13 Aralık 2010 Pazartesi

Harry Potter ve Felsefe Taşı

Harry Potter'ın son filmi gösterime girmek üzereyken her yerde reklamlarını gördüğümüz dönemde, seriyi ne kadar özlediğimi fark ettim -yani tam yapımcıların hedef aldığı tip 'fan' grubuna dahilim sanırım- ve kitapları baştan okumaya karar verdim. Son kitabın çıkmasını beklerken dönüp de öncekileri okuduğum çok oluyordu eskiden, ama seri tamamlandıktan sonra bir köşeye atıp unuttum gitti kitapları, özellikle son kitapları tekrar okumayı çok istiyorum. Madem en baştan başlıyorum, her kitap bittikten sonra filmini izleyeyim, böylece bilgiler aklımda tazeyken çok daha mantıklı bir çerçevede değerlendirebilirim filmleri dedim -hem üçüncü ve yedinci filmler hariç hiçbir HP filminden haz etmediğim için, bir kez izleyip unutmayı seçmiştim çoğunu. Biraz daha zorlayıp oyunlarını da oynasam mı diye düşünmemiş değilim, ama ikinci ve üçüncü oyunları daha birkaç ay önce bir başka HP özlemi çılgınlığı döneminde (!) oynayıp bitirmiş olduğum için, bu eski oyunlara en baştan girişmeyi göze alamadım, hem abartmamak lazım. Okumuşken burada da -kısa da olsa- kitaplara ve filmlere dair bir şeyler yazayım diyorum. Bu yazı dizisi neye hizmet eder, kitapları okuyanın mı yoksa okumayanın mı ilgisini çeker, gerçekten gerekli midir bilemiyorum, sonuçta dünyada çoktan fenomen olmuş bir seri bu ve artık -en azından benim üzerine yazacağım kitaplarla filmler- güncel de sayılmaz. Üstelik ne kadar zamanda tamamlarım bilmiyorum, 350'şer sayfalık ilk iki kitabı saymazsak, diğer tüm kitapların kalınlığı 500-1100 sayfa arasında değişiyor, ben de büyü dünyasında yitip gitmemek için her iki HP kitabının arasında seriyle alakasız başka bir kitap okumayı planladım, artık ne kadar uyabilirim o plana bilemiyorum, ama her halükarda bu yazı dizisi en azından birkaç ay sürecek gibi görünüyor. Pek gerekli olmasa da arşiv niteliğinde işe yarayacağına, Harry Potter'ın da bunu kesinlikle hak ettiğine karar verdim en sonunda.

