6 Ocak 2011 Perşembe

Black Swan

Yönetmen: Darren Aronofsky
Yazar: Andres Heinz (hikaye), Mark Heyman, John McLaughlin ve Andres Heinz (senaryo)
Oyuncular: Natalie Portman, Vincent Cassel, Barbara Hershey, Mila Kunis
Tüür: Dram|Gerilim
Yapım yılı: 2010
Süre: 108 dk.
Ülke: ABD
IMDb Puanı: 8.7/10
Benim puanım: 4.5/5

Black Swan uzun süredir beklediğim bir filmdi, bu nedenle vizyona giriş tarihi 25 Şubat'a ertelenince -bu tarihi çok, çok uzak bulmakla birlikte- bu kadar beklediysem iki ay daha bekleyebileceğimi, ortalıkta dolaşan screener versiyonlarının kalitesizliğinde bu filmi harcamamam gerektiğini düşünerek sinemada izlemeye karar vermiştim. Ne kadar güçlü bir iradem olduğunu da kanıtlayacaktım kendime böylece. Tabii ki olmadı, önce neredeyse takip ettiğim her blog bu film üzerine yazılar döşendi, sonra da internetin her köşesinde görüntüleri, alıntıları, şunları bunları gezinmeye başladı. Artık bu kadar kışkırtmaya dayanamadım, üstelik spoiler yeme korkusu sarmıştı her yanımı ve evet, filmi izledim. Bir kere tahmin ettiğim kadar kalitesiz bir versiyon olmadığı için seyir zevkim kaçmadı. Üstelik hayalkırıklığına da uğramadım -genelde bir filmi uzun süre bekleyip, bir de yüksek beklentilerle izlemeye başlayınca hayalkırıklığına uğruyor insan. Aylar önceden koparmaya başladığı yaygarayı sahiden de hak eden, çok iyi bir film Black Swan. Sözün özü: Dayanamayıp izlediğime pişman değilim. Fakat siz vizyona giriş tarihini bekleyebilecek sabra sahip sinemaseverlerdenseniz de bu yazıyı rahatlıkla okuyabilirsiniz; spoiler vermeyecek, konuyu da filmin fragmanında açık edilenden daha fazlasını söylemeden anlatacağım sadece.


Nina isimli bir balerinin rüyasıyla açılıyor film; sadece onu aydınlatan bir ışığın altında beyaz tutusuyla Nina, sonsuz görünen bir karanlığın içinde, Çaykovski'nin Kuğu Gölü'nün kötü adamı Von Rothbart'la birlikte dans ediyor. Uyandıktan, sabah esnemelerini ve gerinmelerini yaptıktan, yarım greyfurttun oluşan kahvaltısını ederken annesiyle sohbet ettikten sonra, çalıştığı bale kumpanyasına doğru yola çıkıyor Nina. Bu noktada Aronofsky, kızların sadece birer salise süren bakışlarını kullanarak dansçıların rekabete dayalı dünyasını seyirciye yansıtmayı pek güzel başarmış. Neyse, kumpanyanın orta yaşlı, ukala ve pislik (ama her nedense balerinlerinin gözlerinde hayran olunası ve çekici) müdürü tam da o gün, sezonu Kuğu Gölü balesiyle açacaklarının ve seçmelerin o gün yapılacağının duyurusunu yapıyor. Kuğu rolünde dans etmeyi her şeyden çok istiyor Nina, ama Thomas (pislik direktör) onun rolün Black Swan kısmını kıvıramayacağını düşünüyor. Thomas'ya göre Nina her ince detayın kusursuz olmasına kafayı takan, iyi bir balerin olacağım derken kişisel arzularının tümünü kaçırıp bağımsız bile olamayan, kendini kontrolü bir an dahi bırakamayan bir frijit. Bu nedenle iyilik timsali, masum ve kırılgan Beyaz Kuğu tamam da, rahat, baştan çıkarıcı ve kötücül Siyah Kuğu olarak göremiyor Nina'yı bir türlü. Cinsel tacizle karışık Nina'yı kabuğundan çıkarma denemesi eylemine kız dudaklarını ısırarak karşılık verince, içinde gerektiğinde ipleri eline alabilecek bir yapı, bir coşku kırıntısı gördüğünü düşünerek rolü Nina'ya veriyor. İşte kahramanımızın izolasyon, yetersizlik ve aşağılanma dolu işkencevari günleri, Kuğu rolünü almasıyla başlıyor. Kontrolü bir an dahi yitirmeyi göze alamayan Nina, provalarda kusursuz ama işe yaramayan tekniğiyle ruhsuz bir biçimde Siyah Kuğu'nun dansını etmeye devam ederken, gerçeklik algıları zedelenmeye başlıyor. Siyah Kuğu olabilme yolundaki çabaları onu gitgide daha çok gererken, vücudu buna başta kaşıntılarla, sonra (bana Cronenberg'in eski, şahane filmlerini anımsatan) daha göze görülür şekillerde tepki verir oluyor.





