18 Ekim 2012 Perşembe

Perfume: The Story of a Murdeder

Yönetmen: Tom Tykwer
Yazar: Andrew Birkin, Bernd Eichinger ve Tom Tykwer (senaryo), Patrick Süskind (roman)
Oyuncular: Ben Whishaw, Alan Rickman, Rachel Hurd-Wood ve Dustin Hoffman
Tür: Dram|Fantastik
Yapım yılı: 2006
Süre: 147 dk.
Ülke: Almanya|Fransa|İspanya|ABD
Dil: İngilizce
IMDb puanı: 7.5/10
Çavlan'ın puanı: 8/10
Umut'un puanı: 8.5/10

Patrick Süskind'in Koku'sunu okuyalı yıllar oldu ama romanı (sadece genel hatlarıyla da olsa) hatırlıyorum, özellikle de bende uyandırdığı hisleri. Bu nedenle bir sinema uyarlaması olduğunu ilk duyduğumda biraz önyargılı yaklaştım; kitaptaki en önemli şey -adı üzerinde- kokuyken, kokulara dair birbirinden etkileyici tasvirlerin sinema diliyle, ses ya da görüntü yoluyla aktarılabilmesi imkansıza yakın değil de neydi? Ama bir şekilde yapmayı başarmış bunu bu film. Kusursuz bir uyarlama değil, hikayenin ve karakterlerin derinliğiyle hikayenin mitolojik kısımları uçmuş gitmiş, yani "kitabı mı okuyayım, filmini mi izleyeyim?" diye sorsanız kesinlikle önce kitap derim, yine de eli yüzü düzgün bir uyarlama bana göre. Beni en çok rahatsız eden -bu tür filmlerde genelde olduğu gibi- olayların Fransa'da geçmesine, karakterlerin de Fransız olmasına rağmen, filmin İngiliz aktörlerle çekilmesi, karakterlerin aralarında İngilizce konuşmaları oldu. Ama bu bir Fransız prodüksiyonu olsaydı Alan Rickman kadroda olamazdı diyip fazla kurcalamadan bırakmak en iyisi belki de.

Perfume: The Story of a Murderer (Koku: Bir Katilin Hikayesi) yeni bir film değil, uyarlandığı meşhur kitapsa 1985 yılında yazılmış, yine de aşina olmayanlar için konusuna kısaca değinirsek: Kahramanımız, 18. yüzyıl Fransa'sında sefalet, açlık, lağım kokuları ve pisliğe doğan Jean-Baptiste Grenouille. Bir yetimhanede büyüyen, herkesten uzak duran, zor ve sevgisiz bir çocukluk geçiren Grenouille'in en büyük tutkusu, kokulardır. İnsanüstü bir koku alma yeteneğine sahiptir Grenouille, isimlerini bilmese de şehirdeki binlerce kokuyu uzaktan alır. Ergenlik çağında şehrin en büyük tabakhanesinin başındaki adama satılır, iş için şehre indiği bir gün erik satan kızıl saçlı, gencecik bir kızın kokusunun büyüsüne kapılır ve onu takip etmeye koyulur. O zamana dek iyi koku-kötü koku gibi bir ayrımı, derdi olmamış, etrafında duyduğu kokuları sadece koklamış ve olduğu gibi kabul etmiştir, erikçi kızın kokusuysa güzel bir kokunun ne kadar güçlü, ne kadar baş döndürücü olabileceğini gösterir ona. Bu yeni keşfinin sarhoşluğuyla kıza biraz fazla yaklaşır Grenouille, birden başını çevirip onu fark eden kız korkuyla çığlık atmak ister, Grenouille ses çıkmasın diye kızın ağzını kapatır, fakat çok da bilinçli olmadan biraz fazla ve biraz uzun kapatır, bir de bakar ki erikçi kız cansız bir bedene dönüşmüş kollarında. Kızı doya doya koklayabilmek için artık önünde hiçbir engel kalmadığını düşünür ve hevesle koklama işlemine girişir Grenouille, fakat büyük bir hayalkırıklığıyla o muhteşem kokunun hızla uçup gittiğini, her yeri soğuk ölüm kokusunun kapladığını fark eder. O noktadan itibaren yeni bir amaç edinir Grenouille: bu olağanüstü kokuyu sonsuza dek elinde tutacak bir yol bulmak; ancak genç, güzel ve bakire kızların yaydığı o kokuyu bir şekilde bedenlerinden çıkarmak, şişelemek ve kalıcı kılmak. Gerçek güzelliğin kokusunu yakalayarak dünyanın en güzel parfümünü, koklayan insanı kendinden geçirecek parfümü yapma hayalleri böyle doğar. Bunun için de, hızla gözden düşmekte olan, fakat parfüm endüstrisinin bir zamanki efsanelerinden İtalyan parfümcü Giuseppe Baldini'nin yanında çırak olarak çalışmaya başlar.

