17 Nisan 2010 Cumartesi

Julie & Julia

Yönetmen: Nora Ephron
Yazar: Nora Ephron (senaryo), Julie Powell (kitap), Julia Child (bir başka kitap)
Oyuncular: Meryl Streep, Amy Adams, Stanley Tucci
Tür: Biyografi|Dram|Romantik
Yapım yılı: 2009
Süre: 123 dk.
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
IMDB puanı: 7.2/10
Çavlan'ın puanı: 2.5/5
Umut'un puanı: 1/5

1948 yılında, bir diplomatın karısı olan Julia Child, kocasının işi nedeniyle Paris'e taşınır. Paris'e bayılır, ama günlerini nasıl geçireceğini bilemez. İskambil oynamayı ve şapka yapımını dener, ama asıl tutkusunu, Cordon Bleu'da almaya başladığı yemek derslerinde keşfeder. Yemek yemeyi ne kadar sevdiğini zaten bilmektedir bilmesine de, yapmanın da bu kadar keyifli olabileceğini yeni yeni öğrenmektedir. Yemek yapmayı gününün en büyük uğraşı haline getirmekle kalmaz, bir de kitap yazmaya koyulur (yemek kitabı tabii ki). Fransızca bilmeyen, özel aşçısı olmayan ama Fransızları ve Fransa'yı ve Fransız yemeklerini seven Amerikalı kadınlar için olacaktır bu kitap. Sonra çok ünlü olmuş Julia Child, TV yıldızı haline falan gelmiş ama o dönemlere girmiyor bu film, yemek yapma kursuna gitmeye başlamasıyla yemek kitabı yazması arasını anlatıyor.

2002 yılında ise Julie Powell isimli, sıkıcı bir masabaşı işinde çalışan, o işi hiç sevmeyen, yayınlanmamış (ve galiba yarım kalmış) bir romanı ve içindeki yazma tutkusu bir köşede tozlanarak bekleten genç kadın, kocasının da verdiği gazla bir yıl sürecek bir projeye girişir. Julia Child'ın yıllaaar yıllar önce basılmış yemek tarifleri kitabındaki 500 küsur tarifi -hiçbirini atlamadan- deneyecek, her pişirdiği yemeği de blogunda anlatacaktır. Amaç, 365 gün içinde Julia Child'ın kitabındaki yemeklerin tümünü pişirmektir.

Biyografik bir film bu, üstteki iki hatun da gerçek (ikisiyle de ilgili hiçbir fikrim yoktu filmden önce), ikisi de anılarını yazmışlar, Julie & Julia da bu kitaplardan uyarlanmış. Filmde bir 1950'leri ve Julia'yı izliyoruz, bir 2000'leri ve Julie'yi. Hayatları sadece yemek tarifleri üzerinden kesişiyor. İkisi de çok geçmeden yaşamın sırrının tereyağında olduğunu anlıyor.



Farklı dönemlerde olsalar da, bu iki kadın da erkekler dünyasında kendilerini kabul ettirmeye çalışan kadınlar. Bunu hemen her kültürde çoğunluk tarafından "kadının görevi" olarak kabul edilen yemek pişirmek üzerinden yapmalarındaki ironi ve filmde yemek yemenin son derece sağlıklı, hatta keyif alınası bir şey olarak sunulmuş olması (son yıllarda bize zorla yutturulmaya çalışılan sıfır beden saçmalıkları yerine) çok hoşuma gitti açıkçası. Ama hepsi bu. Bana göre konu eksikliğinden muzdarip Julie & Julia.

Meryl Streep'in oyunculuğuna diyecek lafım yok. Julia Child'ı merak edip "nasıl birisiymiş bu kadın" diye nette araştırmadım (çünkü ne yalan söyleyeyim, hiç ilgimi çekmiyor yemek kitabı yazarı bir hatun) ama eminim Meryl Streep, Julia Child'ın kendisinden bile daha çok benzemeyi başarmıştır Julia Child'a. Prodüksiyona da lafım yok, belli ki yüksek bütçeli bir film bu. Hatta 1950'lerde geçen bölümler ilgimi bir hayli çekti bile diyebilirim (ama ne yazık ki sadece başlarda). Ama bütüne baktığımda çok anlamsız geldi bana Julie & Julia. Mesela Julie'nin projesinin mantığını anlayamadım bir türlü; 365 günde 500'den fazla çeşit yemek yapmak ve blogunda yazmak. Ne fotoğraf koymuş ne bir şey, eh tarifler de kendisinin değil, o zaman amaç ne? Evet kendi kendine meydan okuyor falan tamam da, neden yani, deli mi bu kadın? Tabii büyük ihtimal sözkonusu alan benim çok uzak olduğum bir uğraş -yemek pişirmek- olduğu için böyle tepki veriyorum, eğer Julie'nin projesi 1 yılda 365 film izleyip, her gün o günkü filmle ilgili düşündüklerini yazmak olsa gayet anlamlı gelirdi bana da :) Ama o zaman bile bir yorum katmış, filmlerin incelemesini yapmış olacaktı. Gerçek Julie/Julia projesinde ise yemekleri tariflere bakarak yapıyor ve yiyor Julie. Bununla ilgili ne yazılabilir ki? Üç paragraf boyunca yaptığı yemeğin analizini yapacak hali yok, tek sözcükle güzeldi/kötüydü der, geçer. Yok o yemeği nasıl yaptığını yazıyorsa, zaten Child'ın kitabından alıyor tarifleri. Eh, başka şeyler (hayatı, sevgilisi, politik görüşü, tv dizileri) yazıyorsa da bunların projesiyle ilgisi olmaz. Sanırım yemek yapmak o kadar sıkıcı ve gereksiz ve zor bir şey ki gözümde, bununla ilgili herhangi bir şeyin gönüllü yapılabileceğini, bir de yazıya dökülebileceğini aklım almıyor bir türü.

