20 Mayıs 2010 Perşembe

Lost 6.16: What They Died For



Bu bölümde, Jacob'ın karakterlerimizi aday olarak seçmesinin ve adaya getirtmesinin nedeninin, uçak kazasından önce, 2004 yılında Lostie'lerin yalnız olmaları, son derece boktan yaşamlar sürmeleri, Jacob gibi gibi “kusurlu” olmaları olduğunu öğrendik. Lakin hepimiz Jacob'ın karakterlerimizi çok daha uzun süre önce ziyaret ettiğini, onları şu garip dokunuşlarıyla şenlendirerek karakterleri yalnız olmaya, mutsuz olmaya, kusurlu olmaya mahkum ettiğini biliyoruz. Jacob'ın pasif bir gözlemci olmadığını, karakterleri çocukluklarından beri gözlediğini ve bilinçli bir şekilde müdahele ederek, o hayatları kendisinin piç ettiğini biliyoruz. Jacob’ın müdaheleleri olmadan, karakterlerimiz bu kadar kusurlu olmazdı. Jacob pisliğin teki diyorum, ama kimse inanmıyor. Bu da ya Jacob’ın ne kadar pislik olduğuna bir örnek daha, ya da yazarların yaptığı bir süreklilik hatası. Bir ihtimal daha var; aslında LA X’teki yaşamların, Jacob’ın dokunmadığı hayatlardan oluşan bir gerçeklik değil de, tamamen başka bir şey olduğu, adayların flashback’lerinde gördüğümüz çocukluklarındaki Jacob-dokunuşlarının aslında hiçbir anlamının olmadığına işaret eden ihtimal. O zaman tek gariplik, Jacob’ın adayları niçin çocukluklarından beri gözlemlediği olacak, finalde olayları nasıl bağlayacaklarına bağlı olarak görmezden gelinebilecek bir gariplik olabilir bu da.

Jacob'ın, adanın ışığını korumaya layık gördüğü belli başlı insanları adaya çekebilmek için yıllarca uğraş verdikten sonra, bu insanları ateşin başına oturtup durumu "açıkladığı" sahne, Lost tarihindeki en hayalkırıklığı uyandırıcı sahne olmaya aday benim gözümde. Yazarların seyirciye takıldığına, aslında her şeyi finale sakladıklarına inanmak istiyorum. Öyle ya da böyle, çok uzun zamandır bu seçilmiş insanların, onları seçen güç tarafından aydınlatılacağı buluşma bekleniyordu, genel yapıya bakacak olursak çok da önemli bir olaydı bu, ve yine geçiştirilmiş hissi yarattı bende. Jacob, bizim yaşadığımız gerçeklikte hiçbir insanın cevap diye kabul edemeyeceği kadar muğlak terimlerle konuştu ve özet olarak da şunu söyledi: Tüm insanlığı tehdit eden korkunç bir varlık var ortada, Jacob'ın görevi de, bu varlığın adadan kaçıp gezegene kötülüğü yaymasını engellemek. Bir de ışık var işte, içindeki su ab-ı hayat mı, zehir mi, ballı süt mü belli değil, ama korunması gerekiyor falan filan.

Karakterlerimiz, Jacob'a Tanrı muamelesi yapıp "peki ama dünyadaki kötülüklere neden izin verdin, neden bizim hayatımızı piç ettin, bühü" şeklinde çemkirmek sayılmazsa doğru dürüst bir soru sormadılar. Öyle bir durumda insan dediğin, "Nesin sen, özel güçlerin falan mı var, neler oluyor burada, ada ne, adanın kalbi dediğin korunması gereken o ışık da neymiş, ayrıca nasıl koruyacağız ki onu" gibi birkaç şey sorar en azından, oysa sordukları sorular "Ne kadar sürecek bu görev"den öteye gitmedi (ki ona bile doğru dürüst yanıt alabildikleri söylenemez). Bu kadar meraksızlık, bezginlik ve kabullenmişlik biraz fazla geliyor bana. Gerçi Lost'un tarzı bu, inanılır diyaloglar yazmak hiçbir zaman güçlü oldukları bir alan olmadı yazarların, dizinin karakterleri de ta en başından beri etraflarında olup biten akıl almaz, çılgınca şeylerin ne olduğunu merak etme konusunda insanca tepkiler göstermeye meyilli değildi. Ve de dizi bitmek üzereyken bundan şikayet etmenin pek bir anlamı yok, en iyisi çok da takılmamak o yüzden. Ama sonuç değişmiyor: bölümün isminde geçen soru kesin bir şekilde yanıtlanmadı, Jacob da, daha önceden bilmediğimiz hiçbir şey söylemedi bu ateş başı buluşması esnasında.



Mağaradaki isimler ve isimlerin üzerindeki çizgilerin Jacob tarafından "Tebeşirden başka bir şey değil" şeklinde açıklanması (Kate'e "Eğer istersen iş senindir" dediği sahne), tıpkı sayılar ve fısıltılarda olduğu gibi, şu sözde cevapların nasıl da yeni sorular doğurduğuna, hatta bazen cevap bile olmadıklarına bir örnek bana kalırsa.

