5 Ekim 2010 Salı

Battlestar Galactica


Çocukluğumda Alien, Terminator 2 ve Blade Runner’ı deli gibi izlerdim. Çocukluk heyecanıyla izlediğim ve şu an nostalji yapmaktan öte bir niyetle izlemeyeceğim birçok filmden farklı olarak, bu filmleri tekrar tekrar oturup hevesle izleyebilirim. (Gerçi terminatör abinin senatör olduktan sonra şiddet içeren bilgisayar oyunlarını yasaklatmak gibi çok mühim şeylere kafa yoruyor olması, insanı onun içinde yer aldığı her şeyden soğutuyor. Total Recall’da gözlerinin dışarı çıktığı halinle kabuslarıma girmiştin ulen, onu yasaklat sen önce...) Gel gör ki, bilim kurgunun benim gözümde edebiyat ve sinemada ne kadar karizması varsa, TV dizileri söz konusu olduğunda bir o kadar kötü çağrışımları var kafamda. Bu konuda ne kadar önyargılı olduğumu iddia edecek olanlar için uzun uzun açıklamalar yazacaktım başta ama şu video tek başına bilim kurgunun televizyonla karşılaştığı anda düşebildiği durumlara dair anlatmak istediğim her şeyi anlatıyor bence: tık. Çavlan'ın sürekli “izlemen lazım” diye ısrar etmesine rağmen uzun süre Battlestar Galactica'yı (2003’te başlayan yeni versiyonunu) izlemeyi ertelemem bu yüzdendi. Mutlulukla kabul ediyorum ki, fena halde yanılmışım. Yazımın çoğunu da benim gibi önyargılarına kapılmış, belki umursamamış veya diziye hiç rast gelmediği için izlememiş insanlar için yazdığımı söylemem gerek.



Battlestar Galactica, sadece bilimkurgu sevenlere değil, iyi yapılandırılmış karakterleri ve senaryoları önemseyen herkese hitap edebilecek seviyede çok yönlü, olgun ve güçlü bir dizi (diziye bilim kurgu yerine dram demekten çekinmeyen birçok insan mevcut, buna rağmen aklınıza “Uzayda Geçen Yalan Rüzgarı” gibi bir şey gelmesin). Eğer siz de uzayda geçen herhangi bir kurguya karşı benim gibi –haklı veya haksız- önyargılar taşıyorsanız, bunları bu dizi için bir kenara bırakın ve hemen izleyin. Merak etmeyin, ortalıkta plastik lazer tabancasıyla zıplayarak koşan taytlı erkekler veya maymun maskesiyle volta atan ve çıkardığı garip sesleri kendi dilleri olarak yutturmaya çalışan ucubeleri izlemek durumunda kalmayacaksınız (sevenleri alınmasın ama ergenliğini atlatan kimsenin Star Wars’ın en kuvvetli yanının Ewok’lar ya da Chewbacca ya da Jar-jar olduğunu iddia edeceğini sanmıyorum). Ayrıca bana ne mutlu ki, lazer tabancası da yok bu evrende. Üzgünüm, lazer kılıçları süper olabilir, ama tükürük sesi çıkaran plastikten bozma lazer tabancaları değil.

Dizi, bizim bildiğimiz tarihin bir parçası olmayan ve 12 ayrı gezegene dağılmış olarak yaşayan insan ırkına, yine insanlar tarafından yaratılan makinelerin (cylon) baş kaldırmasıyla başlayan savaşın bitişinden 40 yıl sonra başlıyor. Bu savaş olup bittikten ve ateşkes imzalandıktan sonra insan ırkının, cylon’ları 40 sene boyunca görmemiş olduğunu görüyoruz dizinin başında. Oysa cylon’lar 40 sene boyunca insanları yakından izlemeye devam etmiş, hatta insana hem görüntü hem de karakter olarak benzeyen modeller yaratıp onların arasına karışmış bile. İnsanların savunmalarını tamamen kaldırabilecek duruma geldikleri anda da 12 koloniyi nükleer bomba yağmuruna tutuyorlar insanlığı tamamen yok edip intikamlarını almak için. (40 yıllık ateşkesin sonunu getiren bu olayların nasıl geliştiğini, dizinin devamını çekmeye değer olup olmadığını anlamak için çekilmiş iki bölümden oluşan mini seride izliyoruz.)