Yedi kitaplık serinin birincisi olan Felsefe Taşı, büyücülük dünyasına bir giriş niteliğinde, çok eğlenceli bir giriş hem de. Bildiğimiz dünya, sihirle dolu bir dünya daha saklamaktadır. Büyüyle ilgisi olmayan, bizim gibi sıradan insanlar (yani 'Muggle'lar) olur da bir şekilde haberdar olursa sihrin varlığından, derhal Sihir Bakanlığı'ndaki yetkin kişilerin büyüleriyle bildikleri unutturulur, böylece sihirden uzak insanlarla büyücüler, birbirlerine karışmadan, yanyana yaşar gider. İkisi de büyücü olan anne ve babasını da öldüren karanlık büyücünün, kimsenin nedenini bilmediği şekilde üzerinde işlemeyen öldürücü lanetinden kurtulan 1 yaşındaki Harry Potter, ona bakması için teyzesinin evine bırakılır. Bu arada kendisine saldıran kötü büyücünün yaptığı büyü geri tepmiş, güçlerinin çoğunu elinden almıştır, artık Voldemort ölü mü, sağ mı belli değildir, ondan adını söyleyemeyecek kadar çok korkan büyücü dünyası (ondan bahsederken Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen derler) rahatlamış, eski refahlarına, barış içindeki düzenlerine kavuşmuştur. On yıl geçer, Harry'nin teyzesi, teyzesinin kocası ve yeğeniyle birlikte geçirdiği on korkunç yıl. Dursley'ler Harry'e öyle kötü davranırlar ki, Harry merdiven altındaki dolapta yaşar, yeğeni Dudley'nin artıklarını yer ve giyer, evde akrabalarından herhangi bir sevgi görmediği gibi, sürekli azar yer, okulda da hiç arkadaşı yoktur, çünkü kimse kabadayı Dudley ile papaz olmayı göze alamaz. Bunlara rağmen Harry (filmlerdekinin aksine) ezik büzük, sünepe bir tip olmamıştır; gayet muzip, güçlü karakterli ve zeki bir çocuktur, etrafındakileri de bolca "idare eder". Son derece sıkıcı Muggle'lar olan teyzesi ve eniştesi büyü dünyasından nefret ettikleri -ve deli gibi korktukları- için, Harry'e kökenlerini, anne babasının ne olduğunu, nasıl öldüğünü anlatmamışlardır bile -Harry büyünün b'sinden habersizdir. Bu nedenlerle bir gün kapıda saçı sakalına karışmış bir dev belirdiğinde ve Harry'e bir büyücü olduğunu, üstelik bir bebekken farkına varmadan da olsa Voldemort'un güçlerini yok ettiği için büyücüler dünyasında çok ünlü bir büyücü olduğunu, bundan sonra Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'na gideceğini söylediğinde, Harry'ciğin şaşkınlığını tahmin edersiniz. Felsefe Taşı da, Harry'nin arkadaşlarla ve düşmanlarla, üç başlı köpekler ve trollerle, uçan süpürgeler ve ejderhalarla dolu geçen okuldaki ilk yılını anlatır.

Kitap dostluk, cesaret ve sadakat kavramlarını işliyor ancak öyle kör göze parmak şeklinde süslü methiyeler, aşırı övgüler yok, küçük hadiseler üzerinden incelikli biçimde işleniyor her türlü öğe. Bu ilk kitap özellikle çocuk kitabı olarak tanımlanabilecek olmasına rağmen metnin mesaj kaygılı olmaması, yazarın da okuyucusunu küçük görmemesi, verdiği mesajları çok şık biçimde zekice vermesi çok hoşuma gitmişti ilk okuduğumda.

Rowling'in basit, dolaysız bir anlatım dili var; gösterişe, dramatize etmeye yer olmuyor metinlerinde. Üstelik tarzını genel olarak çok nüktedan buluyorum, bazı bölümler son derece ince, çok da komik esprilerle dolu. Felsefe Taşı'nın dili çocuksu sayılabilir, en azından serinin üçüncü kitabı ve ardından gelenler kadar "yaşsız" olmadığı kesin, ancak bu kitabın büyüsünü azaltmıyor. Ayrıca dili inanılmaz akıcı, kurgusu da okuyucuyu esir alıcı olduğu için, çocukça olsa da olmasa da kendinizi kaptırıyor ve bir oturuşta yiyip yutuyorsunuz.

Büyü dünyasında geçmesine rağmen, altmetinlerde bolca gerçek hayattan kesitlere rastlamak mümkün. Harry Potter serisi her şeyden önce ırkçılık ve ayrımcılık üzerine zaten. Rowling Felsefe Taşı'nın hemen her bölümüne, sonraki kitaplarda olacaklar için ipuçları serpiştirmiş. Hiçbir devamlılık hatası yok, yazar detaylara olağanüstü önem vermiş. Bu kitabı bitirince bir HP bağımlısına dönüşmeyeceksiniz büyük ihtimalle, ama başlarken duyduğunuz küçümseme hisleri yok olmuş olacak ve daha fazlasını merak edeceksiniz. İkinci kitap da aynı şekilde sürükleyici olduğu için, o da bir gecede bitecek ve üçüncü kitabın ortalarında bir yerde, çoktan bir bağımlı olmuş olacaksınız. Artık daha fazla zaman yitirmeyin, kendinizi Harry Potter'ın olağanüstü dünyasından yoksun bırakmayın :)

Filme gelince, gerekli mitolojiyi tek tek saptayarak sergileyen bir nevi başlangıç filmi olması gerekiyor ama her şeyi altüst ediyor; bu olağanüstü dünyayı anlatmaya o kadar gömülüyor ki, bir sinema yapımı olmasının avantajlarını kullanarak gerçekten göstermeyi başaramıyor. 125 milyon dolar, serinin epik aksiyon sahnelerinin Ateş Kadehi'ne kadar başlamadığı göz önüne alınacak olursa, hiç de fena olmayan bir bütçe. Aceleciliğine yenilerek bu bütçeyi doğru düzgün kullanamıyor bu ilk film.

