18 Mart 2010 Perşembe

Lost 6.8: Recon

Artık hangi tarafın ne olduğunu anlamaya çalışmaktan vazgeçmiş, aslında önemsediği tek tarafın (arkadaşlarının) adadan ayrılmasına yardım ettiği sürece iki tarafa da oynamaktan gocunmayacak bir Sawyer gördük bu bölümde. Flocke ve Widmore'u birbirine düşürme ve sadece kendisi için çalışma kararı, karakterine çok uygun. Los Angeles'ta işler çok farklı: aynı olaylar (Cooper'ın aileyi dolandırması, babanın cinnet geçirip önce anneyi, sonra kendini öldürmesi) yeni zaman çizgisinde de olmuş, ama kendine acımak ve nefret ettiği adama dönüşmek yerine, daha "iyi" bir yol çizmiş kendine Sawyer (acaba James diye mi bahsetmeliyim kendisinden artık?). Mükemmel değil Los Angeles'taki hayatı, üstelik yine aynı intikam arzusu yiyip bitiriyor onu, ama ilk sezonda gördüğümüz Sawyer'dan çok daha iyi durumda olduğu kesin.



Los Angeles

– Şimdiye dek yayınlanan bölümlerin tümünde, bölümün odak noktasındaki karakterin aynada yansımasına dalıp gitmesine şahit olmuştuk, ama yansımayla bir etkileşime geçilmemişti (Jack'in Lighthouse'daki aynaları kırmasını saymıyorum, çünkü LA'deki zaman çizgisinden bahsediyorum). Jack'in sezonun ilk bölümünde yüzünde yeni yaralar keşfetmesi haricinde, mühim bir tepki göstermemişti karakterlerimiz; ayna sahneleri sadece sembolik kalmış, hatta pek çok izleyicinin gözünden kaçmıştı. Recon'da durum farklı: Sawyer sinirleniyor ve yansımasını gösteren aynayı paramparça ediyor. Kırılmış cama, parçalara ayrılan zaman çizgisinin bir metaforu olarak bakılabilir.

– Sawyer'ın yaşamında rastladığımız tanıdık yüzler: Miles, Charlotte, Charlie'nin abisi ve Kate. Evet, Jacob adaycıklarımıza dokunup hayatlarını mahvetmemiş olsa da, aynı insanlar farklı kombinasyonlarda da olsa biraraya geliyor, anladık artık bunu. Belki de bu kadar basit değildir, belki karakterlerimiz kapana kısıldılar, bu dünyaya hapsedildiler ve bu noktadan sonra (hayatlarındaki her şey gitgide daha ters giderken) bir yalanın içinde yaşadıklarının, hayatlarının Jacob ve Flocke arasında oynanan bir oyundan ibaret olduğunun, bu gerçekliğin sonradan inşa edildiğinin farkına varmaya başlayacaklar.

– Bir dolandırıcı yerine bir polis olmayı seçerek bambaşka bir yoldan gitmiş olmasına karşın, hâlâ Anthony Cooper'ı öldürmeye kararlı bir Sawyer var karşımızda, Avustralya'ya gitme nedeni de değişmemiş. Locke'un babası onu pencereden itmemiş olsa da sakat olması gibi, Sawyer yasalar adına savaşırken de anne babasının ölümü ve Cooper konusunda takıntılı. Ama ne olursa olsun, eski flashback'lerden bildiğimiz Sawyer'dan çok farklı: tek bir kişiyle bile gerçek bir ilişki kuramayan, kendinden nefret eden bir sahtekar değil de, arkadaşları olan, aile babası olabilecek (!) bir Sawyer var karşımızda.



Ada

– Widmore, Widmore, Widmore. Belki artık iyi adam olmuştur Widmore. Oğlu Faraday (ya da belki sevgili damadı Desmond) rica etti diye Oceanic 815'ten kalanları kurtarmaya gelmiş, yumuşamış olamaz mı, ne de olsa dede oldu artık? Ya da belki herkesi öldürmek istiyordur, kilitli kapının ardında da Desmond, Penny ve Eloise vardır, kendilerinin Smokey'e karşı kullanılacak bir silah olduklarını farkında değillerdir... Belki de ben her hafta abidik gubidik teoriler üretmekten vazgeçmeliyimdir.

