17 Temmuz 2011 Pazar

Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II

Yönetmen: David Yates
Yazar: Steve Kloves (senaryo), J.K. Rowling (roman)
Oyuncular: Daniel Radcliffe, Emma Watson, Rupert Grint, Ralph Fiennes
Tür: Aksiyon|Macera|Fantastik
Yapım yılı: 2011
Süre: 130 dk.
Ülke: İngiltere
IMDb puanı: 8.7/10
Metacritic puanı: 87/100
Çavlan'ın puanı: 4/10
Umut'un puanı: 5/10

Bittiği için çok mutluyum. Gerçekten. Bir kere, genel olarak fiyasko olarak tanımlanabilecek bu dev bütçeli sinema uyarlamalarının son halkasının aylardır süren "her şey temmuz 2011'de bitiyor" reklamlarının aksine benim için gerçek anlamda dört yıl önce, son kitabın son sayfasını okuduğum zaman bitmişti Harry Potter. Ayrıca (sadece Azkaban Tutsağı ile Ölüm Yadigarları'nın ilk filmi hariç olmak üzere) dile kolay tam 10 yıldır her filmde aynı şeyleri yaşamaktan da çok sıkıldım - son derece boktan bir uyarlamayla karşılaşacağını bile bile sinemaya gidip izlemekten kendini alamamak, belki bazı sahneleri etkilenerek, ama filmin büyük kısmını müthiş bir hayalkırıklığı içinde izlemek, bittikten sonra yaklaşık bir saat boyunca yapımcılara, yönetmene ve senariste verip veriştirmek suretiyle benimle gelme nezaketini göstermiş, büyük ihtimalle seriyle ilgisi ve bilgisi olmayan kişinin kafasını ütülemek ve çoğu zaman da aynı şeyleri yazmak: "hikayede hiçbir derinlik kalmamış...", "tamam kitaba bütünüyle sadık olabilmesi imkansız elbette, ama bu kadar önemli, bu kadar temel öğeler nasıl çıkarılabilir?..", "en önemli ayrıntıları attıkları gibi, romanı beğenmeyip değiştirmişler bir de sanki, ekledikleri diyaloglar ne kadar aptalca...", "karakterizasyon bu kadar kötü olabilir, seri için son derece önemli karakterlere nasıl böyle harcayabilmişler?" ve tabii ki: "hani harry potter sihri nerede?". Yorucu olmaya başlamıştı artık bunlar. En azından bir daha bu cümleleri kurmak zorunda kalmayacağım, her seferinde yeni baştan hayal kırıklığına uğramayacağım, seyircisini defalarca aptal yerine koymaktan çekinmeyen bu franchise'a para akıtmayacağım. Buna sevinmemek elde değil.

Eh, bu karamsar paragraftan anlaşılacağı gibi, pek beğenmiş sayılmam Harry Potter'ın son halkasını. Etkilendiğim sahneleri, soluğumu tutup kendimden geçer gibi izlediğim bölümleri oldu elbette, ağladığım bile oldu, ama genel olarak uyarlandığı kitaba ihanet eden, eğlencelik ama derinlikten yoksun bir uyarlama olduğunu düşünüyorum. Bütçeyi hiç mi hiç arttırmayacak ve süreyi öyle aman aman doldurmayacak, karakterler üzerinden gidecek dolu diyaloglar ile son derece etkileyici kılınabilecek sahneler çekmek varken, sırf epik görünmek adına hiç mi hiç epik olamayan aksiyon sahneleri dolduruyor filmin 3/4'ünü. İşin saçma yanı zaten baştan yüksek beklentilerle gitmekti bu filme, biliyorum bunu. Özellikle fiyasko seviyesindeki 4, 5 ve 6 numaralı filmlerdeki rezaletten sonra neyle karşılaşacağımı tam olarak bilmem, kendimi hazırlamam, sırf meraktan izlemem gerekiyordu, ama çıtayı birden feci yükseltmiş olan bir önceki film -yani 7 numara, Deathly Hallows Part 1- fena halde yanılttı beni, beklentilerimi alçak tutamadım. Tüm serinin en iyi, en olgun, tek derin filmiydi, üstelik son kitabın ikiye bölünmesi sonucu ortaya çıkmıştı, bu durumda nasıl ikinci yarının film uyarlaması da en az onun kadar iyi olmazdı, üstelik de koskoca finalse söz konusu olan? Olmamış işte bir şekilde, bildiğimiz, alıştığımız klasik vasatlığına dönmüş, yer yer de bir komedi filmi tadı veriyor Harry Potter and the Deathly Hallows'un ikinci filmi.