Kitaba çok, belki gereğinden de çok sadık kalmış bir uyarlama bu. Elbette bir takım değişiklikler var -kitabı okur okumaz izleyince neredeyse her sahne, her replik aklınızda oluyor ve en küçük farklılıkları bile şıp diye algılayabiliyorsunuz, bu bir anlamda da işkenceye dönüşüyor ama, ne bileyim filmde Harry'nin Vernon enişteye "Efendim" diye hitap etmesi ya da Hagrid'in Dudley'i Harry zannetmesi örneğin, bu inanılmaz ufak detaylar bile batabiliyor. Ama asıl hikayedeki değişiklikler beni rahatsız etmedi, tersine, uyarlamayı genel olarak romana gereğinden fazla sadık buldum. İçimdeki Harry Potter kitapları manyağının tam olarak tatmin olmasının tek yolu, kitapların olduğu gibi beyazperdeye aktarıldığını görmek, bunu biliyorum, kendime itiraf da ediyorum ama bu bir şey ifade etmiyor, tatmin olmak ve başarılı bulmak/beğenmek farklı şeyler. Çünkü biri sinema, biri edebiyat; bir filmin diliyle bir kitabın dili tamamen farklı birbirinden, okurken heyecandan nefes dahi alamayarak, keyiften eriyip biterek okuduğumuz bir bölüm beyazperdeye olduğu gibi aktarılırsa başarısız olma, çok zayıf ve sıkıcı durma ihtimali gayet yüksektir. Her şeyden önce zaman kısıtlaması nedeniyle bazı bölümlerin hikayeye dahil edilmemesi, bazı öğelerin de sinemaya uyarlanarak değiştirilmesi gerekir ki, başarılı roman uyarlamaları nerelerin atılıp nerelerin atılmayacağını iyi tutturmuş uyarlamalardan oluşur bana kalırsa. Felsefe Taşı, bunlardan biri değil.

Oyunculara da değinmek gerek elbet, bu ilk filmde neredeyse başarılı bulduğum tek çocuk, Ron rolündeki Rupert Grint. Hermione'yi canlandıran Emma Watson, ukala sayılabilecek bir karakteri alıp bir türlü yerinde durmayan kaşları ve abartılı üstten bakan tavırlarıyla karikatürize hale getirmiş, her repliğini sanki daha yeni maraton koşmuş gibi soluk soluğa bir halde söylüyor üstelik. Daniel Radcliffe (Harry) ise bana kalırsa en beterleri; tamam şirin çocuk filan ama, neden, neden, neden her sahnede uyuşuk, hatta budalaca bir sırıtma ifadesi var yüzünde? Niçin en ufak bir öfke ya da acı emaresi gösteremiyor? Harry Potter yorumu baştan aşağı yanlış bir kere, böyle şaşkın, hatta hafif salak, sürekli mutlu birisi değil Harry, içinde çok daha fazla duyguyu taşıyor olması gerekiyor, çok daha zeki olması gerekiyor sonra. Oyuncuların canlandırdıkları karakterlere dair pek fikirleri yokmuş gibi görünüyor. Biliyorum 12 yaşındaki bir çocuğun performansını bu şekilde eleştirmek adil değil, ama filmi taşıması gereken çocuklar bunlar sonuçta. 125 milyon dolarlık bütçeyle daha iyilerini bulamamışlar mı gerçekten? Elbette çocuk oyuncular dışındaki kast mükemmel, belki de yükün bir kısmını çocukların omzundan alabilmek için hepsi birbirinden şahane İngiliz oyuncuları biraraya getirmiş Columbus, ancak hiçbirini dikkat çekecek kadar bir süre perdede göstermediği için, biraz harcanıyorlar bu ilk filmde. Üstelik romandaki ufacık olayları bile beyazperdeye aktarabilmek için o kadar kasmışlar ki, kitapta zaten az olan karakter gelişimi hiçbir şekilde yakalanamamış filmde.