– Bu haftaki bölümün en önemli (belki de tek önemli) sahnesi, Flocke ve Kate'in sahilde oturup konuştukları sahneydi bana kalırsa. Flocke'ın deli bir anası olduğunu ve bunun sonucunda yavrucağın pek çok çile çektiğini öğrendik. Aynı deli anayla Aaron'ın da aynı durumda olduğunu, ve eğer işler farklı olsaydı her şeyin değişebileceğini düşündüğünü öğrendik. Neydi ima ettiği acaba?

– Umarım Sayid birkaç tane daha kötü şey yapar da, izleriz. Bu bölümde sadece birkaç saniyeliğine görünse de şahaneydi. Claire'in Kate'i bıçaklamaya kalkışını kılını kıpırdatmadan izlemesi süperdi.

– Sun ve Jin odaklı bölüme sıra geldiğinde ortaya olağanüstü bir bölüm çıkar umarım, çünkü ikisinin de kırk yılda bir ekranda göründüklerinde bize birbirlerini aradıklarını hatırlatıp durmalarından çok sıkıldım.

– Flocke'ın Claire bez bebek gibi oradan buraya atıp tutmasına ve sonra da bir tokat patlatmasına bayıldım.

– Bu bölümün en iyi repliği Terry O'Quinn'indi: "I'm the Smoke thing."



Karakterizasyona dayalı, hoş bir bölümdü, ama kafamızda şimdiden oluşmuş 80 bin sorunun birkaçına yanıt sundu sadece, ve de her zamanki gibi utanmadan yeni sorular doğurdu. İşte minik sorularım (bazıları retorik, durumun saçmalığına işaret ediyor, ama büyük kısmı gerçek sorular):

  1. Ajira uçuşundan kurtulanlar nasıl öldü?
  2. Widmore'un derdi/amacı/planı ne?
  3. Denizaltındaki kilitli odada ne/kim var?
  4. Claire Kate'e yine saldıracak mı? Sarılma sahnesinde içten miydi? İçten idiyse, ne oldu da hemencecik ikna oldu, Flocke'ın sesi sihirli mi?
  5. Claire (ya da başka herhangi biri) niçin Aaron'ın şu an nerde olduğunu sormuyor bir türlü? Hadi onlar sormuyor, Kate niçin şimdiye dek söylemedi Claire'e?
  6. Flocke adadan gerçekten de Ajira uçağıyla mı gitmeyi planlıyor yani?
  7. Peki o uçağın çok daha kötü bir durumda olması gerekmez miydi?
  8. Flocke'ın bahsettiği deli anne kim olabilir? Mısır mitolojisini bilen?
  9. Önceki bölümün sonunda ne oldu? Hani Widmore denizaltısıyla gelmişti de, sahildeki Hurley'i, Ben'i falan havaya uçurma emrini vermişti adamlarına? Ben mi yanlış hatırlıyorum?
  10. LA'deki Miles'ı babası büyüttüğü için mi Miles iyi huylu, ciddi middi bir adam olmuştu? Ölülerle konuşabilme yeteneğine sahip miydi? Kızarkadaşı tanıdığımız biri mi?
  11. LA'deki Sawyer, polis olduğu halde, niçin havaalanında (asansör sahnesi) Kate'in gitmesine izin verdi? Çillerine mi karşı koyamadı acaba?

Bölümün ilk yarısında bir sürü iyi sahne vardı, ama ikinci yarısı önceden tahmin edilebilir, yavan sahnelerle doluydu. Elbette Zoe Widmore için çalışıyor, elbette Sawyer Flocke ve Widmore'u birbirine düşürme derdinde, elbette Sawyer denizaltını almayı planlıyor falan filan. Ben ve Locke'tan farklı olarak, Sawyer geçmiş sorunlarıyla ilgili yeni bir çözüme ulaşamadı, adadaki aksiyon da pek kayda değer değildi. Bölümün sonu, bu sezonki bölümler arasındaki en kötü sondu. 4 üzerinden 2.5 yıldız. Darısı gelecek haftaki Richard Alpert odaklı bölümün başına artık.