Komediden kastım, seyirciyi güldürmesi hedeflenerek yapılmış olan bildiğimiz komedi filmi türü değil tabii ki (yoksa filmin zorlama ve bir hayli düşük yaş gruplarına hitap edecek mizah kısmı çok sinir bozucuydu), daha çok yönetmenin heyecan verici, gaza getirici olmalarını hedeflediği (kitapta soluksuz okunan) sahnelerin içini boşaltıp kitleleri gaza getireceğini düşündüğü diyaloglarla bezemesi, yüzüne gözüne bulaştırması, seyircinin de bunu komik bulup dalga geçmesi sonucu gülmesine dayanan bir komedi. Utançtan yüzümü kapattığım da çok oldu açıkçası, hani ilk iki filmde bile böyle utanmamıştım çünkü onlar alenen çocuk filmleriydi, kitaplar da çocuksuydu nitekim. Kitapla ilgisi olmayan ve tamamen ajitasyon amaçlı saçmasapan, sinir bozucu ve zeka seviyesi çok düşük bölümlerin eklenmiş olması, bunun yanında kitaptaki binlerce detayın, sadece detayın değil, olayın, durumun, karakterin, her bir şeyin atılmış olması inanılmaz moral bozucuydu. Neden kendi önemsiz ve boş sahnelerini eklersin ki filme, özellikle hikayenin anlaşılması için gerekli, son derece tesirli ve mühim nice bölümü kullanmaya tenezzül etmemişken? Bunun mantığını cidden anlamıyorum. Bunu tekrar tekrar yazmaktan usandım ama dayanamıyorum: tabii ki her şeyin olduğu gibi aktarılmasını beklemiyorum, sinemayla edebiyat aynı dilde konuşmadığı için asla işe yaramaz bu, zaman ve daha pek çok kısıtlamadan dolayı mümkün de olmaz. Ama hikayenin temel unsurlarını, en önemli, can alıcı noktalarını, ayrıca ruhunu, felsefesini ve büyüsünü bu devasa bütçeli yapımlara aktarmak, birkaç tane kafası çalışan adamın önderliğinde hiç zor olmazdı. Ama bu ekibin başındaki adamların en büyük dertleri aksiyon. Temponun düşmemesi, yapımın zengin ve süslü görünmesi. Sadece bu. Birileri bunlara içi bomboş aksiyonun bir şey ifade etmediğini, bir an bile "aman allahım görselliğe bak" demeyecek seyircilerin çoğunlukta olduğunu söyleyebilir mi? (Zaten 3D ve birkaç milyon dolar daha kar etme sevdalarından dolayı kapkaranlık, bupbulanık bir perdede izlemek zorunda kaldık, bilmem ki istesem de hayran olabilir miydim filmin görsel yönetimine?) Bu filmlerin, serinin dünya üzerindeki milyonlarca hayranında nasıl tepkiler uyandırdığını cidden görmüyorlar mı? Kitapları okumayan, Hollywood gişe filmlerine alışmış, 12 yaşındaki aptal çocuk da sevebilsin filmleri derken neleri dışarıda bıraktıklarını göremiyorlar mı gerçekten? Göremiyorlar herhalde.

Kitapları okumayan birinin sevmesinin çok daha kolay olduğu bir film bu, orası kesin, kitapları okumuş olmak filmden alabileceğim keyfi çok mu azaltıyor diye düşünmedim de değil, ama kitapları okumayan bir adet Umut da beğenmedi filmi. Benim gibi saçını başını yolma raddesine gelmedi doğal olarak, ama ne karakterleri az buçuk önemseyebildi, ne bir sonraki sahnede ne olacağını merak edebildi. Kitapları okumayan herkesin görüşünü temsil ediyordur demiyorum tabii ki, eminim özel efektlerin, kostümlerin, oyunculukların büyüsüne kapılan, hikayede de (orijinalini bilmedikleri için) bir kusur bulamayan çok fazla izleyici vardır. Yine de hiçbirinin, filmleri ne kadar severlerse sevsinler, biz kitap serisinin hayranlarının gösterdiği kendinden-geçercesine-sevmek gibi taşkın duygulara kapılmadığına eminim. Bu da kendi başına bir hayli şey söylüyor bence.

Yazının bundan sonrası bol spoiler içerecek.



İşte yaratılmış en korkutucu kötü-adam karakterlerinden biri olan, sessiz dehşetiyle onun kurmaca bir karakter olduğunu bilen okuyucuları bile ürperten Lord Voldemort, beyazperdede Harry'nin yüzünü mıncıklar ve kuduz köpekleri anımsatır bir şekilde bağırıp çağırırken.


Hermione, Harry ve Ron. Hermi (Emma Watson) Bellatrix'in kıyafetleri içinde çok güzeldi, ama göz süsü olmaktan öte bir ağırlığı da yoktu filmde. Aynısını Ron (Rupert Grint) için de söylemek mümkün. Hâlâ alışamadığım, tipini, sakalını, mavi gözlerini, sıska olmayışını, bücür boyunu hâlâ garipsediğim Harry (Daniel Radcliffe) içinse ne diyeceğimi bilemiyorum. Onun da oyunculuğu gelişti evet, ilk filmlerdeki gibi sırıtmıyor, taşıyabiliyordu rolünü. Ama iz bırakan bir performans sergilemekten de uzaktı.


Bu sahnede çok-özlü iksir almış, Bellatrix rolü yapan bir Hermione görüyoruz -yani aslında Emma Watson (Hermione) rolü yapan bir Helena Bonham-Carter (Bellatrix). Tabii ki harikaydı, kaş hareketlerinden bakışlarına kadar tam bir Emma Watson'dı, nitekim şu fotoğraftaki duruşu bile bas bas Hermione diye bağırmıyor mu? Saçlı sakallı Ron da bir içim su olmuş bu haliyle :)


İşte aylardır Hogwarts'a adım atmamış olan Harry'nin, okula gizli saklı girdikten sonra, ama acele Hortkuluk avına girişmeden de önce, Hogwarts cüppesi içinde (!) kendini herkese göstermeye karar verdiği sahne. Voldy hortkuluğunu kurtarmak için Hogwarts'a uçarken acele etmek, son iki hortkuluğu bulmak, kendini göstererek başkalarının başına bela açmamak gibi dünyevi dertleri olmayan Harry, insanı utandıracak kadar gaz bir müzik eşliğinde yemek salonunda onu şimdiye dek fark etmemiş olan diğer öğrencilerin arasından ortaya çıkıp, Snape'in karşısına atıyor kendini ve "Ne cüretle orada durursun, yenilmeyeceğiz, sen kötü, çok kötüsün, iyilik kazanacak." minvalinde konuşmalar yapıyor. Birdenbire Yoldaşlık üyeleri yoktan var olunca ve McGonagall araya girince Snape korkuyor, uçup dumana dönüşerek camı kırıyor ve yok oluyor. Bu da diğer öğrenciler arasında alkış ve tezahuratlarla karşılanıyor. Tıpkı bir çocuk filmi gibi.


