1 Nisan 2011 Cuma

Çoğunluk

Yönetmen: Seren Yüce
Yazar: Seren Yüce
Oyuncular: Bartu Küçükçağlayan, Settar Tanrıöğen, Esme Madra
Tür: Dram
Yapım yılı: 2010
Süre: 111 dk.
Ülke: Türkiye
Dil: Türkçe
IMDb Puanı: 7.5/10
Umut'un puanı: 7.7/10
Çavlan'ın puanı: 8.3/10

Uzun süredir her şeyiyle beğendiğim bir Türk filmi izlememiştim, ilginç bir şekilde bu zinciri bozan film ise -tarz olarak benim ilgi alanımın dışına düşen bir film olmasına rağmen- Çoğunluk oldu. Esasında yazının başında bu filmi, sırf görüntüleri yavaş akıyor diye Avrupa sinemasıyla özdeşleştirilip "sanat filmi" diye yüceltilen (Türk veya yabancı) birçok filme nazaran neden daha başarılı bulduğumu uzun uzun anlatmaya uğraşacaktım ama sonra bunun için bir cümleden daha fazlasına gerek olmadığını farkettim. Çoğunluk'un insanı içine çeken, durağan da olsa merak uyandıran bir senaryosu ve çok başarılı oyunculukları var (film için güzel sıfatını kullanacaktım ama bu kadar iç karartan bir film için biraz isabetsiz olabilir). Bu filmin herkese hitap edeceğini düşünmesem de, yakın dönemde Türkiye’de büyümüş olan birçok kişinin Çoğunluk'u gerçekçi bulacağını düşünüyorum.

Bayık girişi daha fazla uzatmayıp, konuyu özet geçersek: Mertkan, tanıdığımız ve tanımadığımız birçok insanın günümüzde çektiği yegane çile olan anne-baba tarafından konulan ağdalı isim akımından dolayı içten içe sıkıntı çeken bir gencimizdir (ki filmde isminin kim tarafından gururla konduğunu, filmin başında Mertkan'ın küçüklüğüne göz attığımız bir sahnede, evin temizlikçisinin “Mertçim” dediği için babadan azar yemesiyle anlıyoruz. Bunun üstüne bir de küçük Mertkan’ın temizlikçiyi tekmelemesiyle filmin ilerleyen noktalarında iyice ilginçleşeceğini tahmin etmek zor olmuyor). Bu kısa girişten sonra film, babasının inşaat şirketinde getir-götü işlerine bakarken askerliğe mümkün olduğu kadar geç gitmek için de açıköğretimde okuyan 20'li yaşlarındaki Mertkan’ın hayatından bir parça sunuyor bize.



Mertkan, günlerini pek de birşey yapmadan, arkadaşlarıyla alışveriş merkezlerinde boş boş takılıp etrafını keserek geçiren, filmin bir noktasında da itiraf ettiği gibi hayatında hiçbir kitabı başından sonuna dek okumamış bir Türk genci. Babası onu ezdiğinde sinirini kendisinin de ezebileceği insanlar bularak, o olmuyorsa da ardarda hamburgerler yuvarlayarak çıkarıyor. İçinde büyüdüğü ortam gereği muhtemelen farkında olmadan edinmiş olduğu bezgin ve coşkusuz tavrı ilk göze çarpan şey. Her yaptığının hesabını vermek zorunda olduğu ailesinden bıkmış ama baş kaldırma kapasitesi de sınırları zorlamaktan uzak noktalarda seyreden bir eleman. Bütün gençliğine, güzelliğine (?) ve harcanan potansiyeline (!) rağmen, ailesinden kopuşunu tamamlayıp hayatının kontrolünü eline almaya hazır, özgüveni tam bir birey değil henüz. Mesela kendisi üniversiteye girmeyi becerememiş olmasına rağmen (açıköğretimi saymıyoruz tabii ki), Marmara Sosyoloji'de okuyan ve bunun parasını bir fast-food restoranında çalışarak kazanmaya çalışan kızı, belki fakir olduğu, belki Kuştepe'de oturduğu, belki Vanlı olduğu için, belki de bunların hepsinden dolayı kendinden aşağı görüyor, arkadaşlarıyla arasında dalga geçiyor. Sonra Gül ismindeki bu kızla (tamamen Gül'ün çabalarıyla) bir ilişki başlıyor arasında ve belki de kendini mutlu hissedebileceği bir hayatın kokusunu alıyor uzaktan, ama o noktada da oğluna Kürt bir sevgili istemeyen babasından "hepimiz elhamdulillah Türküz, müslümanız, ama vatanımızı bölmeye çalışanları aramıza almamalıyız" ana fikirli bir fırça yemesi uzun zaman almıyor.

