21 Mart 2012 Çarşamba

Keşif Oyunları


Bu derlemede son zamanlarda sıklığı artmış, temel çıkış noktaları keşfetme arzusunu doyurmayı hedefleyen ve her şeyden öte içinde bulunulan dünyanın atmosferin yaratımına odaklanan oyunlar arasında en uç örneklerden bir liste yapmaya çalıştım. Yani oyun mekaniklerini alt edip kazanmaya veya bize sunulan hikayeleri yaşamaya değil, kendi başına bir deneyim olarak içinde bulunduğumuz dünyayı keşfetmek ve sadece keşfetmek için oynadığımız oyunlardan. Tabii "keşif kelimesinden anladığın sadece mekansal keşif mi?" diyerek bir tartışma başlatırsanız bir şey diyemem, bildiğim çoğu oyun içinde en uç örnekleri mekan üzerinden keşfi zorlayanlar arasında bulmuş (veya fark edebilmiş) olduğum için liste böyle olageldi açıkçası.

Ayrıca oyunları sınıflandırma gibi bir kaygım olmadığını baştan söyleyeyim, listeyi tamamen keyfi nedenlerle, bulabildiğim en ilginç örnekleri paylaşarak yapmayı seçtim, yoksa genel anlamıyla keşfetme dürtüsüne oynayan oyunlar (kötü kelime oyunu) bir listeye sığdırılamayacak kadar çok (tüm hikayeli oyunları bir sonraki sahne için oynadığımız düşünülürse). Şahsen benim favorim, listeye koymadığım Skyrim (o çıkmadan önce de Daggerfall’dı), sadece gece gündüz döngüsünü ve değişen havayı izlemek için bile etrafta dolanmak, ilginç yerleri keşfetmek keyif verici oyunda. Another World oynarken de içinden çıktığımız hapishanenin penceresinden baktığımızda gördüğümüz dünyayı keşke daha fazla keşfedebilme imkanımız olsaydı diye düşünmüşümdür hep.

Dear Esther
Dear Esther’de, tek amacımız yürüyerek içinde bulunduğumuz adayı keşfederek ilerlemek ve bu keşif sırasında bize parça parça okunarak sunulan hikayeyi birleştirmek. (Evet; koşmak, zıplamak, eğilmek, sürünmek, nesne tutmak/atmak/çekmek gibi hiçbir şey yapmak mümkün değil oyunda, sadece yürümek ve dinlemek var). İlk versiyonu bir Half-Life 2 modu olarak bedava sunulmuş olan Dear Esther’in bu versiyonu sitesinden indirilebiliyor, sonradan ilgi çekmesiyle geliştirilen yeni versiyonu ise Steam’den alınabilir.
Link: http://dear-esther.com


Journey
PS3’e çıktığı için muhtemelen oynayamayacağım bir başka oyun Journey. Hiçbir açıklama olmaksızın başlayan, ilginç bir karakterle çölde gezinerek ve içinde bulunduğumuz dünyayla etkileşime girerek ilerleyebildiğimiz, bazen kendi oyunumuzda gerçek oyuncuların yönettiği karakterlerle karşılaştığımız ve maceramızı paylaştığımız (ama konuşamadığımız) bir dünya sunuyor oyun.
Link: http://thatgamecompany.com/games/journey


The Witness
Braid’in yapımcısı Jonathan Blow’un yeni oyunu henüz çıkmadı ama blogundan gördüğüm kadarıyla neden olduğunu bilmediğimiz şekilde kendimizi bulduğumuz bir adada, adanın ilginç yerlerini keşfederken aynı zamanda mekanla bir olmuş bulmacaları çözerek içinde bulunduğumuz gizemi çözmeye çalışacağa benziyoruz. Blow, oyundaki yapılar için gerçek mimarlardan danışmanlık almış. Merakla bekliyoruz.
Link: http://the-witness.net


The Graveyard
Bu oyundan burada bahsetmiştim, yaşlı bir teyzenin ziyarete geldiği bir mezarlıkta gezmesinden, bir de yorulunca banka oturmasından başka bir etkileşim sunmayan bir oyun The Graveyard.
Link: http://tale-of-tales.com/thegraveyard