Jack'in adanın koruyuculuğu görevine geçmesi, beni ciddi ciddi şaşırttı diyebilirim, belki de sezonun başından beri böyle olacağı çok bariz olduğu için. Aslında Jack’in gönüllü olması, altıncı sezondaki karakter gelişimiyle son derece uyumlu gidiyor. Locke’ın bir zamanlar kendi kendisine biçtiği rolü almaya hazır, adanın gücüne artık inanıyor, vs. Yine de hâlâ bizi şaşırtacakları umudumu yitirmiş değilim, örneğin dizinin sonunda (tabii ada yok olmayacaksa ve hâlâ bir koruyucuya gereksinim olacaksa) bu görevi Hurley'nin devralması çok hoş olur. Bunun nedeni de, Jack’in boynundan alacağı bir yarayla ölmesi olabilir mesela; sezonun ilk bölümünde LA X'teki Jack'i, aynada boynundaki yaraya boş boş bakarken görmüştük, aynısı bu bölüm de oldu. O yara belki de adadaki Jack'in ölmek üzereyken alacağı yara, LA X'te görünmesi de, iki evrenin birbirine sızdığının işaretlerinden biri. Gerçi şimdi okunup üflenmiş (!) suyu içtiğine göre ölümsüz oldu herhalde Jack. Hmm.

Lost tarihindeki en esrarengiz karakterlerden biri olan Charles Widmore öldü, biz onunla ilgili hiçbir şey öğrenemeden (Bu arada Zoe de öldü ve kendisi bana göre Ilana'dan da, hatta hatta Nikki'yle Paulo'dan da daha lüzumsuz bir karakter olduğu için gayet iyi oldu). Widmore'un ölüm şekli çok havalıydı, ancak finalde onunla (ve Ben'le ilişkisiyle) ilgili bir şeyler öğrenemezsek ciddi hayal kırıklığına uğrayacağım, başından beri düşmanlıkları da, Widmore'un karakteri ve amaçları da çok ilginçti çünkü.

Ben gerçekten de eski haline mi döndü şimdi? Dr. Linus bölümünde ödediğini gördüğümüz kefaret boşa mı gitti? Bütün sezonu, Ben’in aslında ne kadar iyi bir insan olabileceğini, Jacob’ı öldürdüğü için gerçekten pişman olduğunu, sezonun sonunda da kendi hayatını feda ederek ne kadar pişman (!) olduğunu göstereceğini düşünerek izledim. Ben'in aslında tüm karakterlerden daha çok karanlık tarafta olduğuna inanıyorum gerçi, ama aynı şekilde sadece ve sadece kendi çıkarlarına çalışacağına da inanıyorum. Widmore'u öldürmesi anlaşılırdı belki, ama durup dururken Flocke için çalışmaya başlaması anlaşılır değil, hele hele bütün sezon Ben'in nasıl da iyi bir adam olmaya çalıştığını izlemişken biz. Hele hele tam Flocke’a teslim olmadan önce, özel olarak Widmore’un telsizlerini isteyip, birini Miles’a vermişken. Hele de şimdi Flocke adayı yok etmek üzerine olan yedek planını uygulamaya sokmak üzereyken -ne de olsa kendisine yardım ettiği için ödül olarak Ben’e “ada”yı vereceğini söylemişti, ada yok olursa bu ödülü vermek mümkün olmayacağından, Ben'in başından beri istediği şey de ada olduğundan, Flocke’a adayı yok etmek için yardım etmesi pek mantıklı olmaz gibi. O yüzden büyük ihtimal başka bir planı var Flocke'la ilgili diyorum.


Bu haftaki "tanıdık yüzler korosu"nun başında Ana Lucia ve Danielle vardı.


Flocke ve Locke.


Ben ve Alt-Ben

Desmond'ın kaçmasına kim yardımcı oldu? Sayid onu kuyunun dibinde bıraktığını söylemişti, Sayid'in ardından birisi/birileri gelip Desmond'a bir ip atmış ve onu kuyudan çıkarmış gibi görünüyor. Benim tahminim: Rose ve Bernard. Böyle düşünmemin tek nedeni, adada başka kimse kalmamış olması :)

LA X’te gerçekleşmek üzere olan müzedeki bağış gecesine -elbette Desmond’ın yardımlarıyla- Jack, Jack’in eski karısı (Juliet olsun lütfen o!), Kate, Claire, Charlotte, Miles ve kimbilir daha kimler katılacak. Jack, Kate’i minik siyah elbise içinde görünce mi bir şeyler hatırlayacak acaba? Ya Hurley, Sawyer ve Sayid’i nereye götürdü? Locke, Sun ve Jin bu buluşmaya hangi anda dahil olacak? Nedir tam olarak Desmond’ın planı acaba, tüm karakterler adayı ve bilindik zaman çizgisini anımsayınca ne olacak ki? Pozitif düşünce yoluyla adayı okyanusun dibinden mi çıkartacaklar? Adadaki zaman çizgisine dönerek, insanlığı kurtarmak için mutluluklarını (Locke, Faraday, Charlotte ve Ana Lucia gibi karakterlerin durumunda, hayatlarını) feda edip insanlığı mı kurtaracaklar? Açıkçası, şu an Flocke ve kahramanlarımız arasında olacak savaştan, adadaki ışıktan, adanın gardiyanlığından, hatta adanın akıbetinden çok, bütün sezon boyunca izlediğimiz yeni zaman çizgisinin ne olduğunu ve ana hikayeye nasıl bağlanacağını merak ediyorum.

