29 Haziran 2010 Salı

Daddy Long Legs

Çocukken yazlıkta geçirdiğim ve okulların açılmasını hevesle beklediğim bir yaz (hevesle bekliyorsam okula hiç gitmemişim, bu mantıkla 7 yaşında olduğum sonucu çıkabilir!) TRT'nin her gün bir bölümünü gösterdiği bir animeye aşık olmuştum. Aklımda adı yıllarca "Uzun Bacaklı Adam" olarak kalmış bu çizgi film, yetimhanede büyüyen, fakat lise çağına geldiğinde isminin açıklanmasını istemeyen bir hayırsever tarafından yatılı bir liseye gönderilen Judy isimli, saçları Pippi Uzunçorap'a fena halde benzeyen (kızıl, örgülü, örgüler havada) tatlı bir kızın lise yaşamını anlatırdı. Tatil bitti de benim İstanbul'a (ve okula) mı dönmem gerekti, yoksa TRT mi birdenbire -dizinin sonunu göstermeden- yayını kesti bilemiyorum, ama sonunu izleyememiş ve çok ama çok üzülmüştüm. Garip gelebilir bu ama, geçen yıllarda ara ara aklıma geldi bu anime ve deli gibi merak ettim nasıl bittiğini.

Tam da bu nedenle, geçen hafta çook büyük bir tesadüf eseri bu animenin uyarlandığı romanla karşılaşınca deli gibi sevindim. Evet bir çocuk kitabı bu (aslında young-adult türüne de dahil edilebilir, Türkçe 'ilkgençlik' mi işte ne deniyorsa), ama sanırım zamanında çizgi filmine bayıldığım için çok keyif aldım ben okurken. Çocuğunuz varsa mutlaka okutun ona bu romanı diyorum o yüzden, ya da benim gibi animeyi yarım yamalak hatırlayanlardan ve sevgiyle ananlardansanız da mutlaka okuyun, hatta konuyla ilgili hiçbir fikriniz yoksa bile okuyabilirsiniz. Çocuk kitabı olabilir ama çok eğlenceli.

Kitabın konusu da şöyle: Eski usül yönetilen bir yetimhanede büyümüş olan 17 yaşındaki Jerusha Abbott'ın adı, yetimhanenin müdürü tarafından kendisine dini bir mezar taşından (Jerusha) ve telefon rehberindeki rastgele isimlerin arasından (Abbott) verilmiştir. Aslında 15 yaşına geldiğinde yetimhaneyi terk etmesi gerekmektedir, ama onu alan koruyucu aile çıkmamıştır. John Grier yetimhanesinin yönetimi de, yetimhaneyi temizlemesi, çocuklarla ilgilenmesi gibi işler karşılığında, Jerusha'nın orada kalmasına izin vermiştir. Bir gün yetimhaneye bağışta bulunan, bazı çocukları da okutan hayırseverlerden biri Jerusha'nın yazdığı (yetimhaneyle dalga geçen) bir kompozisyonu okuyup çok beğenince, kızımızı 4 sene boyunca üniversitede okutmaya, eğitim masraflarını karşılamaya, her ay da özel bir harçlık göndermeye karar verir, fakat bazı şartları vardır.

Öncelikle Jerusha kendisinin kim olduğunu, adını sanını bilmeyecektir, asla da görüşmeyeceklerdir. John Smith diye bir takma isim bulur kendine ve Jerusha'nın bu isme her ay mektuplar göndermesini ister. Okuluyla, dersleriyle, yeni yaşamıyla ilgili düşüncelerini yazacaktır Jerusha, ne de olsa yazar olmanın yolu bolca pratik yapmaktan geçmektedir, evet, gizemli hayırseverimizin emeli, Jerusha'nın bir gün başarılı bir yazar olmasıdır. Ve de hiçbir mektuba cevap yazmayacaktır. Böylece kahramanımız üniversiteye başlar, nefret ettiği Jerusha ismini Judy'e çevirir, daha önce hiç tatmadığı bir özgürlükle yaşamaya, yutarcasına kitaplar okumaya, yeni arkadaşlar edinip yeni şeyler öğrenmeye başlar, bu arada da yetimhaneye geldiği gün bir anlığına duvardaki gölgesinden ne kadar uzun bacakları olduğunu gördüğü için Daddy-Long-Legs lakabını taktığı gizemli kurtarıcısına düzenli olarak mektup yazar. İşte kitap da, Judy'nin mektuplarından oluşur.

