18 Ekim 2011 Salı

Nancy Drew Oyunları

Amatör olarak dedektiflik yapan, gizem üstüne gizem çözen genç bir kız olan Nancy Drew, 1930'lar ve 40'larda Carolyn Keene takma adı altında çeşitli gölge yazarlar tarafından maceraları yazılmış, bir sürü kitabın kahramanı olmuş kurmaca bir karakter. Kültürel bir ikon haline gelen ve yıllar boyunca hem dizileri hem de filmleri çekilen Nancy oyun dünyasına da sıçramış tabii ki; Her Interactive adlı firma, 1998 yılından beri Nancy Drew oyunları tasarlıyor. Şimdilik ortada yirmi dört oyun var (yirmi beşinci oyun Alibi In Ashes bu ayın sonunda çıkacak) ve son birkaç yıldır çıkan oyunların sadece PC değil, Mac versiyonları da bulunuyor. Adventure türüne giren ve her seferinde farklı bir yerde geçen bu oyunlarda oyuncu ortadaki gizemi çözmek için oradan oraya koşturup şüphelilerle konuşmak, ipuçlarını toplamak ve bolca puzzle çözmek zorunda.

Oyunların hedef kitlesi bildiğim kadarıyla teenager'lar, hatta 12-16 yaş arasındakiler (yani çocuğunuz ya da yeğeniniz için ona beyin cimnastikleri yaptıracak, içinde şiddet, kan, dövüş vb. olmayan bilgisayar oyunları arıyorsanız buldunuz, ancak oynayabilmesi için İngilizcesinin bayağı iyi olması gerekiyor). Yine de bu yaşımda hiç utanmadan oynuyorum Nancy Drew'ları, çünkü hikayenin tahmin edilebilirliği ve suçlunun çoğunlukla önceden anlaşılabilirliği bir yana, bazı puzzle'lar, özellikle senior detective modunda oynadığımda ciddi ciddi zorluyorlar beni. Evet bu oyunlara gerçek oyun muamelesi yapmak biraz zor; süreleri kısa, grafikleri ilkel, oyunları bitirmek (arada takılabileceğiniz belki birkaç bulmaca dışında) kolay ve hikayelerin bazı açılardan çocukça oldukları da doğru, ama iki oyun arasındaki boşlukta çok iyi gidiyorlar, çalışmak için çok düşük sistem gereksinimleri istiyorlar, iyi yazılmış diyaloglar, son derece iyi seslendirmeler ve ilginç karakterlerle dolular ve kesinlikle küçük gri hücrelerinizi bol bol çalıştıracak puzzle'lar sunuyorlar.

Point and click adventure dediğimiz türe dahil olan ND oyunları first person, yani yönettiğimiz kişiyi görmüyor, dünyaya onun gözlerinden bakıyoruz. Oyunların kısa ve kolay olması başta bir eksi gibi dursa da, aslında her sahnede piksel avına çıkmamanız ve inventory'nizdeki seksen beş bin nesneyi diğer seksen beş bin nesneyle birleştirip gerçek hayatta asla aklınıza gelmeyecek bir yerde kullanmıyor olmanız, bana göre çok büyük bir artı. Oyunlar ağırlıklı olarak çözdüğünüz puzzle'lar üzerinden ilerliyor ve küçük zeka bulmacalarını, mantık sorularını ve şifreleri çözmeyi seven biriyseniz, kesinlikle seveceğiniz türde puzzle'lar ağırlıkta.

ND oyunlarının hikayeleri hemen her zaman iyi yazılmış hikayeler oluyor, ama hep aynı formülü kullandıkları için genelde karakterlerle tanışır tanışmaz kimin suçlu olduğunu tahmin edebiliyorsunuz. Çözülmeyi bekleyen gizemin soruşturma kısmının ve NPC'lerle yaptığınız ve aslında siz hangi seçeneği seçerseniz seçin çok da değişmeyen diyalogların (ya da işte, monologların) size sık sık bir çocuk oyunu oynadığınızı hissettirme ihtimali yüksek, ama bazen psikopatça zorluk seviyesinde gelen bulmacalar ve çocuksu ama eğlenceli mini-oyunlar günü kurtarıyor.