What They Died For, ayrı bir bölümden çok, uzun bir finalin ilk 40 dakikası gibiydi, bende "aa bitti mi, daha yeni başlamıştık" hissiyatının oluşmasına neden oldu. Üstelik bana göre Lost tarihinin gelmiş geçmiş en acemice ve amatörce yazılmış sahnesini (ateş başı sohbeti) de içeriyordu. Ama Across the Sea'den sonra ilaç gibi geldiği de bir gerçek. Karakteri son iki sezondur harcanan Ben'in dönüşüne ev sahipliği yapan bölümdü, LA X öyküsü çok heyecanlıydı, aksiyon dozu fena değildi, hepsinden önemlisi de final öncesi gerektiği gibi tüm taşları satranç tahtasının üzerine ustaca yerleştirebildi. Bu durumda 4 üzerinden şık bir 3 veriyorum kendisine. Hadi artık, final gelsin. Çok güçlü bir sonun mümkün olduğunu, ama bunun, yapımcıların her şeyi uzattıkça uzatmayı, muğlaklaştırdıkça muğlaklaştırmayı bırakmaları ve çok ama çok hızlı bir tempoyla sezonlar boyu ortaya attıkları gizemleri seyircinin zekasını küçümsemeden toparlamalarıyla mümkün olacağını düşünüyorum. Yapmaları gereken çok şey var, ama pek zaman kalmadı. Umarım beni şaşırtırlar.



28 yorumcuk:

tyler78 dedi ki...

Bana da finalde büyük hayalkırıklığı yaşayacakmışız gibi geliyor. Bizi şok edecek ve sorularımızın çoğunu cevaplayacak birşey beklemiyorum. Beklentilerim o kadar düştü ki. Yani finalden bir önceki bölüm ya. Biz nasıl hala soru çıkarabiliyoruz bu bölümden. İnsaf ya.

Final bölümünde bence savaş falan olacak. Dizinin 1500 tane söküğü varsa, anca 10 tanesini falan bağlayacaklar. Sonra da soru soruyu doğurur deyip geçecekler.

Supernatural'ın sezon finalinden: Klavyesi olan herkes bir başlangıç yazabilir ama sonlar imkansızdır. Tüm yarım kalmış işleri bağlaman gerekir ama bunu hiçbir zaman başaramazsın.

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Yapımcılar zaten finalde de kesin bir cevap olmayacağını ve bir sürü teori doğacağını söyledi. Buradan çıkaracağımız sonuç bir sürü noktanın cevapsız kalacağı ve cevapları kendi kendimize bulmamız gerektiğidir.

pharaoh dedi ki...

Richard'la ilgili hic yorum yapmamissin?? Kendisini son gorusumuz olmamasini umuyorum..

Çavlan dedi ki...

tyler78, evet öyle olacak gibi görünüyor maalesef... supernatural'da bu gayet doğru replik geçti ama, kendisi yarım kalmış işleri güzelce bağlamayı başardı bana kalırsa :) bir tek chuck tanrı mıydı neydi emin olamadım, ucu açık bırakılabilecek, yorumu seyirciye bırakılabilecek bir şeydi o da bence, hoş olmuş.

ata ismet özçelik, bu herhangi bir dizi olsa, yanıtların ve yorumların çoğunun seyirciye bırakılacak olması beni bu kadar rahatsız etmezdi. ama bu dizi lost, ilk günden beri izleyicisinin ilgisini ortaya bir gizem atarak canlı tutmuş olan, sezon finallerinde üç olayı çözmüşse, ortaya yedi yeni soru atarak reyting'leri yükseltmiş olan bir dizi. pek çok kişinin bu kadar sezondur canla başla izlemesinin nedeni, günün birinde neler olduğunu etraflıca öğrenebilme umudu. -ama tabii üstte saydıklarımdan lost'un tarzının bu olduğu, cevapları vermekte değil, soruları sormakta başırılı olduğu, ve dizinin finalinde de şimdiye kadar gördüklerimizin tekrarlanacağı, başka bir şey beklememizin saçmalık olduğu sonucu da çıkabilir :)

pharaoh, richard'ın finalde bir yerden ortaya çıkıp aksiyona katılma ihtimali var ama, bana büyük olasılıkla ölmüş gibi geliyor. bir de onun öyküsüyle zaman harcamasınlar finalde. herkes tek tek ölüyor zaten, sayıyı şaşırdım artık.

even better than the real thing dedi ki...

Yine süper bir inceleme. Jacob'ın söylediği yalanı farketmemiştim, yazıyı okuyunca cidden yahu dedim, Jacob adayları kusurlu oldukları, sefil durumda oldukları için filan seçmiş olamaz, neticede onların bu hale gelmesinin nedeni kendisi. Yalan söylediğini zannetmiyorum, senaryodaki binlerce eksiklikten ve hatadan biri bence.

Kate'le ilgili tahminlerimiz doğruymuş, aslında adaylıktan atılmamış :) Yalnız hoşuma gitmedi bunun açıklaması. Eğer o sadece bir tebeşirse, örneğin Flocke Kate'i öldürebilir miydi isteseydi, adayları öldürememe kuralı Kate üzerinde işler miydi, işlemez miydi? Ben de şimdi kendi kendimi aday yapabilirim o zaman, tek gereken kutsal sudan içmem. Eğer isimlerin üzerine atılmış çizgiler sadece tebeşirden ibaret çizgilerse, onların yanındaki sayılar da "sadece birer sayı". Oysa sayıların neler yapabileceğini gördük, hiç mantıklı değil.

