8 Nisan 2010 Perşembe

Svetat e Golyam i Spasenie Debne Otvsyakade (The World is Big and Salvation Lurks Around Corner)

Yönetmen: Stephan Komandarev
Yazar: Ilija Trojanow (roman), Stephan Komandarev (senaryo)
Oyuncular: Miki Manojlovic, Carlo Ljubek, Hristo Mutafchiev
Tür: Dram
Yapım yılı: 2008
Süre: 105 dk.
Ülke: Bulgaristan|Almanya|Slovenya|Macaristan
Dil: Bulgarca|Almanca|İtalyanca|Slovence
IMDB puanı: 8.5/10
Çavlan'ın puanı: 0/5
Umut'un puanı: 0/5

Balkan filmleri deyince benim gözümde canlanan sadece Kusturica filmleri açıkçası. Ama onları da çok sever, her birini en az iki kez izler, bağrıma basarım. Tam da bu nedenle akıllının biri çıkıp "Kusturica'nın yaptıkları da hep tutuyor, gel bu formülü biz de deneyelim, ama daha geniş kitlelere, kısaca salaklara da hitap etsin, batılıları büyüleriz bak bir tavla gösterdik mi, iki zar attık mı, oraya buraya kendini arayış saçmalıkları serpiştirdik mi, karizmatik görünen güçlü bir büyükbaba karakteri yarattık mı, bir de yol filmimsisi yaptık mı" dediğinde ve sadece bunun üzerine bir film çektiğinde, o film IMDb'de bin küsur kişi tarafından 10 üzerinden 8.5 gibi bir puanla ödüllendirildiğinde ve ben de, doğal olarak sadece o 8.5 bilgisiyle bu filme hem zamanımı, hem de paramı ayırıp bir heves izlemeye koyulduğumda, kendimi kandırılmış hissediyorum.

Mesela Gordos objektif bakan birisi için Svetat'tan (kısaltıp böyle bahsedeceğim) şüphe götürmez bir şekilde daha kötü bir film olabilir. Ama benim için değil, ben objektif bakamıyorum böyle durumlarda, ne demekse artık. Gordos bence gayet eğlencelidir ve onu şimdi Svetat'ı yapacağım gibi yerden yere vurmam. Zayıflıklarını ve güçlü yanlarını anlatırım, sonra veririm 5 üzerinden mis gibi bir 2.5/3 yıldız, otururum yerime. Ama Svetat, kendini feci ciddiye alışıyla, seyircinin zekasına hakaret eden senaryosuyla ve festivallerde kopardığı yaygarayla benden belki 1 puan alabilir, o da belki. Ama yok, Umut gayet kendinden emin 0 (yazıyla: sıfır) veriyormuş, ben de o kadar sinirliyim ki, sıfır veriyorum evet. En son kaç yıl önce bir filme "otur, sıfır!" dediğimi de hatırlamıyorum, o derece.

Hemen konuya bakalım: Alex, Bulgar göçmeni anne-babasıyla birlikte çocukluğundan beri Almanya'da yaşar. Bir gün trafik kazası geçirirler, anne baba ölür, Alex belleğini yitirir. Bulgaristan'dan tavla ustası büyükbabası Bai Dan uçarak gelir, Alex'e köklerini öğretmeye yeminlidir. Alex de bu noktada Sashko'ya dönüşür zaten; Almanya'da ne yapacaktır ki, kullanım kılavuzu çevirerek hayatını harcamaya devam mı edecektir, en iyisi Bulgaristan'a dönüp kahve köşelerinde tavla oynamaya başlamasıdır! Tabii bu noktaya öyle pat diye varılmaz: bir kere filmin 50 dakikası hastanede geçer, 50! Svetat'ın konusunu nerede okusam bu filmin bir "yol filmi" olduğu, büyükbabayla torunun iki kişilik bisikletle Bulgaristan'a gidişleri ve yolda başlarına gelenleri merkeze aldığı yazıyordu. Eh, filmin ikinci yarısında çıkılıyorsa yola, pek yol filmi demem ben o filme. Üstelik filmin tamamı geriye dönüşlerle, Şaşko'nun çocukluğuyla, ailenin Bulgaristan'dan kaçıp siyasi mülteciler kampına sığınmalarıyla geçiyor, bu durumda yolda geçen 20 dakika falan kalıyor belki. O da ipe sapa gelmez konuşmalarla, saçmasapan öğütcüklerle, Şaşko'nun bir kızla dans edişi, sonra ona bir gecede aşık oluşuyla dolduruluyor.