Snape, yeteneksiz senaristin kıçından uydurduğu saçmasapan bir şeyler söylerken. Hatta bir hışım diğer öğrencilerin arasından çıkıp ce-ee yapan Harry'den korkmuştu bu sahnede yanlış hatırlamıyorsam. Ama çok karizmatik her zamanki gibi, o ayrı.

Sevdiklerim:

– İlk yarım saati. İyi başlıyor, atılan/değiştirilen yerler kabul edilebilir seviyede duruyor, en azından ruhuna sadık kalmışlar diye düşünüyoruz, üçlümüzün Hogwarts'a girdiği sahneye kadar. O noktadan sonra düşüşe geçiyor.

– Snape'in gösterdiğini gördüğümüz duygu. Tüm seri boyunca aynı monotonlukta, soğuklukta ve duygusuzlukta göründüğü için, Snape'in seven ve ızdırap çeken yüzünü görmek, bildiğimiz Snape'e tamamen zıt düşen kırılma anlarını izlemek inanılmaz etkileyici.

– Filmin genel atmosferi, titrek kamerayla çekilmiş sahneleri ve özellikle de sessiz (müziksiz) sahneleri. Bunlar o tonlarca hareketin olduğu ve arkadan coşku dolu bir müziğin duyulduğu sahnelerden çok daha etkileyici geldi bana. Örn: Harry'nin ölüme giderken Ron ve Hermi'yle konuştuğu sahne.

– Snape'in anılarının olduğu Düşünseli sekansı. O bölümle ilgili eksik bulduğum bir şeyler tabii ki var (!) ve sevmediklerim kısmında da bahsetmeden geçemeyeceğim sanırım, ama ne olursa olsun hüngür hüngür ağladığım bir bölüm olmayı başardı kendisi :) Zaten filmin ilk 30 dakikasından sonra hep yokuş aşağı gitmesinden hariç tutabileceğimiz uzun ve şahane bir bölüm olarak sayabiliriz bunu: Üçlünün savaş alanından geçerek Snape'in ölümüne tanık olmaya gitmesi, Prensimizin ölümü, Harry'nin Snape'in anılarına yolculuğu ve sonunda da, ormanda ölüme yürüyüşü. Diriltme taşlı, ölülerin göründüğü sahne de salya sümük ağlatan sahnelerden biri olarak sayılabilir sonra.



Sevmediklerim:

– Dumbledore'un öyküsünün, karanlık geçmişinin, yitirdiklerinin, pişmanlıklarının, Harry'nin onunla ilgili kuşkularının, Grindelwald'ın... olmaması.

– Karakterlerle bir önceki filmdeki gibi bir bağı hiçbir surette kuramıyor olmamız. Perdede görünüp de karakteri hiçbir şekilde derinleştirilemeyen, en ufak bir duygusal derinlikten yoksun kahramanlar pek önemsenemiyor.

– Voldemort'un geçmişine, hortkulukların önemine dair yine hiçbir şekilde değinilmemesi. Gaunt'ların yüzüğü mesela, ya da Hufflepuff'ın kupası, Voldy'nin birer hortkuluğa çevirdiği, öylesine, sıradan nesneler. Aynı şekilde öldürücü lanetlerin ve Harry'nin onları ilk kez yapışının öneminin bahsinin bile geçmemesi. Ve tabii ki, filme adını veren yâdigarlar konusu. Ne pelerin, ne taş, ne de asa hakkıyla işlendi, Yadigarların ve onların üçüne birden sahip olan kişinin Ölümün Efendisi'ne dönüşecek olmasının, Voldy Dumby'nin mezarına uçarken Harry'nin önce asa yapımcısı Olivander yerine cincüce Griphook'u sorgulamaya karar vererek aslında yadigarlardan vazgeçiyor ve hortkulukları seçiyor olmasının önemi... Pfft.

– Tek cümlelik, komik olmaya çalışan ama olamayan esprimsiler. (McGonagall'ın ölüm kalım anında karakterine hiç uymayan bir şekilde kıkırdayarak "Hep bu büyüyü yapmak istemiştim.." demesi, Neville'ın yine bir ölüm kalım anında Luna'ya ilan-ı aşk etmesi (yönetmen "iki çatlak birbirine göredir" diye buyurmuş sanırım), vd.

– İhtiyaç Odası'nın, insanların yıllardır bir şeyler sakladıkları formunun ve Harry'nin birkaç yıl önce gördüğü diademin öneminin hiçbir şekilde aktarılamamış olması. Bir şeyler yapmışlar ama, kitapları okumadan sadece filmleri takip edenlerin anlayamayacağı bir hikaye çıkmış ortaya. Zaten bu hikaye birkaç film önce, Melez Prens'in kitabını Harry yerine Ginny sakladığında bozulmuştu. Bu haliyle İhtiyaç Odası'nın önemini geçtim, ne olduğu bile tam olarak anlaşılamıyor.

– Luna ve Harry'nin birlikte Ravenclow'un ortak odasına gittiği sahnenin tamamen atlanmış olması. Bu sahnenin dahil edileceğine emindim, çünkü işleri Carrow'ların yönettiğiyle, çok feci olduklarıyla ilgili bir şeyler söylettiler karakterlerden birine, göstermeyecek idiyseler o bilgi çok gereksizdi. Üstelik Harry'nin Carrow'lardan birine Cruciatus laneti yaptığını görmek, görünmezlik pelerininin altından McGonagall'ı korumak için çıktığını görmek nefis olurdu.

– Harry'nin Helena Ravenclaw ile olan sahnesinin gereksiz uzunluğu. Sahnenin havası hoştu ama replikler de boştu; hatunun Kanlı Baron'la ilişkisini açıklamamaları, hikayesini tam olarak anlatmamaları, ama buna rağmen on dakika boyunca Harry'yle yavaş çekim köşe kapmaca oynatmaları biraz fazla sırıtıyordu.