Yazının kalanında oynadığım Nancy Drew oyunlarının konularını kısaca anlatıyorum, bu oyunlara yeni başlayan ve konularıyla ilgili fikir edinmek, ilk olarak oynayacağı ND oyununu seçmek isteyen olursa diye. Oyunlar eskiden yeniye kronolojik sıradalar - yani en alttaki, en yenisi. Eğer daha önce hiç ND oynamadıysanız ve bu yazıdan sonra bir denemeye karar verdiyseniz, anlattığım ilk üç oyundan birinden başlamayın -günümüze göre grafikleri ve arayüzleri çok eski kalıyor, fazla ilkel gelebilir, baştan korkup kaçmamanız lazım oysa :) Daha yeni oyunlardan yani yazının altlarındakilerden herhangi birinden başlasanız olur, yeniler çok daha kolay bulunuyor nitekim. Senior modda oynamak başta zor gelirse şayet, Junior Detective'i seçebilirsiniz, böylece hem puzzle'lar kolaylaşır, hem de Nancy'nin task-list'i sayesinde ne yapmam gerekiyor şimdi diye oyunun içinde dört dönmezsiniz - sürekli yapması gereken görevleri eklediği bu listede tamamladığı görevlere de tik atıyor dedektif kızımız.

Bir yazıya 15 ND oyunu sıkıştırabilmemin nedeni, aslında oyunların hikayeleri dışında birbirinin aynısı olmaları. Oynanış, bulmacaların tipi, inventory kullanımı, karakterlerle etkileşim şekilleri, her şey aynı. Mutlaka her oyunda ya 4, ya 5 tane NPC oluyor ve onlardan biri kötü adam oluyor, mutlaka her oyunca geçmişten kalan saklı günlükler, gizli hazineler, çözülecek şifreler ve keşfedilecek gizli geçitler oluyor, vesaire vesaire. Menü ve oynanışta sanırım bir 9., bir de 14. oyunlardan sonra ufak değişikliklere gittiler sadece -ki oynanışı kolaylaştırmak ve arayüzün ilkel görüntüsünden kurtulmak için zaten yapmaları gerekiyordu bunu-. Son olarak: sık sık olmasa da uçurumlardan düşerek ya da sarp kayalıklarda parçalanarak öldüğümüz ya da birilerine yakalanarak davadan alındığımız da oluyor, böyle durumlarda oyun bitiyor ve Second Chance özelliği sayesinde ta son kaydettiğimiz yere dönüp baştan oyanamak yerine hatayı yaptığımız yerin hemen öncesine gidip oradan devam edebiliyoruz.

Secret of the Scarlet Hand

Washington'daki küçük bir müzede staj yapmaya giden Nancy'nin yapacağı tek işin Maya Uygarlığı'ndan kalan eserlerle ilgili bilgi edinmek olmayacağını anlaması uzun sürmez. Müzede arka arkaya hırsızlıklar olmaktadır, hırsızın arkasında bıraktığı tek ipucu da kırmızı bir el izidir. Bu sanırım ND'nin en uzun oyunlarından biri -ya da belki benim ilk oynadıklarımdan olduğu ve ciddi ciddi zorlandığım için çok uzun diye hatırlıyorum. Klasik bir adventure oyununa çok uygun arkeolojik teması, eğlendirirken öğreten (!) formatı (ama cidden, Nancy Drew oyunlarından mors alfabesi öğrenmiş insanlar var), içindeki mini-quiz'leri, labirentleri ve board game'leriyle Secret of the Scarlet Hand, Nancy Drew klasikleri arasında.

Ghost Dogs of Moon Lake

Ürkütücü, hatta korkutucu bir atmosfere sahip olan Ghost Dogs'un ayrı bir yeri var kalbimde -oynadığım ilk ND oyunu olduğu için sanırım. Çünkü tarafsız bir gözle bakmaya çalıştığımda, bu yazıdaki en zayıf oyunlardan diye düşünüyorum. Sıkıcı bir kere, labirent gibi ormanda sürekli kaybolup durmuştum, farklı türdeki kuşların fotoğraflarını çekip böcek toplamak da çok zor gelmişti -ama kasıp bitirmiştim ki önemli bir şey bu bence, özellikle ta 7-8 sene önce oynadığım ve o zamanlar hiç de adventure gurusu olmadığım düşünülürse, yani şimdikinin aksine :p

