6 Mayıs 2011 Cuma

Suç

Ferdinand von Schirach, Berlin'de yaşayan bir ceza avukatı. Kitabın önsözünde, savunmasını yaptığı insanların, "katillerin, torbacıların, banka soyguncularının ve fahişelerin" hikayelerini yazdığını söyüyor. "Hepsinin kendi hikayesi var ve onlar bizden çok da farklı değil. Ömrümüz boyunca incecik bir buz tabakasının üzerinde dans ediyoruz, buzun altı soğuk ve insan çabucak ölüyor. Buz bazılarını taşımıyor, onlar suyun içine düşüyor. Benim ilgimi çeken tam da bu an. Şanslıysak, buz kırılmıyor ve biz dans etmeye devam ediyoruz. Şanslıysak." (Önsözden)

Kimlerin avukatlığını üstlenmemiş ki von Schirach: Hayatının son 23 yılını aynı arkeoloji müzesinin aynı odacığında geçiren, dışarıdan son derece alelade görünse de yıllardır sokaktaki insanların ayaklarına sarı raptiyeler batırıp bu anları fotoğraflamak gibi pek de alelade olmayan bir hobiye sahip müze bekçisi; fahişelik yapmak zorunda kalan Doğu Avrupalı bir kadınla birlikte olurken kalp krizi geçirerek ölen müşterisinin cesedini birlikte yaşadıkları evde bulan ve sevgilisinin başının derde girmemesi için cesedi parçalara ayırıp gömen erkek arkadaş; hem kısa, hem uzun süreli belleğini yitiren, sadece hayatının son on dakikasında olanları hatırlayan ve kendisine kardeşi gibi değil, tanımadığı güzel bir kadın gibi bakan ağabeyini, onu serbest bırakmak için zehirleyerek öldüren genç bir çellist kadın; metroda kendisine nedensizce saldıran iki neo-naziyi çıplak elleriyle, hiçbir silah kullanmadan büyük bir soğukkanlılıkla öldüren, gözaltına alındıktan sonra olay hakkında konuşmayı da, kimliğini açıklamayı da reddeden gizemli adam; kızarkadaşıyla yatakta keyifli keyifli uzanırken birden onu sırtından bıçaklayan, bunu da avukatımıza sonradan "onu o kadar çok seviyordum, sırtı da o kadar lezzetli görünüyordu ki, yemek istedim" diye açıklayan üniversite öğrencisi; bir gün kendini kaybedip, yaşamı boyunca kendisini ezmiş karısının kafasını koparan yaşlı, emekli, herkes tarafından sevilen sessiz sakin bir doktor ve daha kimler kimler...

Kitabın tam ismi Suç: Bir Ceza Avukatından Gerçek Hikayeler. Eğer öyküler baştan aşağı kurgu olsaydı vasatın belki biraz üstü bir kitap olurdu, hikayelerinin pek inanılır olmamasıyla eleştirilirdi yazar üstelik. Suç'u bu kadar etkileyici bir kitap yapan, içerdiği 11 hikayenin, ucundan kıyısından gerçeklere dokunuyor olması bana göre. Son derece ilginç vakalardan oluşan, bir solukta okunan bir kitap Suç.

Von Schirach hikayelerindeki mekanlarda -onun meslek grubundaki bir yazardan bekleneceği gibi- mahkeme salonunu ağırlıklı olarak kullanıp hızlı akan zekice diyaloglara yer vermek yerine, karakterlerin (daha doğrusu kişilerin) arkaplanda kalmış hikayelerine odaklanarak asla değişmeyen, neredeyse tekdüze bulunabilecek bir nemrutlukla anlatıyor bu trajedileri. Bana kalırsa bu soğuk teknik, olayların okuyucuyu daha da çok etkilemesi, tabir yerindeyse yüzüne bir tokat gibi çarpması bakımından çok başarılı. İyi ve kötü kavramlarının kesin çizgilerle ayrılmış olmadığı, her şeyden çok "suçluluk" duygusunun kol gezdiği bir dünya ne de olsa anlattığı.

Bazı öyküler dehşet verici cinayetler üzerine, bazılarıysa psikolojik bozukluklar. Öykülerden birinde, bölge savcısı yardımcısı "Ya parayı, ya spermi takip et." gibi bir yorum yapıyor. "Her cinayetin yolu ikisinden birine çıkar." Gerçek hayatta olaylar, karmaşık dizilerdeki gibi en görünmeyen, en karmaşık yolla çözülmüyor. En az tahmin edeceğiniz, ortaya çıktığında en çok şaşıracağınız kişi katil olmuyor. Hemen hemen her zaman, ilk başta aklınıza gelen, kurbanı öldürmek için en çok nedeni olan kişi katil, olayın çözümü de, büyük ihtimal seçenekler arasından en basit olanı.