Black Swan'ın senaryosu, atmosferi ve görsel yönetimi tabii ki etkileyici, tabii ki sırf bunlarla ele alındığında bile iyi bir film. Ancak, aslında söyleyecek pek bir şeyi olmayan, sadece seyirciyi büyüleyecek kadar becerikli ve zarif bir şekilde konuşan bir film Black Swan. Onu kusursuzluğa yaklaştıran şey, Natalie Portman.

Pek çok kişi gibi ilk kez Léon'da rastlamıştım Portman'a ben de ve orada çok başarılı olduğunu, ondan ilerde büyük şeyler beklememiz gerektiğini düşünmüştüm (Portman o filmde çocuktu, benden daha yaşlı olduğuna göre o zamanlar ben ondan da daha çocuk olup bunları çocuk aklımla düşünmüş olmalıyım. Ya da belki geriye bakınca öyle düşündüğümü zannediyorum. Neyse.). Ama sonraki filmlerinde ne kadar dikkatli bakarsam bakayım Evey'i, Alice'i ya da Sam'i değil, Natalie Portman'ı gördüm ben hep. Kağıt üzerinde her şey olması gerektiği gibi, daima çok düzgün performanslar veriyordu, ama her zaman Natalie Portman'dı işte. Black Swan'da değişmiş bu. En büyük kusuru kusursuzluk takıntısı olan Nina kusursuz bir performans sergileyebilmek için kontrolünü yitirdikçe, Portman da canlandırdığı karakterin içinde o kadar kayboluyor, Léon'dan beri yapmadığı bir şey bu. Oscar dahi getirebilir buradaki oyunculuğu ona. Barbara Pershey ve Vincent Cassel'in performansları da çok iyi, ama Portman, bu filmin asıl yıldızı.




Spoiler vermemek, henüz izlemeyenlerin keyfini bozmamak için uğraştığımdan pek dolu bir yazı olamadı, görsellerle tamamlamaya çalıştım. Ama filmi izleyenler, her satırına katıldığım süper bir inceleme için şu adrese buyrun: Kuğu Gölü Balesi'nin Şizofrenik Temsili

Filmi seyredenlere önemsiz sayılabilecek soru: Ortalarda bir yerde üzerine bornoz geçirmiş anne, gece, yatağına girmiş uyumaya hazırlanan Nina'nın odasına giriyor ve "Benim için hazır mısın tatlım?" gibi bir şey diyor. Sahne orada kesiliyor ve ertesi günden bir olayla devam ediyor film. Neydi o? Ensest iması? Tüyler ürpertici başka bir şey? Yoksa masum, "Saçını fırçalamama hazır mısın kızıcığım," gibi bir şey mi? Fikri olan?

14 yorumcuk:

A-H dedi ki...

Benimde uzun zamandir hevesle bekledigim bir film bu, ozellikle isin icinde Natali Portman olunca daha da ilgi cekici hale gelmis bence.
Ilk firsatta izleyecegim, bu arada izledigin linkide sorsak? zira sacma sapan cekimlerle dolu ortalik madem sen duzgununu bulmussun :)

Biblio dedi ki...