Diğer yandan, teknolojinin gerisinde kalmış ve eskimiş olduğu için artık müzeye dönüştürülmüş olan savaş gemişi (Battlestar) Galactica, sistemindeki bilgisayarlar genel ağa bağlı olmadığı için cylon’ların savunmayı çökerten yazılımlarından etkilenmiyor ve tümü yok edilen savaş filosunun tek kurtulan üyesi olarak, kurtulan diğer sivil gemilerle birlikte (yaklaşık 50.000 insanla beraber) cylon’lardan olabildiğince uzak yeni bir dünya aramaya başlıyorlar.



Dizi başladığında büyük bir özgüvenle iyiyle kötünün epik (ve bir o kadar klişe) savaşına dönüşeceğini sandığım bu hikaye, bunun yerine hem mekanda hem de zihinlerde seyreden ve insanlığın kendisine dair bir yığın sorunun cevaplanmak üzere ortaya atıldığı bir yolculuğa dönüşüyor en nihayetinde: Evleri yok olan insanların uzayda metal kutular içinde sıkışmaları sonucunda, bir yandan kendi yarattıkları robotlardan kaçarken, diğer yandan yiyecek stoğunun azalmasından demokratik sistemi dağılmadan bir arada tutmaya çalışmalarına kadar uzanan bir yelpazede seyreden farklı ve gerçekçi sorunlarla uğraşmak zorundalar. Cylon’ların ise, yeni bedenlerine yakışır şekilde 40 yıllık intikam planlarını gerçekleştirmeleriyle sakinleşen hormonlarının da etkisiyle “şimdi ne yapıyoruz” diyerek kendilerini sorgulamaya başlamalarını ve içine düştükleri ikilemleri izliyor ve, hisseden ve düşünebilen bir makinayı insandan ayıranın ne olduğunu sorgulamadan edemiyoruz (tabii ki “Do Androids Dream of Electric Sheep?” ve sinemaya uyarlaması olan “Blade Runner”ın akla gelmemesi mümkün değil).

Bunlar yetmezmiş gibi, her bireyin bu olaylardan önce de fark ederek ya da fark etmeden zihninde taşımakta olduğu yükleri ve yaraları da öğreniyoruz onlar zorluklarla yüzleştikçe. Onların kişiliklerine işleyerek yer etmiş bu küçük izlerin başka insanların hayatlarına dair verilen kararlarda ne kadar etkili olduğunu görebilmek de Battlestar Galactica’yı bu kadar başarılı yapan en önemli öğelerden kuşkusuz: Battlestar’ın en başındaki adam kumandan Bill Adama’nın, bir yandan inanılmaz sert ve taviz vermeyen bir yapıya sahipken, oğlu söz konusu olduğunda içine girdiği ikilemleri içinde çözmeye çalışması, uçuş ekibinin en gözde pilotu olan ve dışardan gayet maskülen gözüken, purosunu tüttürerek poker oynarken insanlara laf sokmanın en büyük keyfi olduğunu düşündüğüm muhteşem hatun Starbuck’ın ölen sevgilisinden dolayı bağı olduğu Adama ailesiyle olan ilişkisi, annesinin ve babasının üstündeki etkilerinin yavaş yavaş ortaya çıkması, Bill Adama’nın yakın arkadaşı ve sağ kolu olan, ilk sezon çok sıradan bir yönde gideceğini sandığım fakat şu anda Battlestar evreninde en sevdiğim adam olan Colonel Tigh’ın alkole düşkünlüğü, karısıyla olan ilişkisi, iyiden çok doğru davranmayı kendine ilke edinmiş olan Lee Adama’nın ilişkiler konusunda alfa erkeğinden görmeye alışmadığımız şekilde tutarsız olan hareketleri, başkan Roslin’in bir yandan koloniyi yönetirken bir yandan kanserden öleceği gerçeğiyle başa çıkmaya çalışması ve bunların zaman içinde iç içe girmesi, Gaius’un kötü bir insan olduğu için değil ama insan olduğu için asla engelleyemediğini gördüğümüz bencilliği ve yaptıklarıyla kendi içinde sürekli yüzleşmesi (ve çoğu zaman yüzleştiğini sanarak kaçmaya çalışması)...