– Harry'nin ortak salonda Snape'lü yüzleştiği sahne. O kadar mantık dışı, o kadar saçma ve gerizekalıca bir sahneydi ki, hakkında daha fazla bir yorum yapamayacağım.

– Aynı sahnenin devamında, McGonagall'ın tüm Slytherin'leri zindana kapatma emri, ve bu emrin diğer öğrenciler tarafından alkışlarla, ıslıklarla karşılaşması, ve yine McGonagall'ın, okulun kalanını evlerine göndermek ve sadece reşit olanlara dilerlerse savaşabileceklerini söylemek yerine, tümünün savaşmasına izin vermesi. Gerçekten mi? 11 yaşındaki çocukları, McGonagall?

– Voldemort'un "önümde eğilin" gibi talimatlarının hiçbirine yer verilmemesi, sanki sadece Harry'yi istiyormuş, savaşın tek nedeni buymuş gibi bir hava esmesi.

– Percy'nin birdenbire iyi tarafta görünmesi, Weasley'lerle arasının iyi olması ve bizimkilerin safında savaşması, hiçbir açıklama olmadan.

– Baştan aşağı Hogwarts savaşı. Öncelikle, Voldy'nin yüzlerce (hatta belki binlerce?) adamdan oluşan bir orduyla okula hücum etmesi. Ölüm yiyenler ağaçta yetişmiyor, üstelik safların başında bir önceki filmde üçlüyü yakalayan kapkaçırcılar vardı. Saçmalık.

– Köprünün patlatıldığı sahneler. Ne gerek vardı ki böyle bir şey eklemeye? Üstelik iki köprü daha olması gerekiyor ölüm yiyenlerin okula girebileceği, ama tabii bu konularda bir devamlılık bekleyemeyiz bu seriden.

– Crabbe'in yok olmuş, yerine Zabini'nin geçmiş olması. Zebani ateşi büyüsünü de Goyle'a yaptırmışlar.

– Göz rengi sorunu. Bunu söylemek için 10 yıl geç kaldım belki ama, Harry Potter nasıl yeşil gözlü olmaz? Nasıl? Yüz milyonlarca dolarlık bütçesi olan filmlerde yeşil gözleri olan bir oyuncuyu işe almak, hadi o olmadı, bir çift lens taktırmak bu kadar zor gelebilir mi? Harry mavi gözlü, annesi Lily yeşil, Lily'nin küçüklüğünü oynayan kız kahverengi. Şaka gibi! Bir de filmlerde defalarca "annenin gözlerini almışsın Harry." dendi bu çocuğa! Yine göz meselesinden devam edecek olursak, Snape'in ölürken "gözlerime bak" demesi iyi güzeldi, bolca da ağlattı falan ama, neden orada durmadı ki? Seyirciyi gerizekalı yerine koyup açıklama yaptırıp durmasalar, örneğin Snape ne olduğu son derece belli olan maddeyi Harry"ye verirken "bunu Düşünseli'ne götür," diye açıklama yapmasa, bir de "bana bak"tan sonra "ananın gözlerinin tıpkısı" demese, çok daha etkili sahneler çıkardı kanaatindeyim. (Aynısı Lily'nin patronusu için de geçerli.)

– Prensin hikayesini beğendiğimi ve etkilendiğimi sevdiklerim kısmında yazmıştım, ama çok daha iyisi olamaz anlamına gelmiyor bu tabii ki. Özellikle çocukluk ve gençlik anıları çok hızlı geçiştirildi. Petunia'nın başta Lily'e ve sihrine olan hayranlığı, James'in zorbalıkları, Snape'in karanlık yana kayması ve bunun sonucu Lily ile aralarının bozulması gösterilseydi keşke mesela.

– Fred'in, Tonks ve Lupin'in ölüm/ölüm sonrası sahneleri. Cesetleri belki bir saniye gösteriliyor o kadar, seyirciye değil onların yasını tutma, öldüklerini idrak etmesi için bile fırsat vermiyor Yates. Filme anlam katabilecek, duygu yoğunluğu katabilecek her şeyden itinayla uzak durmuş.

– Teddy Lupin'in bahsinin bile geçmemesi. En sonda, Harry'nin mucizevi bir şekilde bebekten haberi olmasını saymazsak tabii. Ne vaftiz babalığı kaldı, ne çocuğun Harry'nin durumunda, Harry'nin de Sirius'un yerinde olması.

– King's Cross'taki konuşmaların çok, çok yüzeysel ve eksik kalması. Bölümün atmosferi iyiydi de, öyle bir bölüme ne gerek vardı anlamadım, ne Dumbledore'un geçmişinin ve pişmanlıklarının, ne ölüm yadigarlarının, ne Harry ile Voldy arasındaki bağların bahsi geçiyor çünkü.

– Harry'nin nasıl olup da ölmediğinin açıklanmaya tenezzül edilmemiş olması. Kitaplardan bihaber bir şekilde film serisini benimle takip eden Umut, Harry'nin öldüğünü, diğer tarafa geçtiğini, sonra nedensiz bir şekilde canlılar arasına döndüğünü zannetti mesela. Onun gibi kitabı bilmeyip de merak edenler varsa kısaca açıklamaya çalışayım: Voldemort'un Avada Kedavra büyüsü Harry'yi değil, Harry'nin içindeki Voldemort'un parçasını, yani hortkuluğu öldürüyor, Harry hiç ölmüyor aslında. Ateş Kadehi'nin sonunda Voldemort'un bedenine geri dönmek için kullandığı malzemelerden biri de Harry'nin kanı, bunun sonucunda birbirlerine acı çekmeden dokunabilmeye başlıyorlar, ancak Lily'nin ölmeden önce yaptığı kendini feda etmeye dayalı büyü sayesinde onun korumasını içeren, Harry'yi hayata bağlayan kan Voldemort'un kanında dolaşmaya başlıyor, o yaşadığı müddetçe Harry'nin ölmesi imkansız hale geliyor. Dumbledore Harry'yi ölüme göndermiyor yani. Ve eğer bu kan meselesi olmasaydı, içindeki hortkulukla birlikte gayet de ölecekti Harry yani.

