildikten sonra, evet sonra yazılmaya başlanması mesela. Ne yaptı ki bunlar Nationals'dan önceki haftalarda -hatta aylarda? Hep bu yarışma için çalışmıyorlar mıydı, eh daha söylenecek şarkılar henüz yazılmamışken nasıl oldu o? Bir avuç çocuğun yazacağı şarkılara nasıl güvenilir sonra, yorumlamakla şarkı yazmak nasıl aynı kefeye konulabilir? Zaten hepsi birer yetenek küpü mübarek, müthiş sesleri olduğu gibi nefis beste yapma yetenekleri de var. Herhangi bir enstrüman da çalmadan öylece harika müzikler çıkarıyor ortaya bu 16'lık bebeler. Tek büyük sorunları -pek bir şey yaşamadıkları için o da- şarkılarının sözleri oluyor; deneyim konuşmayınca da işte saç bantlarına, su bardaklarına falan şarkı yazıyorlar. Ama o sorun da birkaç minik ayarlamayla çözüldü New York'ta ve Gleek'lerimiz bir otel odasında tek bir günde iki şarkı yazıp, ne zamanları, ne de sahneleri olmadığı için herhalde prova ve koreografi işini kafalarında halledip çıkıveriyorlar sahneye. Öh.

Sonuç: Bu sezon ilk sezona göre çok daha fazla şikayet edip mızmızlanarak izlediğim bir dizi oldu Glee. Ama bırakamıyorum da, çünkü insanı mutlu ediyor. Nasıl yapıyor bilmiyorum, ama ediyor işte :)


(7. sezon finali 19 Mayıs'ta yayınlandı.)

Office'in artık sıktığını, önceki sezonlara göre çok zayıf gittiğini, bu sene son demlerini yaşıyor gibi göründüğünü çok fazla kişiden duydum. Tuhaf ama bana hiç öyle gelmedi, yine güle eğlene izledim bu sezonu, benim için en komik dizi olma unvanını kısa zamanda bırakacak gibi görünmüyor. Sezonun ikinci yarısı daha bir komikti, başlarda biraz durgun geçen bölümler oldu ama hiçbir zaman belli bir çıtanın altına düşmedi. Bir de Steve Carell'in gidişi iyi oldu gibi - bunu söyleyeceğimi asla düşünmezdim, Michael Scott en sevdiğim dizi karakterlerinden biri çünkü, ama sanki onun gidişi yazarların üzerinde şöyle silkeleyici bir etki yarattı, hareketlendi dizi. Önümüzdeki sezon Carell'in yokluğunu dolduramama ihtimalleri hâlâ var, ama şu an böyle bir sıkıntı yaşamayacaklarmış gibi görünüyor. Sezonun son bölümünde Michael'a veda edip 8. sezonun başında yeni manager'la tanışmak yerine Michael'ı sezon bitmeden dört bölüm önce gönderip yerine geçecek karakteri o gitmeden birkaç bölüm önce getirmeleri çok iyi bir fikirdi bana kalırsa. D'Angelo rolündeki Will Ferrell sadece birkaç bölüm kaldı ama diziye müthiş bir ivme kazandırdı. Onun da gidişi ve Dwight'ın geçici müdürlüğü, sonra da yeni müdür adaylarının görüşmelerinden oluşan Ray Romano'lu, James Spader'lı, Jim Carrey'li, Rick Gervais'li final bölümü mükemmeldi. Yeni regional manager için favorim açık ara Catherine Tate'le James Spader, ikisinden birinin koskoca bir yılı bir diziye ayıracaklarından şüpheliyim ama umudu kesmiyorum. İşi yepyeni birisinin ya da zaten var olan oyunculardan birinin kapması da mümkün tabii. Bu kişi Andy olmadığı sürece benim için sorun yok -Andy'yi sevmediğimden değil, ama Michael'ın yerine gelecek kişinin Michael'a benzer bir karakter olmaması gerekiyor ki yerini doldurabilsin, eh, Andy Bernard da Michael Scott'a çok fazla benziyor. Bunun dışında ne yaparlarsa yapsınlar kabulüm.


(22. sezon finali 15 Mayıs'ta yayınlandı.)