Filmin yönetmeni, Run Lola Run ve Heaven gibi filmlerden tanıdığımız, yakın zamandaysa gelecek hafta gösterime girmesi beklenen David Mitchell romanı Bulut Atlası'nın (Cloud Atlas) beyazperde uyarlamasının yönetmen koltuğuna oturmuş Alman yönetmen Tom Tykwer. Perfume'un senaryosuna ve müziklerine de katkıda bulunan Tykwer'ın, baş kahramanının iç dünyasına küçük bir bakış atabilmek için dış sesten (anlatıcı: John Hurt) yardım aldığı sahnelere rağmen, Perfume temelde diyaloglara değil de görselliğe dayalı bir film. Grenouille'yi asla tam olarak anlayamıyoruz belki ama iki buçuk saat boyunca gözlerimizi ondan alamıyoruz, zaten özü itibariyle anlaşılabilecek bir karakter de değil Grenouille. Kendi kokusu, yani ruhu olmayan, diğer seri katil filmlerindeki katillerin aksine "içinde bir yerlerde küçük bir parça da olsa insanlık" barındırmayan bir adam. Filmin kendisi için de aynı şeyi söylemek mümkün belki – o kadar karanlık bir film ki, baş kahramanını yöneten hastalıklı obsesyon o kadar güçlü ve onu öylesine kaplıyor ki, diğer insani duyguların hiçbirine yer kalmıyor, sonuç olarak insana mutluluk veren filmlerden biri olamıyor Perfume; gayet de tiksinti ve hatta korku içinde izleyeceğiniz, ama ne olursa olsun, gözlerinizi ayıramadan izleyeceğiniz bir film.

(Filmin sinematografisi bir harika. Şimdi karşılaşacağınız görsel bombardımanının nedeni odur.)














18 yorumcuk:

Kitap Cumhuriyetim dedi ki...

Ben de geçenlerde paylşmıştım filmini.Güzeldi filmi..

Anarschi dedi ki...

Kitabını okumadım, ama kesinlikle izlenmesi gereken bir film olduğunu söyleyebilirim.

bilge ve annesi dedi ki...

Kesinlikle izlenmesi gereken bir film, ben çok etkilenmiştim.

Basak Gülsoy dedi ki...

Benim kitabını okuduğum tarihle filmini izlediğim tarih biraz daha birbirine yakındı. Buna rağmen filmi başarılı bulmuştum. Dediğin gibi yönetmen atmosferi yaratmada başarılı olmuş. Bir de ben Grenouille'yi daha kitaptan çok sevmiştim:) Ben Whishaw'u da çok yakıştırmıştım role (yönetmen Bulut Atlası'na da almış Whishaw'ı bu arada).
Düşündüm, "kitabını geçen film gördüm mü?" aklıma gelmedi şimdilik.

Bay Kavun dedi ki...

Bu filmi nasıl kaçırmışım hayret. Güzel yazınız için teşekkürler. Derhal görülecekler listeme aldım.

Citizen Erased dedi ki...

Yazi icin tesekkurler, sahsen beni ilk sahneden itibaren etkileyen bir filmdi. Malesef kitabini okumadim, keske filmi izlemeden once okusaymisim. Su asamada okumak anlamsiz olur herhalde. Bu arada okumayan/izlemeyenler icin spoiler alert, ben son sahnede o bir damlanin dustugu yerin Paris olmasini cok sevdim, Paris'in anlasilmaz buyusune v ask sehri olarak anilmasina iyi bir gondermeydi.

ErhaN dedi ki...

Zamanında Stanley Kubrick'de bu kitabı film yapmak istemiş ancak kitaptaki betimlemelerin sinema diline aktarılmasının zor olacağını düşünerek vaz geçmiş. Yönetmen Tom Tykwer'in bu konuda şöyle bir sözü var; "Kitabın filme alınamayacağını söylüyorlardı. Bende onlara şöyle dedim, kitap kokmuyor, kelimelerle size kokuyu hissettiriyor. Bende görüntülerle bunu yapabileceğimi düşündüm."
Özellikle açılış sahnesindeki balık halinin kokusunu hissetmemek elde değil! :) Çok başarılı bir film, benden de tavsiye olunur.

Umut dedi ki...

