11 Eylül 2013 Çarşamba

Gone Home


Oyun türü: Adventure, Exploration
Çıkış tarihi: 15 Ağustos 2013
Platform: PC, Mac, UNIX
Artıları: Güçlü (ve son derece gerçekçi) hikaye, o hikayenin ortama serpiştirilmiş ipuçları ve sesli anlatımla çok güzel biçimde sunulması, ergenlik çağında yaşananların ve bir de üstüne 90'ların havasının çok iyi yakalanmış olması.
Eksileri: Fiyatı. Topu topu 2-3 saat süren bir oyun için 20 dolar biraz fazla.
Gamespot notu: 9.5/10
IGN notu: 9.5/10
IGN oyuncu notu: 7.7/10
Benim notum: 8/10


Gone Home, benim ilk kez oynama fırsatı bulduğum keşif türüne giriyor. Neymiş yani keşif oyunu derseniz, Umut'un sözcükleriyle: "...temel çıkış noktaları oyuncunun keşfetme arzusunu doyurmak olan ve her şeyden öte içinde bulunulan dünyanın atmosferin yaratımına odaklanan oyunlar. Yani oyun mekaniklerini alt edip kazanmaya veya bize sunulan hikayeleri yaşamaya değil, kendi başına bir deneyim olarak içinde bulunduğumuz dünyayı keşfetmek ve sadece keşfetmek için oynadığımız oyunlardan." (Keşif oyunları yazısının tamamı burda.) Bu noktayı en baştan bir açıklığa kavuşturalım ki oyunu bir heves edinip sonra da metacritic'te "bu da oyun muydu" diye ağlayan oyuncular kevanına katılmayın: Gone Home'da dövülecek/yenilecek düşman yok, farklı yerlerden toplanıp birleştirilerek kilitli sandığı açmakta kullanılacak envai çeşit malzeme yok, çözülecek puzzle olmadığı gibi peşimizde herhangi biri de yok, hiçbir şekilde zamana karşı oynamıyoruz. Bu oyunda bizden başka insan bile yok; kimseyle karşı karşıya gelmiyor, sohbet etmiyoruz. İstedimiz gibi oyalanabilir, sallana sallana odalarda gezinebilir, yüreğimiz ağzımıza gelmeden ve hiçbir yerde takılmadan evi keşfedebiliriz. Bunları bildiğiniz halde oyun ilginizi çekiyorsa ancak oynayın derim. Karşılık olarak bir evde boş boş, amaçsızca gezinmek niçin ilgimizi çeksin derseniz de, buyrun yazının devamına.

Oyunda 21 yaşında, Katie isimli genç bir kızın yerindeyiz. Katie bir yıllık Avrupa seyahatinin ardından eve dönüyor -bu arada yokluğu sırasında anne, baba ve kızkardeşten oluşan ailesi, yeni bir eve taşınmış. Bu ev Katie'nin babasına amcasından kalmış, kocamaan bir malikane. Fakat onu kimse havaalanında karşılamaya gelmediği gibi, evde de hiç kimse yok, bu işte bir tuhaflık var. İşte, 1995 yılının bir haziran gecesi tekinsiz görünümlü karanlık koridorları, kilitli kapıları ve gizli geçitleriyle evi keşfetmeye bu şekilde başlıyoruz. Herkesin nerede olduğunu anlamaya çalışarak. Yani Gone Home her ne kadar bir keşif oyunu olsa da, merkezinde güçlü bir hikaye ve çözülmeyi bekleyen gizem(ler) var.

Gördüğümüz ilk şey, evin kilitli kapısının üstüne yapıştırılmış bir not oluyor: kızkardeşimiz Sam, bıraktığı notta ablasına onu aramaması için yalvarıyor, bir gün yeniden görüşeceklerini söylüyor. Böylece evin her köşesine serpiştirilmiş ipuçlarını yani mektupları, küçük notları, telesekreter mesajlarını, kasetleri, kitapları, faturaları, eski ödev kağıtlarını birleştirerek ailemizin geçtiğimiz yılda neler yaşadığına dair bir fikir ediniyoruz oyunun sonunda. Hatta sadece geçen yıl da değil. Asıl hikaye kızkardeşimizle ilgili gibi görünse de esasında babamız ve evin eski sahibi, büyük amcamızla ilgili de çok dokunaklı hikayeler var arka planda.

Evde gezmek çok keyifli: dışarıdan yağmur ve gök gürültüsü sesleri gelirken ışıkları açıp kapatabilir, kilitli kasa, dolap ve çekmeceleri açabilir, özel mektupları okuyabilir, evin eski gizli geçitlerini keşfedebiliriz. Bunları yaparken kendimizi yabancı insanların özel eşyalarına burnunu sokan geçmişi olmayan bir oyuncu gibi hissetmiyoruz; Katie bu ailenin bir üyesi olduğu, eh aile de sırra kadem basmış olduğu için, Katie'nin istediği odaya girip ailesine ne olduğunu bulmasını sağlayacak her türlü bilgiyi arama hakkı var (yani en azından, oyun dünyasında). Ama Katie Avrupa turuna çıkmadan önce aile başka bir evde yaşadığı için, oyuncu aynı zamanda bizim gibi: o evi ilk kez görüyor, odalara ilk kez girip çıkıyor. Etrafta 90'lara dair serpiştirilmiş detaylar da çok hoş ve yerinde (kendi adıma BH90210, X-Files ve Pulp Fiction referanslarını çok komik buldum). Oyun boyunca hiçbir karakterle konuşmuyor, konuşmayı geçtim karşılaşmıyor dahi olabiliriz, ama oyunun sonunda evi incelemeyi bitirdiğimizde, o evde yaşayanları yakından tanımış, yaşamlarını anlamış, başlarına ne geldiğini ve nereye gittiklerini öğrenmiş oluyoruz.





















4 yorumcuk:

Melih Varol dedi ki...

Konusu çok hoşuma gitti. 1 aydır oyun oynamıyordum en son The Longest Journey'in 5. bölümündeyken bilgisayar bozulduğu için yeni bilgisayar alınca tekrar başlayamamıştım. (Olağanüstü kurgusu ve muhteşem karakterlerine rağmen bulmacalar cidden öldürüyordu)İndirip oynayayım sonra tekrar yorum bırakacağım.

Taha dedi ki...

En sevdiğim oyun tarzı ve en sevdiğim dönem olan 90'lar... Karalamalar, çizimler ve mektuplar da çok kaliteli ve orijinal. Böyle bir oyundan haberdar ettiğin için sağol...

levent saltı dedi ki...

Gerçekten mükemmel bir oyun.

Gece dedi ki...

Keşif oyunlarını severim. Bu oyuna da büyük hevesle başladım. Ama hikayesi beni pek doyurmadı açıkçası. Oyunun başında bir çok şey çözülüyor. Sanırım beni şaşırtan bir senaryo bekledim. Öyle olsaydı muhteşem bir oyun olurdu.