Yönetmen Chris Columbus ve senarist Steve Kloves, çocukları kızdırmamak için hiçbir değişiklik yapmayı göze alamamışlar, ama tam da bu, baştan aşağı bir çocuk filmi bu. Kitabın dili de çocuksuydu ama yetişkinleri kendine tutsak edip kelimenin gerçek anlamıyla yapışabilme akıcılığına ve sürükleyiciliğine sahipti, üstelik ne kadar basit bir dille olursa olsun, büyülü bir dünyayı şahane biçimde sunuyordu. Filmde ise bu yok, en fazla şişirilmiş, gereğinden çok fazla tezahüratlı ve gürültülü ve cafcaflı Quidditch sahneleri var. Eğer 12 yaşından küçükseniz, bu film tam size göre. Bir çocuk filmi olarak ve kitaplardan bağımsız bakıldığında çok başarılı, eğlendirici, rengarenk bir film, eğlence dolu iki buçuk saat sizi bekliyor. Daha büyükseniz, uyarmadı demeyin.

Merak eden olursa: Blogda film yazılarının başlıklarını hep orijinal dilinde koyarken, kitap yazılarının başlıklarını Türkçe atıyoruz çünkü filmleri -doğal olarak- kendi dillerinde izlerken, kitapları genelde Türkçelerinden okuyoruz. Bu yazıda kullandığım ve tüm Harry Potter yazı serisinde kullanacağım kapak görsellerinin dilimizdeki baskılarına değil de orijinallerine ait olmasının tek nedeni, Türkçe kapakların biraz olsun yüksek çözünürlüklülerini bulamamış olmam. Madem YKY baskılarını bulamadım, yetişkinler için olan özel kapak tasarımlarını alayım buraya dedim ben de.


Diğer Harry Potter yazıları:
Felfese Taşı | Sırlar Odası | Azkaban Tutsağı | Ateş Kadehi | Zümrüdüanka Yoldaşlığı | Melez Prens | Ölüm Yadigarları

13 yorumcuk:

tarih84 dedi ki...

okurken nefesszi kaldım, yorumdum ama değdi.ben asıl mektupların uçuşması ve nedense harrynin bir adet bile yakalayamamsına gıcık olmuştum.işin ilginci annem ilk film dışında hiçbir filmi beğenmedi.ben ise 2. filmden 7. filme kadar sinir kustum, kesilip biçildikçe delirdim.10 yıl sonra yendien beyaz perdede izleyeceğimize eminim bu seriyi.
eğer başımda ders,iş,kpss belası olamsa bende yeniden okuyacaktım, çok özledim bu dünyayı.ne narnia ne de yüzüklerin efendisi kitapları beni bu kitap kadar saramadı.annem demiştim eve kapanıp aç kalarak koca kazık kadar kızın kitaplara gömülü görünce neler oluyor diye korkudan okudu kitapları ama o da saplandı kaldı bu dünyaya:))
film tamamlansın ben yazın kitaplara yeniden başlayacağım.filmler zaten var bakalım güzel keyifli bir yaz olacak.ölüm yadigarlarına gittim ama en çok ikinci kısım son sahneyi bekliyorum.10 yıl sonra tren garını. ahhh:))

leventpolat dedi ki...

Ben Harry Potter ile büyüdüm. İlk kitabı okuduğumda ilkokul ikinci sınıftaydım ve zaman içerisinde öyle bir "fan" oldum ki, bana bir karakter söyleseler her türlü özelliğini, geçmişini anında söyleyebilecek seviyedeydim. Ne zaman son kitabı okudum, o zaman her şey bitti sanki. Düşünün, altıncı filmi daha dört ay önce izledim ve inanın, filmde gördüğüm çoğu karakteri hatırlayamadım bile. Bu kimdi, bunun adı neydi gibi soruları sormaktan ve Google'dan araştırmaktan filmi normal süresinin iki katı sürede bitirdim. Yedinci filme daha gitmedim falan. Yine de Harry Potter benim için özel bir yere sahiptir ve şu yazıyı görünce yine o günleri hatırladım, senin yaptığın gibi yine bir baştan almak gerek.