Oyuncular da inanılmaz başarılı olunca, yukarıda saydıklarım karakterleri çok daha güçlü, sevilebilir ve gerçekçi kılıyor, bu sayede Galactica da herhangi bir uzay aksiyonu ya da insanlığa dair fikirlerin soğukça tartışıldığı bir üniversite paneline benzeme tuzağına düşmüyor, kendi ağırlığı altında ezilmemeyi başarıyor. Bilimkurgu olduğu iddia edilen birçok benzerinin sorgulamayı unuttuğu kavramları da (din, savaş ve politika başta olmak üzere) toplum içinde yaşarken sorgulamadan doğru kabul ettiğimiz ezber kavramlar üstünden tartışmak yerine daha insani bir açıdan, bizim empati kurabileceğimiz temel bir seviyeden, bireyden ve kişisel bakış açılarından yola çıkarak, didaktik bir kaygı gütmeden sunuyor.

Battlestar evreninde işlenen kilit noktalardan biri de din. Bizim bildiğimiz astrolojik burçlara isim veren takımyıldızların isimlerini alan 12 koloniye dağılmış olan insanlık, birden fazla tanrıya inanıyor dizide. Cylon’lar ise tek bir tanrıya inanıyor. Açıkcası bunu diziye başlamadan önce ilk duyduğumda biraz ürkmüştüm, sonuçta din kavramına dair belirtilecek herhangi bir fikir katıldığım bir görüş olacak olsa da olmasa da, izlediğim şeyi tartışma programı niyetine değil olduğu gibi –bir TV dizisi- olarak izlemek ve kabul etmek istediğim için, savunduğu şey –eğer öyle bir şey varsa tabii- ne olursa olsun didaktik bir öğretiyle karşılaşma ihtimali bana hiç çekici gelmemişti. Bu konuda da gereksiz kaygılandığımı itiraf etmem gerek, eğer dizi kılığına girmiş bir propaganda izleyeceğinizden korkarak bu diziden uzak duruyorsanız bunu yapmanıza hiç gerek yok.

Özellikle dizinin finalinden ve din temasıyla olan ilişkisinden rahatsız olanlar olduğu kadar, sorulara verilen cevapları yetersiz bulduğu için veya final “deus ex machina”ya başvuruyor gözüktüğü için sevmeyenler de var sanırım, ama ben dizinin finalini de yeterli, ve tabii ki yeterlinin ötesinde güzel buluyorum, bunu da belirteyim. Spoiler verip yazının amacını aşmamak adına buna girmiyorum ama bu konuda tartışmak isteyenler yorumlarını bırakmaktan çekinmesinler lütfen, fikrinizi merak ediyorum.



