7 Mart 2011 Pazartesi

Harry Potter ve Melez Prens

Harry Potter yazıları -özellikle blogger'ın sansürlenmesi üzerine sitenin trafiğinin büyük kısmını yitirince- pek içimden gelmez oldu, ama yazı serisini öyle ya da böyle tamamlamadığım sürece iç huzuru bulamayacağım (!) da bir gerçek, bu yüzden son iki kitabı bu hafta yazayım bitsin diyorum. (Önceki yazılara göre biraz kısa ve baştan savma gelebilir, uyarmış olayım.)

Harry'nin Hogwarts'taki altıncı yılına odaklanan Melez Prens, bir önceki kitaba göre çok daha aydınlık bir atmosferde geçiyor. Bakanlık ve büyücü dünyası artık Voldy'nin döndüğünü -el mahkum- kabul ediyor, Bakanlık Zümrüdüanka'daki gibi Hogwarts'a müdahele edemiyor ve hiçkimse de Harry'e çatlak muamelesi yapmıyor. Tersine, hemen herkes onun seçilmiş kişi olduğuna inanıyor gibi. Tüm bunlar, Harry'nin etrafındaki herkese sürekli bağırıp çağırmasıyla kendini gösteren "ergenlik bunalımı"nın geçip gitmesiyle birleştiğinde, Melez Prens'teki Harry çok daha sevilesi bir karakter, kitap da çok daha aydınlık oluyor. Elbette Sirius'un ölümü Harry'i çok sarsmış, ama biraz büyümesine de neden olmuş sanki.

Quidditch takım kaptanı olan, Voldemort'tan defalarca kaçmasına artık herkesin inanması sonucu etrafında kendisine hayran bir sürü kız bulan, üstelik bu sömestr Dumby ile birlikte Voldy'nin geçmişine doğru özel yolculuklara çıkacak olmanın heyecanıyla yerinde duramayan Harry'yi, belki Snape'in Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinin hocalığına getirilmiş olması biraz etkiliyor, biraz da Malfoy'un feci derecede kuşku uyandırıcı davranışları. Şimdi hapiste olan Lucius Malfoy'un Ölüm Yiyen'lerin çemberindeki eski yerini -reşit bile olmayan- oğlunun aldığına inanan Harry, Hermione ve Ron'un onu aksine ikna etme yönündeki çabalarına rağmen kafasını Malfoy'un ne yaptığıyla ve Çapulcu haritasında görünmediği zamanlar nereye gittiğiyle bozuyor.

Melez-Prens lakaplı kim olduğu belirsiz birinin sahip olduğu eski bir 6. Sınıflar için Temel İksir kitabı Harry'nin eline geçince, kitaba kargacık burgacık bir el yazısıyla yazılmış talimatlar sayesinde Harry, şimdiye kadar arasının hiç hoş olmadığı İksir dersinde birden parlayan yıldız haline geliyor. Fakat kitapta sadece İksir dersine ait notlar değil, Melez Prens'in yarattığı, Hermione'nin hiç mi hiç onaylamadığı büyüler de var.

Bir de aşk meşk ilişkileri var tabii. Bu kitapta Ron, Hermione ve Harry'nin aşk hayatlarına bana kalırsa biraz fazlaca değiniyor Rowling, yine de mizah yönü çok güçlü bölümler bunlar. Her şeyden önemlisi, 6. kitap, Voldemort hakkında en çok bilgiye ulaştığımız, karakterinin neredeyse gözümüzün önünde ete kemiğe bürünecek kadar güçlendiği kitap. Voldemort'un geçmişiyle, daha Voldemort olmadan önceki haliyle, hatta doğumundan dahi öncesiyle, annesi ve babasıyla ilgili çok şey öğreniyoruz. Bir de Harry'ye yönelttiği öldüren lanet geri teptiğinde nasıl olup da hayatta kalabildiğini tabii.

Melez Prens'in filmine gelince... Önceki yazılarda olduğu gibi filmi yerden yere vurup, en ince ayrıntısına kadar didik didik etmeyeceğim bu sefer. Uzun uzun yazabilecek bir şeylerim de yok açıkçası. Nedeni çok basit: 6. kitabın filmi, 6. kitabın filmi değil. Harry Potter and the Half-Blood Prince, artık bir roman uyarlaması olmaktan çıkmış, tamamen bağımsız bir şey olmuş. Bir uyarlama olduğunu unutmayı başararak izlerseniz hoş vakit geçirip filmi beğenmeniz mümkün; komik olması için konulmuş ama komik olmayan aptalca espriler ve yapış yapış teenage romantikliklerini görmezden gelirseniz, iyi bir film olduğunu düşünebilirsiniz bile. Sinematografi harika, setler ve mekanlar olağanüstü, yönetmenlik de 4. ve 5. filmlerle karşılaştırıldığında hiç fena değil. Benim derdim senaryoyla: Ateş Kadehi ve Zümrüdüanka'nın uyarlamalarında en büyük şikayetim, hikayeden ne kadar çok şeyin atıldığı olmuştu, artık bu filmdeyse hikayeden "atılan" bir şeylerden bahsetmek mümkün değil çünkü hikayede kalan bir şey yok. Daha önce öykünün yüzde 80'i ve özü atılarak kalan saçmasapan, basitlikler silsilesi bölümlerden bir film çıkarılmaya çalışılınıyordu, bu seferse kalem kağıt almış ve baştan, bambaşka bir "şey" yazmış sanki senarist. Film karanlık başlıyor başlamasına, ama 10. dakikada, sadece üçlünün aşk hayatına odaklanmasıyla yok olup gidiyor bu atmosfer de. Niçin hikayede hayatî önemi olan Voldemort tarih derslerinin yüzde 90'ı yok da, bir türlü bitmek bilmeyen aşk meşk ilişkileri var bu filmde, bu soru beni aşıyor. Son sahnede kesilip biçilerek parmak kadar kalmış, o parmak kadar kalan kısım da değiştirilerek bambaşka bir şeye dönüştürülmüş Hogwarts savaşına değinmeyi ise yüreğim kaldırmayacak.