Bu arada, benim de favorim -ve sanıyorum yine çoklarının favorisi- Azkaban Tutsağı'dır.

Alper Erkmen dedi ki...

Şimdiye dek uzak durduğum bir seri olmuştu Harry Potter, ama geçen ay (sanırım film yazınızın da etkisiyle) ilk üç kitabı aldım ve ilkini hakikaten iki gün içinde bitirdim. Hemen arkasından yazınız çok iyi geldi, yalnız filmleri izlesem mi izlemesem mi kararsızım. Bundan sonra da her okuduğum kitaptan sonra gelip yazılarınızı okuyacağım, kesinlikle hazine niteliğinde bir arşiv çalışması olacak bu yapacağınız.

Gözde Damla dedi ki...

Su an ofiste olmasam sevincten bagirabilirim :))

Cavlan, siteye film ismi aramaya girmistim, bu aralar diziler hazir sezon arasi veriyor ben de bari filmlere agirlik vereyim diye senin Tum Zamanlarin En Iyi Filmleri listene goz atmaya karar vermistim. (Evet, Avrupa Parlamentosunda baska isim gucum kalmadi cunku :D) Ama bu yazi dizisini gorunce ne kadar mutlu oldugumu anlatamam :))

Turkiyede olmadigim icin guzel HP kitaplarimdan uzagim. Burda almamak icin kendimi zor tutuyorum, cunku hem Bloomsbury'den yeni kapaklilari cikti hem de ben cok ama cok ozledim. Insanin kendi kitapligindan uzak olmasi cok kotu! Ama kendimi de biliyorum, birinciyi alsam ikincisini de alicam, sonra 7ye kadar yolu var bunun :))O yuzden istahimi bu yazilarla kapatmaya calisicam :)

Yazi dizisi fikrine bayildim, simdiden ellerine saglik. Butun kitaplari tekrar okuyup (o cekilmez) filmleri de tekrar izleyip degerlendirmek cok zevkli de olsa ugras gerektiriyor. O yuzden simdiden emegine saglik diyorum :)

O kadar uzun yorumlar yaziyorum ki bu gidisle kendi blogumu acmam gerekicek :)) Ah bi de kitaplarim yanimda olsaydi :))

Çavlan dedi ki...

sevgili gözde, yorumlarını çok mutluluk verici buluyorum :) yeni bloomsbury kapaklılar benim bu yazıya koyduğum kapak değil mi, "yetişkin"ler için olan? ben olsam duramaz alırdım, pek güzeller. güzel sözlerin için de çok teşekkürler :)

Gözde Damla dedi ki...

:)) ben de yazilari o kadar mutluluk verici buluyorum ki :))

Benim bahsettigim Bloomsbury kapaklilari daha farkli sanirim bu yil cikardilar. Google'da harry potter bloomsbury covers diye aratinca bi yerlerden cikiyor. Simdi yetiskinler icin olan seriyi almam gerektigi gibi bu pek tatli olan en yenilerini de almak istiyorum ama 14 kitaba birden bavulda yer bulmak biraz zor olabilir :))

Simdiden diger kitap/film yorumlarini bekledigimi eklememe herhalde gerek yoktur :))

okyay dedi ki...

kitapları henüz okumayanların bayılacağı bir yazı dizisi olacak bu <3 ama açıkcası hardcore bi hayri pıtır fanı olarak ben de bayıldım,eski günleri yad ettim, esas azkaban tutsağı ve sonraki kitaplarla filmlerin yazılarını hevesle bekliyorum sizinde dediğiniz gibi 1. ve 2. daha çocuksu oldukları için.