– Ölüm yiyenlerin Harry'nin "cesediyle" birlikte okulun önüne geldikleri sahne. Harry'nin öldüğünü görünce tek bir tepki dahi vermeyen karakterler. Draco'ya sarılan Voldy. "Sevdiklerimiz içimizde yaşıyor" konuşmasıyla Neville (ve onu saniyesinde öldürmeyen Voldemort). Durup dururken, daha Nagini ölmeden ayağa kalkıp ölmediğini belli eden Harry. O kadar mantıksız ki, Harry niçin bu kadar zaman ölü rolü yaptı ki? Son hortkuluk yani yılan ölmeden Voldemort'un ölmesi mümkün olmadığı için bekliyordu kitapta, ve böyle uzun uzun bayağı laflar etmeden, hızla öldürüyordu Nagini'yi Neville, filmde olduğu gibi bilmeden, tamamen tesadüf eseri değil. Son çatışmayı başlatan da Nagini'nin ölümü oluyordu.

– Bir önceki maddenin devamı olarak, Neville'ın önemli bir rolü olmalıydı bu filmde. Ağırlığı vardı ama mizah yönünü öne çıkaran, tesadüfi kahramanlıklar yapan bir karakter olmuş, oysa aslında Harry'nin yerine onun seçilmiş kişi olabileceği ihtimali, her şey gibi bunun da Voldemort'un seçimiyle farklı bir yöne gitmiş olması mutlaka değinilmesi gereken, çok önemli bir bilgiydi benim için. Böylesi karakterin içini boşaltmaktan başka bir şeye yaramamış.

– Hogwarts savaşını başından sonuna kadar rezalet olarak gördüğümü söylemiş miydim? Tek bir sahne vardı sanırım, havasıyla, müziğiyle beni etkileyen, Harry, Hermione ve Ron Voldemort'un olduğu yere giderken, Snape ölmeden hemen önce. Bunun dışında tek bir sahneyi bile beğenemedim, çoğu saçmalığın daniskasıydı. Mücadelede ev cinleri, öğrencilerin aileleri, iyilerin tarafındaki Slytherin'ler, at-adamlar, Grawp, Kreacher hiçbiri yoktu. Sadece sürekli duvarları, tavanları ve sütunları yıkılan bir Hogwarts vardı.

– Voldemort'un Voldemort olmaması. Ralph Fiennes çok yetenekli bir adam, dış görünüşü kafamdaki Voldy'ye son derece uyuyor ve onun Karanlık Lord yorumunda da kusur bulamıyorum. Bütün kusur oyuncu yönetiminde, ona "Avada Kedavra diye fısıldama abi, bağır, haykır, öyle daha korkutucu olur!" diyen yönetmende, Draco'ya sarılmasını, Harry'i kollarına alıp Hogwarts semalarında onu uçurmasını buyuran senaristte, bütün suç onlarda. Herkesin karşısında aciz düşen, hemencecik sinirlenip küçük bir çocuk gibi bağırıp çağıran, hiddetlenen, diğer büyücülerden niçin bu kadar üstün olduğu asla anlaşılamayan, tüyler ürpertici olması gereken yerlerde komik olan, sıradan, patetik bir kötü-adamdan başka bir şey değil Harry Potter'ın filmlerindeki Voldemort. Zekasıyla, sessiz sakinliğiyle ve gücüyle inanılmaz dehşet verici olan gerçek Voldemort'tan o kadar farklı ki...

– Harry ve Voldemort'un son düellosu. Bunu tek tek yazmama bile gerek var mı? Bir süre güreşiyor, bir süre birbirlerine sarılarak uçuyor, havada birbirlerinin yüzünü falan okşuyorlar, sonra Karanlık Lord Harry'yi tokatlayarak yere seriyor, bekli biraz tekmeliyor, kollarını uzatıp kumaşlarla saldırıyor ona... Sonra da "hiyaaa" çığlıkları eşliğinde asasıyla uzun uzun sessiz büyüler yapıyor. Derken bir şey oluyor, yine patlayan ışıkların altında kalıyor, asası elinden fırlayınca da ölüyor. Nasıl ölüyor? Bunun için bkz. bir sonraki madde. Bu arada diyalog yok, etrafta neler olduğunu gören kimse yok, Voldy öldükten sonra ölülerle ve yaralılarla bezeli savaş alanından geçen Harry insanlara gülücükler atıyor, kahve içip aralarında gülüşenler falan var. Bu ne? Şaka mı bu? Herkes çıt çıkarmadan izlerken Harry ve Voldy'nin birbirlerinin etrafında daireler çizdiği, Harry'nin Snape'i ve mürver asa meselesini anlattığı bölüm nerede? Voldemort'un kendi asasından çıkan Avada Kedavra'nın ters tepmesiyle ölmesi, Harry'nin yaptığı tek büyünün Expelliarmus olması nerede? Sırf bu bile, Yates ile Kloves'un Ölüm Yadigarları'nın asıl noktasını tamamen kaçırdıklarını gösteriyor.