Filmin türünün fantastik olduğunu kabullenip izlemek gerekiyor tadını çıkarabilmek için. Esasında film bunu vurgulamak için yeterli malzemeyi sunmuş baştan itibaren ama sanırım biraz da sinemanın doğası gereği bu tarz bir konuyu (gerçek dünyada yer alan "fantastik" bir istisna) o atmosfere giremediği veya "gerçekçi" bulmadığı için yadırgayan seyirciler olabilir diye tahmin ediyorum. Arkadaşlarla muhabbet ederek çerez bir film muamelesi yaparak izlemek yerine sakin bir akşam evde ışıkları kapatıp izlemek daha çok keyif verebilir bu açıdan.

Kitabı da merak ettim, evet.

Roselyn dedi ki...

Baş karakterimizin kurbağa gibi çirkin olması gerekirken rolü taş bir abiye vermeleri dışında filmi başarılı bulmuştum. Onu da izleyici çekmek için yapmış oldukları aşikar =)

KadirBey dedi ki...

Kitaba hayran kalmıştım, filminin olduğunu biliyordum ama daha önce bir fotoğrafına bile bakmamıştım.Şimdi çok merak ettim.İzleyeyim ben bunu.

francesca mckennitt dedi ki...

Hala ne okuyabildim ne izleyebildim. İçime dert olmuş eserlerden.

Prometheus dedi ki...

Kitabına oranla filminde sanki bir şeyler eksik kalmıştı ama tam olarak bilemiyorum.

kronik dedi ki...

Merhaba,
Ben de kitabını yıllar önce okumuş ve çok beğenmiş, filmini de izlemiş biri olarak hemen hemen sizinle benzer şeyleri düşündüğümü söyleyebilirim. Kitap okurken zihninizde sonsuz olasılıklı filmler oynatırsınız, sinemada ise bunlardan birinin görsel olarak ete kemiğe bürünmüş halini görürsünüz. Çok doğaldır ki, bir tek kurgunun verdiği haz, tüm olasılıkların bileşkesine her zaman yaklaşmaz. Bu endişeyle filmi izlemeye başlamıştım, ama gerek açılıştaki pazaryeri sahnesi, gerekse Ortaçağ Avrupasının resmedilişi endişelerimi hemen sildi. Filmin isminin "bir katilin hikayesi" olmasını çok yadırgamıştım. Gerçeği yansıtmadığı için değil, benim kitabı okurken karakterle özdeşleşip onu tutkusunun peşinde her şeyi göze alarak koşan biri gibi görmemdi bunun sebebi. Yaptığı her şeyi, olağanüstü ve bahşedilmiş koku alma yeteneğinin onu yönlendirmesine bağlayıp, katil kimliğini es geçmiştim sanırım.
Karakterin mağarada inzivaya çekildiği sahnelerin fazla görsel bulunmamasından sanırım kısa geçilmesi, Great Orgy sahnesinin de hayalimdeki kadar çarpıcı olmamasının yanında kesinlikle mükemmele yakın bir uyarlama filmi olduğunu söyleyebilirim. Ben "önce kitap mı yoksa film mi izlenmeli?" sorusuna "önce kitap" diyenlerdenim. Ancak, üzerine bu film mutlaka izlenmeli.
Blogunuzda "koku"ya yer verdiğiniz için teşekkürler, diğer yazılarınızda buluşmak dileğiyle selamlar...

Judy Abbott dedi ki...

görseller çarpıcı gerçekten. Paris, ateş saçlı kız, Alan Rickman.. O halde önce kitabı okumalıyım.

Orhun Gençosmanoğlu dedi ki...

Kitabını okumadan ama filmini çok sevmiştim ta ki filmin son bölümüne gelene kadar. Kitapta hikayenin sonu nasıldı bilmiyorum ama filmde -en azından yansıtılmış haliyle- bir faciaydı diye düşünüyorum.

çevirmen dedi ki...

Ben de kitabı okuduktan uzun bir süre sonra filmi korka korka izlemiştim. Sinemaya aktarılması çok zor bir konu olmasına rağmen filmi oldukça başarılı bulmuştum. Sanırım kokuları görsel dünyaya bundan daha iyi yansıtmak pek de mümkün değil. Tabii ana karakterin çok çirkin biri olmaması biraz "tiraj kaygısı kokusu" yayıyor :-)

NEKO dedi ki...

Benim en çok merak ettiğim o ikizlerden çıkartılan kokular aynı mıydı acaba? :))

pembe vosvos dedi ki...

Yıllar öncesinde izlediğim ve etkisinden uzunca bir süre çıkamadığım çok güzel bir filmdi.