29 Eylül 2013 Pazar

The Borgias


Rönesans döneminde papa olmak nasıl bir şey merak etmiş miydiniz? Kabul ediyorum, bu kadar spesifik sorunca evet cevabı veren çok olmayabilir ama soru sorulduktan sonra bence merak etmemek mümkün değil. Hem sıradan bir papanın değil, tarihe geçmiş belki de en tartışmalı papa olarak bilinen Alexander VI, yani gerçek adıyla Rodrigo Borgia ve onunla birlikte ismi cinayet, hırsızlık, tecavüz, rüşvet ve ensest gibi kavramlarla anılan ailesinin hikayesi bu.


Borgia’lar İspanya’dan İtalya’ya gelmiş olan bir aile ve Rodrigo, Borgia soyadını taşıyan ikinci papa esasında (kendisini Jeremy Irons canlandırıyor). Dizinin daha ilk bölümünde, bir önceki papanın ölümü sonrası düzenlenen papa seçiminde düzenlediği dalaverelere bakarak, kendisinin güce ve yükselmeye yönelik tutkusunun boyutlarını anlamamız gecikmiyor. O güce tutunmak da pek kolay gözükmüyor, keza kendisi İtalya'nın soylu ailelerinden (Medici, Sforza gibi…) birinin soyadını taşımadığı için, Borgia’lar Vatikan’da hor görülüyor ve Rodrigo’nun papa olması belli çevrelerce hoş karşılanmıyor, Hristiyan dünyasında bir nevi bizzat tanrının dünyadaki temsilcisi olarak görülen papalığın kirletilmesi olarak görülüyor.



Vatikan’ın entrika dolu koridorlarında yalnız bir İspanyol olan Rodrigo’nun bir avantajı var yalnız: Meşru olmayan karısı (bir rahibin evlenmesi/ilişkiye girmesi yasak malum) ve ondan olan 4 çocuğundan oluşan, birbirine bağlı bir aile. Öyle pek aklınızdaki standart, sevgi dolu, normal bir aile olmayabilir tabii bu (bunu izledikçe ve her bir karakteri tanıdıkça görüyorsunuz), yine de birbirlerini kollamaları gerektiğinin ve Vatikan’da gücü kaybedenin diğer her şeyi de ne kadar kolay kaybedebileceğinin farkındalar.

Rodrigo papa olunca, gücü elinde tutma yolunda hayallerinde kurguladığı planın geri kalan kısımlarını hızla uygulamaya koyuyor: En büyük oğlu Cesare’yi kardinal (Vatikan’da papanın yanında yer alan nüfuzlu rahiplerden biri) yapıyor, onun kardeşi Juan’ı ise Papalık ordusunun başına getiriyor. Ailenin tek kız çocuğu Lucrezia’yı ise, o dönemler birleşik bir ülke olmayan İtalya’nın içindeki güçlü krallıklardan birine gelin olarak göndermeye karar veriyor. Bu kadar plan/uygulama üstüne insanın yorulmaması mümkün değil tabii, bunların akşamında da eski karısını “ya şimdi papa olduk, laf çıkmasın senle pek görüşmesek iyi olacak” diyerek uzaklaştırıp, yerine yeni bir metres (Giulia Farnese) bulmayı da ihmal etmiyor. Tabii onu Vatikan’ın altından geçen tünellerle ulaşılabilen güzel bir saraya aldırmayı da.

Çevirdiği tüm oyunlara rağmen, Jeremy Irons’un oyunculuğu altında hayat bulan ve sempati beslemekten kendimizi alıkoyamadığımız Rodrigo, tek (ve hatta en baskın) ana karakter değil kesinlikle dizide. İlk bölümlerden hemen anlayabileceğimiz üzere büyük abi Cesare çok başka. Kendisi çoğu zaman babasının kirli işlerini uygulamaya koyan kişi. Birilerinin gizlice mi susturulması mı gerekiyor? Böyle bir durumda Cesare (ve kendisine eşlik eden, karizmatik mi korkunç mu hala karar veremediğim kiralık katili Micheletto) kontrolü ellerine alıyorlar.



Gel gelelim, her ne kadar görev ve aile aşkıyla kendisine her söyleneni fazlasıyla yerine getirse de, esasında Cesare’nin de gönlünde kendine göre planları var tabii. Esas hayali her zaman bir asker olmak ve Papalık ordusunu yönetmek. Tabii bu rol babası tarafından Juan’a uygun görüldüğü için, o da bunun hüsranıyla kendini farklı zevklere vuruyor, fakat bu zevkleri burada yazmam uygun olmaz. Hem uygun şeyler olmadıkları için, hem de 3. sezona kadar ortaya çıkmadıkları için. Böyle de gizemli, karizmatik bir karakter bu kardeşimiz de. Aah aah aile aşkı sen nelere kadirsin.

