30 Ekim 2010 Cumartesi

J'ai Tué Ma Mère (I Killed My Mother)

Yönetmen: Xavier Dolan
Yazar: Xavier Dolan
Oyuncular: Xavier Dolan, Anne Dorval, François Arnaud
Tür: Biyografi|Dram
Yapım yılı: 2009
Ülke: Kanada
Dil: Fransızca
IMDb puanı: 7.3/10
Benim puanım: 7.5/10

Hem yönettiği, hem de başrolünde oynadığı, üstelik senaryosunu da -biyografik öğelere dayanarak- yazdığı J’ai Tue Ma Mere (I Killed My Mother/Annemi Öldürdüm) geçen sene Cannes'da bayağı bir ses getirince, daha 20 yaşında bile olmayan Xavier Dolan "mucize çocuk" olarak dikkatleri üzerine çekti. Film, bizdeki festivaller de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki festivallerde bolca ilgi topladı, ödüller aldı. Geçen sene festival filmlerine bakarken konusu ilgimi çekmeyince elediğim bir film olmuştu J’ai Tue Ma Mere, ama birkaç hafta önce bu civardaki birkaç sinemada gösterime girince, bir hayli de iyi eleştiriler aldığını duyunca, izlemeye karar verdim. İyi ki de izlemişim. Sizi derinden sarsacak, kafanızı günlerce meşgul edecek, "müthiş film" olarak tanımlayacağınız bir film değil belki bu, ama iddiasız, yalın, komik bir film. Fakat ismine kanmayın: bir suç filmi değil J’ai Tue Ma Mere. Çocuk annesini bilindik anlamda öldürmüyor. Tersine, ideal olmasa da son derece gerçekçi, özellikle yalnız anneyle büyümüş ve sorunlu bir ev yaşamı olmuş çocukların kendi ergenliklerindeki aile yaşantılarından çok şey bulacağı bir ilişkisi var annesiyle arasında.

Hubert Minel, yazmayı ve resim yapmayı seven, 16 yaşındaki gay lise öğrencisi, babasından uzun yıllar önce boşanmış annesi Chantale ile yaşar, ikisinin arasında ara ara izleyiciyi şok (ve rahatsız) eden, ara ara da "aa ben de aynısını yaşadım" dedirten bol kavgalı ve gürültülü bir sevgi-nefret ilişkisi vardır. İlk sahnelerde Hubert gereksiz yere sorun çıkartan, sürekli bağırıp çağırarak, bunu yapmadığında da annesini çeşitli konularda (yeme alışkanlıklarından dolayı mesela) bolca aşağılayarak çok itici, kaba ve sorunlu bir yeniyetme portresi çiziyor. Ancak filmin ilerleyen dakikalarında anlıyoruz ki, Chantale de pek öyle çekilir -ve hatta sağlıklı- bir anne değil.



Sol üstte, leopar desenli lambanın yanındaki leoparlı tablonun hemen altında leopar desenli yastıkları olan kanapede leopar desenli eşofmanlarıyla oturan kişi, Chantale işte. Durup dururken oğluna "hadi videocuya gidelim, istediğin filmi kirala" teklifini yapan, arabada beklerken sıkılınca da kendini dükkana atıp herkesin içinde isterik biçimde "bir film seçemedin, iki dakika bekler sonra giderim!" diye haykıran bir hatun olmakta kendisi (belli ki Hubert de saman alevi şeklindeki öfkesini anneden miras almış). Ya da Hubert kendisine büyükannesinden kalan parayla ayrı bir ev kiralayıp tek başına yaşamayı teklif ettiğinde "hmm olur, iyi fikir" diyerek çocukcağızı heveslendirip ertesi gün buna onay verdiğini unutmuş görünen bir anne. Yine de filmde tam olarak taraf tutabilmek imkansız; ben büyük ihtimal yaşımdan dolayı oğlanı çok daha yakın hissettim kendime, ancak annenin oğluna olan koşulsuz sevgisini görmezden gelmek mümkün değil.



Hubert eşcinsel, bir ilişkisi de var, ama annesine söylememiş bunu. Chantale oğlunun cinsel tercihlerini bir tesadüf sonucu alakasız birinden öğrenince bir hayli bozuluyor, ama görünüşe göre bozulduğu oğlunun gay olması değil, bunu kendisine söylememiş olması, bu bilgiyi başka birinden duymuş olmak. Gidip de Hubert'le bu konuda konuşmak yerine, oğlan hazır oluncaya kadar beklemeye karar veriyor fakat ilişkileri bundan -yani annenin gizli gizli içerlemesinden- dolayı daha da kötüye gidiyor. Hubert'in ondan gizli gizli hoşlanan genç öğretmeni, annenin en az kendisi kadar kokoş bir arkadaşı, oğlanın sevgilisi ve bu sevgilinin 'bohem' annesi de olaylara dahil oluyor. Filmde beni bir tek, oğlanın kendini kameraya çekip emovari itiraflarda bulunduğu, siyah-beyaz banyo sahneleri rahatsız etti. Bu iddiasız, iddiasız olduğu için bu kadar etkileyici filme fazlasıyla gösterişçi, Calvin Klein reklamlarını andıran sekanslar pek gitmemiş.