The Endless Forest
The Graveyard’ı yaratan Tale of Tales’in MMO’sunda, alışıldık bir MMO’daki fonksiyonlar yok. Karakterimiz bir geyik ve diğer oyuncuların geyikleriyle dolu herhangi bir hedef sunmayan bir dünyada keyfimizce dolaşabiliyoruz. Bu oyunda da chat yapma imkanı yok, diğer oyuncularla sesler ve vücut dili aracılığıyla iletişim kurulabiliyor. Yapımcıları oyunu “social screensaver” olarak tanımlamış.
Link: http://www.tale-of-tales.com/theendlessforest


Proteus
Tamamen etrafta dolaşmak üzerine kurulu olan ve herhangi bir hikaye içermeyen, gece gündüz döngüsü ve hava değişiklikleri gibi etkilerle değişen bir dünyada gezintiye çıkmak isterseniz, Proteus farklı tarzıyla huzurlu bir deneyim sunuyor.
Link: http://www.visitproteus.com


Hubris
Yapımcısının anlatımıyla Hubris, Dear Esther gibi minimalist bir şekilde duyguları uyarmayı amaçlayan bir deneyim. Oyuncunun kendisini ışıkların üzerinde oyunlar oynadığı büyük ve ilginç geometrilere sahip yapıların içinde bulduğu bir gezinti.
Link: http://www.moddb.com/games/hubris


Hide
Şu ana kadar anlattığım huzur dolu oyunlardan çok farklı olarak, tamamen gerilim üzerine kurulmuş bir oyun Hide. Kendimizi yine hiçbir açıklama olmaksızın, bir ormanın ortasında buluyoruz. Yalnız gecenin karanlığındayız ve üzerimize yağan karların arasından baktığımızda uzakta havaya çevrilmiş projektör ışıklarıyla birlikte kendi nefes sesimize karışan siren seslerini duyuyoruz. Etrafı keşfetmeye başladıkça kaçak konumda olduğumuzu anlıyoruz ve etrafta bulmamız gereken mesajları araştırırken ışıklarıyla gelen adamlardan da sakınmamız gerektiğini oldukça korkutucu bir şekilde anlıyoruz. Evet ben bu oyunda cidden korktum, tavsiye ederim.
Link: http://www.superfriendshipclub.com


Superbrothers: Sword and Sworcery
iPad veya iPhone'dan oynayabileceğiniz, ilginç bir oyun Sword and Sworcery. Buradaki diğer örneklerin çoğunun aksine burada anlatılan ve lineer ilerleyen bir hikaye/oynanış var ama oyuncunun oyun dünyasını keşfetmeye yönelten ve ona olan merakını sürekli uyanık tutan mistik bir sunumu var oyunun. Oyunu oynayan herkesin hikayeyi aynı şekilde yorumlayacağından da emin değilim. Biraz da bundan dolayı bu oyunu buraya ekledim. Belki de keşif duygusunu en iyi veren oyunların, açıklamadan (hatta sözlü iletişimden) çoğunlukla kaçınmaları ve yorumları oyunculara bırakması da bir rastlantı olmasa gerek.
Link: http://www.swordandsworcery.com


Antichamber
Bir Escher çiziminin içinde gezinmek nasıl bir duygu merak edenler için, Antichamber genel olarak algılarımıza dair beklentilerimizle oynayan ve bunlar üzerine ilginç bulmacalar içereceği söylenen, bildiğimiz dünyadan farklı fizik ve geometri kurallarının geçerli olduğu yeni bir dünyada bu kuralları keşfetmemiz üzerine kurulu olacak gibi gözüken bir oyun. Henüz çıkmamış olmasına rağmen, aldığı ödüller ve videoları merak uyandırıyor.
Link: http://www.antichamber-game.com


Shadow of the Colossus
İtiraf edeyim, PS2'de Shadow of the Colossus’u oynayamadım ama buraya koymazsam yüksek ihtimalle biri “neden yazmadın?” diye soracaktı (haklı olarak). SOTC’u oynamış herkesin hayranlıkla hemfikir olduğunu gördüğüm yegane şeylerden biri, oyunun temelde sunduğu amaçtan ayrı olarak, koca devleri aramaya çıktığınızda verdiği keşif duygusu ve dünyanın güzelliğine dair gözlemleriydi. Bu arada bu oyunda da, yine aynı yapımcıdan çıkan bir başka kült oyun olan Ico’da olduğu gibi konuşmalar ve açıklayıcı diyaloglar yer almıyor (en azından bildiğimiz bir dilde).