Bu arada başlığı İngilizce, kitabın orijinal adıyla attım, çünkü:

1. Benim okuduğum baskısında (İş Bankası Kültür'den çıkmış, şuradan bakabilirsiniz) kitaba "Bir Gençlik Masalı" adı verilmiş. (Niye ama?)

2. Aynı baskıda, her mektupta kullanılan bu hitap şekli her nedense "Uzun Bacaklı Dede" olarak kullanılmış. "Dedeciğim" falan diyor Judy sürekli. (Niye dede? Niye? Gerçi 'baba'dan iyidir bir anlamda ama... Ay bilemedim.)

3. İnternette ufak çaplı bir araştırma yapınca, "Uzun Bacaklı Baba" adıyla da Türkçe basıldığını öğrendim, Ütopya yayınevinden. Ona da buradan bakabilirsiniz. Yine de bu birebir çeviri bile tam karşılamıyor, çünkü bu hitabın esprisi, Daddy Long-Legs diye de bir örümcek türünün olması. Judy durup dururken adama 'baba' demiyor yani. Yalnız Türkçe nedir o örümceğin adı, hiçbir fikrim yok.

4. Eski baskılarından birinde (yayınevini bulamadım) kullanılan başlık "Örümcek Dede"ymiş.

5. 1960'larda Doğan Kardeş "Leylek Dede" ismiyle basmış ki bana kalırsa en iyisi oymuş.

6. Animesinin adı da "Judy ve Uzunbacak" diye çevrilmiş, onun orijinali de "My Daddy Long Legs" imiş, ki ona da şuradan bakıp anıları yad edebilirsiniz.



Bir de alıntıyla, Judy'nin Uzunbacak'a yazdığı ilk mektupla bitireyim bu yazıyı (belki bunu görünce ne kadar tatlı ve komik olduğunu anlayıp, çocuk kitabı falan dinlemeden gidip kitabın tamamını okursunuz diye!):

24 Eylül

Sevgili Yetimleri-Üniversiteye-Gönderen-İyi yürekli-Beyefendi,

İşte geldim! Dün trenle dört saatlik bir yolculuk yaptım. Tuhaf bir duygu gerçekten. Daha önce hiç trene binmemiştim.

Üniversite binası çok büyük ve büyüleyici. Odamdan ne zaman çıksam kayboluyorum. Şu şaşkınlığımı üzerimden atayım, size burayı anlatacağım, ayrıca derslerim hakkında da yazacağım. Dersler pazartesi sabahı başlayacak; bu mektubu size cumartesi akşamı yazıyorum. İlk günüm hakkında size bilgi vermek istedim.

Tanımadığın birine mektup yazmak insana tuhaf gibi görünür. Benim için ise mektup yazmak başlı başına tuhaf bir durum - bugüne kadar yazdığım mektup sayısı dördü geçmez. Bu yüzden mektupları uygun şekilde yazamazsam kusuruma bakmayın. Dün yola çıkmadan önce Bayan Lippett benimle çok ciddi bir konuşma yaptı. Bundan böyle yeni yaşamımda nasıl hareket etmem, özellikle de bana bunca iyilik yapan beyefendiye karşı nasıl davranmam gerektiğinden söz etti. 'Çok saygılı' bir kız olmak için elimden geleni yapacağım.

Ancak adının John Smith olarak bilinmesini isteyen bir kişiye karşı nasıl saygılı olunabilir ki? Biraz kişiliği olan bir takma ad seçemez miydiniz? Sevgili At Yuları ya da Sevgili Çamaşır İpi'ne de yazıyor olabilirim.

Bu yaz sizin hakkınızda çok düşündüm; geçen onca seneden sonra birisinin benimle ilgilenmesi kendimi sanki bir ailem varmış gibi hissetmeme yol açtı. Sanırım artık birilerine aitim ve bunu bilmek içimi rahatlatıyor. Yine de söylemeden geçemeyeceğim, ne zaman sizi düşünsem sanki kafam duruyor. Çünkü hakkınızda yalnızca üç şey biliyorum:

