23 Nisan 2010 Cuma

Lost 6.13: The Last Recruit



Bir geçiş bölümüydü The Last Recruit. Fırtına öncesi sessizliği çağrıştıran, asıl olayların bu bölüm bittikten sonra başlayacağını hissettiren bir bölüm. Ama her ne kadar hemen hemen hiçbir sır çözülmemiş, hiçbir soru yanıtlanmamış olsa da, bölümdeki aksiyon ve karakter gelişimi beni benden aldı, sonuç olarak da ortaya Everybody Loves Hugo'dan şöyle bir 7 kat daha büyük keyifle izlediğim bir bölüm çıktı.

Desmond'ın da yardımlarıyla, Los Angeles'taki karakterlerimiz ciddi ciddi biraraya gelmeye başladı. Daha önce de sürekli kesişip duruyordu yolları, fakat asıl reunion bu bölümeymiş. Bir puzzle'da parçaların yerine oturmasını izlemek gibi bir şeydi bu bölümdeki flash-sideways'i izlemek. Jin ve yaralanmış Sun'ın hastaneye gelişi, Ben ve yaralanmış Locke'ın gelişine denk geldi. Sun, Locke'ı görünce panik içinde "Bu o! Bu o!" dedi ki buna geleceğim sonra tekrar. Sun ve Jin'in hastaneye varışı, LAPD'nin yani Sawyer ve Miles'ın olaydan haberdar edilmesine neden oldu. Sawyer isteksizce de olsa Kate'i masasında bırakıp Keamy ve diğerlerinin ölümüyle bir ilgisi olduğunu bulduğu Sayid'i aramaya gitti Nadia'nın evine, burada da güzelce yerleştirilmiş bir bahçe hortumunun da yardımıyla Sayid'i tutukladı. Bu arada Desmond, evlat edinme ajansına gelmiş olan Claire'i binanın içinde yakalayıp, onu Ilana'yla biraraya getirmeyi başardı, ki bu gerçeklikte bir avukat olan Ilana da Jack ve oğluna Christian'ın vasiyetini okumaya hazırlanıyor, bir yandan Claire'in ismi de o vasiyette olduğu için harıl harıl onu arıyordu. Gerisi kendiliğinden geldi, Jack de kızkardeşiyle tanışmış oldu. Ve fakat pek bir tepki gösteremeden, acele olarak hastaneye çağrıldı: gidip John Locke'ı "fix" etmesi gerekiyordu.



Bölümün başlarında Flocke ve Jack arasında geçen konuşmayı çok etkileyici buldum. Flocke'ın Locke'ı ve Locke'ın adaya olan sarsılmaz güvenini hor görüşü, hatta aşağılayışı sarstı beni garip bir şekilde. Suyla ve Christian'la ilgili açıklamasını ise o kadar ilginç bulduğumu söyleyemem. Tabii ki Flocke'ın asıl derdi kazazedelerin su ve barınak bulması değildi Christian'ın biçimine girip Jack'e yol gösterdiğinde, ama günün birinde bu adadan kurtulabilmesi için, Lostie'lerin o anda yaşaması gerekiyordu herhalde.

Jack ve Claire'in kardeş olduklarını bildiklerini birbirlerine açıkladıkları sahne biraz geçiştirilmiş gibi geldi bana. Yani bu kadar büyük bir şeyi, izleyiciyi bu kadar uzun zaman beklettikten sonra işliyorlar madem, biraz daha gerçekçi tepkiler görebilir, daha uzun diyaloglar izleyebilirdik. Ama bölümün çok küçük bir kısmını oluşturuyordu bu hikaye, üstelik finale bu kadar az zaman kalmışken ve daha değinilmesi gereken çözülmemiş onlarca öğe varken, bu kardeşlik meselesini kısa kestikleri için yazarları suçladığımı söyleyemem.

Jack Claire'e onlarla geleceğine kesin karar vermediğini söyledikten sonra Claire dedi ki: "Verdin aslında. Flocke'ın seninle konuşmasına izin verdiğin saniyede vermiş oldun bu kararı, tıpkı bizim gibi." Hatırlayalım: Hem Richard'a, hem de Sayid'e, Flocke'ın ve Jacob'ın onlarla konuşmasına izin vermemeleri söylenmişti. Ama Flocke ve Jacob'ın konuşmaya başladıkları anda karşılarındakini hipnotize etmek gibi bir güçleri varsa bile pek işe yarıyor gibi görünmüyor. Belki de o kişiyle birlikte olmaları gerekiyordur, yanından ayrılınca büyü de bozuluyordur. Zombi Sayid Flocke'tan uzakta Desmond'ın yanındayken o kadar da zombi gibi görünmüyordu örneğin.