Survivor 22. sezonuna oyunun kurallarını değiştirerek başladı: Artık elenen yarışmacı evine dönmeyecek, Redemption Island isimli adacığa gidip tek başına yaşayacak ve kendisinden sonra elenen kişinin yanına gelmesini bekleyecekti. Biraraya geldiklerinde bir düello yapacaklar, kaybeden bu sefer cidden gidecek, kazanansa kalıp, yeni bir düello için bir sonraki eleneni bekleyecekti. Yeni konsept merge'e kadar gayet iyi gitti, oyuna çok farklı bir tat getirmedi belki ama bir zarar da vermedi. Merge'den sonraysa devam etmesi ve elendikten sonra Redemption'da kalan ve yanına gelen herkesi teke tek challenge'larda yenen Matt'in merge ile birlikte oyuna dönmesiyle sona ermemesi Survivor'ın ruhuna aykırıydı bence. İkinci kez elenen Matt'e üçüncü bir şans verilmiş oldu, bundan sonra Redemption'da tek kişi kalmak diye bir şey sözkonusu olmadı, elenenler toplu halde oraya gitti, dörder kişilik challenge'lar yaptılar ve sadece sonuncu olan gitti, ilk üç kişi kaldı (nasıl "duel" deniyorsa adına). Oyun öyle bir noktaya geldi ki, final bölümü başladığında adada, asıl oyunda dört oyuncu, redemption'da da dört oyuncu vardı. Bu dört oyuncunun biri oyunda toplam birkaç gün geçirmiş, kendisinin elenmediği tek bir tribal council'a katılmış olan Matt'ti. Kıçını kaldırıp tek bir şey bile yapmamış, sadece yanına gelen (ve fiziksel olarak kesinlikle kendisiyle boy ölçüşemeyecek) elenmiş yarışmacıları teke tek gayet de kolay challenge'larda yenmiş ve bol bol "Tanrı benim burada olmamı istiyor! Beni o gönderdi! Buradaysam onun takdiri! Tüm aptalca kararlarımın sorumlusu Tanrı, tüm bu mıymıy kararsızlıklarımın sorumlusu da Tanrı! Beni hiçbir davranışımdan ya da düşüncemden sorumlu tutamazsınız! Tanrı da Tanrı, Tanrı da Tanrı!" diye ağlayarak beni televizyonun başında delirtmişti. Oyundan iki kez gönderildiği halde gitmeyen bu mızmız bebeyi hâlâ izliyor olmak kadar, oyuna dönebileceği ve jüriden alacağı acıma oyuyla Survivor'ı kazanabileceği ihtimali acı veriyordu. Redemption Island'daki dört kişiden bir diğeri Zapatera tribe'ındandı, baskın tribe tarafından ezilen, tek tek elenerek çökertilen tribe'dan. O noktaya hiçbir şey yapmayarak gelmiş, strateji kelimesi koca puntolarla önüne dans ederek gelse s harfini tanımayacak birisiydi, ama finale kalması, oyuna dönmesi tek bir challenge'a bağlıydı ve final 3'ye kalırsa kazanması yüksek ihtimaldi, çünkü jüri, kendi yetersiz, beceriksiz tribe'ının üyelerinden oluşuyordu.

Neyse ki üstteki felaket senaryolarından hiçbiri gerçekleşmedi, son challenge'da üç tane kaslı maslı genç erkeği yenerek adaya dönen kişi, daha yeni elenmiş olan Andrea oldu. (Elenenlerden biri 2. favorim Grant'ti, ama Survivor'ı ilk favorim kazandığı için çok ağlamadım :p) İçinde "like" kelimesi geçmeyen tek bir cümle kuramamasına ve Matt sevdasına rağmen bu sezon Andrea'yı izlemek zevkliydi: Kadın yarışmacılar arasında en iyisi oydu. Sonuç olarak Redemption Island twist'i sezonun ikinci yarısını ekrandaki küçük adamlara küfretmeden izlemeyi ciddi anlamda zorlaştıran, yapımcıların ellerinde patlayabilecek, resmen direkten dönen bir twist oldu. Eğer Matt ya da Mike yarışmaya dönseydi, çok ama çok büyük haksızlık olacaktı ve favori reality show'umdan soğuyacaktım resmen. Olmadı, iyi ki olmadı, ama olmayacağını göstermiyor bu: rating aşkı uğruna Redemption Island olayına devam ediyorlar önümüzdeki sezon da.