Diğer Harry Potter yazıları:

Felsefe Taşı | Sırlar Odası | Azkaban Tutsağı | Ateş Kadehi | Zümrüdüanka Yoldaşlığı | Melez Prens | Ölüm Yadigarları

8 yorumcuk:

gasilhane dedi ki...

Blogspot yasağını şimdilik dns veya diğer garip tutoriallarla aşıyoruz ki, yaz lütfen değerli yazar.

Youtube yasağı gibi değil -henüz- ki onu da halletmiştik zamanında.

Çavlan dedi ki...

evet ama işte, biz blog yazarları bunu halledecek kadar kafayı takıp uğraşıyoruz, okurların çok azı bunu yapıyor, en azından istatistikler öyle söylüyor sayın yazar :)

gasilhane dedi ki...

Haklısınız sayın yazar.. Nedense isyan haline de geçemedim, google akademik yasaklanana kadar dnslerle oynayacak gibiyim.

Mutsuz:(

Aydedeye havlayan dedi ki...

yazmaya devam, ben kısa bir süre sonra bu saçmalığın biteceğine inanıyorum. En azından söylentiler de böyle diyor şimdilik. Umarım öyle olur zira pek az insan kaldı blog aleminde. Harry'e gelince benim çok sevdiğim bir kitaptır melez prens. Hatta serinin en güzide eserlerinden biridir şüphesiz. Film için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil ama. Hele hele son bölümde yaşanan o heyecanlı savaş ortamının filmde hiç ama hiç yer almaması beni benden almıştır. yuh dedertmiştir!

Kweim dedi ki...

Umarım eski popülerliğine kavuşur blog.Çok güzel bilgili ve eğlenceli yazılar yazıyorsunuz ikiniz de.Elinizden geldiği kadar devam etmeniz ve daha popüler olmanız dileğiyle.
Ayrıca Survivor Redemption Island yorumu da isteriz falan :)

Çavlan dedi ki...

gasilhane: garip bir şekilde işteki bilgisayarıma hiçbir şey olmadı ama evdekinde bloglara girebilmek için dns, proxy ve host dosyası üçgeninde her gün ayar değiştirmek zorunda kalıyorum, bir çalışıyor bir bozuluyor, delirmek üzereyim.

aydedeye havlayan: umarım biter kısa zamanda cidden, şaka gibi bir durum, öfkelenemiyorum bile artık.

filmde savaş sahnesinin eksikliği kadar şu da deli etti beni: dumbledore'un başına malum olay geldiğinde harry kitapta dumbledore'un felç edici büyüsünün etkisi altında olduğundan hiçbir şey yapamazken filmde onu tutan hiçbir şey olmadığı halde aval aval bakınıp durdu, bu kadar karakterden uzak bir şey olabilir mi?

kweim: çok teşekkürler, redemption island'ı da yazarız valla o zaman :)

even better than the real thing dedi ki...

Ben de umarım yazmaya devam edersiniz diyorum.. Böyle boktan bir durumda insanın içinden gelmemesini tabi ki anlıyorum ama sık olmasa da, uzun olmasa da yazın nolur :) Umut'u da kapsıyor bu dediğim ama ondan umudu kesmeye başlıyorum hafiften :p

Bu arada teşekkür etmek isterim tüyo için, anlamadığım bir nedenden herkesin girebildiğini söylediği dns'lerle acamıyordum blogları, bu nedenle verdiğin ip'ler ve hosts tüyosu çok işime yaradı.

Ve Hayri Pıtır... Tuhaf ama, filmi önceki iki filme oranla daha bütünlüklü, daha kolay izlettiriyor kendini. Ama bu dediğin gibi bambaşka bir şeye dönüştürülmüş olmasından. Kitapta olmayan ve iyi de yazılmamış o kadar çok diyalog vardı ki yuh dedim. Katılıyorum yazıya, şimdi fikirlerimi baştan yazıp kendi moralimi bozamayacağım :p Kitap serinin en güzellerinden ama, sonu ağlatıcı.

Judy Abbott dedi ki...

filmin adını bile neden Melez Prens koymuşlar diyorum resmen. sonunda Snape "melez prens benim" dedi ve eeee??? filmde o kadar herşey atılmış ki, snape'in böyle demesinin bile bir manası kalmıyor. kitabı okumayanlar ne anladılar filmden meraktayım doğrusu. bak sinirim asabım bozuldu yine hatırlayınca.