Sayid ve Desmond'ın arasında ne olduğunu görseydik keşke. Tahminim, Sayid'in Flocke'a Desmond'ı öldürdüğünü söylüyorken yalan söylüyor olduğu. Desmond çok önemli bir karakter ve önemli karakterler öleceklerse kameranın karşısında ölürler her zaman; yani mutlaka gösterilir seyirciye ölüm anı. Üstelik Desmond'ın daha yapacak çok şeyi var :) Eğer Desmond'ın ölmediği konusunda yanılmıyorsam, Sayid kaçmasına yardım etti demektir bu, yani Flocke'ın tarafında değil, yani zombi görünümünün altında eski Sayid'den bir şeyler var hâlâ.

Claire bayağı bayağı Flocke'cıydı son bıraktığımızda, doğru yolu bulması (!) için tek gereken Kate'in ona ikna edici gözlerle bakarak telkin edici bir ses tonuyla konuşması ve Aaron'ın adını anmasıymış demek. Şayet Claire gerçekten iyi adamların arasına döndüyse ve göremediğimiz gizli bir amacı yoksa, çok hızlı oldu bu geçiş. Ki çoğu izleyici buna inanmıyor galiba, Claire'i hâlâ deli buluyor ve enfekte olduğunu söylüyor, bense farklı düşünüyorum. Zaten başından beri pek o kadar deli ya da evil gelmemişti bana, sadece birkaç yıl yanında sırf Flocke'la vahşi doğada kalan herkesin bu hale geleceğini düşünmüştüm. İyi kalpli, içi dışı bir (!!) kızcağızın teki o bana kalırsa şu an.



Sun'ın Jin'e kavuşma sahnesi bana ikinci sezondaki Rose-Bernard kavuşması kadar dokunaklı gelmedi niyeyse. Belki çok ama çok uzun sürdüğü için bu noktaya gelinmesi, belki de aralarında İngilizce konuştukları için. Hani tamam anlıyorum tabii ki Sun Jin'e kavuştuktan sonra İngilizce konuşabilme yetisini geri kazanmış oldu, aşk her şeyin cevabı filan fıstık ama bunlar Jin'le son derece özel, heyecanlı, mühim bir konuşmayı o dilde yapmasını gerektirmez ki... Bunlar iki adet Koreli, aralarında da anadillerinde konuşagelmişler şimdiye dek doğal olarak. Bir de bu sahnede Frank Lapidus'un (ki kendisini çok severim normalde) Sun'a bakarak yaptığı yorum, inanılmaz cheesy geldi bana.

Jack artık adanın yeni Locke'ına dönüşme sürecini tamamladı, ve kaderin cilvesine bak ki, ilk büyük görevi, Locke'ın yüzünü ve bedenini giymiş bir yaratıkla kapışmak. Somut olarak hangi adımları atacağını, nasıl bir yol izleyeceğini bilmiyor olsa da, genel olarak ne olacağını ve görevini biliyor, bilmekle de kalmayıp, kabulleniyor Jack. Sizi bilmem ama ben bu sakin, lider olma takıntısı olmayan, yumuşak huylu Jack'i, eski, alıştığımız, her şeyi yıkıp döken, herkese bağırıp çağıran, her şeye burnunu sokan Jack'e bin kez yeğlerim. En son ne zaman bu karakteri ilginç bulduğumu hatırlamıyorum ama artık buluyorum işte, bir sonraki hareketinin ne olacağını merakla bekliyorum.

Flocke'ın Desmond'ı öldürmemesi (beklediğimden çok daha sığ çıktı şu kuyu), sonra bu iş için Sayid'i göndermesi (ama gözleriyle görmek istememesi), Sawyer'ı başka bir işe gönderdikten sonra geri kalan insanların yanından Sayid'i bulmak için ayrılması... 1.Sayid'in tekrar adam olması, 2.Desmond'ın kuyudan kurtulması, 3.Sawyer'ın önderliğinde karakterlerimizin tümünün kaçmasını ne kadar, ne kadar kolaylaştırdı değil mi? Bütün bunların kötü karakterizasyon (Flocke o kadar aptal değil!) ve özensiz bir kurgu sonucu olduğuna inanmak istemiyorum.