Bu sezonun pek sevilmedi, iyi sezonlardan biri kabul edilmedi Survivor izleyicileri arasında. Bunun nedenlerinden biri üstte bolca yerin dibine batırdığım Redemption Island kuralı, diğeri de Rob Mariano sezonun ikinci yarısını domine ettiği için twist'ler, blindside'lar izleyememiş olmamız, bölümlerin tahmin edilebilir şekilde ilerlemesi. İlk nedene tamamen, ikinci nedene ise kısmen katılıyorum - evet, stratejik olarak bir Heroes vs. Villains ya da Fans vs. Favorites'tekilerle yarışabilecek hamleler izlemedik bu sezon, yine de benim ilk 5 Survivor sezonuma girer Redemption Island. Boston Rob mükemmel bir oyuncuydu ve bu sezon da, şimdiye kadar herhangi bir Survivor yarışmacısında gördüğüm en iyi oyunu oynadı (en iyi yarışmacı kabul ettiğim Parvati'nin 16. ve 20. sezonlardaki oyunları da dahil bu kıyaslamaya). Belki diğer oyuncuların ezik olması sezona gerekli heyecanı katmadı, ama tek bir oyuncu açısından baktığımızda (ve ukalalığı ile mafya babası tavırları her ne kadar çok itici olsa da, kabul etmek gerekiyor ki tartışmasız en iyi oyunu çıkaran oyuncu o) her şey kusursuz gitti ve neredeyse oybirliğiyle Survivor'ı kazandı. Neredeyse diyorum, çünkü oyunu sezonun şakası Phillip'e veren Ralph'i saymıyorum. Tribal council'larda yazdığı isimleri tek bir kez, tek bir kez bile doğru yazamayan birinin oyunu saymak istemiyorum, nitekim Phil'e oyunu "kendisinden hoşlanıyor" diye verdi, nitekim aslında Phillip'e de değil, Pheile diye birine verdi. Bu sezonu bu kadar sevme nedenlerimden birisi de, Micronesia'yı (Fans vs. Favorites, 18. sezon) saymazsak ilk kez, ta ilk bölümden beri tuttuğum oyuncunun yarışmayı kazanmış olması.

Kısa kısa diğer yarışmacılar: Phillip tam anlamıyla bir deliydi, Coach'un geliştirilmiş, bug'ları temizlenmiş yeni bir versiyonu gibiydi, zaman zaman seviyeyi düşürse de eğlence değeri yüksekti. Ashley, Natalie, Julie, Ralph, Steve, hiçbirinin oyunu bir şeye benzemiyordu. Matt ve Mike'a olan nefretimi zaten üstte yeteri kadar kustum. Boston Rob'dan sonra tuttuğum yarışmacı Grant'ti, buna da ilk günden karar vermiştim ve ilginç bir şekilde oyunda olduğu süre için bu da değişmedi - ama reunion'daki tavırlarının da hiç olgunca gelmediğini eklemem gerek. Oyunu az buçuk bir şeye benzeyen bir de Andrea vardı belki, o kadar. Bu sezon tüm yarışmacıların yarışma öncesi videolarını izlemiş ve sezon başlamadan herkesle ilgili az buçuk fikir edinmiştim. Baştaki fikrimi değiştirdiğim tek yarışmacı David oldu, final tribal'da Rob yanlısı avukat konuşmasıyla kalbimi çaldı (yalnız reunion'daki o korkunç evlilik teklifinde hakkındaki fikirlerimi bir daha düşünecek gibi olmadım değil).

23. sezon için yine iki eski oyuncu geri dönecekmiş. Sanırım misyoner Matt çok seviliyor, tanıdık yüzlerden birinin o olmasından ciddi ciddi korkuyorum, o mızmız embesili bir sezon daha görmeye katlanabileceğimi hiç sanmıyorum. Onun dışında kim olursa olsun, hatta promoda Umut Eliza'yı (9. ve 16. sezonlardan çok konuşan avukatlık öğrencisi), ben de Eric'i (Micronesia'da immunity necklace'ını kızlardan birine veren saftirik) gördüğümüzü sandık, ama buğulu gölgeler şeklinde sadece. Birkaç aydan önce öğrenemeyeceğiz sanırım.


(18. sezon finali 8 Mayıs'ta yayınlandı.)