Konu şöyle: Nancy'nin Sally isminde bir arkadaşı, Moon Lake diye bir yerde, göl kenarında yeni aldığı evine davet eder Nancy'yi, ortada tuhaf bir şeyler dönmektedir ve hızır dedektifimize ihtiyaç vardır. Fakat Nancy gelmeden bir gece önce, gözleri parıl parıl parlayan bir köpek sürüsü Sally'nin kulübesinin camlı kapılarına saldırarak saatlerce havlayarak içeri girmeye çalışır, bu da kızı o kadar korkutur ki, arabasına atladığı gibi şehre kaçar. Yani Nancy geldiğinde bomboş bir ev bulur, ama geldiği gibi dönmek yerine kalıp hayalet köpek işini araştırmaya karar verir tabii ki. Çok geçmeden öğrenir ki, bu ev 1920'lerde Mickey Malone isminde bir ganstere ait olmuştur ve bir yerlere altın bir hazine sakladığı rivayet edilen bu Malone köpeklerini o kadar çok sevmiştir ki, onlarla birlikte gömülmüştür -hem de Sally'nin evinin hemen arkasındaki ormanda bir mezarlığa!

The Haunted Carousel

Önce, atlıkarıncanın baş atı çalınır. Ardından hızlı tren içinde insanlar varken biri fişini çekmiş gibi kapanıverir ve çok ciddi bir kazaya ve lunaparkın kapanmasına yol açar bu. Son olarak da içinde kimse yokken, gecenin bir yarısı atlıkarınca, kendi kendine çalışmaya başlar. Ve tabii ki bu noktada olayları araştırması için Nancy Drew çağrılır. Atlıkarıncanın baş atının çalınmasının kalan atların "ruhunu rahatsız ettiği" ve çalınan arkadaşlarını bildikleri tek şekilde, yavaş yavaş daireler çizerek aramaya çıktıkları söylenmektedir bazı insanlar tarafından. Tabii ki işin aslı öyle değil, pek çok ND oyunu gibi ortada dönen tuhaf, açıklanamayan olaylardan dolayı doğaüstü söylencelerle başlayıp, olayların çözümlenmesiyle her şeyi akıl ve mantığa bağlayarak bitiyor Haunted Carousel ki hoş bir şey bu bence. Kısa ve diğer Nancy Drew oyunlarına göre biraz basit, ama kesinlikle eğlenceli bir oyun bu. Bir kere lunaparkta geçmesi yeter!

The Curse of Blackmoor Manor

Nancy'nin komşusu, bir İngiliz diplomatla evlenerek on dördüncü yüzyıldan kalma bir İngiliz malikanesine taşınan kızının tuhaf davranışlarının altında yatan nedeni araştırması için Nancy'yi İngiltere'ye gönderir. Oraya gider gitmez Blackmoor Canavarı efsanesini öğrenen ergen dedektifimiz -kırmızı gözleri, devasa pençeleriyle yüzyıllar önce malikaneyi çevreleyen arazide gezindiği rivayet edilen yaratık- başta buna içi boş bir söylence olarak bakar, ama soruşturması ilerledikçe bundan o kadar da emin olmamaya başlar.

Simya ve astronomi üzerine olan puzzle'lar hiç bitmiyor gibi görünen niceliklerinden dolayı yer yer sıkabilir, ama malikanenin içindeki gizli geçitler, labirentler ve oynayabileceğimiz mini-oyunlar gayet eğlenceli. Nancy Drew'un uzunca oyunlarından sayılabilecek Curse of Blackmoor Manor, Nancy'nin Amerika'nın dışına çıktığı ilk serüven olma özelliğini taşıyor ayrıca.