Belki de Flocke her şeyin farkında? Sonuçta adayların tümünün adadan hep birlikte ayrılması gerektiğini söyleyip duruyor, ama yalan söylemediği ne malum? Belki öldürülmeleri daha çok işine geliyordur. Kesin olarak bildiğimiz tek şey, onları kendisinin öldüremeyeceği. Belki de bu yüzden Sawyer ve diğerlerini, onları öldüreceğini düşündüğü Widmore'un adasına kendisi yolladı aslında, bilerek ve isteyerek. Desmond da belki gizli aday ve Flocke bu yüzden onu öldüremiyor, bu işi Sayid'e yıkmasının nedeni bu. Biliyorum, çok düşük ihtimal bunlar. Ama her şeyin göründüğü gibi olduğuna inanmak istemiyorum çünkü bizimkilerin Flocke'ın kampından kaçışı fazlasıyla kolay, Flocke ise fazlasıyla aptal göründü gözüme bu bölüm...



Sorucuklar

– Widmore niye bozdu Sawyer'le olan anlaşmasını? Ne planlıyor? Lostie'lerimizi kurşuna dizdirmeyeceğine göre, herhalde esir alacak onları, kampına götürecek. Ne büyük yenilik.

– LA X'te Claire ve Jack'in tanışıp buluşmasını Desmond ayarladı, peki bu gerçeklikte niyeyse Amerikan aksanıyla konuşmaya başlamış olan Ilana'nın haberi var mıydı bundan? Büyük olasılıkla yoktu, bayağı şaşırmış görünüyordu. Aksan olayını bir hayli ilginç buldum, Jacob hayatına hiç girmemiş olunca Ilana'nın milliyeti de mi değişti?

– Flocke, Widmore'la olacak savaşın beklendiğinden daha erken gerçekleşeceğini söyledi, Zoe de buna benzer bir şey söyledi aynı şekilde. İki farklı tarafın planladığından daha erken harekete geçmek zorunda kalmalarının nedeni bambaşka bir güç olabilir mi? Alternatif gerçeklikte olanlar ve Desmond gibi?

Yorumcuklar

– Öğrendiğimiz (daha doğrusu zaten bildiğimiz, ama doğrulanan) tek şey, geçtiğimiz sezonlarda adada hem Jack'e, hem de Claire'e görünen Christian'ın, aslında Flocke olduğu oldu.

– Hostes Cindy, Zack, Emma ve daha adını bilmediğimiz nice figüran... Flocke'ın saflarına geçen bir sürü kişi öldü gitti sahile atılan topla. Bir kısmı tapınakta ölmüştü zaten, artık Ben ve Richard dışında Others kalmadı koskoca adada.

– Daha önce tahmin ettiğim gibi Jack yapacak Locke'ın ameliyatını flash sideways'de. Jack, Locke'ın tekrar yürümesini sağlayacak gibi bir şey demiştim sanırım. Şu an seyircinin ilk aklına gelecek, fazlasıyla belli olan şey bu evet, fakat tahminimi değiştirmek istiyorum ben bu durumda: ya Jack Locke'ı yanlışlıkla öldürürse ameliyat masasında? Gerçek twist öyle bir şey olmaz mı?

– Sun'ın İngilizce konuşabilmesini engelleyen tıbbi bir durum değil de, iki gerçekliğin birbirine sızması gibi bir şeydi bence. Düşünecek olursak, adadaki Sun, İngilizce konuşamamasının Flocke'ın başının altından çıktığına inanıyordu. Los Angeles'taki İngilizce bilmeyen Sun ise, hastanede yaralı ve baygın halde yatan Locke'ı görünce, aslında tanımaması gereken bu adamı tanıdı ve panik içinde "Bu o! Bu o!" diye bağırarak, Locke'tan korktuğunu göstermiş oldu.

– LA X'te Desmond, Claire'e bebeğini evlatlık olarak verirken çok dikkatli olmasını, çünkü bunun "geri dönülemez" bir hata olabilceğini söyledi. Jack, Locke'la ilk tanıştığında (yine LA X'te, bu sezonun ilk bölümlerinde, Locke'ın sakatlığından bahsederken) hiçbir şeyin geri dönülemez olmadığını söylemişti. Enteresan.