– Voldemort, Nagini ve Bellatrix'in ölüm sahneleri. Konfeti. Evet, konfetilere ayrılarak ölüyor bu karakterler, havaya karışan tozlara dönüşüyor, yok oluyorlar. Belki büyücülük dünyasında iyi adamlar ölünce cesetleri kalıyor, ama kötüler yok oluyor, sonradan arkada kalanlara cenaze, yakım yıkım işleri bırakmamak için? Kusmak istiyorum.

– Ağlayan bir Dumbledore da dahil olmak üzere Hogwarts müdürleri ve müdirelerinin portrelerinden Harry'yi alkışladıkları sahnenin olmaması. Belki bir yarım dakika anca uzardı film ve çok etkili bir sahne çıkardı ortaya olsaydı.

– Harry'nin mürver asayı kırdığı sahne. Dev yapım ekibindeki tek bir kişi bile bundaki mantıksızlığı görememiş mi? Mürver asadan bahsediyoruz! Aslında, yine kitapları bilmeyip de merak eden varsa diye açıklıyorum, diriltme taşını ormanda, kimsenin bilmediği bir yerde bırakıp, mürver asayla parçalarını yanında taşıdığı ve tamir edilemeyecek kadar hasar görmüş kendi asasını tamir edip, asayı da Dumbledore'un mezarına koyması gerekiyordu Harry'nin. Kendisi öldüğünde mürver asa da ölmüş olacak, dünyada böyle bir güç kalmayacaktı.

– Epilog. "19 yıl sonra" kısmı. Bu bölümü kitapta da sevmiyorum, ama filmdeki halinin yanındaki kitaptaki metin, melek gibi kalmış yine. Harry'de pis bir sakal, Ron'un göbeğinde bir yastık, Ginny'nin saçına anneanne fönü, Hermi'ye de bir pardesü... İşte, bu kadar kolay, 36 yaşında görünüyor artık kahramanlarımız! Yaşlandırma makyajları şaka gibiydi kısaca.



Çok yazık, çünkü fevkalade bir film olması için gereken tüm potansiyele sahip Deathly Hallows Part 2, ama yapımcıların yaptığı değişikliklerden (o kadar kibar olmaya kasmazsam: sıçıp batırmalarından) dolayı sadece izlemesi eğlenceli, büyük bütçeli bir film olarak kalacak serinin son filmi, böyle hatırlanacak. Elbette kitaplardaki her şeyi alamazlardı, ama kitapları bu kadar özel yapan öğelerin hemen hemen tamamını dışarıda bırakmış olmaları, sonuç olarak ortaya hiçbir özel yanı olmayan bir film çıkmasına neden olmuş. Umarım birkaç yıl sonra kitapların ve filmlerin arasındaki uçurum görülür ve kitaplara çok daha sadık kalarak yeni baştan, bir dizi olarak çekilmeye başlar Harry Potter. Çılgın bir bütçeye ihtiyacı olduğunu sanmıyorum, hiçbir CGI gerekli ruhu katamadı sonuçta filmlere, üstelik roman uyarlamalarının televizyonda ulaşabileceği kalite bakımından bir Game of Thrones örneği var elimizde. Harry Potter da öyle olsa keşke.

Önceki Harry Potter filmlerinin yazıları:
Sorcerer's Stone | Chamber of Secrets | Prisoner of Azkaban | Goblet of Fire
Order of the Phoenix | Half-Blood Prince | Deathly Hallows: Part I

20 yorumcuk:

Esra Aslanturk dedi ki...

splendid! :)

KadirBey dedi ki...

Ben filmi izledikten 1-2 saat sonra yazmıştım bloguma. Eleştirmiştim ama şu süperdi allaah falan yazmıştım, şimdi düşününce inanamıyoorum. Harry Potter'a ne yaptı bu yapımcılar ? Kitaba biraz göz gezdirince filmin fiyaskoluğunu anlıyorum. Ama 4,5 ve 6 dan kötüydü de demiyorum.
-İlk yarıyı hızlı buldum. Hogwarts savaşına odaklanmak istemişler ama o kadar ayrıntı var ki arada kaybolan.Dumbledore'a inanamadığım aberforth'a inandığım anlar, hepsi gitmişti. Sınıfın en beceriksiz veledi seksen beş bin dokuz yüz ölüm yiyenle dövüşecek diye bir sürü yeri atladılar.
-Harry'nin girişi neydi öyle ? Ben şok oldum birden görünce.Bir ravenclawlı olarak ortak salon sahnesinin, giriş sorusunun bunların olmamasına çoooook sinirlendim !
-McGonagall'ın hep bu büyüyü yapmak istemişimdir demesi ? Heey orada okul yıkılıyor ve siz en ciddi öğretmene ve gelecek müdireye bu sözü söyletiyorsunuz.
-Gelecek harry potter olarak gördüğüm teddy lupin ? Fred Lupin ve tonks'un cesedleri laf olsun diye gösterilmiş gibiydi. Buralarda tutamadım kendimi ama hep kitabı düşündüm, okurken hissettiklerimi ve bunları yaşamaya çalıştım.Sanırım bu yüzden çok fazla da nefret edemedim filmden.
-O kadar ölüm yiyenle uğraşan Hermionie ve Ron'u az kalsın bir yılan öldürüyordu.O kadar büyü var, hiç aklına gelmedi Reducto falan yap.Normal bir yılan değil tabiki ama savaştaki bir büyücü (hem de hermionie gibi bir büyücü) sevgilisine sarılmamalı yılandan korkup.
-Bence her dizi filmde karakterler derinleştirilmeli ve duyguları yansıtılmalı.Evet voldinin parçaları üstüme gelirken ilk defa 3D izler gibi parçaları tutasım gelmedi mi geldi, havada dövüş güzel gözüküyordu ama harry'nin idol olarak gördüğü dumbledore'un kız kardeşini öldürmüş olabileceğini öğrenmesi,herkesin tek umut kaynağı harry'nin öldüğünü zannettiklerinde McGonagall dahil herkesin yıkılması. Bunlar yansıtılsaydı çok daha etkilenebilirdim.
-19 yıl sonrasında çocukların adlarının Lilly ve james olduğu bile söylenmiyordu yanlış hatırlamıyorsam.
Neyse kısaca çoğu filmi bir
'hata' olarak görüp, GERÇEK harry potter'ı sevmeye devam edeceğim.:) Bu arada teşekkürler çünkü ben senin yazılarından sonra başlamıştım harry'e.:)Eskiden işim gücüm yok izlediğim filmin kitabını mı okuycam falan derdim ama kitap bambaşka bir alem, hayal gücü.Ön yargılarını yenemeyen birçok insan harry'i sadece filmler ile tanıyabiliyor ama kesinlikle okunması gereken bir seri. :)

beggum dedi ki...

