9 Ağustos 2012 Perşembe

Fifty Shades of Grey

Fifty Shades of Grey, İngiliz yazar EL James'in New York Times çok satanlar listesine giren, bizde de şu ara Pegasus'un yayına hazırladığı "yetişkin" temalı -erotik demek oluyor bu sanırım- romanı. Hikaye önce Twilight fan fiction'ı olarak başlamış, açık saçıklığından dolayı tepki görünce de, Master of the Universe/Evrenin Hakimi adı altında James'in web sitesinde, tefrikalar halinde yayınlanmış. Karakterler orijinallermiş gibi isim değiştirmişler, Edward Cullen Christian Grey, Isabella Swan da Anastasia Steele olmuş. (Nedir bu mommy-porncuların tuhaf, uzun, prensesvari eski moda ve saçma isimlerle alıp veremediği merak ediyorum. Bu arada Christian Grey ismiyle de, Secretary'nin E. Edward Grey'ine selam göndermiş yazar sanırım. Neyse.) Hikaye çok ilgi görünce de James bir yayıneviyle anlaşmış, bölümleri sitesinden kaldırmış ve kitaplar Fifty Shades ismiyle bir üçleme olarak basılmış. Bu yazıda bahsedeceğim ilk kitap, Fifty Shades of Grey. Ancak ilk birkaç bölümünü okumaya dayanabildiğim ikinci kitabın adı Fifty Shades Darker, üçüncü ve son kitap da Fifty Shades Freed.

Kitap, üniversiteden yeni mezun olmuş (ve tabii ki etrafındaki bütün erkeklerin aşık olduğu, ama kendisi her nedense hiçbirine pas vermeyen ve 22 yaşına kadar hiçbir erkekle çıkmamış, yatmamış, öpüşmemiş, mastürbasyon bile yapmamış, bir kez bile sarhoş olmamış ve bittabi embesillik derecesinde sakar, etrafında olup bitenleri, hatta kendisine açık açık söylenenleri dahi algılayabilme konusunda hakikaten aptal ve kendini ifade etme konusunda beceriksiz ötesi olan) Anastasia, ve ne hikmetse bir görüşte onun ne kadar özel ve farklı olduğunu anlayan ve etrafındaki sürüyle kadının yüzüne bile bakmayıp onları elinin tersiyle iterek bizim saf bakireye tutulan genç milyarder, hayır trilyoner Christian'ın ilişkisi üzerine. Kitapta kurgu namına pek bir şey yok; Ana ve Christian'ın sevişmek ve didişmek dışında  pek bir şey yaptığı da. Yani 500+ sayfalık kitap boyunca bu iki karakterin sevişmesini, sonra didişmesini, sonra sevişmesini, sonra didişmesini, sonra sevişmesini, sonra da didişmesini okuyoruz.

Christian "ben çok zengin bir adamım Miss Steele ve pahalı hobilerim var" gibi laflar eden, herkesin imrenerek baktığı pek yakışıklı, pek atletik, pek zengin, pek filan fıstık bir iş adamı. Sadece 26 yaşında ve nasıl olduysa sıfırdan trilyoner olmuş - oysa hiç çalışmıyor; Anastasia'yla sevişmediği her saniyeyi ona sms ya da mail göndererek geçiriyor. Fransızca biliyor, eğitimli bir pilot, ayrıca mesela gecenin bir vakti kalkıp gözleri kapalı yarı çıplak bir biçimde süper piyano çalabiliyor, parasını hayır kurumlarına bağışlıyor, üstüne üstlük yatakta sanki bir seks makinası. Ancak travmatik bir çocukluk geçirmiş, bu yüzden de şimdi kontrol için kıvranan bir dominant haline gelmiş (bakınız D/s ilişkilerle ilgili aslında hiçbir şey bilmeyen yazarımızın ne kadar ama ne kadar derin neden-sonuçsallığı) ve Ana'yla çok ama çok karanlık şeyler yaşamak istemekte.