(Bu arada Assassin’s Creed oynayanlar Cesare Borgia’yı hatırlayacaktır, ama oradaki Cesare’nin buradakiyle alakası yok tabii, olaylara bakış açısı Borgia’ların gözünden olduğu için dizide sıradan bir kötü adam gibi işlenmiyor kesinlikle ve tüm yaptıklarına rağmen oldukça sevilebilir bir karakter olarak karşımıza çıkıyor kendisi de, aynı babası gibi)



Diğer karakterlerden bir başka cevher Lucrezia. Bu güzel kızımız, dizinin başlarında olabildiğince saftirik bir kız çocuğu fakat ne zaman ki papanın güçlerini yanında istediği Sforza ailesine gelin olarak gönderiliyor, böylece onun da büyüme hikayesi başlıyor. Tabii bu büyüme hikayesi, her Borgia üyesinde olduğu gibi sıradan bir hikaye değil. Gelin olarak gönderildiği yerde ne babası ne abileri onu koruyabiliyor yeni kocasından, keza o dönemlerde gelin kocanın malı olarak görülüyor ve adamın her şeyi yapması serbest. İlk kocası olan Giovanni Sforza da pek yumuşak yaratılışlı bir beyefendi olmadığı için, o da kendini korumanın ilginç ve farklı yöntemlerini keşfediyor zaman içinde ve farklı bir insana dönüşüyor.

The Borgias'ta yer alan ve gerçek tarihte de ismi geçen bir başka önemli karakter Giuliano della Rovere. Rodrigo Borgia’nın papa olmasına açık bir şekilde en baştan karşı çıkan bu kardinal, papayı oturduğu yerden indirebilmek için elinden geleni yapıyor. Ki elinden gelenleri küçümsememek gerektiğini izledikçe görüyoruz.

Toparlamak gerekirse, diziye dair her şey mükemmele yakın diyebilirim. Oyunculuktan senaryoya her şey oldukça başarılı, bütün bunlar bir yana sadece dekorlar ve kostümlere harcanan emek bile izlemeye değer kılıyor bence.



Bu noktada yazıyı bitirirken, The Borgias'a dair tek hayal kırıklığımı söylesem iyi olur. Tabii bu Neil Jordan'ın ya da diğer yapımcıların elinde olan bir şey değilmiş: 4 sezon planlanan dizi, 3. sezonun sonunda, yükset bütçesine yetişemeyen kanalın bitirme kararı vermesiyle sonlandırılmış. Her ne kadar 3. sezon finali dizi finali gibi toparlanmaya çalışılmış olsa da, doğal olarak insan Rodrigo ve ailesinin sonlarını görmek istiyor ve hevesi kursağında kalıyor. Özellikle diziden sonra merak edip o dönemi biraz okumuş biri olarak, o dönemin bitişini nasıl bağlayacaklardı merak ediyorum. Sanırım kalan olayların bir film olarak çekilme fikri varmış ama olur mu olmaz mı bilmiyorum.

Ek: Yazıda kullandığımız görselleri Çavlan seçti. Cesare Borgia bolluğunun nedeni o olabilir :)




























































8 yorumcuk:

Serious B. dedi ki...

Daha önce Jeremy Irons ve Neil Jordan'ın televizyon dizisi diye duyunca merak etmiş ama araştıramamıştım. Bu yazı sayesinde bakmaya üşendiğim bilgiyi edindim :) İptal olması kötü olmuş ama ben yine de izlemek istiyorum.

Adsız dedi ki...

Jeremy Irons gibi bir ustanın bile bir tv dizisinde oynadığına inanamıyorum! Televizyonun anlamı cidden değişiyor farkında mısınız? Bu sezonda Robin Williams bir sitcomda oynuyor.

closet monkey dedi ki...

Cesare Borgia gibisi var mı bee :))) Adam bir de Fransız, yani Kanada Fransızıymış, dizinin de franzsızca dublajından kendi karakterinin seslendirmesini kendi yapmış.

Umut dedi ki...

Bu Cesare'yi erkek milletinin dikkatle izlemesi gerektiğine kanaat getirdim. Bizimki diziyi izlerken ne zaman o ekrana gelse böyle bir leyla oluyordu ekrana bakarak (Tahmin edileceği üzere bu gif'leri de kendisi hazırladı) Ev yıkar böylesi. Gerçi hani gizemini çözeyim taklit edeyim desen o da zor. Kıvırcık esmer olması desen, aynı dizide alfonso var aynı tarife uyan, koyun gibi bir şey, alakası da yok yarattığı etkinin. İlginç bir fenomen.

closet monkey dedi ki...

Umutçum onu ben de tam tarif edemiyorum. Ama sözcüklerle açıklayamadığımı şu şekilde açıklayabilirim: http://www.youtube.com/watch?v=LEbTXRP-cQU

İstersen (burda tüm erkek milletine öneriyorum dikkatle ve HD izleyip kare kare çalışılabilinir :p Olay sadece esmer kıvırcıklık değil ama o kesin, Borgias'da peruk takıyorlarmış ve tenini koyultuyorlarmış makyajla karakterin karanlıklığına uysun diye. O ağır rönesans kostümlerinin üstüne bide peruk zordur be.

pengobatan asam urat dedi ki...

nice pict and post

Mert dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
angelic angelus dedi ki...

Çok yazık oldu bu diziye. Tam da en heyecanlı kısmına gelmişken 3.sezon sonunda iptal edilmesi cidden büyük şansızlık. Artık sinema filmini bekleyeceğiz.