Peki Svetat'ın daha yola çıkılmadan önceki ilk yarısında neler oluyor, geriye dönüşler dışında? Onda da Şaşko'nun hastanede yatışını, büyükbabanın gelip (güya) büyük bir bilgelikle (aslında) çıldırmış gibi bağırarak Şaşko'nun hastane yatağını ordan oraya vurarak Şaşko'ya "yaşa! buraya tıkılıp kalma!" şeklinde müthiş öğütler verişini, bir sonraki sahnede hastanenin kafeteryasına inmiş tavla oynayışlarını (yaşamaktan kast ettiği buymuş tabii ki) görürüz. Tavla demişken, aslında tavla üzerine bu film. Hayır bilmeyen gerçekten hayatın anlamının bu oyunda bulunabileceğine inanır, öyle bir anlatılmış ki tavla... Yaşam da tavla gibidir, hep yek atman şansının kötü olacağını göstermez, sonuçta pullarını nasıl hareket ettirdiğine göre değişir her şey, mutlaka doğar doğmaz tavlaya başlayacak, ölene kadar da günde 8 saat oynayacaksın, sağlıklı yaşamın sırrı budur, ayrıca yaşamın da tavla gibi olduğunu söylemiş miydim? Madem saftirik batılı izleyicinin ilgisini çekecek bir şey buldum, onu pişirip pişirip tekrar tekrar sunayım, aslında pişirmeme de gerek yok, yer nasılsa...

Svetat'ın her sahnesi buram buram klişe kokuyor. Şöyle hoş, tanıdık, güzel bir klişe de değil: "Batılıya kültürümüzün güzelliklerini gösterelim, iki de güzel yeşillikli sahne çakalım, bir de bilmedikleri oyun bulup bunu hayatın metaforu olarak kullanalım, kulağa süslü gelen, aslında içi boş, kıytırık, yavan kendini arama-bulma sözleri serpelim aralara bol bol, işte bakın hayat ne güzel, eskiden kötüymüş ama, göç etmek zorunda kalmış insanlar falan, ıyy pis kaka, fakir de bir ülkeymiş Bulgaristan yahu şu sosyalizm neler etti bize, ama bakın iyiyiz şimdi sıcacığız gönüllerimiz geniş hem sevgi doluyuz baklavamız falan da var, hadi gelin o zaman hep birlikte birer tavla atalım!" diyor bu film. Bu işte, Svetat e Golyam i Spasenie Debne Otvsyakade'den çıkarılacak sonuç -üşenmeyip yazdım bu sefer adını.

Filmin belki de tek iyi sayılabilecek yanı ismi: "Dünya kocaman ve kurtuluş hemen şuracıkta" gibi bir şey oluyor çevrilince. Gerçi düşündüm de, o da manasız. Yani dünyanın uçsuz bucaksız bir yer olmasına rağmen kurtuluşun hemen şuracıkta, hani her köşebaşında pusuya yatmış bekliyor oluşuna mı dikkat çekilmiş? Ama o zaman arada bir ama sözcüğü olurdu, ve bağlacı değil. Belki de birbirinden bağımsız iki ayrı beyan var burada, yani "biliyor musunuz dostlar, devasa büyüklükte, koskoca bir dünyada yaşıyoruz" ve de "merak etmeyin, kurtuluş hemen yanıbaşınızda, aslında belki de kendi içinizde evet evet! içinize dönün, kendinizi bulun!". Belki de en iyisi iksav'cıların çevirdiği şeklidir; "Koca dünyada kurtuluş pusuda". O da kulağa güzel geliyor evet, kafiyeli falan da olmuş hem, ama çok anlamlı değil. Orada olay kurtuluşun bu koskoca dünyada olması değil ki... Ya da öyle mi? Her ne olursa olsun, afişe bile sığmayacak uzunlukta bir söz öbeğini film adı olarak seçmek, ayrı bir zeka gösterisi, kutlamak lazım.