Ateşin başındaki konuşma sahnesi ve Jack'in yeni Jacob olması sahnesi kıçımla güldüğüm, inandırıcılıktan uzak ve embesillerin yazdığı diyaloglarla örülü sahnelerdi. Eğer bu kadar iyi oyuncular ve Giacchino'nun enfes müzikleri olmasa, Lost bir çocuk dizisi gibi görünürdü.

Ben de Ben'in aslında başka bir planı olduğuna ve Flocke'a ihanet edeceğine inanıyorum, hatta kendini feda edeceği teorin hala doğru bence. Yanlız Richard'ın öldüğüne inanmıyorum, bu kadar kolay olmamalı, üstelik ölümsüzlüğü ne zaman uçup gitti? Bence Miles'la birleşip bizimkilere katılacaklar son bölümde.

Sizi bilmem ama ben sabahlıyacağım final için, sonra da buraya gelip demediğim lafı bırakmam herhalde :D Beklentim kalmadı artık, yine de heyecanlanıyor insan, 6 senelik bir televizyon fenomeninin bitişine tanıklık edeceğiz ne de olsa.

evvah dedi ki...

benim takıldığım ve ilginç bulduğum diyalog desmond'ın lockeu vazgeçirmeye çalıştığını söylemesiydi. saçma diziye saçma bi teori düşündüm şimdi :)
acaba locke'un bedeninde onun hayatını mı yaşamaya başladı flocke ve diğer karakterler de flockeun yarattığı sahte bir yaşamın mı içindeler, flockeun vazgeçmesiyle bişeyler değişecek,adamcağızın yıllardır hayalini kurduğu tekrar insan olmak ve adadan ayrılmak ne de olsa :)bi de Ben'in duman olup süzülmek dururken neden yürüyorsun sorusu pek güzeldi :)ve flockun yürümenin insan olduğu zamanları hatırlattığını söylemesiyle zorlama bir çabayla La X deki locke'un jack in tedavisini kabul edip yürümek istemesini bağlayabilir miyiz acaba :) :D bi de hurley ana luciayı tanıdı demek ki tamamen kurtuldu ya da hatırladı diyelim , richarda üzüldüm ama "rise of the Ben" bu üzüntüyü unutturdu. desmondın hiç telaşlı olmayan herşeye hakim ve fazlasıyla herşeyin farkında bir havada gezinmesi sinirime dokunuyor ( bizim hala bişey bilmiyor olduğumuzdan dolayı bu sinirim galiba):D
ateş başı sohbetinin kusulası olması dışında keyifli bir bölümdü, danielle'i saçı temiz görmek de güzeldi ama yüzünü kapatan saç modeliyle çok da farklı bir havası yoktu :)

hmm bi de supernatural finalini sevip sevmeme konusunda kararsızım, aslında hep mal olan sam azcık reha yepremliği bırakıp adam gibi oyunculuk yapaydı güzel olabilirdi, michael da lucifer da ezik oyunculuklar içinde çok sıradan bir finale sebep oldular bence,
halbuki jacob kılığndaki Mark Pellegrino'nun Gabriel'le karşılaşması ne kadar müthişti peh yazık oldu :)

Persephone dedi ki...

Yeni Jacob olma ritüelinin okunmuş suyla yapılması neydi öyle, bence nazar var adada ayol, ondan oluyor. Bir kurşun döktürdüler miydi hiçbir şeycikleri kalmaz, o black smoke da aslında cinmiş zaten. aman aman kem gözlere şiş.

Cuse ve Lindelof röportajlarında Richard ve Widmore'la işlerinin bittiğini açıklamış, öğrenemeyeceğiz yani Widmore'la ilgili bir şey. hadi Richard neyse, onca şey varken daha az umurumda olamazdı kendisi ama Widmore sezonlardır gözümüzün önünde olan, ne idüğü belirsiz, planlarını öğrenmeye çalıştığımız gizemli, evil bir karakterdi, yapılan açıklama hiçbir şekilde tatmin etmedi. Ama Benjamin'in sahalara dönmesi nedeniyle affediyorum o sahneleri. Gerçi dediğin gibi, henüz onun da ne yapmaya çalıştığını, nerede durduğunu anlamadık, anladığımızda daha mutlu olacağım.

Ayrıca hala ve hala lostie'ler mallıkta sınır tanımamaya devam ediyor. Flocke'a sorular sormuyorsunuz, belki cevabından, tepkisinden korkuyorsunuzdur, hadi sesimi çıkarmıyorum. Ulan Jacob karşınıza geçmiş, her şeyi anlatıcam diyor, iki tane soru sorsanıza! Jack de tamam, karakter gelişimini ve özellikle Sideways'deki eski 'Man of Science' havalarının gösterilmesiyle yarattıkları tezatı sevdim ama hep mal yine malsın Jack. Sanki sınıf başkanı seçiliyorsun, azıcık soruştursana nedir ne değildir bu ceykıplık. Sonra pişman olcan, ben de kıçımla gülcem sana cek!

Jack'in eski karsının Juliet olasını o kadar çok istiyorum ki! Eğer finalde konuk oyuncu falan olmazsa yakarım o stüyoyu da adayı da! Finale dair tek beklentim o artık, hiçbir şey istemiyorum daha da senaristlerden. :P Şu konserde buluşma sahnesinden çok korkuyorum ayrıca, lame ve cheesy bir sahne olmaya çok yatkın, güzel bir şey yapsınlar da küfretmeyelim, nolur!