Öykülerde el üstünde tutulan mağdur taraf yerine vicdanını temiz, seçimlerini mazur gösterme derdinde olan gözönünde bir ceza avukatını (ve dolaylı olarak da her biri fazlaca tartışmalı durumda kendini aklama derdindeki suçluları) görmeyi seçebiliriz. Okur, hikayelerin büyük kısmında suçlu tarafla empati kurmaktan alıkoyamıyor kendini, bu bir açıdan başarılı bir hikaye anlatıcılığına işaret etse de, bir baçıdan yazarın insanda uyandırdığı "acıma" duygusunun dozunu biraz kaçırmış olabileceğini gösteriyor. Ama şu da bir gerçek ki, Suç'taki öykülerde pek alışık olmadığımız bir taraftan, suçlunun tarafından bakıyoruz dünyaya, sırf bu farklı perspektif bile okumaya değer öyküler olmasını sağlıyor Suç'takilerin. Üstelik kitap yasaların adaleti sağlamakta yeterli olup olmadığını sorgularken Almanya'daki adalet sistemine ve nasıl uygulandığına dair bir fikir vermekten de geri kalmıyor. Değişim halinde, yeni göçmen dalgasına uyum sağlamaya çalışan ve hâlâ geçmişiyle hesaplaşan, suçluluk duygusu kanına işlemiş bir ülkenin portresini son derece gerçekçi biçimde çiziyor.

8 yorumcuk:

FKH dedi ki...

üç yerde de farklı yorumlarını okumuştum kitabın bu da dördüncü oldu. hadi hayırlısı..

Şeytanın ''Yaz'' Dedikleri dedi ki...

Konu oldukça ilginç geldi. İnsan analizleri ile dolu bir kitap olduğunu düşündüm. Okumak isterim.

roland deschain of gilead dedi ki...

"Kitabın tam ismi Suç: Bir Ceza Avukatından Gerçek Hikayeler. Eğer öyküler baştan aşağı kurgu olsaydı vasatın belki biraz üstü bir kitap olurdu, hikayelerinin pek inanılır olmamasıyla eleştirilirdi yazar üstelik."

Şu kısmı okuyuncu aklıma Stephen King'in bir sözü geldi.

"Gerçek Ralphie'dir."

Stephen King Cat's Eye filmine konu olan kısa hikayelerden birince Amerika'yı baştan başa dolaşan bir kedinin öyküsünü anlatır ve editörü öyküyü (kedinin trene binip bir yere gidip bir yerde inemsini vs) gerçekçi bulmaz. Bundan 1-2 hafta sonda Amerika'da doğu yakasından batı yakasına taşınırken köpeklerini kaybeden bir ailenin köpeğinin trenle tüm kıtayı kat ederek sahiplerinin yeni evini bulduğu haberi gazetelere düşer. Köpeğin adı Raphie'dir. Ralphie gerçektir ve kurgularımızda yer veremeyeceğimiz kadar gerçek dışı görünen olayların aslında ne kadar gerçek olduğunu simgeler.

Bay Kavun dedi ki...

Çok ilginç bir kitapmış, en kısa zamanda alıp okuyacağım.

Alper Erkmen dedi ki...

Bu yazıyı çok sevdim, zaten Suç'u da çok sevmiş idim. Hakkında hiçbir şey bilmeden almıştım büyük bir kitapçının vitrininde görünce, kapak tasarımı ve üzerindeki yazı cezbetmişti merakımı. Birkaç hafta oluyor ama etkisinden çıkamadım.

ayl-in dedi ki...

Okunacaklar listeme aldım! Birilerinin blogunda kitap yorumu, eleştirisi yapmasına bayılıyorum:)

Judy Abbott dedi ki...

bir solukta okudum, şoke edici bir kitaptı. özellikle oralardaki adalet duygusundan etkilendim. yani ölü bir adamı parçalayıp gömdüler, ama cesedin parçalanmadan önce kalp krizi geçirip öldüğü adli tıp tarafından ortaya çıkartılınca kurtuldular. inanılmazdı.Türkiye'de olur muydu bu diye düşünmekten kendimi alamıyorum doğrusu.

Athenanın Kızı dedi ki...

Kitabı aslında önce babam tavsiye etti. Adından ve arkasındaki açıklamadan farklı bir şeyler olduğunu anlamıştım zaten. Bu yüzden de sordum beni gericek bir şeyse okumayayım diye ama yok öyle değil dedi verdi.

İyi ki de vermiş.

O kadar ilginç bir kitaptı ki bitirdikten sonra uzunca bir süre üzerinde düşündüm. İşlenen suçların korkunçluğu ve olayların tamamen gerçek olduğunun söylenmesi insanın içindeki dehşet duygusunu tetikliyor bu kitapta. Cinayet işleyenlerden iğrenmek yerine acıdığım oldu çoğu zaman. Bazı olaylar insanlık dışı ve dehşet verici olmasına rağmen o kadar acınasıydı, insanlar o kadar çaresizdi ki okurken kendimi çok kötü hissettiğim anlar oldu. Ama yine de şiddetle tavsiye ediyorum çünkü gerçekten insanın aklında iz bırakan kitaplardan.