yani o kadar ne hissettiysem onu yazmışsın ki okuyunca ohh bee ben içine edilmişleri toparlamaya üşendim ama yapan yapıyo dedim bi de teşekkür ettim =) filmin nesini beğenmedin diyenlere direk sayfayı yolluyorum =)

Eylül'ün Cin'i dedi ki...

Yorumuna harfi harfine katılıyorum. Birçok eksiklik vardı ve sen hepsini dile getirmişsin. Bir de, Harry'nin birden bire hortkuluğun diadem olduğuna karar vermesi de çok saçmaydı. Açıkçası ben, emin olmadığım bir şeyin peşinden o kadar koşmazdım.

Filmde sinirlendiğim bir çok nokta oldu. Bunları bloğumda da yazdım. Özellikle, Voldemort'u resmen rezil etmişlerdi. Normalde kitaplarda sevdiğim bir karakter olmasına rağmen filmde hiç sevemedim, daha doğrusu etkilenmedim.

Kısacası berbat bir filmdi.

methadonia dedi ki...

off yapma çavlan yapma yaa :(( daha izlemedim ama acaip hevesle bekliyordum, hatta gidişimi geciktirmiştim bir kaç gün daha bitmesin diye. ve anlatamam nasıl da umutluydum son filmden part 1'den sonra... sevmediklerim kısmında anlattıkların net rezillik, hiçbiri olmasa bile voldi-harry karşılaşması.. nasıl yaparlar bunu harry potter'ıma :(

tarih84 dedi ki...

yazını okudukça daha da sinirlendim, nasıl harcadılar yapımı offf. tamam etkilendim, duygulandım dövündüm de belki son film iyi olacak diye bir umud vardı. Artık filmleri film kitaplarıda kitap olarak değer biçmeye çalışıyorum. Yoksa uyarlama modunda izlersem kafayı yerim. 3. filmden itibaren ciddi saçmalıklar oldu ama en önemli final sahnelerinin bile değiştirilmesi çok vahimdi. Nevilden bahsedilmedi neden bu çocuk önemliydi bu değişimdeki geçmiş ve genlerinden gelenelre değinilmedi. Damnbuldor her zman iyimiydi yoksa inandıkları için adam harcamaktan geri durmayacak bir idelaist mi offf harmony sevdim her daim ayakta kalan tek kişiydi. Belki filmdede tüm bu vasatlıklara rağmen dimdik kalabilen tek kişi. ama yinede güzeldi.

Judy Abbott dedi ki...

Ah Çavlancım, bu akşam izledim filmi, hala sinirden kendime gelemedim. Blogda da yazmadım kustum resmen içimdekileri. Allahım yaleppim, Voldemort'u Mehmet Ali Erbil'e çevirmişler, nedense gereksiz espriler yapıp durdu. Sonunda Harry'nin gırtlağına sarıldı??? hatırlayınca bile fena oluyorum, kaç sene bekledim bu sahne için, Expelliarmus nerede idi??? Çok üzgünüm ya, Bertie Botts'un kulak kiri tadındaki fasulye şekerlemesinden bir avuç yemiş gibi bir tat kaldı ağzımda. Kuşa çevrilmiş King's Cross kısmına kadar iyi geldiler, oradan sonra olanlar bütün hikayenin güzelliğini mahvetti. Finali olması gerektiği gibi yapsalar efsane olacaktı bu film. ne yazık ki mahvoldu gitti. söylediğine o kadar katılıyorum ki, çok şükür bu katliam sona erdi artık.

Dora dedi ki...

Yazdiklariniz o kadar yerinde ki! Uzerine yazacak soz bulamadim. Tesekkurler bu yazi icin.

Konuşan Blog dedi ki...

Yaa katılmamak elde değil, okudukça yönetmene ve senariste olan öfkem kat be kart arttı.. Ya yok böyle şey offff! FİYASKO! :(

even better than the real thing dedi ki...

Her zamanki gibi nefis bir yazı olmuş. Bütün kitap ve film serisiyle ilgili tek tek yazdığın yazıları baştan okudum şimdi, mükemmel olmuş diye düşündüm tekrar.

my cat is evil dedi ki...