Christian asla hiçbir kadınla birlikte uyuyamıyor, ama bizim kızımızla daha ilk geceden huzur içinde uyuyor, seviştikleri ilk gecenin sabahında çatkapı gelen annesiyle tanıştırmaktan da çekinmiyor onu -oysa o zamana dek hiçbir kadını annesiyle tanıştırmamış, annesi çocuğum gay herhalde diye düşünüyor, o derece. Bu yaşına dek frijit bir hatun gibi yaşamış Ana'ysa Christian'ın parmağının ucuyla bir dokunuşundan bile orgazm oluyor -rekoru 1 saatte 19 orgazm sanırım. Derken yatakta kemerle dövülmekten hoşlanmadığına karar vererek (ama her ne hikmetse safeword'ü de kullanmayıp mazlumu oynayabilmek için seansın bitimine kadar bekleyip) Christian'dan ayrılmaya karar veren Ana, bu beş-altı gün süren ayrılık süresince tek lokma yemek yemiyor (Edward terk ettiğinde heyecan olsun diye uçurumlardan atlayan Bella geldi aklıma), zaten yemek konusunda onu hababam azarlayan Christian da tekrar biraraya geldiklerinde Ana'nın hiç yemediğini öğrenince çıldırıyor, ona zorla yemek yediriyor falan. (Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, bu yalancı ayrılıkları süresince sadece fiziksel ve zihinsel değil, aynı zamanda "metafiziksel" bir acı da çekiyor EL James'e göre Ana. Evet. Metafiziksel.) Hatta biraz geriye gidelim, daha birlikte olmaya başlamalarından bile önce, sadece tanışıp bir kahve içmelerinin ardından, üniversiteden mezuniyetini kutlamak için içki içip sarhoş olma cüretini gösterdi diye Ana'ya azar çeken (ve "eğer benim olsaydın, bu yaptığından sonra bir hafta oturamazdın" gibi cümleler zikreden) bir adam Christian, Ana da buna izin veren bir kız. Gece 12 civarında Ana'ya e-posta gönderip, ondan cevap gelince de büyük harflerle "SEN NEDEN UYANIKSIN BU SAATTE BAKAYIM ÇABUK YATAĞA" gibisinden bir mail atan bir adam Christian, Ana da buna izin veren bir kız. Böyle mide kaldıran yüzlerce ayrıntıya rastlamak mümkün. 

Fifty Shades of Grey, pek çok açıdan okuması zor bir kitap. Ağır bir dili ya da düşük bir temposu olduğu için değil tabii ki. Çok zayıf bir üslubu, kötü bir anlatımı olduğu için. ("admiring the pretty" ve "lose the pale" gibi, yazarın yer yer sıfatları ve isimleri karıştırdığını düşündürten düşük cümleler geçiyor romanda. Yakın zamanda "Grinin Elli Tonu" adıyla yayınlanacak Türkçe çevirisini ise bilemeyeceğim, ama orijinalinden de beter olacağını tahmin ediyorum, mümkünse tabii böyle bir şey.) Sırf sevgilisi ona gıcır gıcır bir MacBook Pro alabilsin diye, bu yaşta ve bu çağda tüm internet/araştırma/e-posta ihtiyaçlarını arkadaşının kişisel dizüstü bilgisayarından gideren, kendine ait bir e-posta adresi bile olmayan üniversite mezunu hatun gibi okuyucuyla dalga geçtiği izlenimi veren detaylar barındırması da, Fifty Shades'i okumayı zorlaştıran etkenlerden. 1990 yılında doğmuş olup da üniversite bitirmiş bir insanın e-mail adresi yokmuş, evet. Çok mantıklı. 

Roman, Ana'nın iç sesinin bize anlattığı uzun sevişme sahneleriyle dolu ama Ana o kadar gerizekalı bir karakter ki,  düşünürken dahi "vajina" kelimesini kullanamıyor, onlarca sayfa süren sevişmeler sırasında ya "down there" diye bahsediyor vajinasından ya da "my sex" diye ki bundan daha rahatsız edici bir şey düşünemiyorum. Ana'nın her sayfada Christian'a bakıp onun ne kadar mükemmel, ne kadar güzel, ne kadar çekici, ne kadar seksi, ne kadar şöyle böyle olduğunu düşünmesinden gına geliyor bir süre sonra. Her cümlede birinden birinin mutlaka geçtiği "oh my"lardan, "jeez"lerden,  "crap"lerden, "flush" ve "blush"lardan (scarlet!), "grin"lerden ve "frown"lardan da kusacak hale geliyor insan. Cidden EL James, arada bir bir sözlük aç.