Zeynep Ertaş dedi ki...

ne kadar hoş bir kapak tasarımıymış! gelecek yazılarınızı, kapaklar nedeniyle ayrı olarak merak edip bekleyeceğim. yazdığınız herşeye katılıyorum, bilhassa filmle ilgili görüşlerinize, sanırım filmi daha yakın zamanda gördüğüm için daha çok aklımda. okuyunca çok canım çekti, baştan okuyacağım seriyi kampa girip zaten bu havada hiçbirşey de yapılmıyor :) teşekkürler.

eda bayar dedi ki...

çok garip! nasıl oluyorda hala bu kadar keyif verebiliyor? okuduğum başka hiçbir kitap için baştan sona tekrar okuma isteği duymadım, ama bu seri.... insan sonraki cümleyi ezbere bilse de okumadan duramıyor.
yazın gerçekten çok başarılı, bu bloğu ilk keşfettiğimde, kitaplar hakkında yorum yaptığını görüp hemen harry potterı aramıştım, bulamayınca da okumamış olduğunu düşünüp üzülmüştüm(böyle bir keyiften mahrum kaldığın için):)taki 7. film hakkında yorumunu görene kadar.
şanslı bi dönemdi bizim ki; kitapları beklemek, gün saymak, rowlingin haberlerini takip etmek...
şuanda da ayrı bir mutluluk yaşıyorum:))) harry çok yakıştı bloguna devamını keyifle bekliycem :)))

sarkaç dedi ki...

Böyle bir seriye başlamaznıza çok sevindim. Yaşımla ters ama bir HP hayranıyım ben de.

Kitap daha ilk çıktığında, henüz reklamlarının olmadığı zaman, eşim kızım için alıp getirmişti. Kızım daha ilkokul üçüncü sınıftaydı. Bu kadar uzun bir kitabı okuyamayacağını düşünmüştüm. Bir haftaya kalmadan bitirince ben de merak edip okudum. İki günde bitti doğal olarak. Sonra başladık ikinci kitabın çıkmasını beklemeye. O hemen alındı, sıra üçüncü kitap. Derken daha çeviri aşamasında günlük olarak sayfaları yayınlamaya başladı YKY internetden. Hergün o sayfaları bastırıp okumak ne büyük tutuku olmuştu bizim için. Kızım filmlerini izlemeyi reddetti uzun süre, kitabın büyüsü bozulmasın diye. 18 yaşından sonra başladı ancak seyretmeye.
Kitabı küçümsemeyip okuyanların pek azı HP serisinden hoşlanmadığını söyleyebilir. Filmler ise hep sinir etse de kaçırılmamalı.

Judy Abbott dedi ki...

Harry'nin dünyasıyla ilk tanışmam bu filmle olmuştu maalesef. maalesef diyorum çünkü filmi izledikten sonra arkama bakmadan sinemadan kaçmış, kitapları da okumaktan vazgeçmiştim.

Ah, düşünsene, dünyanın en muhteşem macerasını asla keşfedemeyecektim belki de. neyse ki geçen sene indirimlerde İdefix'den HP kitap setini aldım ve bu muhteşem dünyayı keşfettim. Kitapları yutarcasına okudum, bütün filmeleri alıp izledim sonra, oyunlarını topladım, bayılana kadar oynadım. Birkaç hafta önce sırf o dünyaya girebileyim tekrar diye 2. oyunu tekrar oynadım ben de:)) kitapları tekrar tekrar okudum. Şimdi yeniden okumak istiyorum, Harry Potter öyle bir dünya sunuyor ki, içinde kaybolup herşeyi unutturuyor insana.

çok sevindim bu yazı dizisine, ellerine sağlık:)

thalassapolis dedi ki...

ben serini bir kaç kitabını okudum ilk filmi de izledim ama kitap okumadan filmi izlememek taraftarıyım bu yüzden bıraktım geçenlerde bir harry potter serisini tamamlama fikri doğmuştu bende bu dizi güzel oldu umarım yaza bu procemi hayata geçireceğim :)

Merhaba ben Canan. dedi ki...

Çocukluğumun bütün anıları sayfalarının arasında diyebilirim.