15 yorumcuk:

sacidu dedi ki...

kate neden sayid'e "bana niye yardım etmedin boş boş baktın, ne bu süzülmeler, biraz erkek olsana" demedi diye soruyorum ben de. sayid'deki bu değişimi infected olmasına veriyorum. yani bakışlarının boşlaşmasını, vs.

bir de.. miles charlotte'un babasıyla birlikte müzede çalışan biri olduğunu söyledi. onu da unutmayalım. adanın profesörü, bilim adamı olan teorik astrofizikçi pierre chang flashsideways de müze görevlisi sanırım :)

csyasoo dedi ki...

Flocke un bahsettiği deli anne Rousso (böyle yazımıyordu ama) değilmiydi ?

even better than the real thing dedi ki...

Çok güzel bir bölüm incelemesi yine.

Sorularının hiç birinin cevabını bilmiyorum, sadece 3.yle ilgili bir fikrim var (o da tahmin). Bence sub'daki kitli odada/dolapta bir insan değil de bir silah var. Flocke'ı Black Smoke formundayken öldürebilecek bir silah belki.

Flocke'ın herşeyi anlatması, yalan söylememesi (Cindy'lere "Black Smoke killed them" demesini saymazsak) aynı zamanda hem etkileyici, hem de tüyler ürperticiydi. Bunun dışında bu bölüm çok da bir şey ifade etmedi bana.

Sonraki bölümün sneak peek'leri yayınlanmış, spoiler vermemek için buraya yazmıyorum ama, Kwon'lardan hangisinn aday olduğunu öğreniyoruz gibi.

Csyasoo- Benim anladığım kadarıyla Flocke kendi annesinden bahsediyordu. "Ben de bir zamanlar bir insandım, bir de annem vardı" gibi şeyler demişti. Kendi annesinin de deli olduğunu söyleyip, Claire'in deliliğiyle arasında paralellik kuruyordu.

tyler78 dedi ki...

Kötü bir bölümdü. Yani Lost standartlarına göre kötü.

Flocke'un bahsettiği kendi annesiydi bence.

Ayrıca Sawyer Kate'in kaçmasına nerede izin verdi? Arabayla çarptıktan sonra yakaladı ama bırakmadı. Asansör sahnesi kaçıncı dakikada?

Ayrıca önceki bölümde denizaltıdan Hurleyleri gördüğü zaman "Planlandığı gibi ilerleyin" diyor Widmore. Onlara dokunmadı sanırım.

Kate'in Clare'i iknaya çalışmamasına ben de sinir oldum.

Miles'ın ölülerle konuşma yeteneği Jacob'ın dokunuşuyla mı oldu acaba? Polis olduğu yerde gayet normal gözüküyor.

Çavlan dedi ki...

sacidu, kate claire'den kurtulur kurtulmaz gitti sayid'in dibinde kendine geldi, o koskoca 50 saniye boyunca da bir başını çevirip bakmadı (şahsen ben baştan gitmez, korkardım), soru da sormadı. soru sorma özürlü ilan ediyorum lost karakterlerini.

csyasoo, annesinden bahsediyordu flocke, kimin nesiydi acaba...

even better, teşekkürler. bence de her şey olabilir o odada ama desmond olsa da artık bi yüzünü görsek hoş olmaz mı? :) spoiler yememek için promo'ları izlemiyorum ben bir de.

tyler78, bu bölümde değil de kate'le ilgili bölümde (üçüncü bölümde galiba) göz yummuştu sawyer kate'in kaçmasına -tabii sawyer'ın polis olduğunu bilmiyorduk biz o zaman-, asansörde birlikteydiler hani, kelepçelerini görmüştü, pişkin pişkin sırıtmıştı falan. hurley-denizaltı-widmore, onu ben yanlış hatırlıyormuşum o zaman. jacob miles'a dokundu mu ki?

tyler78 dedi ki...