Yarım yamalak izledim Amazing Race'i bu sezon. Daha doğrusu her bölümü izledim de, bölüm açıkken oyun oynamak, kitap okumak gibi aktiviteler eşliğinde, bir nevi arkaplan müziği muamelesi yaparak :) Neden bilmiyorum, bu sezonki "Unfinished Business" konsepti ilgimi çekmedi. Seçme yarışmacıların geleceğini duyunca All-Stars gibi bir şey olacak sanmış ve sevinmiştim, oysa tersine, erken zamanlarda elenen zavallıların ikinci şansı gibi bir şeymiş. Sempatik takımlar vardı ama öyle heyecanla tutup tezahuratlarla izleyeceğim bir takım çıkmadı bu sezon. Önümüzdeki sezon sürekli kızlarını ezen ruh hastası babalar ya da her gün birbirine giren psikopat ruhlu sevgililer yerine doğru dürüst takımlar görmeyi, bolca ağız dalaşı ve bolca havaalanı sahnesi yerine de bolca eğlenceli görev ve bolca değişik ülke izlemeyi temenni ediyorum.


Kısa Kısa Diğerleri
Bu sezon sıkılıp yarıda bıraktığım iki dizi oldu: House ve How I Met Your Mother. Hadi HIMYM neyse, 3. sezondan beri ciddi düşüşte olan diziyi her yıl yarım bırakıp canımın sıkıldığı sıcak bir yaz gününde arka arkaya izleyip sonra da unutmak gibi bir alışkanlığım var, ama House'un çok sadık bir izleyicisiydim. Ya bana artık bu kadar medikal drama fazla geldi, ya da dizi gerçekten bozdu. Hangisi bilemiyorum, 8. bölümden sonrasını izleyemedim. Kalan bölümleri toplu halde izleyip izlememe konusunda kararsızım, sezonu tamamlayan varsa sezonun kalanıyla ilgili görüşlerini yazarsa çok sevinirim (özellikle 7. sezonun başını benim gibi sıkıcı bulan birileri).

Haziran tv dizileri açısından kurak bir ay; Game of Thrones gibi istisnalar hariç çoğu dizi sezonu tamamladı, yaz dizilerinin başlamasına da daha var. Bu boşlukta dizisiz kalmak istemeyen varsa Luther ve Sherlock'u önerebilirim. İkisi de İngiliz dizileri, ikisi de çiçeği burnunda, ilk sezonlarını yeni tamamlamış diziler, ikisi de gizem/polisiye türünde, ikisi de altı bölüm üstelik (Sherlock üç bölüm aslında ama bölümler kırk dakika değil de bir buçuk saat uzunluğunda). Aralarında favorim Sherlock, şu an mini-dizi kıvamında olan yapım sırf Benedict Cumberbatch'in modern Sherlock Holmes yorumu için bile izlenmeye değer.

Bir önerim de Secret Diary of a Call Girl. Kısacık bölümleriyle çok eğlenceli bir dizi, ama sadece ilk iki sezonu. Bu da İngiliz dizisi, Doctor Who'nun Rose'u Billie Piper başrolde. Bu sene 4. sezonunu tamamladı ve bitti. İzleyecekseniz 2. sezonun sonunda bırakın, olmadı 3'ü de izleyin ama son sezona hiç bulaşmayın derim, çok bozdular, çok.

Genele bakıldığında diziler açısından pek matah bir yıl geçirmemişiz. Özellikle In Treatment'ın iptali ve Robert Sheehan'ın Misfits'ten ayrıldığı haberi (3. sezonda Nathan olmayacakmış, şaka gibi) çok moral bozucuydu. Neyse ki Breaking Bad, Damages ve Curb Your Enthusiasm gibi süper dizilerin yeni sezonlarının başlayacağı Temmuz ayına çok az kaldı.

Önceki toplu dizi yazıları için:
Bu Sezon İzlenesi Diziler + Hal ve Gidişat vol.1 + Hal ve Gidişat vol.2

19 yorumcuk:

KadirBey dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
new version of me dedi ki...

süper bir yazı olmuş, izlediğiniz dizilerin böyle toplu şekilde sezon incelemesi yapmanıza bayıldım. ben biliyor musunuz bilmiyorum ama vampire diaries'i öneriyorum kesin çok seversiniz. house'a gelince, kanımca hayır toparlayamadı bu sezon. potansiyelini kullanamadı. sezon finali de önceki finallere kıyasla çok sönük geçti. üstelik ----dikkat spoiler--- bundan sonraki sezonda cuddy olmayacak :(

even better than the real thing dedi ki...