Dolan bu filmdeki yönetmenliğiyle Wong Kar-Wai ve Jean-Luc Godard'a selam çakmış gibi görünüyor. Zaten henüz sadece 20 yaşında olan birisi için inanılmaz büyük bir başarı böyle bir film çekebilmek. Anne rolündeki Anne Dorval ve kendisini oynayan Xavier Dolan çok başarılı, çok doğal oyunculuklar sergilemişler. Konu çok orijinal olmasa da -ergen bir oğlanın annesiyle bitmek bilmeyen çatışmaları- işlenişi çok gerçekçi, bu da güçlü performanslar ve aralara serpiştirilmiş estetik açıdan etkileyici görsellerle birleştiğinde ortaya çok hoş bir film çıkmış. Bir ilk film olarak çok başarılı J’ai Tue Ma Mere.


10 yorumcuk:

hippilazman dedi ki...

aynen ben de 7.5 verdim bu filme...

mustafa dedi ki...

ben de hayatimin filmi diyemiyorum ama gecen cumartesinin en gusel olayiydi...

Fütursuz dedi ki...

İzlemeye değer yani izleyelim bakalım sonra yine yorum yaparız :)

Clea dedi ki...

Geçen sene festivalde izleyememiştim bu filmi, izlediklerim de hayal kırıklığı yaratmıştı. Bazı filmler muhteşem olmasalar bile çok fazla ön plana çıkabiliyorlar. Şanslı yönetmenler! Gerçi çocuğun hakkını yemeyelim yaş küçük, iş iyi(ymiş) :)

Yasemin Şahin dedi ki...

Bu filmi de yine sizden öneriyle izledim. Gerçekten 20 yaşında yönetmenin hem oyunculuğu hem de yönetmenliği dolayısıyla oldukça hayranlık bırakıyor kendisine. Oldukça dolaysız aktardığı sinir krizi halleri de çok başarılıydı. Özellikle aklından bir şeyleri yıkmak, kırmak geçerken bunları yapmayan tavrı perdeye çok iyi yansıtılmıştı. Dağıttığı odayı bir çırpıda tekrar toplayışı; tıpkı ev içinde kim olursa olsun -anne, baba, kardeşe- bir gün deli gibi öfkelenip, diğer bir gün çok seveceğimiz, ondan asla kopmayacağımız gerçeğini çok güzel sunuyor.

Teşekküler öneri için...

Çavlan dedi ki...

yasemin şahin: rica ederim, iki filmi de beğenmenize çok sevindim :)

feanor dedi ki...

Merhaba, filmin konusunu detaylı olarak ilk burada okumuştum; geçtiğimiz günlerde izleme kararı aldık ve benim referansım sizin blogtu.

Okuduklarımdan yola çıkarak sade bir film bekliyordum zaten; ama bunca sadelikte bir o kadar da çarpıcı/rahatsız edici olması beni yine de şaşırttı.

Xavier Dolan çok iyi bir iş çıkarmış.

Sarışın çocuğun da ailecek hastasıyız :)

Sevgiler!

D. dedi ki...

Filmi uzun zaman önce edinmiş fakat izleyememiştim. Bugün sonunda izledim. (Bu yazınızı da filmi izledikten sonra okuyayım diyerek ertelemiştim. Film bitti doğrudan açıp okudum.) Filme ilişkin kafama kazınan en belirgin şey Xavier Dolan'ın gerçekten oyunculuk konusunda oldukça başarılı oluşu. Yaşına göre oldukça iyi. Filme ilişkin bir puanlama yapsam 7.3 veririm demiştim. IMDB puanı da 7.3 müş.

Filme ilişkin tespitlere başından sonuna kadar katılıyorum; bu yüzden bu yazı da ayrıca başarılı. :)

Bu arada ne iyi etmişsiniz de şu bloga başlamışsınız. Bu gece buna bir kez daha sevindim ben. :)

Çavlan dedi ki...

çok teşekkürler :))

Metropolde bir Nevrotik dedi ki...

Evet abartılmış berbat bir film daha...
Demekki kanada'daki gençlerin dertleri bunlarmış dedim izlerken, herşeyleri tamam, annesine gıcık olma, triplere girme, vs vs, neyini bu kadar beğendiler, ödüller verildi cidden anlayamadım, yada belki bana çok uzak olduğundandır...

Gelir seviyesi belli bir düzeyi aşınca, insanın sorunları da böyle oluyormuş demekki.