Hmm, hatırladım.

Jacob'ın Miles'a dokunmasıyla ilgili birşey görmedik, duymadık ama Miles'ın adaya geldiği evrende doğaüstü bir yeteneği var. Herşeyin sorunsuz gittiği evrende ise yok gibi görünüyor. O yüzden çılgın bir teori üreteyim dedim. :P

gioberg dedi ki...

Flocke'un annesinin kim olduğuna/neden deli diye adlandırdığına; 1 ay kadar önce yazdığım şu entry sanırım biraz ışık tutabilir.

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=18228238

Bu teori olmazsa John Locke gerçek annesi (Emily) de deliydi. Onu da kast ediyor olabilir Flocke.

A p o dedi ki...

Merhabalar.
Bikaç soruyla ilgili aklıma gelenleri yazmak istiyorum ben de.

Sawyer Kate'in kelepçelerini gördüğünde Sydney'den dönüyordu ve bu bölümde öğrendiğimiz üzere herkesten gizlemişti bu gidişini, hatta Miles'a yalan bile söylemişti. Bu yalanı ortaya çıkabilir diye bilerek ses çıkarmamış olabilir orada.

Claire Aaron'un yerini sormadan tapınaktaki çukurdayken Kate anlatmıştı "ben aldım, götürdüm adadan ama senin için geri döndüm, seni ona götürecem" falan demişti, muhtemelen o sebepten bir daha sormadı.

Denizaltındaki kilitli odada Desmond, Walt ya da Michael var diye düşünüyorum. "Deli Anne" olayı benim de kafamı karıştırdı ama orada bahsedilen Russoeau deil sanırım. Gerçek Locke'un annesi de biraz deliydi hatırlarsak ama ben ondan da bahsettiğini düşünmüyorum. Heykelin altında Jacob ile konuşan orjinal siyahlı amcanın annesi olduğunu düşünüyorum ama o kim belli deil.

sacidu dedi ki...

dün tekrar izleyince bişey farkettim. charlotte sawyer'ın çekmecesini sanki tişört bulmak için değil de bişey arar gibi karıştırıyor. hem de hızlı hareketlerle. çekmecenin üstünde duran kitaplara da çok az bakıyor. normalde alıp isimlerine fln bakması gerekirdi. ben mi paranoyağım yoksa bişey mi var :)

evvah dedi ki...

yahu flocke'un claire tokat atması hakkaten pek hoştu ama bir iki de Kate'e vuraydı da içimiz soğuyaydı diyorum,,, ayrıca senin de dikkat çektiğin artık Aoron'un deli bir annesi var diyaloğu çok güçlüydü gerçekten.
güzel inceleme olmuş yine, ben artık çözümleme yapmayı bıraktım(biraz da bu yazılar sayesinde) biran önce bitsin de kurtulalım moduna girdim hepten :)

darktower dedi ki...

3. sorunun cevabını 9. soruda vermiş olmayasınınz???

Fatih Birinci dedi ki...

"ab aeternum" (kesin yanlış yazdım), s 06e09 incelemesi bekliyoruz ailecek!

Çavlan dedi ki...

belki yarın, belki yarından da yakın :))

even better than the real thing dedi ki...

Eh hadi o zaman, dünden beri saat başı buraya bakıyorum Ç. yazmış mı yeni bölüm değerlendirmesini diye, yoruldum yahu :D

belkıs dedi ki...

Kate adaya tekrar dönmeye karar verince Aeron'ı, Cassidy'e bıraktı sanıyorum dostlar.

Unutanlar için Cassidy, Sawyer'ın dolandırmaya çalıştığı tesadüfen Kate ile arkadaş olan ve Sawyer'dan bir kız bebek dünyaya getiren kadındı. Hatta Sawyer hapisteyken kızı Clementine için hapishane müdürünü oyuna getirip epey para koparmış ve kızın adına hesap açtırmış,parayı kıza hibe etmemiş miydi ?

Atıyor muyum yoksa benn :D !!!