Bu konsepti çok tutmuştum o yüzden geçtiğimiz aylarda göremeyince üzülmüştüm. Demek kimbilir kaç parşömen uzunluğunda yazılar için tüm dizilerin sezonu tamammlamasını bekliyormuşsun :)

House'u ben çok seviyorum o yüzden bırakamıyorum, zaten yıllardır takip eden pekçok kişinin aksine bu yıl keşfettim ben. Ama 5. sezondan sonra bozduğu kesin. Bu sezon da kötü değil belki ama sönük geçti. Umut'la sana önerim sezon 8'in başlamasına birkaç gün varken başına oturup birkaç gecede izlemeniz, sonra da yeni sezona başlamanız. Yani bu kadar sezon izledikten sonra kestirip atmayın, ama daha önce izlemenizi gerektirecek kadar da iyi değildi diyorum.

Şimdi ben hevesle Curb Your Enthusiasm son sezonu bekliyorum, çok özletti kendini. Beklediğim bir diğer dizi de Ricky Gervais'in cüce bir aktörle ilgili olan yeni dizisi Life Too Short. (short ile iğrenç bir kelime oyunu yapmışlar evet adsasdfasd)

Damages 4. sezon ne zaman başlayacak bilen var mı? Önce 2010 sonbaharıydı, geçti gitti, 2011 ocak dendi sonra, o da geçti gitti, sonra 2011'de birara denmeye başladı, iyi de ne ara? Yazın da olmayacak heralde yoksa açıklanırdı. Umarım güme gitmez Glenn Close'un şahane dizisi.

Yoğurt. dedi ki...

cye'nin başlamasını ben de bekliyorum. şu ara toplu halde eski doctor who'ları saymazsak pek bir dizi izlemiyorum, 2005 versiyonuyla başlayıp doctor who hastası oldum. reality showlar farklı ama: amazing race'in 7, 11 ve 17. sezonlarını izledim, şimdi vaktim olduğunda çabuk iner diye 18'i izleyecektim ama pek beğenmediyseniz daha eski bir sezonu izleyeyim. survivor gibi her sezonunu hemen izlemek istemiyor insan ama insanı sakinleştiren hoş bir program olduğu kesin, dünyanın etrafında yarış konsepti çok etkileyici bir defa.

geldik survivor'a: yazdıklarınıza neredeyse birebir katılıyorum. redemption adası çok sıktı, çok adaletsizdi, şans eseri iyi sonuçlandı ancak aksi olsa büyük tepki alabilirdi survivor. merge'e kadar çok keyifli bir sezondu, sadece rob'u seyrettik, herkes yanında kuzu gibi dizildiği için büyük stratejik hamleler de yapmasına gerek kalmadı. ben sizin kadar rob'cu değilim fakat sezar'ın hakkını sezar'a teslim etmek gerek diye düşünüyorum, hakikaten de fevkalade kusursuz bir oyun çıkardı. yine de biraz sürprizli bir sezon olsa daha keyifli olurdu.

kıvılcım dedi ki...

In Treatment'ı senin yazinla ögrendim Cavlancim ve cok ama cok uzuldum... Boyle mukemmel bir yapim nasil iptal edilir? Sanirim televizyona fazla geldi, gerçekten de tipik televizyon izleyicisine "fazla"ydı.

Glee ile House'ı izliyordum ben bu sezon ama ikisini de biraktim, bastaki tadi vermediler bana. Simdi Fringe'i izlesem mi kararsiz kaldim, sonlarda cok sacmaladilar diyorsun ona da... Acaba Office'e mi baslasam, komedi pek de tarzim degildir ama? Dizi boslugundayım :) Dexter bir an once baslasa.

Hayalci dedi ki...

Süper bir dosya olmuş!Ben kendi adıma Fringe'i seviyorum ve senin Supernatural'la ilgili dediğin gibi laf söyletmek istemiyorum:)Ama yazdığın şeyler doğru,mantıksızlıklar ve tutarsızlıklar onlara birşey demiyorum.Ben Fox'un rating sevdası için executive producer'lara yaptığı baskılardan dolayı biraz saçmaladı dizi diye düşünüyorum.Yine de güzeldi özellikle sonu:)

kurşunkalem dedi ki...

en yakın zamanda izleyeceğim sherlock ile luther'ı o zaman.misfits tavsiyeniz hayatımı değiştirdi resmen :)

so far so good so what dedi ki...