Buraya kadar tüm geek’lerin merak edeceği yegane soruyu atladım çünkü zaten geek’seniz bu diziyi çoktan izlemişsinizdir, buna eminim. Yine de söyleyeyim: dizinin görsel atmosferi çok iyi (ki bilim kurguda bu benim için olabildiğince gerçekçi demek) tasarlanmış, gereksiz parıltılı ışıklı cihazlar yok, zaten Battlestar’ın eski teknolojiyle donanmış olmasından ötürü kirli ve pastel dokular hakim uzayın ortasında yol alan bu küçük metal gezegene. Silahlar mermi atan, gürültülü ve silah gibi duran silahlar. Cylon’ların centurion olanları (robot görünümlü askerler) metal iskeletlerinin ağırlıklarını hissettirecek şekilde gerçekçi ve korkutucu duruyor. Raider’lar uzayda patladığı zaman etrafa içlerindeki canlının kanı dağılıyor, ve evet bütün bunlarla beraber Battlestar Galactica benim gördüğüm en hoş ve gerçekçi uzay çatışmalarını barındırıyor; bu tarz sahnelerde alıştığımız abartılı seslere nazaran çok daha gerçekçi, bastırılmış ya da tamamen kısılmış sesler dev patlamalarla birleştiğinde çok daha etkileyici anlar ortaya çıkmış. Ayrıca Galactica'da yaşayanların kullandığı çoğu iki boyutlu obje (kağıt, resim çerçevesi, dosya gibi..) dikdörtgen değil altıgenden oluşuyor. Bu ve bunun gibi özenle hazırlanmış ayrıntılar bu karanlık ortamı her daim çeşitli ve ilginç kılmayı başarıyor.

Yazıyı bitirmeden önce, muhteşem müziklere değinmeden olmaz. Bear McCreary inanılmaz çeşitli tarzlarda yazdığı müziklerle dizinin bütünlük kazanmasını sağlamış. Hatta belli bir noktadan sonra dizinin de çok önemli bir parçası olan All Along The Watchtower’ı öyle bir coverlamış ki, bence orjinalinden güzel olmuş.

Daha fazla uzatıp kendi yazımda Hıncal Uluç tatları almaya başlamadan burada bitirsem iyi olacak. Karakterlere ayrı ayrı yer ayırıp yazmayı da planlıyordum ama yazının ilkokul kompozisyonuna benzememesi açısından içimdeki heyecanıma bir ket vurmanın iyi olacağı kesin. Eğer diziyi izlediyseniz, yorumlarınızı (gerek finali, gerek dizinin kendisi hakkında) bekliyorum. Eğer diziyi izlemediyseniz, bir an önce benim hezeyanlarımı okumayı bırakıp tüm seriyi bulmanızı ve başlamanızı tavsiye ederim.

16 yorumcuk:

elfenben dedi ki...

Gerçekten güzel bir yazı olmuş, hani her satırına katılınacak cinsten :) Sanırım Battlestar Galactica ve final bölümü söz konusu olduğunda içime sinmeyen tek nokta var, o da Starbuck.

---Bundan sonrası spoiler---

Bu "meleğimsi" açıklamayı pek sevmediğimi itiraf etmem gerek. Zira son ana kadar hep Starbuck'ın babasının dondurulmuş olan 7 numaralı cylon olduğuna, notaları bu sayede bildiğine, Kara'nın da bir tür melez olduğuna inanmıştım, bana çok "kolaya kaçılmış" bir açıklama gibi geldi bu melek konusu. Tabi ki senaristlerin takdirine kalmış şeyler bunlar, kaldı ki kendilerinin de açıklamaları var bu konuda, böyle bir şeyi hiç düşünmediklerini, 7 numaradan öylesine bahsettiklerini ve hayranları çılgıncasına yukarıdaki senaryoyu tartışmaya başlayınca çok şaşırdıklarını söyleyen :) Bunun dışında sanırım laf edebileceğim pek bir şey yok, üzerinden bunca zaman geçti, tadı hala damağımda :) bilmeyen herkese duyurmak lazım BSG'yi, izleyin izlettirin diye.

sacidu dedi ki...

battlestar galactica'ya başlarda ben de önyargıyla yaklaşmış ve izlememiştim. taytlı ışın kılıçlı adamlar veya garip gurup uzaylı yaratıklar olduğunu sanıyordum. cnbcede denkgeldikçe biraz biraz baktım ve baştan izlemeyerek ne kadar yanlış yaptığımı farkettim. şimdi caprica'yı izliyorum. geçen sene kaldığı yerden devam ediyor. yarın 10. bölüm var.

ksp dedi ki...

yazının başını okuyup aynı zamanda battlestar dan bir kareyi görünce nerdeyse daha fazla dayanamayıp kapatıyordum. :) neyse ki tam tersi beklediğim gibi bir yazı çıktı. Bilim kurgu ya şüpheyle yaklaşan herkesi içine çeken bir dizi. İzleyin izlettirin efendim..