I. Uzun boylusunuz.
II. Varlıklısınız.
III. Kızlardan nefret ediyorsunuz.


Sizi Sevgili Kızlardan-Nefret-Eden-Beyefendi diye çağırmam gerektiğini düşünüyordum. Ancak bu bir şekilde bana karşı bir hakaret olur. Kızlardan nefret ettiğinizi sık sık tekrarlamak istemiyorum. Ya da Sevgili Zengin Beyefendi de diyebilirim, fakat bu da size karşı bir hakaret olur, sanki sizinle ilgili tek önemli şeyin paranız olmasıymış gibi. Üstelik varlıklı olmak yüzeysel bir özellik. Bütün yaşamınız boyunca varlıklı olacağınızı kim bilebilir ki? Wall Street'te bir sürü iş adamı iflas ediyor. Yine de en azından yaşamınız boyunca uzun boylu biri olarak kalacaksınız! İşte bu yüzden size Uzun Bacaklı Dede demeye karar verdim. Umarım bunu sorun etmezsiniz. Bu, özel bir hayvana verilen ad - bundan Bayan Lippett'a bahsetmeyelim.

İki dakika içinde, yani saat onda zil çalacak. Günlerimiz zillerle bölümlere ayrılıyor. Yine ziller aracılığıyla yemek, uyku ve çalışma saatlerimiz ayarlanıyor. Bu gerçekten çok yararlı bir uygulama. Kendimi asker gibi hissediyorum. İşte çalıyor! Işıklar söndü. İyi geceler.

Kurallara nasıl harfi harfine uyuyorum, görüyorsunuz - bunu John Grier Yurdu'nda aldığım eğitime borçluyum.

Sonsuz saygılarımla
Jerusha Abbott

15 yorumcuk:

kişisel depresyon anları dedi ki...

çizgisini de severek izlerdim. geçtiğimiz aylarda ise, Korelilerin bu filmi uyarlamasını izledim. genel anlamda aslına sağdık kalmaya çalışmışlar,ufak bir ekstraylada, drama dozunu biraz arttırmışlar... bu arada filmin 1955 ABD yapımı müzikalide gayet eğlenceli... bir kaç uyarlama da olduğunu gördüm.
ama belirtmeliyim ki çizgisi kadar akılda yer edici değil...

thalassapolis dedi ki...

Nasıl anlatsam bilmiyorum ki sizinle aynı şeyleri hissetmişiz bende çok severek izlerdim ve uzunca bir süre da unutamamıştım sonunu izleyemedim bende çünkü tatile gitmiştik ama animesi çok güzeldi bir anda o günlere gittim yılı yanlış hatırlamıyorsam 90 ya da 91 bu güzel anımı canlandırdığınız için teşekkür ederim

Judy Abbott dedi ki...

Şu hayatta ennn sevdiğim animedir , zaten avatarımdan ve de mahlasımdan belli:)) 1991 yazında yayınlanmıştı, TRT'nin yaz tatili ekranında. Son bölümleri okulların açıldığı haftaya denk düşmüştü, okuldan eve koşa koşa gelip izlemiştim ben de. Yıllar sonra da dvd'sini bulup getirttim, defalarca izledim:))

Kitapla anime arasındaki en büyük fark, kitapta Jerusha üniversiteye giderken animede liseye devam ediyor. Judy-Jervis aşk teması da daha baskın animede (eh, buna da itirazımız olamaz değil mi? :) ) Sonu da çok şahane animenin, (dikkat spoiler)
Judy mezuniyet töreninde konuşma yaparken tüm okula bir yetim olduğunu itiraf ediyor! Sonra da New York'a Uzunbacak Baba'yı bulmaya gidiyor, tabii o aslında Jervismiş:))

Kitabın bir de devamı var : MY DEAR ENEMY. Ben ingilizcesini okudum, Türkiye'de de geçen yıl yayınlandı , bu kitapta da Sally, John Grier Yetimhanesinin başına geçip yetimhaneyi adam etmeye çalışıyor ve bu sefer Sally'nin Judy'e yazdığı mektupları okuyoruz. Bu da çok zevkli bir kitap, tavsiye ederim.

mit dedi ki...

Uzun Bacaklı Baba :) Kız kardeşimle severek izlerdik biz de... Ben o zaman ilkokul 3 ya da 4'teydim. Sonunu izleyemediğimiz için çok üzülmüştük biz de. Geçmişe çıkardığınız bu yolculuk için teşekkürler.

filmcankisi dedi ki...

ahh bende çok severdim! 9 yaşındaydım galiba ve biz de yazlıktaydık, o yazı hiç unutamıyorum daha birsürü nedenden :)) çok tuhaf bizim nesil tam böyle 80-85 arası doğumlular bayılmış bu animeye hayatlarımızda yer etmiş resmen,oysa yani tek bir yaz gösterilmiş trt'de ne garip!

kitabı olduğunu, roman uyarlaması olduğunu bilmiyordum, açıkcası çok sevindim ve evet, koskoca yetişkin olmama ragmen gidip alıp okuyacağım mutlaka!!! çok güzel anlatmışsın çavlan ayrıca judy'nin ilk mektubunada bayıldım :d

Euphoric dedi ki...

