
1967 doğumluymuş yazarımız. Mühendis- lik ve psikoloji okumuş. Boğaziçi Üniver- sitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitü- sü'nde Doçentmiş. Ayrıca Boğaziçi Üni- versitesi Yayınevi’nin genel yayın yönetmenliğini yapıyor ve yaratıcı yazar- lık dersleri veriyormuş. Zamanında pek çoğumuzun aşina olduğu "Hayalet Gemi"yi hazırlayanlardanmış. Ve de bu adam, son 10 yılda 10'dan fazla kitap yayınlatmış. Kıskançlık ve hayranlık arasında değişen hisler beslemekteyim Murat Gülsoy'a karşı şu ara.
İki roman ve bir öykü kitabını okudum, yazının sonunda kısaca değineceğim onlara. Şu an okunmayı bekleyen bir romanı ve yaklaşık altı (!) öykü kitabı var, tırsıp biraz yavaş gitmeye, araya başka şeyleri de sıkıştırmaya karar verdim... Sanki Lost'u yeni keşfetmiş, ilk 2 sezonu birkaç gün evden çıkmadan ağzının suyu akarak izlemiş, ama aniden elindeki bölümlerin tümü bittiğinde bir boşluğa düşmüş gibi hissedeceğini idrak etmiş ve tekrar insanların arasına karışmaya, kalan sezonları da olabildiğince yavaş izlemeye karar vermiş biri gibi bir halet-i ruhiye içine girdim... Fakat sürekli "olağanüstü yazıyor bu adam" diye düşünmekten kafam karıştı, bu yazıda ne yazacağımı hiç bilemiyorum. Şöyle bir edebiyat dergisinde yayınlansa garipsenmeyecek, şahane analizler yapan, herifin kitaplarına manyak derin ve felsefi açılardan yaklaşan bir eleştiri yazısı yazma isteğiyle oturdum bilgisayarın başına, çok da emindim kendimden. Ama şimdi zaman geçiyor, ben yazıp duruyorum ama sanki feci boş yazıyorum, en iyisi pür amacıma dönmek; yazarı övmek, okuduklarımın tanıtım yazılarını web sitesinden (bkz: www.muratgulsoy.com) kopyala-yapıştır yapmak, bir iki de şık görsel eklemek.
Değinmeden geçemeyeceğim bir-iki nokta: "Bu Filmin Kötü Adamı Benim" ile 2004 Yunus Nadi Roman, "Bu Kitabı Çalın"la da 2001 Sait Faik Öykü Ödülünü kazanmış M. Gülsoy. Ben hikayeye bayılmadığım halde, okuduğum tek öykü kitabını çok beğendim: "Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul", ki yazarın ilk öykü kitabı oluyor; buradaki öyküler birbirinden bağımsız görünüyor, ancak sonunda bir bütünlük duygusu yaratıyor insanda. Zamanlar geniş zamandan geçmiş zamana sekiyor, bakış açısı genelde birinci tekil şahıs, ama üçüncü, hatta ikinci tekil şahıs bile kullanılıyor. Her satırda inceden inceye kendini gösteren bir ironi ve çok özgün bir üslup var.
Romanlarıysa aniden bitiveriyor ve hep okurda yarım kalmışlık duygusu bırakıyor. "Bu Filmin Kötü Adamı Benim"de de, "Sevgilinin Geciken Ölümü"nde de kurgu, labirentimsi bir yapıya sahip. Biraz Paul Auster'ın tarzını anımsattı bana içiçe geçen, birbirini teğet geçiyormuş gibi görünüp de bir şekilde bir yerlerde buluşan hikayeler. Ekonomik diye tanımlanabilecek bir dil kullanıyor M. Gülsoy, ama karakterlerin nedenlerden çok olaylarda ortaya çıkan duygu hallerindeki sahicilik, okuyucuya gereksindiği her bilgiyi veriyor zaten.
Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul

Bu Filmin Kötü Adamı Benim

Günahlar zaman aşımına uğrar mı? Suçlar belki...ama günahlar? Kendine biçtiği rolü oynadığı mutsuz evliliğini -kendine rağmen- sürdüren ve üçlü bir aşk ilişkisinde İzzet ile Gaye'nin yanında geçmişini arayan başarısız bir yazar: Önder; aynı mutsuz evlilikten -geçerli bir yolla olmasa da- sıyrılmaya çalışan Defne; dört kişinin yaşamını değiştiren garip bir intihar. Mahkûm edildiğimiz yüzeysel hayatların dibinden akan karanlık suların sesine kulak veren bir psikolojik roman. Türkiye'de, şehirde erkek olmanın alçaklığını ve yüceliğini baba figürüyle hesaplaşarak sorgulayan Murat Gülsoy, sıradan kötülüğün sırlarını arıyor.
Sevgilinin Geciken Ölümü

(Kitap tanıtımlarını www.muratgulsoy.com'dan aldım.)
3 yorumcuk:
Bu yazarın adını dahi duymamıştım daha önce fakat beni merakımı uyandırdı yazınız, özellikle Sevgilinin Geciken Ölümü konusu itibariyle ilgimi çekti, okuyacağım.
Pek mütevazı bir kıskanış olmuş :)
"Sanki Lost'u yeni keşfetmiş, ilk 2 sezonu birkaç gün evden çıkmadan ağzının suyu akarak izlemiş, ama aniden elindeki bölümlerin tümü bittiğinde bir boşluğa düşmüş gibi hissedeceğini idrak etmiş ve tekrar insanların arasına karışmaya, kalan sezonları da olabildiğince yavaş izlemeye karar vermiş biri gibi bir halet-i ruhiye içine girdim... "
Hayatta duyduğum en güzel övgü bu oldu!
(Ama sonra ilerleyen sezonlarda LOST'un eski tad vermemesi durumu aklıma geldi ama üzerinde durmadım)
MG
Yorum Gönder