Supernatural'ın final bölümünü sevdim ben bu arada. Beklenen Lucy/Michael karşılaşmasının yaşanmamasına bayağı üzülmüş olabilirim gerçi ama bölümün havasını sevdim. Ve evet, endinglerle ilgili chuck'ın konuşması cuk oturmuş, hem kendi sezon finaline hem de Lost da dahil olmak üzere çoğu finale.

Çavlan dedi ki...

even better: sayılar ve tebeşir konusunda al benden de o kadar. ama richard neden ölmesin ki, tamam cesedini göstermediler ama herkes ölüyor sırayla, richard'la ilgili de yapacakları bir şey kalmadı bence, her şeyi bilen adam falan olmadığı anlaşıldı kendisine verilen hikayeyle. bilemedim.

evvah: öyle bir teoriyi birkaç bölüm önceki yazıda yazmış ama çok saçma bulup irdelememiştim, ama tabii artık her şey o kadar saçma bir noktaya geldi ki, niye olmasın :) bir de desmond'ın habire locke'a çarpma girişimini çok korkunç buldum, adam hatırlayana kadar ezip pestilini çıkarmayı mı planlıyordu ben onu durdurmasaydı?

evvah & persephone: ben de biraz sönük buldum süppo'nun finalini, en azından şöyle şaşalı bir michael-lucy karşılaşması bekliyordum ki lucy'nin gabriel'i öldürdüğü (pagan tanırlarının falan olduğu bölümdeki) sahne bile çok daha gösterişliydi. ama işte diğer taraflardan çok güçlü gelerek (oyunculuklar, bölümün genel havası vs.) kotarıyor adamlar bir şekilde, ne olursa olsun tatmin etti beni final. sam'in aynadaki oyunculuğunu da çok başarılı buldum ben -ki normalde çok kötü bulurum o kaşlarını, mimiklerini falan. reha yeprem'le arasında korkulası bir benzerlik varmış ama gerçekten :)

persephone, off hepsine evet, kurşun döktürme, cin çarpması, lostie'lerimizin mallığı, cheesy çıkacağına emin olduğum konser buluşma sahnesi! widmore'la işlerinin bittiğini açıklamaları, ona değinmeyecekleri anlamına mı geliyor? şaka mı bu abi, kaç sezondur midesinde gizem ağacı çıkan, her yaptığının bir anlamı olduğunu düşünüp tırnaklarımızı yiye yiye merak ettiğimiz widmore'la ilgili hiçbir şey açıklanmayacak mı? "jacob helped me see the error of my ways," tek gereken açıklama bu belki de. kusmak istiyorum.

Umut dedi ki...

Benjamin neden sapıttı cidden? Kızını hatırlayınca depreşti acısı herhalde.. Adamı yaralı bereli izlemeye çok alıştığımız için herhalde, bir sille tokattan geçirmeden koymuyorlar beyaz perdenin önüne :P

Bunun dışında artık içimden uzun uzun yazmak gelmiyor içimden.. Güzel yazı, tebrik ediyorum :p

Supernatural'in finali güzeldi bence de, gerçi dizinin yaratıcısı 6. sezonda ayrılıyormuş sanırım...

Persephone dedi ki...

Röportajın orjinalini okumadım, bulamadım da hatta, öyle duydum sadece. Gayet de olası geldiği için de sorgulamadım açıkçası doğruluğunu. Jacob'ın onu imana getirmiş olması da Lost-vari bir açıklama gayet, daha azına talim olduğumuz olmadı değil. Neyse, Pazartesi görcez. :P

Benjamin de, 'ne varsa kötülükte var abi, iki iyilik yapalım dedik, figüran yerine koydular, ne replik verdiler ne sahne. Başlarım iyi kalpliliğine, forza Flocke!' diye galeyana gelmiş olabilir. :P

Persephone dedi ki...

Ve evet, yeni öğrendim ben de, Eric Kripke ayrılıyormuş; Chuck'ın manidar konuşmaları, bölümdeki dizi final havası ve hissiyatı ondanmış. Kripke'siz nasıl olur yeni sezon bilemiyorum ama umarım aratmazlar onu...

Tuğberk dedi ki...

şu son balo'da herkes eşini bulup gözünün içine bakıp ada günlerini hatırlayacak birdenbire herhalde..

jack - kate / sawyer - juliet eşleriyle adaya ilişkin görüntülere dönecekler..zaten des,hurley,locke hatta ben işin farkında..jin-sun ikilisi baloya nerden dahil olacak bende merak ediyorum..

öyle bir sonuç çıktı ki hani değil 2 saat sanki bir 4 saati daha var soru işaretlerinin bitmesi için..

bir de şu jack'in boynundaki iz muhabbeti kafa karıştırıcı..adada ölmüş olup LAX'de turp gibi yaşayanların yanında adada boynuna yara alıp , LAX'e yansayacak bir Jack mi olacak karşımızda..?

Ya da Jack'in yeni Jacob olmasından dolayı bunun etkileri LAX'de mi olma durumunda oluyor acaba..

Umut dedi ki...