Secret of the Old Clock

Diğer oyunlardan farklı olarak 1930'larda geçen Secret of the Old Clock'ta Nancy, bir arkadaşının arkadaşı olan 17 yaşındaki Emily ile görüşmek için Lilac Inn'e davet edilir. Emily'nin babası yoktur, annesi yeni ölmüştür, zavallı kız da bu kadar borç içinde pansiyonu nasıl işleteceğini bilememektedir. Bir de Josiah Crowley isminde eksantrik bir aile dostu vardır ortada, Emily'yi ve annesini çok seven, zengin mi zengin, üstelik öldükten sonra mal varlığını Emily ve annesine bırakma sözü veren ama arkasında bıraktığı vasiyette bundan hiç bahsetmeden göçüp giden. Nancy Emily'yle konuşurken mutfakta bir patlama olur, patlama sonrasındaki arbede esnasında da Emily'nin odasından inci bir kolye ortadan kaybolur. Nancy'nin işi de bundan sonra başlar. Hemen her Nancy Drew oyununda olduğu gibi başta alakasız görünen ama bir noktada birbirine bağlanan iki farklı gizemi araştırmaya başlarız böylece.

Secret of the Old Clock genel olarak eğlenceli bir oyun, özellikle farklı bir zamanda geçmesinden dolayı, ama eksi yanları da var. Klasik mavi arabamızı saatte sanırım 20 kilometre hızla sürerek kasabada dolaşıyor, sadece Emily'nin olayı için araştırma yapmakla kalmayıp bize gereken parayı kazanabilmek için milletin getir götür işlerini yapıyoruz ve başlarda bu bir hayli hoş gelse de, ilk on dakikadan sonra ordan oraya ve burdan buraya gitmek çok sıkıcı olmaya başlıyor, özellikle birkaç kez ufak tümseklere bindirdiğimizde arabamız bozulurken, bir de sürekli kasabanın öbür ucundaki benzinciye gidip benzinini yenilememiz ve diyalogları dinlemeden geçme şansımız olmadığı için benzincide çalışan adamın saçmalamalarını her seferinde dinlememiz gerekirken. Hikayenin önceden tahmin edilebilirliği de bir eksi olarak sayılabilir sanırım, ilk dakikadan kötü adamı ve nedenlerini tahmin edememiş oyuncu azdır herhalde.

Last Train to Blue Moon Canyon

"Perili" olduğu söylenen bir trende geçiyor oyun, ünlü yolcular taşıyan bir tren bu üstelik. Yüzyıllık bir gizemi çözmek, trenin orijinal sahibi Jake Hurley'nin ortadan yokoluşunu aydınlatmak için biraraya getirilmiş insanlar bunlar, içlerinde ünlü bir polis dedektifi, televizyonda hayalet avcıları programı yapan bir adam, aşk romanları yazan yaşlı bir kadın ve şimdiye dek sadece seslerini duyduğumuz Frank ve Joe Hardy var - Hardy'lerin yardımıyla Nancy'nin çözdüğü ilk esrar bu! Tren yolculuğundaki ilk gece Lori, bu etkinliği organize eden sosyetik güzel, tren bir tünelden geçerken ortadan yok olur, onu aramak için treni baştan sona didik didik eden Nancy ve Hardy'ler, Jake Hurley'nin gizemli ölümüyle ilgili de ipuçları bulmaya başlar. Nancy Drew oyunları arasında en sevdiklerim arasında Last Train.

Danger by Design

Bu serüveninde Nancy, ünlü bir moda tasarımcısının yanında asistan olarak çalışmak üzere Paris'e gidiyor. Tabii işin iç yüzünde Nancy'nin aniden modaya merak salması değil, bunun gizli bir görev olması yatıyor; Nancy çaktırmadan yeni patronu Minette'in niçin aniden tuhaf davranışlar sergilemeye başladığını araştıracak. İmzasız tehdit mektupları alan Minette durup durup sinir krizleri geçirmeye, çalışanlarını kovmaya ve hepsinden tuhafı, işe giderken bir maske takmaya başlamış - aylardır yüzünü görebilen yok. Bu oyun da çok zevkliydi, yolumuz Paris'in metrosuna, pahalı ama güzel kafelerine, içine sanat eserleri serpiştirilmiş parklara, fotoğraf tab edeceğimiz karanlık odalara, İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma şifreli mektuplara ve hatta yeraltı mezarlarına düşüyor, içi su dolu ve labirent gibi kanalizasyonda dalgıçlık bile yapıyoruz.