Babasının kendisine sağladığı maddi imkanlardan gelen rahatlığın birazının bile sekteye uğraması onun kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırmasına yetiyor. Ailesinin ve mensup olduğu üst-orta sınıfın sunduğu konfora o kadar alışmış ki, kendi hayalleri için kudursa da bu onun bildiği düzene geri dönmesini engellemiyor. Haliyle bu hayaller sadece bastırılmakla kalmıyor, Mertkan’ın kudurukluğu hayatının başka noktalarında, babasının parasından dolayı ezebileceği, asıl çoğunluk olan insanlara yansımaya başlıyor ve film bu noktada oldukça gerçekçi, bir o kadar da iç karartıcı bir yurdum insanı portresine dönüşüyor. Bu dönüşümü etkileyici kılan şeylerin başında, filmin çoğu zaman “bizden” olduğu düşünülerek Türk filmlerine konulan abartı ve gerçekdışı olayların oluşturduğu piyesvari sahnelerden uzak durup, her an gerçekçiliğini koruması ve bunu iyi oyunculuklarla pekiştirmesi geliyor.

Yaşamı boyunca babasına boyun eğmiş ve onun otoritesi altında ezilerek yaşamış birisinden -artık zamanı geldi diyerek- birilerine boyun eğdirmesi talep edildiğinde, o kişinin bir süre bocalaması çok doğal. İşte Çoğunluk da o bocalama sürecinin filmi diyebiliriz. Henüz kişiliği tam olarak oturmamış, vicdani duyguları tamamen yok olmamış Mertkan filmin bir noktasında umudun simgesi gibi görünebilir, ama onun da farklı olanı ötekileştirmekte uzman olmuş bu düzene karşı çıkacak cesarete sahip olmadığını anlaması uzun sürmüyor. Böylece Çoğunluk da, Mertkan'ın, yaşamlarını yargılar, küçümsemeler ve hatta nefret üzerine kuran, kendinden farklı olanı ne olursa olsun dışlayan çoğunluğa kazandırılma sürecini anlatan karanlık bir filme dönüşüyor.

Ödül fetişistleri için gelsin: Venedik Film Festivali'nde Geleceğin Aslanı ödülüyle birlikte, SİYAD, Altın Portakal ve Yeşilçam'da da en önemli ödülleri silip süpüren Çoğunluk, senaryosunu da yazan yönetmen Seren Yüce’nin ilk uzun metrajlı filmi. Başarılı oyunculukları, sadeliği ve gerçekçiliğiyle öne çıkan film, kesinlikle son yıllardaki en başarılı Türk filmlerinden. Eğer konu ilginizi çektiyse mutlaka bulup izlemenizi tavsiye ederim.


9 yorumcuk:

Vladimir dedi ki...

İlk fırsatta izlemek istediğim bir film.

Bay Kavun dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş, Çoğunluk'u hemen bulup izleyesi geliyor insanın. Türk filmleriyle aram pek yoktur ama bu filmi uzun zamandır izlemek istiyordum, denk gelmedi bir türlü. Ben de Kozmos'u ve Bal'ı önerebilirim size.

kıtmir dedi ki...

Umut güzel yazın için ellerine sağlık.
Dediğin gibi herkese hitap etmeyen -bu yüzden toplu izlenilmesinden kaçınılması gereken- bir film.
Öylesine sıradan gibi duran ama bizi anlatan bir film.

KadirBey dedi ki...

Seksen beş bin tane ödül töreninin hangisinin sonuçlarında gördüm hatırlamıyorum ama ilk olarak gazetede ödül aldığını görmüştüm fakat tipik türk filmleri gibi sanatsal olmaya çalışan bir film gibi gelmişti bana Çoğunluk. Sen böyle söyleyince merak ettim şimdi.

yazgı dedi ki...

filmi geçen hafta izledim. sinemada izlemek için bir türlü uygun zaman bulamamıştım. beklentilerimin çok üzerinde bir film oldu. yaptığı tespitler çok yerinde ve çok doğru tespitler. türkiye sinemasının bu ve bunun gibi üst kalitede filmlere ihtiyacı var.

Mehmet Ali VAROL dedi ki...

eğer bu ülke bir araba olsaydı kesin sağa çekerdi ve dikiz aynasında bu film görünürdü

Sinestik dedi ki...

Dün gece izledim, böyle bir filmdeki böyle bir sondan bu kadar çok etkilendiğim hiç olmamıştı. Bu filmin gelecekteki Türk Sineması'na bir/birçok boyutsal farklılık katacağına inanıyorum, aldığı ödülleri haketmiş!

defter dedi ki...

Çok başarılı, çok şey söyleyen bir film olmuş.Bol alkışı,bol övgüyü haketmiş.

ismail yaprak dedi ki...

http://kisacafilmler.blogspot.com/2012/08/cogunluk.html