Şimdi baktım da, yorumda aynı cümle içinde kaç kere "içimden" demişim... İçimden gelmiyor içimden yazmak diziyle içimden ilgili bu diziyle içimden. :p

Kripke'siz özler miyiz bilmiyorum Suppo'yu ama taa geçen senelerden bulduğum bir röportajda bizim Winchester biraderlerin de dizinin uzamasına isteksiz baktıkları yazıyordu, evden uzak kız arkadaşlarımızdan uzak nereye kadar diye serzenişte bulunmuşlar. Umarım güzelim diziyi uzatacağız diye mundar etmezler. Paparazzi ruhum coştu akşama doğru.

espandos dedi ki...

"finalden sonra 3 serilik film geliyo ve o bilmediğimiz mistik güçler açığa çıkıyo.daha sonra lost cok farklı mistik konularla karşımıza çıkacak dünyadaki tüm yaşamın aslında dünya dışı güçler tarafından yönetildiği her insanın gözlem altında olarak tüm hayatları birer senaryoya göre devam ettiği.ve gizli saklanmış ve adı yasaklanmış bir tarikatın tüm bunları bildiği ve o dünya dışı güçlerle amansız mücadelerinin anlatıldığı özgürlük ve tanrı için yaptıkları bu mücadelelerin inanılmaz ve nefes kesen öyküsüyle baş başa kalıcaz…adadaki heykelin inşaatı tarihine gidicez bi bakıcaz 2010 bi bakıcaz mö:3000 anlicağınız artık tek tük karakter olmicak.ve dizi sonsuzu yasıcak"

Bu film olayı doğrumu acaba?!

Anatolian dedi ki...

Ne için ölmüşler?

Çavlan dedi ki...

espandos, hayır değil, kesinlikle bir film falan çekilmeyeceğini açıkladı yapımcılar.

anatolian, adadaki ışık korunsun diye herhalde (pöh).

evvah dedi ki...

sawyıra verin sazı oynatsın keyt gızı
bılek sımokı yelleyiiin con lak alsın gazııııı
yapımcılardan yeni spoiler geldi finaldeki baloda hep beraber bunu söyliceklermiş ve bılek sımok angara misket oynayacakmış

http://www.youtube.com/watch?v=E_E2IFh_mGk

KaraEfendi dedi ki...

Yahu mazur görün ama benmi kaçırdım, yada göremedim/okuyamadım. 5. sezon finalin de böğrüne yemiş Jacop "Coming" demişti negatif bir tavır ile. Yani kötü birileri/bişeyin geldiğini duyurmuştu. Sezon finaline geldik ama adaya gelenin sadece Charles ve ekibi olduğunu gördük, onun da bu bölümde Jacop un daveti üzerine geldiğini öğrendik. Peki be mübarekler kim geliyor yada ne geliyor? Ha? Final bölümü kaldı lan! Deli olcam, tüm sezon bu sorunun cevabını bekledim durdum. Lütfen biri beni aydınlatsın yoksa çatlıcam!

Çavlan dedi ki...

jacob "they're coming" derken 1970'lerin sonundan gelenleri kast etmişti diye hatırlıyorum ben, yani işte jack, hurley, sawyer falan. hani "bak adsız kardeşim, beni öldürüyorsun ama yerime geçecek adamlar geliyor, haberin olsun, bu kadar kolay kurtulamazsın, ayağını denk al," gibisinden.

Hazel SÜRÜCÜ dedi ki...

Yazının başında yazdığı gibi jacop'un adayları çocukken ziyaret etmesi, çokta garip değildir. Bilindiği üzere zaman yolculuğu yapmanın çok kolay olduğu adada, uçak düştükten sonra jacop adaylarını belirlemiş ve onları gözlemlemiş olabilir.Aynı şekilde aynada gördüğümüz de bugünden geçmişe bakılan bir yansımadır. Hatırlamalıyız ki richard'ın lock' ı küçükken ziyaret etmesi aynen böle olmuştu. Onun gerçekten doğru kişi olup olmadığını öğrenmek için zamanda yolculuk yapıp, küçük lock la konuşmuştu. Bence artık senaristlerden fitne fesat beklemeyip verdikleri cevapları kabullenmeliyiz. Tersine 6. sezon başladığından beri cevapları aldık fakat kabullenmedik görmek istemedik, demek ki lostu bize sevdiren gercekten de teori üretip durmamızmış.

Çavlan dedi ki...

hazel sürücü: jacob adayları uçak düştükten sonra kazazedeler arasından seçmedi ki, tersine, adaylarını çocukken belirleyip onları bir araya getiren, adaya düşmelerini sağlayan oydu. ya da belki değildi? kafam çok karıştı :) ama o zaman da sezonlar boyunca gösterdikleri flashback'lerde, karakterlerin uçak düşmeden çok önce birbirlerinin hayatlarında bir şekilde görünmelerini, bilmemkimin hemşiresinin bir diğerinin okul arkadaşı olarak çıkmasını falan nasıl açıklayacalar acaba, boşu boşuna mıydı tüm o flashback sahneleri..

