29 Ekim 2010 Cuma

Child's Play


Küçükken televizyonda izlediğim bir korku/bilimkurgu filminden çok etkilenmiştim. Bir gece sabaha karşı evlerine hapsolduklarını, kapılarla pencelerin etrafına tuhaf, metal bir duvarın inmiş olduğunu, üstelik evdeki sıcaklığın da gitgide yükselmekte olduğunu fark eden bir ailenin o gecesini anlatan ve neredeyse tamamı anne, baba ve çocuk olmak üzere üç karakterle geçen, sonu acayip çarpıcı bir filmdi. Filmin adını, sanını, hiçbir şeyini bilmiyordum ama her nedense aklımdan çıkmadı, özellikle sonu. Büyürken bir sürü kişiye filmi anlatıp haberlerinin olup olmadığını sorduğumu hatırlıyorum -kimsenin yoktu. Birkaç gün önce bu konuyu bana çağrıştıran bir başka film izleyince yine aklıma geldi. Pek de bir umudum olmadan Google'a konuya dair aklımda kalan birkaç anahtar sözcüğü yazınca, filmle ilgili her şey önüme serildi. İnanılmaz ama, benim gibi çocukken bunu izleyip unutamayan, etrafındakilere sorup duran ve yakın zamanda tekrar bulan bir sürü kişi varmış. Okuduğum yorumlar hep "küçükken izlemiştim de aklımdan çıkaramamıştım, ne kadar mutluyum şimdi ne olduğunu bulduğuma" minvalinde minnet dolu yorumlar :) Aslında bir film değilmiş bu; Hammer House of Mystery and Suspense isimli İngiliz dizisinin 1986 yılında çekilmiş olan Child's Play adlı bölümüymüş. Ama dizinin her bölümü birbirinden bağımsız olduğuna ve ayrı karakterlerlerle ayrı olaylardan oluştuğuna, bu bölümün süresi de kısa bir filmin uzunluğuna yakın olduğuna göre, Child's Play'den film diye bahsedebilirim sanırım.



Konu şöyle: Genç çiftimiz bir gece sabaha karşı sıcaktan uyanıyor ve evlerindeki tüm pencerelerle kapıların hiçbir şekilde aşılamayan duvarlarla çevrili olduğunu görüyor. Kimin niçin (ve nasıl) böyle bir şey yaptığını bir türlü anlayamıyorlar, akıllarına yatan tek teori dışarıda bir savaş çıktığı ve hükümetin vatandaşlarını korumak için böyle bir yöntem bulduğu, ama kısa sürede bu ihtimali eliyorlar. Bir sürü şey deniyorlar tabii ki; baltayla tuhaf metalik duvarı yıkmaya çalışmaktan çatıdan çıkmaya çalışmaya, garajdaki arabayla duvarı yıkmaya çalışmaktan yerleri kırıp dökmeye kadar bir sürü şey... Fakat hiçbir şey işe yaramıyor. Hiçbir çıkış olmadığı gibi, dış dünyayla bağlantıları tamamen kesilmiş, telefonlar çalışmıyor, televizyonda ise hangi kanalı açarlarsa açsınlar, bir sinyal sesi eşliğinde yuvarlak bir sembol görüyorlar, bir nevi acil durum sinyali gibi. Kısa sürede aynı sembolün evdeki her şeye yayılmış olduğunu fark ediyorlar. Portakal suyundan konserve yiyeceklere, arabalarının logosundan giysilerinin etiketlerine, nevaleden tabaklara kadar her şeyin üzerinde, her yerde, ya logo ya da desen olarak aynı sembol var. Adamın omzundaki dövmede bile.

Bizimkiler çok geç farkına varsa da, şöminelerinden zehirli gibi görünen, iğrenç, yeşil bir sıvı yayılıyor eve yavaş yavaş. Bu arada evin içindeki ısı da sürekli artıyor, uyandıkları ilk anda 30 dereceyken, ilerleyen dakikalarda 50'lere kadar çıkıyor. Kahramanlarımız da sürekli terleyerek cılkları çıkmış vaziyette içine düştükleri durumu anlamlandırmaya ve bir şekilde kurtulmak için yollar üretmeye çalışıyorlar. Küçük kızları işlerini hiç kolaylaştırmıyor, Sarah ismindeki çocuk annesine bok gibi davranırken sürekli "babacığım babacığım!" diye babasının kıçından ayrılmayan, acayip şımarık, hatta bazı davranışları tüyler ürpertici olabilen bir yaratık (annesine "senden nefret ediyorum!" diye bağırdığı anın da screenshot'ını almıştım, ama midenizi kaldırmamak adına, sildim). Kadın ve adam çocuklarında bir tuhaflık olduğundan bahsediyorlar, gecenin ilerleyen saatlerinde ise Sarah'nın doğumunu ve önceki yaşlarını hatırlamadıklarını fark ediyorlar, ellerindeki fotoğraflar da Sarah'nın sadece günümüzdeki yaşına ait.



Sadece çocuklarıyla ilgili değil, kendileriyle ilgili de pek çok şeyi anımsayamıyor çiftimiz; komşularının ve arkadaşlarının adlarını, önceki gün ne yaptıklarını, nasıl evlendiklerini, vs. Bu hafıza kayıplarıyla birlikte kadının kolunun, adamın da bacağının hissizleşmeye başlaması aynı zamana denk geliyor. Evin içindeki saatler de hiç değişmiyor; her daim 4'ü 10 geçeyi gösteriyor. Oysa durmuş değiller, saniye kolunun sesi duyuluyor, ama saat asla ilerlemiyor. Sonunda kadınla adam, evin dışındaki hayatı hiçbir şekilde anımsayamadıklarını algılıyor. Zamanın artık geçmediğini.