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş bir BSG fanı olarak tekrar anılar canlandı gözümde desem yalan olmaz. Dizinin bazı bölümleri (özellikle grev zamanı olanlar) ile finali biraz hayal kırıklığı yaratsa da gönlümüzde yeri her zaman ayrı olacak. Özellikle Adama için sözlükte yazılan "yolda görsem selam durasım gelir" tanımı harika :)

Çavlan dedi ki...

ben finale de bayıldım aslında. diziyi ilk izlediğimde, özellikle starbuck'la ilgili kelimesi kelimesine elfenben (ilk yorum bırakan arkadaş) gibi düşünmüştüm, şimdi bir de burada spoiler vermemek için ayrıca girmeyeyim. ama umut'la beraber oturup ikinci kez izleyişimde (ki her bsg fanına tavsiye ederim, çok güzel oluyor, "ne kadar çok şey kaçırmışım ilk seferinde" diyip durdum şahsen ben) her nedense her şey eksiksiz, kusursuz, başka türlü olamazmış gibi geldi –belki başka türlü olmayacağını bildiğimden :p

şimdi rahat rahat "hayatımda izlediğim en iyi dizi" diyorum battlestar galactica için. hâlâ iki günde bir açıp açıp müziklerini dinliyorum, o derece.

şu an bir caprica var onun muadili olabilecek ama o da o kadar ender yayınlanıyor ki, daha sadece bir sezonu (o da alışageldiğimiz sezonların yarısı uzunluğunda) var, ocak ayını bekliyoruz öylece.

kıssadan hisse: izlemeyenler izlesin. izleyenler tekrar izlesin. so say we all.

bu yazı da, bsg'yle ilgili okuduğum en iyi yazı :)

even better than the real thing dedi ki...

Süper bir yazı, Umut'un blog alemlerine dönüşü muhteşem olmuş :D İyişallah devam eder bu, en azından haftada bir yazmanı bekliyoruz abi :) Benim için de tüm zamanların en iyi dizisi Galactica. Bitti biteli hayatımda bir boşluk var, Caprica'yla avunmaya çalışıyorum :] Ayrıca iyi bilimkurgu sevenlere Firefly dizisini öneririm, kanal iptal ettirdiği için yalnızca 1 sezon sürebildi ama çok iyiydi.

Persephone dedi ki...

Sanırım benim de her hafta ne olacağını merak etmeden, 'aman tanrım tahminim tutacak mı' 'aman yarabbi o da neydi' 'nolur kötü bitmesin, her şey açıklansın' diye lost'a bağlamadan oturup baştan, önyargısız izlemem gerekiyor. Çünkü hayatımın dizisi olmasına rağmen, final dendiğinde ağzıma ekşi bir tad geliyor. Starbuck, dünya ve başka şeyler konusunda tatmin olmadığın bir sürü şey vardı - ve şu anda hatırlamıyorum bile açıkçası.

Ama tabii yine de dizi şahane, hikaye inanılmaz, teması ve alt metni harika, müzikler anlatılmaz yaşanır, oyuncular müthiş, görseller mükemmel, yazı da süper :P

Bay Kavun dedi ki...

Felsefi açıdan izlediğim tüm diziler arasında beni en çok tatmin eden televizyon dizisi budur. Bu yapıtın din kavramını ve insanlar üzerindeki etkilerini ele alış şekli hayranlık uyandırıcı, hem de bunu bir ateist olarak söylüyorum. İktidar, politika, savaş, ve kadın-erkek ilişkilerini ne derece ustaca ve gerçekçi işlediğine değinmiyorum bile.