Bu post için yedi milyon kez teşekkür ediyorum. Küçükken en sevdiğim çizgi filmdi ama hayal meyal hatırlıyorum.
İdefixte iş bankası yayınından çıkan tükenmiş, diğerini okurum ben de.
Judy Abbott sana da ayrıca teşekkür, ikinci kitabı da okuycam hemen. Çok mutluyum ama spoiler vermeseydin keşke :)))

Joey Potter dedi ki...

Okulların açılması yüzünden ben de sonunu izleyememiştim. Ama benim de çok sevdiğim animeler arasında yer alır. Jervisi falan hatırlamıyorum ama Juddyi çok net hatırlıyorum. Bir de o Kore filminin sadece adının esinlendiğini sanmıştım. İzleyeceğim en kısa zamanda.

Aslı dedi ki...

Bir an çocukluğuma döndüm ben de:) En kısa sürede orjinalini getirtip okuyacağım. Hatırlatma için teşekkürler...

evvah dedi ki...

vay canına!!! ne zaman candy'den sailor moon'dan falan bahsetsek bu animeyi yarım yamalak bir şekilde tamamlanamayan olarak hatırlarız biz de ailecek:):) ablamlar çok severdi biz de uzun bacaklı adam diye hatırlıyoruz,,, ama sadece bir sefer yayınlaması ve o dönemin çocuklarının hepsinde iz bırakmış olması çok güzel bence, hatta şöyle bir slogan bile atabilirim yaşasın tek kanal yaşasın trt :P:P !!!! dönemin çocuklarına ortak bir kültür sağlamış, çok derin düşünmeden olaya bakınca hoş geliyor kulağa (hatta hep kullanmak istediğim şu tabir için tam yeridir "sounds like fun" :P)

ve sana da bin teşekkkür

fafatuka dedi ki...

merhaba arkadaşlar,

yazı yayımlananlı bir ay olmuş, sormakta biraz geciktim :P ama bir bilen çıkar belki diye şansımı deneyeceğim yine de. bir çizgifilmin adını arıyorum arkadaşlar, o da Judy gibi trt'de bir yaz yayımlandı ve bi daha izini tozunu gören olmadı. ne kadar aradıysam bir türlü bulamadım, hatta judy abbott'un bloguna da baktım,ama yok.

şimdi size filmi anlatayım biraz. tahminimce 90'lı yılların ikinci yarısı yayımlandı, 97 yazı olabilir mesela ama emin değilim. filmde iki kız arkadaş başrolde, ev arkadaşıydılar galiba, ve polistiler yanlış hatırlamıyorsam. birinin saçları uzun, birinin kısa, küt gibi. kısa saçlı olan kız biraz daha deli dolu falan. sonra bir çocuğa aşık oluyor, çocuk da ona, ama bir türlü itiraf edemiyorlar. bunlar uzun sopaların kullanıldığı bir çeşit uzak doğu dövüş sporu da yapıyorlardı galiba. filmin sonunda sanırım çocuğun başka bir yere gitmesi gerekiyordu, kız son anda havaalanına yetişiyor, aşklarını itiraf ediyorlardı falan.

biliyorum, çok açıklayıcı olmadı,ama bilen biri çıkmaz mı aramızdan acaba? filmi benim uydurduğuma inanacağım neredeyse...

Euphoric dedi ki...

bilemedim

fafatuka dedi ki...

bu film bende alacakaranlık hikayeleri gibi kalacak anlaşılan, böyle bir animasyon var mı yok mu, var mı yok mu? :)

zehra dedi ki...

fafatuka itafen Taiho shichauzo!" (1996)istedğin anime bu sanırım 2yıl sonnra gelen cevap..))"

Jeane dedi ki...

Bugün sahaf festivalinde ilk baktığım tezgahta gördüğüm ilk kitap Leylek Dede'ydi ve hemen aldım heyecanla. Bir an önce de buraya yazmak istedim çünkü bu yazıyla öğrenip de merak etmiştim kitabı. :)

ışın güner Tuzcular dedi ki...

Ben "örümcek dede" baskısını okumuştum:)) Kuzenimin kitabıydı, babamlarda hala duruyor sanırım.