Merak uyandıran üslubu sonuna kadar okutuyor, ama okuduğu için kendine sinir ola ola okuyor insan, bende böyle oldu en azından. İkinci kitaba da başlar gibi oldum ama birkaç bölüm ancak dayanabildim. Genelde bu kadar yüklenmem bir kitaba ama bu kadar kötü yazılmış bir kitabın dünyada satış rekorları kırıyor olması ve Hollywood'da devasa bütçeli film uyarlamasının çekilecek olması katlanılamaz geliyor bana. Kendi kendine yetemeyen, mızmız kadınların "ideal kadın", stalker'ların "ideal erkek arkadaş" olarak betimlenmeleri de. Nasıl ki gece gizlice Bella'nın evine girip onu uyurken seyreden Edward romantikten çok tüyler ürpertici idiyse, daha iki gün önce tanıştığı Ana'nın cep telefonunu track edip onun hangi semtte ve hangi barda olduğunu bulan Christian da romantik değil, olmamalı.

Fifty Shades of Grey'e bakacak olursak -ki sadece satır aralarından değil ana karakterin ağzından açık açık söylendiği üzre- BDSM ilişkiler yaşayan insanlar bol acılı ve tacizlerle dolu bir çocukluğun ürünleriymiş ve sevilmeyi hak etmediklerini düşünüp kendilerinden nefret ediyorlarmış ki bu, EL James'in hakkında iki gıdım bilmediği apaçık hayatlar yaşayan insanlara hakaret etmesinden başka bir şey değil bence. Güya dominant (aslında psikopat) bir karakter yaratıp onu göklere çıkarmasındaki ikileme ise diyecek laf bulamıyorum. Kitabı okurken ciddi ciddi yazarın ergenlik çağında olup olmadığını merak ettim, çünkü karakterler saftirik bir liseli kızın fantezi dünyasından kopup gelmiş gibi, saçmasapan ve gerçek dışılar (şimdi Wikipedia'ya baktım, EL James takma adını kullanan Erika Leonard ergenlik çağında değilmiş, 49, evet 49 yaşındaymış. Bu seriyi de "Orta yaş kriziyle birlikte gelen tüm fantezilerim içinde," diye açıklamış. Umarım biz de o yaşa geldiğimizde böyle patetik fanteziler edinmeyiz? Oh my). 

Kitabın dili ve kurgusu da o kadar kötü ki, Anastasia'nın yanaklarının kızardığı, alt dudağını ısırdığı, gözlerini devirdiği ya da içindeki tanrıçayla konuştuğu bölümleri çıkaracak olursak, 500 küsur sayfalık kitaptan geriye 100 sayfa bile kalmaz. Eh, buraya kadar geldiyseniz açık seçik anlaşılmış olacağı gibi, katiyen önermiyorum bu kitabı. Fifty Shades of Grey'den seksen beş bin kat daha güzel yazılmış ama onun seksen beş binde biri kadar anca satmış sürüyle iyi erotik edebiyat örneği vardır kitapçılarda. BDSM edebiyatı derseniz keza. Ama "o kadar kötü olsun ki güleyim, eğleneyim" diyorsanız okumanızı tavsiye edebilirim.

Son olarak, EL James'in kullanmayı pek sevdiği -ve eş ya da benzer anlamlarından bihaber olduğu- sözcüklerin ilk kitapta kaç kez geçtiğini birileri üşenmemiş saymış. (Ya da Kindle'ın arama özelliğine teşekkür etmeliyiz belki.) Tekrar ediyorum, bunlar üçlemenin sadece ilk kitabı için geçerli. Tek bir kitap.
"Jeez": 81
"Oh my": 72
"Blush": 34
"Flush": 94
"Inner goddess": 58
"Gasp": 46

"Smirk": 34
"Grin": 124
"Frown": 124
"Mutter": 49
"Murmur":199
"Whisper": 195

Ana'nın dudağını ısırma sayısı: 35
Christian'ın Ana'ya "dudağını ısırmayı kesmesini, çünkü bunun onu çok fena ettiğini" söyleme sayısı: 22
Christian'ın dudaklarının sert bir çizgi halini alması: 10 kez
Ana'nın Christian'ı "hot" bulması: 25 kez
Karakterlerin "gözlerini devirme" sayısı: 41
Karakterlerin "kaşlarını kaldırma" sayısı: 50
Christian'ın gözlerinin gri rengine yapılan gönderme sayısı: 102
Ana'nın içinde "crap" geçen bir laf yumurtlama sayısı ("Oh crap", "holy crap", "double crap" ve favorim, "triple crap"): 94

19 yorumcuk:

The Queen dedi ki...

Bu yazi super oldu gercekten, cunku bu kitabin adini her yerde duyup, bir de bestseller oldugunu ogrendigimde 'acaba almali miyim, 'Bay Mukemmel'-vari bir kitap midir' dusuncelerine kapilmistim.