Legend of the Crystal Skull

Favorilerimden biri olan Crystal Skull New Orleans'ta geçiyor ama Nancy pek gezemiyor, taksilerin çalışmadığı fırtınalı bir gecede Bruno Bolet'nin evinde sıkışıp kalmış. Neyse ki Bess var, daha merkezi bir yerde, otellerinde olan Bess, dışarıda bir şeyler yapılacağı zaman Nancy'ye yardım ediyor, yani oyunun bir kısmında Bess oluyoruz. Diğerlerine göre karanlık bir oyun bu, fırtınadan dolayı evde elektrikler kesik, bu yüzden kaldığımız konağı mumlarla geziyoruz. Evin arkasında bir de kocaman, labirent bir mezarlık var, ki oralarda kameranın bakış açısı da değişiyor ve etrafı her zamanki gibi birinci şahsın gözlerinden görmek yerine üçüncüden görüyor, Nancy'yi uzaktan kontrol ediyoruz (sadece bir gölge olarak görünüyor ama olsun).

Hikaye şöyle: Sahibini -cinayet hariç- her türlü ölüm şeklinden koruduğu ve ona ölümsüzlük bahşettiği rivayet edilen "Whisperer" isimli bir kurukafanın sahibi Bruno Bolet, kalp krizinden (ya da kalp krizi gibi görünen bir nedenden) ölünce, yeğeni Henry borç, fatura gibi işleri toparlamak için konağa gelir. Tesadüf ki Nancy de o haftasonu Bess'le birlikte küçük bir tatil için New Orleans'a gelecektir. Henry'nin arkadaşı olan Ned, kızarkadaşı olan Nancy'den (evet Nancy büyüdü ve sevgili yaptı) New Orleans'a gitmişken gidip Henry'ye bir merhaba demesini, belki biraz da teselli göstermesini rica eder. Fakat Nancy konağa gittiğinde kurukafa maskesi takmış birisini etrafı karıştırırken bulur, yakalanınca panik olan kostümlü adam da Nancy'yi itip onun düşüp bayılmasına yol açarak oradan kaçar. Elbette, Nancy uyandıktan sonra bu gizemi çözmek için kolları sıvar. Hayattayken her türlü hayvana özel ilgisi varmış Bruno'nun, o yüzden kızımızın iguanayı, kıllı örümceği ve timsahı zekasıyla alt edip sakladıkları gizlere ulaşabilmesi ve Whisperer'ı kötü adamdan önce bulabilmesi gerekmektedir.

The Phantom of Venice

"The Phantom" mahlasını kullanan bir hırsız, uzun süredir ardında hiç iz bırakmadan Venedik'in ünlü sanat eserlerini yürütmektedir. Aylardır süren soruşturmaya rağmen Phantom'un karşısında çaresiz kalan İtalyan polisi Nancy'den yardım ister (!). Nancy de gondolların ve romtantizmin kenti olan Venedik'e gitme ve tehlikeli bir suç örgütüne sızma fırsatını kaçırmaz tabii ki ve görevi kabul eder. Gizli çalışacak, kaldığı pansiyondaki insanlar da dahil olmak üzere hiç kimseye gerçek kimliğini ve orada oluş nedenini açıklamayacaktır.

Bir önceki oyunla birlikte grafiklerin ve karakter animasyonlarının kalitesi önceki oyunlara göre fark edilir ölçüde gelişmişti. Neyse ki bu gelip geçici bir trend değilmiş ve karakterler konuşurkenki yüz ifadeleriyle jestlerindeki, ayrıca mekanlardaki gerçekçilik devam ediyor, aslında eğer Nancy Drew oynamaya yeni başlayacaksanız Phantom of Venice'ten ya da Crystall Skull'dan başlayıp sırayla günümüze kadar gelmenizi öneririm. Sonra ancak delisi olursanız önceki oyunlara dalarsınız.