In Treatment'a bende çok üzüldüm, çok severek takip ediyordum.. Neyse ki diğer favori dizimn Dexter devam ediyor, verdiği sezon aralara çıldırtıcı uzunlukta olsa da. :) Fringe hiçbir zaman aman aman sevdiğim bir dizi olmadı, belki çok fazla anlamaya kasmadan tam kafamı vermeden izlediğimden ama açıkcası 3. sezondaki paralel dünyalara geçişler, Olivia-Fauxlivia, Walter-Walternate storyline'larını bi hayli severek izledim..

Survivor'da favorim kazanamadı, ben David'i ve Grant'i tutuyordum hatta Grant'in kazanacağına dair baya umutlanmıştım bir ara.. Ama sonra noldu, "he got robbed" :D Rob'un çok iyi bir oyun çıkardığına tabi ki katılıyorum sadece benim tarzım değil. Ama kesinlikle harika bir sezon izledik, hele hele Nicaragua'dan milyonlarca kat daha iyiydi. Umarım yeni sezon gelecek iki eski castaway'den biri russell olmaz. umarım bir daha hiç görmeyiz kendisini, çok sıktı artık..

Alper Erkmen dedi ki...

Merhabalar, yine çok iyi bir dosya olmuş. Supernatural ile ilgili yazdığınız her şeye, her kelimesine hak veriyorum. İlk 5 sezon olağanüstü bir diziydi, bu sezon ise izlerken kendi kendime "Ben Supernatural mı izliyorum, yoksa başka bir şey mi?" dediğim bölümler oldu. Yine de ortalardan sonra iyi toparladılar ve hikayeyi getirdikleri yeri ben de çok beğendim. Yalnız ne kadar doğru bilemem ama Misha Collins'in 7. sezonda regular olmayacağını duydum. Umarım bu doğru değildir. Ben şimdi True Blood'un başlamasını bekliyorum :)

Korhan dedi ki...

Çavlan'cım. Fringe delisi olup ta iş güçten dolayı son 4 bölümünü seyredememiş insanlar şimdi gelip kafanı kırsalar suç sayılır mı sence? :)))

MeLiH dedi ki...

Sonunda çavlan :)) Ben şahsen Candice falan gelsin isterim birde J.T belki candice bu sezon 8de gitmez :P

irem dedi ki...

Ooooh be hele şükür survivor'la ilgili bişeyler :)) Ben redemption island macerasını severek izleyen tek kişiydim galiba haa matt veya mike o aptal kıçı kırık challenge'ları kazanıp oyuna dönselerdi sonra da iki immunity kazanıp finale kalsalar ve soul survivor olsalardı ağlardım, bilgisayarımı kırıp sonra da ciddi ciddi ağlardım o derece ama öyle olmadı ve bu sezon müthiş müthiş bitti. Herkes rob'ın müthiş stratejilerinden taktiklerinden puzzle kafasından zekasından falan bahsediyor ama gözden kaçırılmaması gereken bir yönü daha var ki o da challenge'lardaki yenilmezliği bence. Profesyonel evet profesyonel sporcu grant'i bile kaç kez yendi ve bence bunun tek nedeni var o da hırs! Gücünün son damlasını elindeki herşeyi ama herşeyi sonuna kadar kullandı rob kazanmayı onun istediğinin 1/10'i kadar isteyen bir başka yarışmacı var mıydı? Final tribal council'da da harika idare etti ve ne bir gıdım eksik ne fazla tam olarak söylenmesi gerekenleri söyledi bence yalnız ben orada julie'nin yumurtladığı laflara inanılmaz sinir oldum bir de phil ve ralph'e kıçımla güldüm, rob'un aslında oybirliğiyle kazanmış olduğuna kesinlikle katılıyorum, ben de aynen ralph'i adamdan saymayıp oyçokluğu değil oybirliği oybirliği diye dans ettim ortalıkta :D Neyse nice survivor sezonu yazılarında görüşmek üzere sizi çok seviyorum benim survivor'cı 2'lim :D

Diğer dizilerden himym'ı izledim bu sezon ama ite kaka zorla, kabak tadı verdi artık... Supernatural'ı da sam ruhunu geri aldığı bölüm bıraktım sanırım yine 3 ay süren aralarından birini vermişlerdi, iyi oldu hatırlattı bu yazı şimdi hemen kalan bölümleri izliym!