Sorunun cevabı benim için "Uyumaya hazır mısın?" fakat kafamı kurcalayan başka bir şey var;

Nina'nın oyuncaklarını çöpe attıktan sonra kare bir kutunun içinde ezdiği sarı şey neydi?

D. dedi ki...

Filmi o kadar çok o kadar çok merak ediyorum ki hiçbir filmi böyle hevesle beklememiştim. O nedenle de beklentim yüksek ve bu sinema için tehlikeli bir haldir. Beklenti yükselince beğenmek de zorlaşıyor. Yazını görünce çok sevindim fakat merakta kalayım diye yazını bile okuyamadım. Filmi izledikten sonra yine uğrarım buralar... ;)

irmik dedi ki...

su dedigine aynen katiliyorum: "Ancak, aslında söyleyecek pek bir şeyi olmayan, sadece seyirciyi büyüleyecek kadar becerikli ve zarif bir şekilde konuşan bir film Black Swan. Onu kusursuzluğa yaklaştıran şey, Natalie Portman."

gercekten de filmin soyleyecek cok bir seyi yok- ya da soyledigi sey yarattigi gorsellik icin cok basit kalmis. ama bence de portman (ki hic hazetmedigim metod oyuncusudur kendisi) bu filmde sonunda kendini gostermis.

Sokak Kedisi dedi ki...

Sırf herkes beğendi diye eleştirecek birşeyler bulmak telaşına düşüp, ısrarla aykırı durmak adına beğenmedim diyen tiplere benzemek istemiyorum.

Beğenmemiş de değilim filmi, aksine sırf Natalie Portman, müzikler ve dans performansları ile bile, bir adım öne çıkarıyor zaten kendini.

Ancak filme dair yetersiz gelen bir duygu var içimde ve adlandıramıyorum bir türlü. Ruh hallerindeki geçişleri herkesin tersine hafif buldum, beklentim çok yüksek olduğu için belki de.

Defalarca seyredilesi bir film beklemiştim heyecan ile, şimdi tekrar seyretmek için üstünden uzun zaman geçmesini beklerim gibi geliyor :)

Film ile ilgili bu yorum yazısına ise şu notu iliştirmeden geçmek istemiyorum; nasıl yapıp bu kadar dozunda ve tam da tadında bırakabiliyorsunuz bilmiyorum ama zevkle ve hayranlıkla okudum...

even better than the real thing dedi ki...

Öncelikle yazı çok güzel, yazdğın herşeye de hak veriyorum, bayılarak okudum :) Linkini verdiğin yazıyı ve o bloğu da çok sevdim, teşekkürler bunun içn de :)

En sonda sorduğun soruya gelelim Belki geceleri birlikte uyuyorlardı, hani o derece yakın (hastalıklı bir yakınlık) olduklarını söylemek istiyordu o sahne. Yine de filmin diğer hiç bir yerinde buna dair bir ima olmadığı gibi, "Benim için hazır mısın"ı tam olarak karşılıyor mu bilmiyorum. Bence Darren Aronofsky orda piçlik yapmak, bu iki saniyelik sahneyi farkedecek kadar dikkatli seyircinin kafasını karıştırmak istemiş aklımızda soru işareti bırakarak :) Hani "evet Anne kötü birşeyi, freaky ve creepy birşeyi kasetti orda!" diye düşünmemizi istemiş olabilir :)

Vladimir dedi ki...

Bu yazı üzerine bu film izlenir. Hem de bugün. Teşekkürler.

Esra Aslantürk dedi ki...

benim icin hazir misin sorusu o sahnede, nina'nın hala annesinin masallari, muzik kutusu, sacini taramasi ve oksamasi olmadan uykuya dalamayan karakterini vurgulamak icindi. ensestle alakası oldugunu dusunmuyorum.

Adsız dedi ki...

bir kere bir filmde baba yoksa ve çocuk kızsa o, lezbiyen olmaya mahkumdur. zira filmde ki kız da ilk cinsel tecrübesini -hayali yada gerçek güçlü bulduğu diğer bir kızla yaşıyor. sonuç itibari ile hatunun çocukluk yıllarında babasının olup olmadığını bilmesekte annesiyle uzun süre yaşadığı belli. dolayısıyla anne ile kız arasında -en azından annenin daha istekli olduğu söylenebilir- aksiyona geçmemişte olsa freudcu bir ensestlik söz konusu gibi geldi bana...