The Haunting of Castle Malloy

Kyler isimli bir arkadaşı Nancy'den İrlanda'daki eski bir şatoda yapılacak olan düğününde nedime olmasını ister. Nancy şatoya vardığında müstakbel damadın birkaç gündür kayıp olduğunu öğrenir. Kyler endişelenecek bir şey olmadığını, Matt'in her zaman böyle eşek şakaları yaptığını, ama birkaç gün sonra ziyaretçiler akın edeceği ve düğün hazırlıkları için yapılacak işlerin hepsi de onun üstüne kaldığı için dilerse Nancy'nin Matt'i arayıp onu saklandığı delikten çıkarıp biraz yardım etmesini sağlayabileceğini söyler. Matt'in sağdıcı olarak orada bulunan en iyi arkadaşı Kyler'ın gözünün önündeki gerçeği görmediğini, Matt'in onu terk edip gittiğini iddia eder - üstelik Kyler'a hafif yanık görünmektedir bu arkadaş. Şatonun bakıcısının ise Gal inanışlarına göre efsanevi ölüm perilerine benzer yaratıklar olan banshee'ler tarafından "alınmayı" kapsayan bambaşka bir teorisi vardır.

Ransom of the Seven Ships

Bahamalar'da ıssız bir adada beş günlük bir tatil kazanan Bess, onunla gitmesi için Nancy ve George'u seçer. Adaya işlerinden dolayı Bess ve George'dan bir gün sonra gidebilecek olan Nancy oraya vardığında onu endişe içinde kendisini bekleyen bir George bulur, koca adada başka da kimse yok gibidir. George Bess'in kaçırılmış olduğunu, arkasında fidyecilerden bir not bırakmış olduğunu söyler. Nancy'nin Bess'i onu kaçıranlardan kurtarabilmek için zamana karşı yarışması, bunu yaparken de 300 yıl öncesinden kalmış batık gemiler ve kayıp hazineler peşinde koşması gerekmektedir.

Bu oyunda sadece Nancy değil George olarak da oynuyor ve şimdiye dek sürekli seslerini duyduğumuz Bess ve George'u ilk kez görüyoruz - Crystal Skull'da Bess olarak da oynayabiliyor ama yüzünü hiç görmüyorduk. Ayrıca adayı hem yelkenli hem de golf arabası kullanarak keşfediyoruz. Hikaye inanması biraz zor, bir noktada tek yaptığımız puzzle üstüne puzzle çözmek gibi geliyor, mini-oyunları da fazla çocuksu, bunlara rağmen bir üstteki nedenlerden dolayı oynaması zevkli bir oyun Seven Ships.

Warnings at Waverly Academy

Bu oyunda Nancy prestijli bir yatılı kız okuluna gizli göreve gider, kızlardan birisi internette herhangi bir arama motorunda adını ararsa her şey açığa çıkar diyerekten de kendini Becca Sawyer olarak tanıtır. Okul birinciliği ve bununla birlikte gelen üniversitede tam burs için yarışan bir avuç kıza bir süredir okulu bırakmalarını söyleyen tehdit mektupları gelmektedir, sadece mektuplarla kalsa iyi, öğrencilerin başlarına açıklanamayan tuhaf kazalar gelmeye başlamıştır, hele sonuncusu bir kızın hayatını tehlikeye sokmuş ve eve dönmesine neden olmuştur, kızın ailesi de suçlu yakalanmazsa okulu dava edeceğini iddia etmektedir. Birisinin saklamaya çalıştığı bir sırrı mı vardır, yoksa kızlardan biri rakiplerini tek tek elemeye mi karar vermiştir? Nancy mektuplarını "kara kedi" olarak imzalayan ve Edgar Allan Poe'nun kara kedisiyle bir bağlantısı var gibi görünen suçluyu yakalamaya çalışırken liseli zengin kızların dedikodu denizinin ortasına düşer. Bu oyunda özellikle karakterler çok başarılı çizilmişti, yine çift taraftan ilerleyen hikaye bir hayli iyiydi ve puzzle'lar hem zorluk hem çeşit bakımından tam kararındaydı, en çok kaptırıp en kısa sürede bitirdiğim ND oyunuydu bu bağlamda. Ayrıca dart da en eğlenceli mini-oyunlardan biriydi, yukarıdaki görsel benim aldığım screenshot, Leela'ya attığım puan farkına bakınız :p