Bu yazı aracılığıyla oyunseverlerin fikirlerini de sormak istiyorum. Oyunlarda ana hikayeyi takip ederek veya etmeden, sadece etrafı keşfetmek için oynadığınız oluyor mu? Hangi oyunlar bu açıdan favorileriniz? Yazdığım oyunlardan denedikleriniz varsa, tamamen keşfetmeye dayanan bu tarz oyunlar hakkında neler düşünüyorsunuz?

10 yorumcuk:

Roselyn dedi ki...

Keşif oynu değil ama Prince of Persia'nın 2008de çıkan, tamamen illüstrasyon kitabı gibi hazırlanmış oyununda ordan oraya atlayıp zıplayıp etrafı izleyip müzikleri dinlemek hoşuma gidiyordu.

Bir de PS2 için Flower diye bir oyun vardı sanırım, oynamadım, tam bilmiyorum ama, rüzgara kapılıp giden bir çiçeği oynuyor, diğer çiçekleri buluyordunuz gibi bir şeydi.

Basak Gülsoy dedi ki...

Roselyn katılıyorum, PoP Sands of Time keşif oyunu tadı veren harika bir oyundu. Müzikler, mekanlar ve çözmen gereken bulmacalarla ardından gelen oyunların (PoP serisinde) yakalayamadığı bir havası vardı.

Yazı da keyifli olmuş bu arada, eline sağlık.

Bay Kavun dedi ki...

Çok başarılı bir seçki olmuş, ellerinize sağlık. :)

Bay Kavun dedi ki...

Yazının sonundaki soruyu görmeden yorumumu bırakmışım. :) Benim sırf keşif için oynadığım oyun pek olmuyor ancak, oynarken ana hikayeyi takip etmeyi bir süreliğine erteleyip geziye, yürüyüşe daldığım çok oluyor. Hatırıma gelen en taze örnek Skyrim. Myst serisini oynarken de adada başıboş gezmişliğim çok olmuştur.

Moris Mecker dedi ki...

ben de bu konsepti tuttum. ne konsol ne pc oyunlarıyla pek aram olduğu söylenemez ama internet tarayıcı üzerinden oynanan küçük oyunları kafa dağıtmak için oynuyorum zaman zaman ve bu yazıdaki oyunların çoğunu da oynayacağım diyorum.

Arestoktra dedi ki...

Bu oyunları görünce benim de aklıma internetteki flash tabanlı kaçış oyunları geliyor. arada cidden çok enteresanları çıkabiliyor.

Arestoktra dedi ki...

Bu oyunları görünce benim de aklıma internetteki flash tabanlı kaçış oyunları geliyor. arada cidden çok enteresanları çıkabiliyor.

titrektaşzade dedi ki...

Pek düşünmemiştim ama özellikle bu tür bir oyun oynayacaksam grafiklerinin çok güzel olmasını isterim. Atmosferi de çok başarılı olmalı tabi, bana sanki gerçekten o dünyanın içindeymişim gibi hissettirmeli..

féanor dedi ki...

geçen aylarda çıkan dear esther de bu oyunlar arasında sayılabilir.

Turgay Senlet dedi ki...

Gercekten guzel bir derleme olmus ellerine saglik Umutcum. Bu vesileyle blogunuzun da cok guzel oldugunu soylemek istiyorum. Assassin's Creed 2'yi cok uzun bir sure sadece sehirleri kesfetmek, yuksek binalarin tepelerine cikarak sehir manzarasini segretmek icin oynadim. Zamanin Italya'sinin mimarisine sadik kalarak hazirlanmis sehirlerde gezebiliyorsun. Oyunda onemli binalar hakkinda tarihi bilgi veren bir sistem de var. Normal oyun akisinda cok incelemeyecegin ayrintilar ama amac sehir gezmek olunca insan tarihine de vakti ayirabiliyor.