Twilight serisinde de basima geldigi uzre, 'madem aldim artik seriyi bitirmem lazim' adli takintili merak ilk kitabi almam halinde bunda da olusucakti. Beni bu yukten ve dertten kurtardigin icin tesekkur ederim sevgili Cavlan :)

Bu arada internette gorup bayildigim, '101 Books To Read This Summer Instead of '50 Shades of Grey' adli super grafigimsi seyi de paylasmak isterim. yararlananlar olur umarim.

Linki soyle: http://www.upworthy.com/101-books-to-read-this-summer-instead-of-50-shades-of-grey?g=2&c=bl3

foondah dedi ki...

Çok güzel yazmışsın, eline ağzına sağlık. Bu tür yorumların çok yararlı oluyor gerçekten, kendi adıma teşekkürler der ve eklerim; bu insanlar neden böyle abuk sabuk şeylere bu kadar değer verir oldu, nedir bu gerzeklik, dünya nereye gidiyor, leleroloyooorrr?!!! :)))

Fırat Şanlıtürk dedi ki...

Her gördüğüm yerde esefle kaçındığım popüler kültür ögelerinden biri haline gelir mi bilmem, okumadım da ama bu incelemeden edindiğim izlenim okumayacağımı da gösteriyor. Eskinin Harlequin romanlarından açılan boşluğa biraz Susanna Tamaro realizmi ekleyip küresel dolaşımın sırtına bindirip az da Holivud gazıyla yardır gitsin anlayışının sosyo-kültürel etkilerinden de endişeliyim. "Çıtırlara yaranmak için" Edward görünümlü emoların, yüzünü pudraya bulamış varoş delikanlılarının parklarda bahçelerde "çılgınca seviştikleri" bir dünyada yaşamak istemiyorum. Alın size kültürel korku senaryosu...

cyborg dedi ki...

Ben de kitabı ciddi anlamda bir şey sanmıştım bu kadar övüldüğünü görünce. Twilight örneğinden ders almamışız gibi...

Sahi, bu moda ne zaman geçecek?

Mai Kalem dedi ki...

Bir ara bende bu kitabı almak hakkında ciddi bir fikre kapılmıştım.Ama sonra araya başka kitaplar girince bu ortada kaldı. :) Fakat güzel bir kitap olabilir belki,çünkü farklı ve değişik bir konusu var.

geyikli gece dedi ki...

ben de okuma talihsizliginde bulundum bu kitabi. sonlara dogru artik adamin kizi kirbacla miydi neydi aglata aglata dovdugu yerde biraktim (: saka gibi bir kitapti hakkaten. yok harry potter'dan cok satmis falan, boyle haberleri duyunca resmen utaniyorum ne hale geldi edebiyat piyasasi diye...

Judy Abbott dedi ki...

jeez, 30'umu geçtim ama yeminle böyle patetik fantezilerim yok dostlar:)))

Ecrin Naz Balaban dedi ki...

Kitabı seks nasıl yapılır sorusu üzerine yıksanız bile pornolar var. Onları izleyin daha mantıklı.

so far so good so what dedi ki...

Zannetmiyorum ki bu kitabın satış rekorları kırmasnın nedeni dünyanın BDSM merakı olsun (zaten dediğin gibi biraz olsun bilen kişi yazarın bdsm'in b'sinden habersiz olduğunu hemen fark ediyor, nasıl uğruna kitap yazdığın konuda bu kdar kör cahil kalabilirsin o ayrı mevzu) 10 okurundan 9'u hatta 9 buçuğu kadın. Benim düşüncem şu şekilde, bu kitapı seven kadınlar Christian Grey karakterinde her zaman hayal ettikleri aşığı buluyorlar. Kadınının banka hesabına para yatıran, ona (itirazlarını kabul etmeden) bilgisayarlar, arabalar alan, oturup da saçını yıkayan, bir dudak ısırmasından tahrik olan, yatakta her istediğini yapan ve her an hazır olan (yazıda dediğin gbi seks makinası mübarek) ona yemek yediren, gidecekleri yere ona sormayan, hatta söylemeyen... Sarece sevgilisi değil babası da, öğretmeni de, antrenöru de olan... Ama bu biraz hastalıklı değil mi? Eşit değil bu ilişki, birbirlerine eşit davranmıyor Ana ve Chris. Sanki Ana korunup kollanması, yapması gerektiği şeylerin söylenmesi, dikte ettirilmesi, yapmadığında da azarlanması gereken bi çocuk yada daha zayıf cinsiyetin üyesiymiş gibi davranıyor ona Chris ve Ana ne kadr bunlara karşı çıkar gibi görünse de bundan memnun oluyor,hatta tahrik oluyor... Bunu mu istiyor şimdi bu kitabın fan'ı olan kadınlar hayallerindeki erkekte? Offf.

oylesine biri dedi ki...