Dünya üzerinde bu durumu benim kadar önemseyen birileri olduğunu görmek yalnız olmadığımı hissetmek çok güzel. Çok yakın olsalar ve kitapları benim kadar severek okusalar da filmden sonra 'güzel filmdi' diyen arkadaşlarım için 'nereleriyle okudular ki?' diye düşünmekten kendimi alamıyorum mesela. Çünkü bu kitapları çok ciddiye alıyorum ben, bunlara çocuk kitabı diyenlere haykırarak 'Harry Potter bi insan kitabı, taam mı?' demek istiyorum. Sihirinin çoğunu ayrıntılarına ve bu ayrıntılara özenle sadık kalarak yarattığı bütününe borçlu olan J.K.Rowling'in, kitapları yazarken hem bizlere hem kendine saygısını kaybetmeyen, kimseyi küçümsemeyen J.K.Rowling'in bu filmlere nasıl 'he' dediğini,hatta arkalarında durup ağlayarak uğurladığını çok merak ediyorum. Kurduğu kişisel ilişkiler yüzündendir olsa olsa deyip bırakıyorum o konuyu sonra. En son gala da Ron'u canlandıran çocuk için 'en favori kızılım' demesi mesela olsa olsa insan olarak çocuğu sevmesindendir harika bi Ron olduğu için değil çünkü öyle değildi. Alan Rickman haricinde kimse kendi karakterlerinin hakkını veremedi benim nacizane fikrime göre. Helena Bonham Carter ve Ralph Fiennes'ı izlerken çok kötü bi çocuk tiyatrosu izliyormuş gibi oldum mesela seriler boyunca. Helena Bonham Carter'ı seven bi izleyici olarak bunun nedenini kadının kitapları okumamasına, olayın içine girememesine veriyorum. Aslında bütün bu H.P. serisinin fiyasko olmasını yapımcısından yönetmenine oyuncusundan senaristine gerçekte H.P. hayranı olmamalarına veriyorum. Tek umudum bu kitapları filmlerden bağımsız olarak okuyan, seven, tüm inceliklerini takdir eden baba yiğitlerin gelecekte bir deneme daha yapmaları. Olmazsa da herzaman kitaplar var...

Zeynep Ertaş dedi ki...

sanırım bir önceki filmde yeteri kadar karakter derinliklerine girip dakka başı birşeylerin patlamadığı ağır bölümler çektik, o kısım geçti şimdi sıra işe yaramaz efektlerle kimin kiminle savaştığının nasıl savaştığının bile belli olmayacağı ama sürekli birşeylerin patlaması ve tavanların çökmesi taşların yıkılmasıyla sanik çok "büyük" birşeyler oluyormuş gibi duracak hogwarts savaşında, hem sonra kitapları okumayanlar okuyuculardan daha ağır basıyor, günümüzde kaç kişi filmlerini izlemek varken okuyor allahaşkınıza, önemli olan onları memnun edebilmek o fındık kadar akıllarının alamayacağı detaylara girmeminin alemi yok demişler bu filmde. evet tamı tamına böyle düşündüklerine hiç kuşkum yok, bilhassa senaristlere kızgınım. jk rowling'e de kızgınım, başyapıtı mahvoluyor hiç mi müdahele etmiyor?

kanopik kavanoz dedi ki...

kitaplarını -maalesef- okumamış biri olarak ben bile çok fazla tatmin olmadım bu son bölümden. özellikle abuk subuk çocuksu espiriler ve tabii ki "19 yıl sonra"ki kısmı gerçekten olmamıştı. neyse belki birileri doğru düzgün bir dizi uyarlamasını yapar.

okyay dedi ki...

nerde bizim kalplerimizdeki harry potter, nerde bu koca perdede gördüğümüz orta boylu enine gelişmiş mavi gzlü yeteneksiz harry potter ((: benim sevdiğim,hatta çok sevdiğim kısımları vardı filmin doğruya doğru..bunların yanında harry'nin yemek salonunda severus'a böğürüşüyle nevil'in voldemort'un önüne geçip o lame konuşmayı yapmasını sindirebilirdim ama piç ettikleri son düello yutamayacağım kadar büyük lokmaydı işte..harry potter sonsuza kadar yaşayacak, arada bir kitaplar baştan okunacak ama filmler baştan izlenmeyecek işte,ben böyle hatırlamayacağım, benim çocukluğuma damgasını v urmuş harry potter bu değil, ginny, lily, james potter ve daha niceleride hatalı kastinglerden başka bişi değil..son olarak çok yaşa harry potter ve sırada şimdi pottermore var <3

Alper Erkmen dedi ki...

Ben de yazılarınız sayesinde kitapları okumaya başlayıp birkaç ay içinde koyu bir fana dönüşenlerdenim... Yanlış anlaşılmasın - filmlerin değil kitapların fanına. Tam kafamdakileri anlatan bir yazı olmuş, sürekli 'evet, aynen!' dedim okurken, çok güzel biçimde toparlamış, çok doğru ifade etmişsiniz.

Anıl Öztürk dedi ki...

üzgünüm ama harry potter'ın dizisinin yapılabileceğini sanmıyorum, ilk kitapta 11 yaşında çocuklar, son filmde 17 yaşında gençler söz konusu, 7 film çekecek casting bulmak kolay olabilir belki, bu süre içinde oyuncular da büyürler, ama 7 sezonluk bir dizi çekmek, karakterlerin büyümelerini yansıtmak bambaşka. ne yazık ki harry potter sadece kitap olarak nitelikli bir eser olarak kalmaya mahkûm gibi görünüyor.

ry dedi ki...

voldemort 'un suratı neden öyle? benim takıldığım nokta bu.

gasilhane dedi ki...

ben beğenmedim diyince bana ergenler sataşıyo. sen diyince evet ya diyolar. şu büyünü kıskanmamak elde değil. ben de yazıya katılıyom, bu kadar net ifade edemesem de

Irmak dedi ki...

Son filmi izleyene kadar kitapları okumam gerektiğini düşünmüyordum ama; son film o kadar boş ve anlaşılmaz gelmişti ki, kitaplarda aradığım cevapları bulacağıma emin oldum. Bu yazıyı da okuduktan sonra ne kadar doğru bir karar vermiş olduğumu anladım. Yönetmen, filmi rezil de vezir de eder. Bu bir gerçek.

MeLiH dedi ki...

Bana göre hiçte korkunç falan değildi.Puanım 9,9 .Neden kötü dediğinizi anlamıyorum.Evet küçük kusurlar vardı ama bu kadar düşük puan vermeni pek beklemezdim çavlan.