Bu güzel yazı için teşekkürler, ben de Galactica ile ilgili genel bir yazı yazmak istiyordum ancak tek bir yazıda analiz edilemeyecek kadar kompleks bir yapıya sahip olduğuna karar verip, sezonluk incelemelerde karar kılmıştım. Diziden bihaber olanlar içinse, bilimkurgu türünü sevmiyorsanız bile bu diziye mutlaka bir şans vermeniz gerektiğini söyleyebilirim.

kurşunkalem dedi ki...

tamam o zaman,izleyeceğim en yakın zamanda batlestar galacticayı :)

closet monkey dedi ki...

Ben de ben dee ((:

psamathides dedi ki...

battlestar galactica icin bilim kurgu demek onu tarif etmek icin en sıg tanımdır bence. " din , mitoloji , savas, adalet , ırkçılık , felsefe , barıs ..." üzerine yazılmıs ve oynanmıs en muhtesem görsel şölendir.
karakterleri ve bu karakterlere hayat veren oyuncuları konusunda resmen muhtesem bir tablo gibi ince ince işlenmiş bir tv yapımıdır. her bir karakterinin ayrı ayrı konularda ders verircesine oynadıgı sahneler hala gözümün önünde.lee'nin baktarın savunmasında söyledikleri , son beşlinin kim olduklarını fark ettiklerinde xo'nun yaptıgı konusma , cavil'in helen'e isyan edişi .. bunların tamamı muhtesem derslerle dolu inanaılmaz sahneler . Bir de bu dizide digerlerinde oldugu gibi kendinize taraf belleyemiyorsunuz . herkes haklı . insanlar haklı ama öte yandan cylınlar da haklı . adama haklı , roslin haklı , baltar haklı , zarek haklı , gaeta haklı , tyrol haklı , six haklı , cavil haklı , d'anna haklı .. kısacası bu dizide düşman yok . bu bakımdan girdiginim psikolojiyi size tarif etmem imkansız.

neyse 2 sene oldu bitireli bu diziyi. lakin yere göge sıgdıramayıp yerine bir tane dizi koyamadıgım tek yapım BSG dir. halk arasında galactica fanatigi sapıgı olarak da tanınırım . :)
sevgiler saygılar

Alice

Sabahattin Gencal dedi ki...

DUYURU
Bloglardan Seçmeler 24 Kasın 2010 günü ÖĞRETMENLER GÜNÜ özel sayısı olarak yayınlanacaktır.

Katkı sağlamak isteyenler, öğretmenlerimizle ilgili her türlü yazı ya da başka çalışmalarını
29 Ekim 2010 gününe kadar Bloglardan Seçmeler'e gönderebilirler.

İlgi göstereceğinizi umuyorum.

Sevgi ve saygılarımla

Sabahattin Gencal

Telekinesis dedi ki...

Depresif havasını hiç kaybetmedi. O yüzden zevkle izledim. Bunalım havası çok iyi oyunculuklar ile yansıtıldı. Final nedense final diye buruk kaldı.

''So Say We All''

sacidu dedi ki...

caprica 1,5. sezon başladı, 10. bölümü izledim ben. 8 bölüm daha görünüyor aralıksız olarak.

http://tvcountdown.com/s/caprica

fcn dedi ki...

so say we all.

Taha dedi ki...

"Hayatta izlemeyeceğim bi dizi" diyordum BSG için; ta ki birkaç ay önce bu yazıyı okuyana kadar. Tam 1 saat önce dizinin finalini izledim ve bitirdim. Hayatımda izlediğim en iyi dizilerden biriydi. "Bilim kurgu" diyerek kısıtlamak istemedim çünkü bu dizi o kadar geniş ve farklı bir içeriğe sahip ki... Büyük ihtimalle ileri bir zamanda tüm diziye baştan başlarım. Bir BSG daha zor gelir bu dünyaya çünkü. Son olarak: So say we all!