En sonunda evin deprem oluyormuşçasına altüst olmasıyla kamera uzaklaşıyor ve ilk kez evin dışını görüyoruz: Bu ev bir bebek evi, kahramanlarımız küçük bebekler, onların sahibi de pek 'futuristik' naylon bir kumaştan tuhaf bir kıyafet giymiş bir kız çocuğu. Kızın abisi, gıcıklığına, bebek evini tuhaf bir ısıtma bölmesine koymuş, evin şöminesine bir parça şeker bırakmış, üstelik bebekleri 'kapatmamış' bile. Eve yayılan yeşil sıvı eriyen şekermiş, ısının sürekli artmasının nedeni ısıtma bölmesinde olmaları, aynı şekilde pencere ve kapıların bir duvarla çevrili olmasının nedeni de. Kız abisinin böyle bir şey yapmasına çok bozuluyor, Sarah (bebek evi ailesinin küçük kızı) sıcakta özellikle huysuzlaşıyormuş ne de olsa. Aynı kumaştan cart yeşil naylon tulumu giymiş olan annesi gelip de kızı teselli ediyor ama sonra: çok büyük bir sorun değilmiş bu, Sarah böyle davranmaya devam ederse duygularını aldırırlarmış, olur bitermiş.

Son sahnede kamera bebek evinin altına yakınlaşıyor ve evin içinde her yerde karşımıza çıkan sembolün, bebek evini ve bebekleri yapan, 2090 yılında kurulmuş bir firmanın logosu olduğunu görüyoruz. 1986 yapımı bir TV filmi için olağanüstü bir son!




Eğer Child's Play sizin için bir şey ifade etmiyorsa, yani eskiden izlemiş değilseniz, sonundan bahsettiğim, bir de üzerine görsel koyduğum için üzgünüm, ama böyle bir filmi daha önceden bilmeyen birinin yazıyı burasına kadar okumuş olacağını da, oturup izlemek isteyeceğini de hiç sanmam :) Ancak benim gibi çocukken izlemiş ve aklında kalmış birileri vardır diye yazdım bunları, ve bu hatırlatma yetmediyse (bana yetmezdi çünkü) filmi youtube'dan izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Ayrıca: Bu hikaye gerçektir, sadece zamanından önce anlatılmıştır.

11 yorumcuk:

Joey Potter dedi ki...

Bende bunu çok duymuştum kuzenlerimden. Hiç izlememiştim. Alacakakaranlık kuşağı gibi. Çok enteresan. Peki bir şey soracağım belki bunuda hatırlarsın. Büyük bir eve bir aile taşınıyor onlarında bir çocuğu var. Evde yaşayan çocuklar yıllar önce ölmüş ama ruhları orada. Evin oğlu onlarla arkadaş oluyor. Korkunç değildi. Bir atlı karınca hatırlıyorum garip.

wessago dedi ki...

süper bir sonmuş.

Çavlan dedi ki...

joey potter, bahsettiğin film burnt offerings olabilir mi? tutturabildiğimi sanmıyorum ama, çok işlenmiş bir konu çünkü, supernatural'ın bile böyle bir bölümünü hatırlıyorum :)

even better than the real thing dedi ki...

İnanamıyorum, inanamıyorum, çok teşekkürler! Ben de çocukken TRT'de yarım yamalak izlediğimi hatırlıyorum ve oyuncuları,adını, hatta tam olarak konuyu bile hatırlamasam da eve hapsolma/yeşil sıvı/bebek evi konu başlıkları hatırımdaydı bunca yıl! Özeti okuyunca bütn boşluklar tek tek doldu sanki, akşam izleyeceğim de. Sanmıyorum ki çok başarılı bir film olsun ama zamanının ötesinde senaryosu ve sounndaki muhteşem twist ile hepimizi etkilemeyi başarmış işte. Geleceğin bilimkurgu manyakları :D

Joey Potter dedi ki...

Çavlan bilemiyorum benim bahsettiğim bir diziydi yanılmıyorsam. Teşekkür ederim ama link için :)

tarih84 dedi ki...

çatı katında saklı duran çocuk evini hala unutamıyorum,aklıma geldikçe tırsıyorum.bir gece startv de izlemiştim.sabahı zor ettim.evin şekli meğersem yaşanan evin küçük modeliymiş ve içindeki oyuncak bebeklerde orada yaşayan ailenin minik versiyonu..hala filmi anlamış değilim tek anladığım tuvalete koşturtacak kadar tırstığım.

böyle film ve dizileri okurken bile ürperirim.

Tutamadigim Kelimeler dedi ki...

güzelmiş

ikumi dedi ki...

Çocukken biz de bebek miyiz, gerçek değil miyiz diye düşünmeme sebep olmuş film...

KelebekNehir dedi ki...

Çocukken izleyip de yıllardır unutamadığım bir filmdi. Aynen senin gibi benden başka bilene rastlamamıştım. Harika bir filmdi ve çocuk aklımla beni çok etkilemişti.

grej dedi ki...

bende izledim bu filmi ya da dizi bölümünü. çok mutluyum tekrar karşıma çıktığına. çocukken bebeklerin canlanabileceğine falan inandıran bi filmdi beni :D

Meaglin dedi ki...

Aman allahım, yazının ortasına kadar bu filmi izlediğimi hiç düşünmemiştim fakat o maket evi görünce hatırladım. Ve sanırım izlediğim günden sonra ilk kez aklıma geldi bu film. :D Ama o zamanlar çok gerilmiştim ben de..