Hemen her sahnede görünen tavla mucizesi:



(Bu yazı bir oturuşta ve bir sinir harbi içinde yazılmıştır. Pek düzgün bir dil kullanamadığımı, filmin incelemesini yapmış sayılamayacağımı biliyorum. Mamafih, yapacak bir şey yok, o sinir harbi hâlâ devam etmekte, yayınlamadan rahatlayamayacağım. Eğer iki saat boyunca sıkıntıdan patlamak, vasat oyunculuklarla klişelere boğulmak, ve tabii ki bolca tavla görmek isterseniz, derin görünüp sığ sularda bile yüzemeyen kusulası bir hikayeyi merak ediyorsanız, festivalin dünya festivallerinden programında gösteriliyor bu filmimsi.)

8 yorumcuk:

sacidu dedi ki...

bu duyguyu biliyorum. ben de birçok filmde yaşadım. yüksek kapasiteli sinirle yerden yere vurduğum filmler için sonradan "ya fazla mı yüklendim acaba" diye düşündüm ama. yine de kararım değişmedi.

kara kitap dedi ki...

ben birşey sormak istiyorum.bursa'da yaşıyorum ve burda pek festival olmuyor.hoş olsa da benim gidecek vaktim olmuyor.internetten film indirmeye de vaktim yok.ben avrupa ve uzak doğu filmlerinin cd'lerini nasıl edinebilirim?yardımcı olursanız sevinirim.

Bay Kavun dedi ki...

Imdb puanı ve dünya çapıda film festivallerinde büyük övgülerle karşılanması, konusu bana hiç cazip gelmese de, bir şekilde bulabilmek üzere bu filmin adını bir yerlere not almama neden olmuştu fakat yazınızı okuduktan sonra iç rahatlığıyla o notun üstünü çizebilirim :)

The Dude dedi ki...

uzun zamandir okudugum en guzel incelemelerden biri olmus :D

The Dude dedi ki...

ayrica eastern plays adli bulgar filmini inclemenizi beklerim :]

lacivert00 dedi ki...

bu filme bu tarzda bir yorum yaparak başta bu filme 8.5 verenlere olmak üzere büyük haksızlk etmişsiniz. bu film belki emir kustrika filmleri kadar popüler olmayabilir ama bana kalırsa emir kustrika filmlerinden daha anlamlı, daha akıcı, daha filmimsi. bu filme duyguları bir kenara bırakarak salt düzmantık gözüyle bakıp konuyu sıradanlaştırmanız da ayrıca eleştirilmeye değer. merak ediyorum sizin bu bakış açınızla hangi film seyredilmeye değer...

İrma dedi ki...

kesinlikle izlemekten çok zevk aldığım bir filmdi. tamam siz beğenmemiş olabilirsiz ama film eleştirisi yapıyorsanız filmimsi gibi kelimeler kullanmanız çok yanlış.
blogunuzu hep takip ediyorum ve izleyipde beğendiğim bu film ile ilgili bu kadar saygısızca eleştiri yapılması beni şaşırttı

bahadır dedi ki...

çok kötü bir eleştiri. yani o kadar kötü bir filmin o kadar kötü balkan filmleri arasında bu filmi bu kadar acımasızca eleştirmek ne kazandırır insana anlamam. film gayet iyiydi ve anlatımını gayet mantıklı çerçeveye oturtturdu. hoş balkan filmleri deyince aklına sadece kusturica gelen birisinden de film eleştirisi yapması beklenemez.