neyse, benim mantıksız bulduğum şey jacob'ın adayları çocukken belirlemesi değil, onları ziyaret ettiğinde onlara "dokunarak" hayatlarını değiştirmesi, sefilleştirmesi. defalarca jacob'ın dokunuşunun adayları yalnız, rezil, katil vs. yaptığı ima edildi. bu durumda jacob'ın "sizi seçtim çünkü benim kadar kusurlu ve mutsuzdunuz" demesi mantıksız oluyor, onları o hale getiren o çünkü. elbette jacob'ın dokunuşunun böyle bir etkisi olduğundan yüzde yüz emin değiliz, o zaman da izlediğimiz yeni zaman çizgisi, adanın okyanusun dibinde olduğu ve jacob'ın adayların hayatına hiç müdahele etmediği bir paralel dünya değil, bambaşka bir şey anlamına gelir. aslında bunları yazıda uzun uzun anlatmıştım zaten.

ben 6. sezonun başından beri pek bir cevap aldığımızı düşünmüyorum. cevap diye verilen birkaç açıklama da beni tatmin etmedi açıkçası. dediğiniz gibi teori üretip durmayı sevdiğim de söylenemez. bu durumda bence bırakalım isteyen istediğini düşünsün, senaristlerin verdiği cevapları kabullenip kabullenmemek herkesin kendi kararı olsun :)

kurşunkalem dedi ki...

bencede jaco uçaktan inenlere bakıp background checke girişmedi. adayların çocukluğuna zaman yolculuğuyla gitmedi, o sırada ölümsüz olduğu ve 1980'de de 2000' dede genç göründüğü için belki böyle düşünenler olmuştur.ama sadece dokunmasıyla değil yaptıklarıylada değiştirdi adayların aslında olması gereken hayatlarını, eğer oralarna buralarına dokunmamış olsaydı adaylar şimdi flash sideways'te izlediğimiz gibi hayatları olacaktı. sadece çocukluklarında dad eğil, locke bence ölmüştü camdan itildikten sonra, jaco ona dokunup hayata döndürdü. said'in karısı nadia'nın ölümüne de jaco sebep oldu. bu sezon verdikleri cevapların benimde hoşuma gittiği söylenemez, artık iyice çocuk yerine koyduklarını düşünüyorum bizleri. ama artık sıkıldım lost'la ilgili bişiler düşünüp teori üretmekten, oluruna bırakıp hiç birşey düşünmeden izliyecem finali.

KaraEfendi dedi ki...

@Çavlan, o sahneyi tekrar tekrar izledim. 1970 de gelen bizimkileri kast ediyor olamaz. İlk baş "Coming" diyor sonra Mib "Duyamadığım emmi bi daha söyle" diyin ce "They're coming" diyor, ancak suratında ki ifade olsun söylem biçimi olsun; ben bizimkilerin geldiği anlamı çıkaramadım. Tam tersine yaklaşmakta olan büyük bir güç hatta kötü bir güç olduğunu anladım. "Dayı öldürdün beni, adayı savunmasız bıraktın, geliyorlar! Bensiz ne bok yicen bakalım şimdi!" der gibime geliyor. Yada tamamen götümden uyduruyorum...Ciddi bu sezon benim sinirlerim yavşadı.

Mesela gıcık şeylere takıldım bu sezon. Kimse bahsetmedi yazmadı çizmedi. İlk sezonlar dumancık bizimkileri kovaladığın da "bambu" benzeri ağaçların arasına girerler de ve dumancık dokunamazdı. Eee neden di lan bu? Ne şimdi bunun kerameti koca sezon boyunca Juilet, kate bir kaç kez böyle kaçtı diye hatırlıyorum. Lan boşu boşuna mı soktunuz gözümüze. Nedir bu ağaçların olayı. Peki su? Sudan tırsıyo kedi kılıklı lan bu dedik, 2-3 bölüm önce ağzımızın payını aldık, herif suya dalıp çıktı ve tataaa! Lan madem niye öyle lanse ettiniz! Çıldırtmak istiyorlar galiba bunlar bizi.

Neyse ki haftaya bu işkence son! Yeter lan, ciddi ciddi atlıyacağım ucağa basıcam senaristleri o olucak :)

Can dedi ki...

Ellerinize sağlık inceleme için ama bir şey söylemek istiyorum; ne gereği var bu kadar tantananın? Sonuçta kuzu kuzu izleyeceğiz finali de; yaparlarsa filmi de. Kötü veya değil. TV tarihinin gelmiş geçmiş en iyi yapıtı. Bir televizyon dizisinde bu kadar mantık örtüşmesi aramak ne kadar doğru? Keyifli vakit geçirmemiz için var bunlar. Hayatın anlamını vermeyeceklerine göre bu kadar dert etmeye, senaristlere sallamaya da pek lüzum yok. İlginç şeyler çekiyorlar son tahlilde; Abrams'ın diğer dizisi Fringe de ilginç hikayelerden oluşuyor bunun gibi. Misal 2.sezonda bir bölümde "7.derece polinom kullanmalısın" gibi bir şeyler söyledi Walter ki, saçmalığın daniskası olduğunu her matematikçi, her fizikçi bilir ama bunlar dert olmamalı.

Tadını çıkaralım finalin; bir daha böyle dizi ne zaman gelir kim bilir. Her hafta sabahın beşine saat kurup download yaptıracak, bu kadar üzerine düşündürecek.

Teşekkür ederim..

Persephone dedi ki...