Sonuçta bu kadar eleştirmeye hakkım yok, bu biyografik öğelere dayanan bir film ve Julia Child ya da Julie Powell ya da en azından yemek yapmak ilginizi çekiyorsa seyretmeniz anlamlı olur. Ben sadece festival filmlerinin arasında bir de hafif, sabun köpüğü bir Hollywood filmi olsun diye izledim, ama yeterli bir sebep değilmiş bu. Her ne kadar farklı dönemlerde benzer tutkular için verilen farklı savaşları anlatıyor görünse de, bana hiç ama hiç hitap etmedi Julie & Julia. Aralara sanki sırf eksik olmasın diye sıkıştırılmış McCarthy rejimine dair sahneleri zorlama, Julie'nin kocasıyla ettiği kavgalarıysa deli saçması buldum. Fakat eğer yemek yapmak üzerinde filmler çekilesi, saatlerce konuşulası, hoş, mühim bir şey gibi geliyorsa size, Julie & Julia'yı gayet severek izleyecek, başarılı oyunculuklar ve özellikle 1950'lerin Paris'ine dair çok hoş görsellerle dolu, su gibi akan, sıcak, tatlı bir film olduğunu düşüneceksiniz.



Film, festivalin Akbank Galaları bölümünde gösteriliyor.

7 yorumcuk:

Biraz Şöyle Biraz Böyle dedi ki...

Çavlan, film yine iyi sayılır. Kitap daha da kötü. Okurken için daraldı, bunalıma sürüklendim. (Kitapları ya da filmleri yarım bırakmaya bir türlü alışamadığım için de sonuna kadar okudum. Evet kendime işkence yapmayı seviyorum:)) Bu nedenle kesinlikle tavsiye etmiyorum.

Taner dedi ki...

Julia'nın orjinal blogu şudur : http://blogs.salon.com/0001399/

Filmde bir ara bahsi geçen "Donation" kısmına blogta yer verilmiş.

Bence çok güzel bir filmdi. Sanırım yemek yapmayı/yemeyi sevmekle alakası var bunun :)

Son olarak Bon Appetit...

ahmet dedi ki...

dediğiniz çoğu şeye katılıyorum.bana göre hikayenin sonu havada kalıyordu ve yer yer sarkıyordu film ama sonuçta türünün iyi örneklerinden eğlenceli bir film.
http://eae4fun.blogspot.com/2009/12/kadn-hikayeleri.html

tyler78 dedi ki...

Yemeği, yapmasını ve yemesini sevdiğimden ve Amy Adams'a aşık olduğumdan benim hoşuma gitmişti film. Eğlenceli bir film. Hatta restaurant açma hayali olan ablama izleteceğim yakın zamanda. :)

pluie dedi ki...

Çok çok harika olmasa da izlenebilir:) Ben izlerken keyf aldım.
Yemek yapmaya da ilgim olduğundan haliyle ilgimi çekti bence pek ilgin olmadığı için böyle geldi sana:)
Arkadaşlara katılıyorum türüne göre iyi. Özellikle o ilk sahneleri çok hoş:)

Duygu dedi ki...

Bana öyle geldi ki, yemek yapmayı sevmemenle alakası var sanki bu filmi de bu kadar sevmemenin. Ben bu filme bayılmıştım, hatta öyle ki, "Little Miss Sunshine" tadı yakalayarak izledim. Bence şahane bir filmdi. Ama ben yemek yapmaktan da hoşlanırım zaten.

Julie'nin bu maceraya (?) atılışını da anlayabiliyorum ve bunda da kendimden bir şeyler bulduğum için filmi bu kadar sevmiş olabilirim. İnsanın hayatı monotonlaşmışsa, o monotonluğun içinde ne kadar mutsuz olduğunun bile farkına varmadan yaşamak ve nihayet farkına vardığında bu monotonluğu kıracak bir şey bulmak çabası bu "365 güne 500 yemek yapma" işine düşmek. Bana pek anlamlı gelmişti :)

Sonuç olarak, hoşuma gitti aslında senin filmi beğenmemiş olman, beni keyifli keyifli düşündürdü. Zira "herkes sever ki bunu" dediğim bir filmdi. Düşünsel monotonuma atılan kendine getirici bir tokat oldu.

Sempatizan dedi ki...

İzlediğim bir şey varsa yazısını okuyayım diye film kısmına şöyle bir baktım ve izlediğim değil ama özellikle Meryl Streep hayranlığımdan dolayı izlemek istediğim bir film olan Julie & Julia'yı gördüm. Vakit kaybetmeden indirdim ve iştahla beklemeye başladım. İyi bir film izleyeceğimi ardından da beğeni dolu bir yazı okuyacağımı düşünüyordum ama sadece film kısmında haklı çıktım anlaşılan. Bence oldukça tatlı bir filmdi. New York Bestseller kitaplarından çekilen Hollywood filmlerinden beklediğim şey de daha fazlası olamazdı zaten. Blog olayını özellikle seversin diye düşünmüştüm ben ama en anlamsız bulduğun kısım o olmuş. Bende de Duygu'nunkine benzer bir etki yarattı beğenmeyişin.