Bilge Foyle dedi ki...

Aaa öncelikle link için teşekkür ediyorum, yazımı beğendiğine çok sevindim :)

Natalie Portman'ın oyunculuğu konusuna gelirsek; ilk başta ben de kusursuz oynadığını düşündüm, çünkü Nina'nın dönüşümünden çok etkilenmiştim. Ama bir kere daha izlediğimde, yönetmenin her yere serpiştirdiği aynaların birinden Padme Amidala Naberrie bana göz kırpıyordu :)

Adsız dedi ki...

Son iki paragrafi haricinde maalesef, filmi ozetlemenin otesine gecmeyen bir yazi. Tabii neyi nasil yazacagi blog sahibinin tasarrufundadir fakat okuyucu olarak bu tarz film yazilarini tatsiz buluyorum. Sinopsis vererek film anlatmak hem film anlatisinin surprizini hem de izleyicinin filmle ilk karsilasma deneyimini bozan bir tutum. Bu kadar sinopsis detayindan sonra 'spoiler vermekten kacindim' mealinde bir not dusmek gereksiz olmus. Neyse ki filmi cok onceden izlemistim.

Nur.

Bay Kavun dedi ki...

Yeni izleyebildim Siyah Kuğu'yu. Hakikaten de çok etkileyici bir filmdi, 2 gün oldu nerdeyse ve etkisinden çıkamadım. Vücudun kullanımının Cronenberg'in eski filmlerini anımsattığı gözleminize sonuna kadar katılıyorum, hakikaten benim de aklıma Spider öncesindeki dönemde çektiği filmleri, bilhassa Crash, Videodrome ve Fly'ı getirdi o sahneler. Ve çok sevdim. Fakat şu da var, Siyah Kuğu şimdi 10 üzerinden 9'luk bir film ise, Natalie Portman değil de başka bir aktris olsaydı başrolde (atıyorum Katie Holmes mesela) o zaman 10 üzerinden 7'lik, belki 7.5'luk bir film olabilirdi ancak.

D. dedi ki...

"Black Swan'ın senaryosu, atmosferi ve görsel yönetimi tabii ki etkileyici, tabii ki sırf bunlarla ele alındığında bile iyi bir film. Ancak, aslında söyleyecek pek bir şeyi olmayan, sadece seyirciyi büyüleyecek kadar becerikli ve zarif bir şekilde konuşan bir film Black Swan. Onu kusursuzluğa yaklaştıran şey, Natalie Portman."

evet kesinlikle bu.
Ciddi bir Natalie Portman hayranıyım. Fakat hayranlığı objektifliğinin önüne geçen insanlardan asla değilim. Film benim "yüksek" beklentimi karşılayamadı. Ancak yine de seyretmeye değerdi. Natalie Portman'ın oyunculuğu her zamanki gibi gayet kaliteli. Konu biraz daha katmanlı işlense ortaya bir şaheser bile çıkabilirmiş.

Benim puanım 10 üzerinden 7.1
:) (küsuratı seven insanım, hep söylüyorum.)

Bu arada sorduğun anneli sahneyi inan ben de çözebilmiş değilim ancak ensest gibi bir şey algılamadım. Daha çok, annenin kızını kendine ait bir eşya gibi sahiplenişine vurgu vardı sanki. "benim için"... Ya da belki masal okuyacaktı. Bende öyle bir algı oluştu. Bilemedim şimdi.

just dedi ki...

..filmi izlediğimde aklıma gelen ilk şey (ki yoğun bir iş hayatı içerisinde olan bizler için) zaman zaman --saf ve kırılgan-- ya da --herşeyi yapabilecek , hırslı-- olabiliyoruzu yönetmen ne güzel de yansıtmış ki Natalie Portman da ne güzel oynamış idi..hayret! ..