Jacob'ın dokunuşunun onların hayatlarını sefilleştirdiğini düşünmüyorum ben, hayatlarını sefilleştirecek olaylar yaşandıktan sonra Jacob dokunmaya, candidate yapmaya karar verdi diye düşündüm. Çünkü hepsine aynı zamanda dokunmuyor, Sawyer'a ailesinin cenazesinde, Locke binadan düşünce, Sayid'in nadiası ölünce, Jack'e yıllar sonra doktor olduktan sonra (herhalde zamanla hayatının boş olacağını ve sefilleşeceğini anladı ne bileyim), sun ve jin evlenince (burada kurduğum mantık da ikisinin çocuğunun olamayacağı ve jin'in gittikçe babasının batağına düşeceğinin kesinleşmesi) dokundu hep. (Kate'inkini hatırlamıyorum bir tek ama o hep sefildi zaten).

Gerçi bu mantıkla da Sideways olayının şeysi kalmıyor. Tabii bir de isimlerinin başından beri lighthouse'ta olmasının da bir manası yok. Gerçekten de uçak düştükten sonra oturup izlemiş ve sonra seçmiş olabilr. Kafam karıştı... Neyse, aman, üç gün kaldı şurda. :P

Çavlan dedi ki...

karaefendi: ya hiçbir fikrim yok desem? hiçbir şeye emin olunmuyor ki bu dizide :) bambulara belki saklanıyorlardı, dumancık görmüyordu onları, yani biliyorum çok saçma ama niye engellesin ki koskoca kara dumanı iki tane bambu... sudan tırsmasını falan da hiiiç hatırlamıyorum. sanırım her şeye hakim olabilmek için oturup baştan sona izlemek gerekiyor aynı yıl içinde.

can: yorumun için biz teşekkür ederiz. yalnız bu sadece bir tv dizisi ve oturup üzerinde kafa yormaya, yazı vs. yazmaya değecek bir şey değilse, sen neden vakit harcayıp yazıyı okuyor, bir de üstüne yorum bırakıyorsun ki :) senin mantığına göre kimsenin fikrini yazmaması, zaman harcamaması gerek. sonuçta ben diziyi kendi açımdan incelemeyi seviyorum, buna beğenmediğim öğelerini eleştirmek de dahil (senaristlere saydırmaya girmez bu). bir yapıtın kendi içinde mantıklı olması için hayatın anlamını açıklıyoruz iddiasında olmasına gerek yok, bir tv dizisi olunca özen gösterilmeyecek diye bir şey yok... ki bana sorarsan lost tv tarihinin gelmiş geçmiş en iyi yapıtı da değil. ama tabii herkesin fikri kendine :)

persephone: ama sideways'i hep "jacob'ın lostie'ciklerimize dokunmadığı, bu nedenle de hayatlarını piç etmediği bir evren" diye izledik. locke'un babası orospu çocuğu değil, kate katil değil, jack çocuk yapıp mutlu olmuş, sawyer iyi adam olmuş falan filan.. yani jacob'ın dokunuşunda gerçekten bir numara var ve tüm bu mutsuzluklardan (sayid'in nadia'sının ölümü de dahil olmak üzere) o sorumlu demek. ama belki bambaşka bir şey flash sideways, gerçekten niye jacob'ın dokunuşunun büyülü falan olduğunu düşündük ki zamanında biz? bir de şu listeler neydi? çocuklar falan niye kaçırıldı? yıllar önce izlediğim için yarım yamalak hatırlıyorum artık, ama sonuçta o listeleri belirleyip ben'e veren jacob'dı değil mi, ben de goodwin'le godspeed'e vermiş, onlar da çocukları ve "iyi insan"ları (ki bizim adaycıklar dahil değildi bunlara galiba locke dışında) kaçırmaya girişmişti. neden yani, jack'le sawyer gibi "kusurlu"lar bu iyi insanlara zarar verir diye mi? ay! yeter artık gerçekten 3 gün kalmış niye bu kadar kafa yoruyorum ki! (gerçi 3 gün sonra da bu soruların cevaplarını alamayacak olma ihtimalimiz oldukça yüksek :p)

filmcankisi dedi ki...

ben across the sea'ye duyduğum öfkeyi aşmaya, tüm beklentilerimi düşürüp dizinin kalan bölümlerinden keyif almaya karar verdim. bize bişiyleri açıklamayacaklarsa öyle olsun, napalım.elimden gelen herşeyi yapıyorum finali önyargısız izleyebilmek için. flash sideways evreninin ne olduğuna, des'in ne yapmaya çalıştığına ve bu iki evrenin nasıl çözüleceğine dair MANTIKLI bir açıklama istiyorum. bunu versinler, daha önceden kafamda olan yüzlerce soruyu unutabilirim,zaten unutmaya başladım bile. ama en azından bu güzel bi şekilde sounçlansın istiyorum.

yazıda geçmeyen iki şey farkettim bu bölümde:
1-) ben'in yaraları ezikleri morlukları, iki evrende de aynıydı! los angelesda desomnd'ın vura vura yaptığı yara izlerinin aynısı, adadaki ben'de de vardı.
2-) ana karakterlerden hayatta kalanlar, yeni jacop olabileckler: sawyer, jack, kate, hurley. bunlar ikinci sezonun sonunda ben'in kaçırdığı dörtlünün aynısı!

neyzenn dedi ki...

Ben hepsini geçtim (çünkü artık ümidim kalmadı) sadece ve sadece şu devasa heykelin kimler tarafından ve ne sebeple yapıldığını merak ediyorum. Ne olur o heykeli şöyle bir boy aynasından göstersinler ve neyin nesi olduğunu açıklasınlar. Tek isteğim bu :))