Abd listesi bu kitapla kaynıyor. Ben de hiç böyle bir konusu tahmin etmemiştim. entrika dolu bir hırslı iş yaşamı korku filan hayal etmiştim. resmen aşk romanıymış. yorum da iyi olmuş. Amerikalıların ne kadar akıllı(?) olduğunu bir kere daha gördük. umarım Türkçesi çıkınca çok satan olmaz bu kitap

Mugene dedi ki...

Kitaptan Ertuğrul Özkök'ün köşe yazısıyla haberdar oldum. Kariyer yapan kadınların okuduğunu iddia etmiş, yazısının başlığını da yoksa ben Mr Grey miyim koymuş.Böyle bahsedince merak etmiştim ama sado-mazo twilight olduğunu okuyunca tiksindim :)

Yüreğimin İklimi dedi ki...

bende bu kitabı son günlerde inceliyordum. bunları okuyunca vazgeçtim.

Peri dedi ki...

Şu an kitabı okuyorum. Ben de ingilizce başladım ama sinir oldum resmen. verdiğim her dolara değil her cente acıyorum yemin ederim.

buzdakaymak dedi ki...

şimdinin beyaz romanı da bunlar işte. istese bundan da beyaz roman yazarlarının yaptığı gibi kişileri biraz biraz değiştirerek yüzlerce yazabilir. Ama öyle yaparsa basitliği iyice anlaşılmış olacağından yapmıyor. böyle kitapların kötülüğünü falan anlatmaktan bile bıktım. çok satan diye aldığım kitapların hiç birinden memnun olamıyorum. beni bir tane daha iğrenç kitap okumaktan kurtardığınız için teşekkürler.

Basak Gülsoy dedi ki...

Ben de çok övülen, satılan kitapları elime alıp beş para etmez olduklarını görünce aynı böyle köpürüyorum, o yüzden okurken çok güldüm:)) Açıkçası iyi olmadığını tahmin ediyordum da bu kadar kötü olduğunu düşünmemiştim. Başarılı bir inceleme yazısı olmuş:)

gülçin erdoğan dedi ki...

ben bu tip kitapları(romance mi denir ne denir) okumam, twilight'ı falan okumadım, hiç merak da etmedim açıkçası. ama benim gibi alakasız insanlara bile bu kitabı okutan bir şey var işte. o da içindeki erotizm diye düşünüyorum. zaten erotizmi çıkardığında aşırı klişe ve gerçekten çook uzak bir aşk hikayesi. yazındaki hemen hemen her şeyi okurken ben de hissettim. çok yerde "öeh" dedim ama bi şekilde iki kitabı da okudum (farklı bi şey olmadığını görünce üçüncüyü okuma gereği duymadım). ama kadın klasik bi formülü güzel kullanmış diye düşünüyorum. hafif maço, koruyan kollayan bi yandan da aşırı şefkatli, iyi kalpli vs vs erkek tipini kadın okuyucular pek sever zaten. üstüne farklı olarak bi de s&m'di fantaziydi ekleyince peynir ekmek gibi sattı.

Ömer Doğan dedi ki...

Beyoğlu sahaf festivalinde serinin üç kitabını yanyana durduğunu gördüğümde, üstüne üstlük kelepir fiyatını da görünce almadan edemedim. henüz biri sadece türkçede yayınlanmasına rağmen, demek ki o kadar çok satılıyor ki dünyada ülkemizdeki sahaflara bile düşmeye başlamış ingilizce ikinci eli...

hülya dedi ki...

Neyle karşılacağımı bile bile aldım bu kitabı. Ben de "Bu kitap çok rerörö" diyebileyeim diye.

Tankut Yıldız dedi ki...

Tabiri caizse okurken içimin yağları eridi. Hayır kitabı değil, bu yazıyı! Kitabı okumadım, okumayı düşünmüyorum ama en az sizin kadar tiksiniyorum böyle durumlardan; kalitesizlikte çığır açan işlerin çok popüler olması ve servetler kazandırması. Pek güzel, pek ala anlatmışsınız her şeyi ,ağzınıza sağlık!