Trail of the Twister

Bu oyunu biraz isteksizce kurduğumu hatırlıyorum, çünkü hortumlarla ilgili konusu bana hitap etmemişti, atmosferi de sıkıcı olur diye düşünüyordum ama ilginç bir şekilde gayet de eğlenceli çıktı Trail of the Twister. Milyoner mucit Kholmeister, sık sık bozulan ekipman ve yaralanan ekip üyelerinin haberini aldıktan sonra birilerinin kasırga izleme ekibini sabote ettiğinden şüphelenir ve olayları araştırması, ekibinin 100 milyon dolarlık ödülü kazanması için ortada hiçbir engelin bulunmadığına emin olması için Nancy Drew'u işe alır. Nancy'nin görevi, bir stajer görünümünde ekibin içine sızmak ve neler olup bittiğini çözmektir. Tabii bu esnada doppler radar ekranlarını okuması, bulutların konumlarını ve şekillerini inceleyip neyin göstergesi olduklarını öğrenmesi, arabasıyla kasabada gezinip gerekli gözlemleri yapması ve fotoğrafları çekmesi ve tabii ki, hortumlardan sağ çıkabilmesi gerekmektedir.

Shadow at the Water's Edge

Twister'dakinin tersine Shadow at the Water's Edge'in teması, öykünün konusu ve Japonya'da geçecek olması başta çok hoşuma gitmişti ama aradığımı bulamadım, oyun baştan sona tekinsiz bir ıssızlık havası ve eksik bir şeyler var hissiyle doluydu. Bess ve George'la birlikte dinlenmek, eğlenmek ve İngilizce öğreterek para kazanmak için Japonya'ya giden Nancy, kaldığı Ryokan'a (bir nevi geleneksel Japon aile pansiyonu) varır varmaz bir şeylerin ters gittiğini fark eder. Yoksa pansiyon intikam peşindeki bir hayaletin saldırısına mı uğramaktadır? Japonca, kaligrafi, pachinko, origami, sudoku, animeler... Her zamanki gibi Nancy'nin ucundan kıyısından tanık olduğu kültürle ilgili bir şeyler öğrenebilmemiz için elinden geleni yapmış yapımcılar.

The Captive Curse

Almanya'da bir Bavyera Şatosunun sahibi Nancy'yi etraftaki ormanda görüldüğü söylenen canavarı araştırması için tutar. Bu canavarın sırf söylentisi bile turistleri kaçırmaktadır, ki sadece turistler değil, orada yaşayan insanlar da yüzyıllar önce kasabayı yağmaladığı, etrafa kötülük saçtığı ve genç kızları kaçırarak öldürdüğü yerel efsaneler arasında anlatılan bu canavarın tekrar görülmeye başlamasından dehşete kapılmış, evlerine kapanmışlardır. Uzak bir ülkedeki bir şato ve gönüllere korku salan bir canavar söylencesi, sanki bu hikayenin çok benzerlerini zaten çözmüştük Nancy Drew olarak daha önce. Şatonun havasını çok sevmedim, oyunun içindeki board-game'ler pek eğlenceli gelmedi, oyunun sonu da çok tahmin edilebilirdi üstelik. Ama karakterler her zamanki gibi iyi çizilmiş, ilginç tiplerdi, şatonun güvenlik kameralarına sızmak, gizli geçitlerle odalar keşfetmek ve gece ormanda gezinmek de eğlenceliydi. The Captive Curse'ün en iyi ND oyunu olmadığı kesin, ama en zayıfları arasında da sayılmaz.

11 yorumcuk:

HYPATİA dedi ki...

Oyunlarla pek arası olmayan benim bile ilgimi çekti doğrusu yeni sürümlerden bulup oynamayı deneyebilirim belki bu sayede bende oyun dünyasına atılmış olurum :D

Paylaşım için teşekkürler :)

even better than the real thing dedi ki...

Nefis bir dosya olmuş!

Dora dedi ki...

Nancy Drew'u kurmaca bir roman kahramani olarak duymustum ve gecen sene filmini de gordum ama oyunlarini bilmiyordum. Eski usul dedektif hikayelerini seven biri olarak bu oyun serisinin tarzini cok sevdim. Oyunlarin konulari da bir hayli ilgi cekici. Surelerinin kisa olmasi ve eski bilgisayar sistemlerinde de calisacak olmalari benim icin birer arti. Kesinlikle cok yararli bir yazi, birkac tanesini not ettim ve ilk firsatta bulup oynamaya calisacagim!

