28 Eylül 2010 Salı

Bizi Kim Gözetliyor Evi'nde Cinayet

Bir ev. On yarışmacı. Otuz kamera. Kırk mikrofon. Bir cinayet.

Hemen her ülkede yayınlanan, İngilizce adı Big Brother, bizdeki adı Biri Bizi Gözetliyor olan dikizleme yarışması üzerine kurulu bir polisiye Bizi Kim Gözetliyor Evi'nde Cinayet. Herkes hatırlıyordur bu programın formatını; birbirlerini tanımayan, sıradan, önemsiz insanlar birkaç ay boyunca bir eve kapanır, halk da onları -duş ve tuvalet de dahil olmak üzere- evin bilumum köşelerine yerleştirilmiş kameralardan heyecanla izler. Her hafta biri elenir, sona kalan kazanır. Kim kiminle tuvalet kağıtları bittiği için tartışacak ya da kim kime yazacak gibi önemli sorular vardır seyircinin kafasında bu yarışmayı izlerken. Eh, bu sorulara bir yenisi ekleniyor bu kitapta: Katil kim?

Nasıl oluyor da günün her saniyesi, otuz farklı kamerayla izlenen bir evde cinayet işleyen birisi açığa çıkmıyor? Böyle bir şey başta kulağa imkânsız geliyor ama pratikte değil, cinayet çözüldüğünde size mantıksız gelecek bir şey de kalmayacak üstelik.

Bizi Kim Gözetliyor Evi'nde Cinayet, eğlenceli ve zekice bir hikaye anlatıyor. Yarışmacıların karakterleri klişe, ama aynı zamanda çok da gerçekçiler ve o kadar iyi çizilmişler ki, bu tür programları, bu programlara katılan ve onları izleyen insanları, hatta bu programları küçümseyen insanları yerden yere vurmayı sırf karakterizasyonla başarmış yazar. Geleneksel cinayet romanı formatını alıp (başta karakterleri Agatha Christie tarzında tek tek tanıttığı, sonlarda da Poirot'nun herkesi karşısına alıp olayı anlatarak tüm şüphelileri tek tek elediği ve katili açığa çıkardığı heyecanlı monologlarından birine benzettiği uzun bir yüzleşme bölümü bile var!) günümüze uyarlarken, türe hoş bir tazelik katmış.

Benzer polisiyelerin aksine, kimin öldürüldüğünü kitabın ortalarına kadar öğrenemiyoruz. Bir noktaya kadar geriye gidişlerle ilerliyor roman; cinayetten sonra davaya bakan dedektif yardımcılarıyla stüdyoya gelip eski kasetleri ilk günden itibaren izlemeye başlıyor, elindeki tüm tanıklar arşiv görüntülerinden oluşuyor. Ve her biri kendince haklı nedenlerden, cinayet işlendikten sonra, katilin aralarından biri olduğunu bile bile programa devam ediyor yarışmacılar. Bu fikir bana fena halde saçma gelmişti başta, ama yapımcı yarışmacıları ikna ederken yazar da beni ikna etti bir şekilde. Neden olmasın ki diye düşünmeye başladım; işin ucunda inanılmaz bir ün ve para var, zaten en baştan böyle bir yarışmaya katılabilecek kafa yapısındaki insanlar için o kadar da zor olmamıştır devam etmek. Yapımcı ve ekibinin zaten canına minnet, cinayetten sonra tüm dünyada izlenmeye başlıyor program, inanılmaz paralar getiriyor. Polisin ise (ki bana başta saçma gelen buydu) yarışmanın devam etmesini engellemek için yapabileceği hiçbir şey yok; herkes tek tek sorgulanmış, evet hepsi cinayet zanlısı ama ortada bir kanıt olmadığına, katile işaret eden hiçbir şey olmadığına göre, göz altına alabilecekleri kimse de yok. O zaman niçin devam etmesin ki yarışma? Evden çıkıp ülkeden de kaçamaz şüpheliler hem böylece :) Ben Elton'ın en büyük yeteneği bu sanırım -inanılmaz derecede absürd olan, ama imkansız da olmayan bir durumu alıp, okura ne olanaksız, ne de absürd gibi gelen nefis bir kurguyla işlemek.

Ben katili ve nedenlerini kitabın ikinci yarısının başında tahmin ettim, yazarın bunu saklamayı çok da iyi başardığı söylenemez, ama bu okuma zevkimi hiçbir şekilde azaltmadı, tırnaklarımı yiye yiye devam ettim hızla sayfaları çevirmeye. Kitap olağanüstü sürükleyici olduğu, çok hızlı bir tempoda ilerlediği ve Elton cinayetin nedeni ve ne şekilde gerçekleştiğini çok zekice bir şekilde kurmuş olduğu için, önceden tahmin etmenin hiçbir dezavantajı yok bana göre.

Bu roman hem çok sürükleyici bir polisiye, hem de harika bir reality tv taşlaması. Eğer hızlı tempolu, kafa dağıtıcı bir gizem/cinayet romanı arayışındaysanız, şiddetle öneririm. Ta 2002'de basılmış ama ben geçen yıl fuarda bulmuştum, hâlâ kolayca bulunabiliyordur diye tahmin ediyorum.

5 yorumcuk:

FKH dedi ki...

anlattığın kadarıyla yazılış tarzı gerçekten de çok güzele benziyor. en kısa zamanda bir adet edinmek lazım. hele de şu taşlama unsurunu barındırıyor ya sadece bu yüzden bile alınabilir..

girl with the red balloon dedi ki...

Benim bir kitabı almam için öncelikle sürükleyici olması lazım. Ki dediğine göre çok sürükleyiciymiş öyleyse denemek de yarar var diye düşünüyorum..

even better than the real thing dedi ki...

Ahh konu süpermiş, ben de aynen böyle bir Big Brother evi gibi sürekli kameralarla izlenen bir yerde cinayet işlenmesi üzerine bir roman yazılsa/film çekilse ne güzel olur diye düşünmüştüm, akıl akıldan üstün :D Ben Elton baya ünlü bir adam galiba, tanıdık geldi adı. Kitabı hemmen alıp okuyacağım.

gasilhane dedi ki...

Dr who'da binyıllar sonra tüm insanların değişik yarışma evlerine/stüdyolarına sokulduğu eski bi bölüm var; onu izlemeyi bitirdim ve tesadüf, bu kitabı tanıttığını okudum, çok teşekkürler. Kesinlikle Big Brother konusunu seviyorum, distopya yaratma aracı resmen.

Merope dedi ki...

kitap fuarından aldım ben bunu :)
sıraya koydum, "eğlenceli" "zeki" kelimelerini görünce dört köşe oldum, size güveniyorum Çavlan hanım..