Dora dedi ki...

Dogrusu ben bu sezon Glee'yi de The Office'i de cok begenmedim. Gene eglenerek izledim, ikisi de cok keyifli diziler ama The Office'in artik kendini tuketme noktasina geldigini dusunenlerdenim, bir an once bitirseler de biz de bu harika sovu zirvede oldugu zamanlarla hatirlasak diyorum. Michael Scott karakteri olmadan zaten kesinlikle ayakta kalamayacaklarini dusunuyorum. Glee'ye dair yazdiklarinizi ise cok dogru buluyorum, genel olarak mantiksiz bir dizi ama bazen kendini bile asip cekilemeyecek olcude sacmaliyor, Nationals ve oraya gidildiginde daha sarkilarin yazilmamis olmasi buna bir ornek. Kendini ciddiye aldiginda ve ders vermeye calistiginda gulunc oldugu da cok dogru. Bu sezon en sevdiklerimse Gwyneth Paltrow'un karakteri, daha az Will S. gormemiz, Brittany ve Santana karakterlerinin derinlestirilmesi ve final bölümdeki New York goruntuleri oldu.

yasgule dedi ki...

fringe ile ilgili belirttiğiniz her görüşün altına imzamı atarım! daha önce hiç bir diziye buk adar kızdığımı hatırlamıyorum çünkü hiç bir diziyi bu kadar sevip sonra bu kadar hayalkırıklığına uğramamıştım. inanılmaz sıçıp batırdılar!

Mr. Aşkın Güngör dedi ki...

Fringe ve Supernatural ilgiyle ve sonsuz keyifle takip ettiğim iki dizi (diğer yorumladıklarınızı izlemedim hiç). O nedenle iki dizi hakkındaki değerlendirmelerinizi neredeyse diziden aldığıma eşdeğer bir keyifle okudum.

Katıldığım, katılmadığım noktalar elbette var, ama genelde çok isabetli çıkarımlarla bamteline vurduğunuzu söyleyebilirim.

Özellikle Supernatural benim için takip edilmesi kaçınılmaz dizilerden biri halini aldı. Oldum olası üzerinde düşündüğüm konularla dolu öyküler barındırması kadar, iki kardeşin başarılı karakterizasyonu da etken bunda. Velhasıl, Supernatural ben yaşadıkça sürmesini istediğim bir dizi neredeyse :)

Siz değinmişsiniz Lost'a, ben de şöyle bir ek yapayım: Lost'un izleyicilerinin büyük yüzdesini hayal kırıklığına uğratan finaliyle ilgili benim de serzenişlerim olmuştu bir aralar. Aşağıdaki blog adresimde okuyabilirsiniz: http://www.askingungor.com/blog/index.php/2010/05/lost-su-tunel-cikis/

Dostlukla...

MeLiH dedi ki...

Çavlan!! Ozzy ve Coach geri dönüyorumuş :(

maximreality dedi ki...

selam,

house' un sadık bir izleyicisiydim, 7.sezon house karakterinin yaşadığı ilişkiden kaynaklı, biraz sıkıcıydı. ara mı vermek istedim yoksa diziyi takibimi bıraktım bilemiyorum. fakat dün gece izlediğim 15-16. enfesti. geri kalanını izlemedim, sezonu bitirmedim fakat özlediğim house geri döndü diyebilirim.

Mini Reklamcı dedi ki...

Adres: http://www.blogmame.com/2011/06/blogger-ve-blogspot-yarsmas.html

Merhaba;

Blog sayfamda uygulamakta olduğum blogger ve blogspot blog yarışmasında sizide aramızda görmekten mutluluk duyarım. Katılımınız bizi onurlandırır. Çokta olsa azda olsa blog sayfanızın tanıtımını yapabiliyorsak bu çalışmayla ne mutlu bize…

Saygılarımla…

Körebe dedi ki...

Fringe konusunda kesinlikle katılıyorum, soul magnet bölümünde gülmemek için kendimi zor tuttum, olivia'nın Bell gibi konuşması acayip komikti :D
Son bölümse hakkaten hayal kırıklığıydı.