Sunko dedi ki...

oyunlarin konularina kesinlikle bayildigimi soyleyebilirim! ayrica her zaman oyun kitligi ceken bir imac kullanicisi olarak herr interactive'in nancy drew oyunlarinin mac surumlerini de yapiyor olmalari super :)

Merope dedi ki...

gece gece canım çekti :)
sahi, nerden vakit buluyorsun bunca oyuna yahu :)

FADİŞ dedi ki...

ND oyunlarını severim ben bazen eşimle birlikte oynarız.

Paris Blue dedi ki...

Bu blogu keşfettiğim için çok mutluyum. Hazine bulmuş gibiyim.. Nancy Drew oyunlarıysa arkadaşlarımın tümünün bihaber olduğu, benimse yaklaşık 10 yıldır her yeni installmentını alıp bitirmeden bırakmadığım bir oyun serisi. Sıkılıp bitirmediğim bir White Wolf of Icicle Creek olmuştu ondada günlük temizlik/yeme görevlerinden gına gelmişti. Hitab ettiği yaşlar 12-18 diye geçse de ben herhangi bir 12'liğin bu oyunları tamamlayabileceğinden şüpheliyim, özellikle türk ise imkansız çünkü oyunları bitirebilmek için çok iyi seviyede İngilizce bilebilmek gerekiyor. Çok ender bazı mini-game'ler çocukça gelebilir ama bunların dışında Nancy Drew serisinin yetişkinlere göre olmadığına dair hiç bir işaret görmedim. Hem zevkli zaman geçirmek isteyen hem de zihinlerini zinde tutmak ve hatta geliştirmek, yeni şeyler öğrenmek isteyenlere şiddetle tavsiye olunur. En sevdiğim macera oyunları arasında olan bu seriye dair bu kapsamlı ve özenli yazı için çok teşekkür ederim.

KadirBey dedi ki...

Fazla oyun almam (en son mount and blade'i almıştım ve yaklaşık bir sene oluyor sanırım.) playstation oyunlarını da hep akrabalara aldırırım. :) Bu oyunlardan birini de almam zor gözüküyor. Ama çok akıcı yazmışsın fark etmedim bile ne kadar okuduğumu.Bu arada Umut'a sana ve konuyla ilgisi olan herkese bir soru sormak istiyorum.Oyun oynayan birini izlemeyi çok severim ve ha şunu yap bak burdaki şeyle şunu şey et demeyi de çok iyi becerebiliyorum ama sıra bana geldiğinde çok kötü oynuyorum mesela kuzenim Jericho'da hardda psikopat canavarların kafalarına ateş ederken ben mediumda fareye basılı kalarak rastgele ateş ediyorum -ölmem kaç dakika sürüyor bilmiyorum. Oyun oynamayı becermenin yolu nedir ? İlk başta easyde oynayıp alıştıktan sonra medium ve hardda mı denemeliyim ? Yoksa direk harddan mı başlamalıyım ? Beceremiyorum diye kaç oyunu bitiremeden tozlu raflara kaldırdığımı hatırlamıyorum. Sims'te sülale yapmakta ve facebook'taki millionaire city'de rakip tanımam sadece ama bir yerden sonra aynı oyunlar da sıkıyorlar. :)

Umut dedi ki...

KadirBey, belki de el-göz koordinasyonu ve reflekse dayanan oyunlar sana hitap etmiyordur? Bigfishgames.com gibi portallarda daha ucuz ve "casual"(Türkçesini bilemedim) bir sürü farklı türde oyun var, ilgini çekebilir.

Aycan Doğanlar dedi ki...

Warnings at Waverly Academy'i oynamıştım fakat ingilizcem o seviyeye erişemediğinden yarıda bıraktım. Google translate ve çözümlü youtube videoları ile oyunu rezil etmektense ingilizceyi ilerletince en baştan anlayarak oynamak daha iyi olacak :)

Kitaplarını da almayı düşünüyorum. Yazı için teşekkürler :))

Unknown dedi ki...

ah bir ara beni de yeyip bitirmişti bu oyunlar...ara verdim,zihin dinlensin....soran olursa ama tek geçtiklerimdendir derim;)