– Sawyer'ın Lapidus'un bir Burt Reynolds filminden fırlamış gibi göründüğünü söylediği ve Hurley'nin Star Wars göndermeleri yaptığı sahneler, bölümün en eğlenceli sahneleriydi bence.


Evet çok dokunaklı bir sahne falan ama, aranızda İngilizce konuşmanız biraz sahte bir hava katmış sanki bu romantik kavuşmaya Jinsuşin..


Birkaç bölümdür nefis patlama/atlama/yuvarlanma sahnelerine boğuyor bizi Lost. Yalnız soldaki görseldeki adamın Jack değil de dublör olduğu çok mu belli (büyütünce tabii), bana mı öyle geliyor?


Solda adada yıllarca Flocke'la kalıp kafayı yemiş vahşi bir Claire, sağda ise daha doğum bile yapmamış, masum bir Claire olduğunu düşününce iki resim arasındaki 33 fark normal geliyor da, hiçbir makyaj gıdıyı açıklamıyor. Nasıl oluyor da soldaki resimde Claire'in yüzü yusyuvarlak bir ay parçasıyken, sağdakinde incecik, zarif, gıdısız?

Başta da belirttiğim gibi bir geçiş bölümüydü bu bölüm, ama son derece ilginçti, izlemesi de çok keyifliydi. Hikayenin flash-sideways kısmında tek bir karaktere yoğunlaşma döneminin bitmiş olmasını da şahane buldum. 4 üzerinden 3.5'u hak ediyor bence. Şimdi iki haftalık bekleyiş var ne yazık ki, Lost önümüzdeki hafta yayınlanmayacak, bir hafta ara verecek. 5 Mayıs'ta dönecek ve son dört bölüm kesintisiz her hafta yayınlanacak -iki bölüm olarak arka arkaya gösterilecek finali tek bölüm saydım- ve 24 Mayıs'ta, 6 yıldır kafamıza takılan tüm soruların yanıtlarını -umarım- öğrenmiş olacağız. Yaşasın!

14 yorumcuk:

Oğuz Marangoz dedi ki...

Güzel yorumlardı teşekkür ederim. Bence asıl sorulması gereken soru Flock'un son sahnede jack'e söylediği "artık benimlesin" lafı. orada ne oldu da Flock öyle bir şey söyledi. Jack öldü de Flock onu geri mi getirdi yoksa Jack'in hayatını kurtardığı için minnettarlığından mı onunla beraber olacak. Hatırlarsak bir kaç sahne önce Jack'in yanında bir bomba patlıyordu ve Flock onu kurtarıyordu.

Artık bir sonraki bölüme bunların hepsi =))

tyler78 dedi ki...

Hehe, gıdıyı iyi yakalamışsın. Flocke iyi beslemiş galiba Claire'i.

Jack olayına katılıyorum. Adamı 6 sezonun sonunda izlenebilir hale getirdiler sonunda. Çünkü her sezonun her bölümünde, şu adam ölse ya diye düşünürdüm.

Kahramanlarımıza görünen ve yardım eden kişinin ise Flocke olduğunu sanamıyorum ben niyeyse. Büyük ihtimal hatırlamadığım bir şey var, ondan ama Jack'e kendisi olduğunu söylerken yalan söylüyor gibiydi. Ya da oyunculuğu kötüydü, bilmiyorum. :)

Ayrıca en çok merak ettiğim LAX'teki Desmond'ın yaptıklarını neye dayanarak yaptığı. Yani Locke'a arabayla çarptı. Claire'i doğru yere yönlendirdi. Olaylara yön verdi. Veriyor ama vermesi gerektiğini ve nasılını nereden biliyor? Ak saçlı ninemiz yola gelip talimat mı vermeye başladı acaba?

sacidu dedi ki...

sayid ve claire'in özünde iyi insanlar olmaları meselesi bana biraz saçma geldi. ikisinin durumu aynı değil evet, claire sayid gibi ölüp dirilmedi ama ikisi de "infected". ki bu "infected" durumu dogen'ın yaptığı testlerle anlaşılabilen bişey. bs ortalarda hiç yokken de bi insanın şifayı kapıp kapmadığı anlaşılabiliyor. o zaman ne sayid'in ne de claire'in içindeki "iyinin" görünmemesi gerekirdi bence. jack ve kate'in claire'i öldürmek zorunda kalması güzel bir drama olurdu. sayid de artık ölebilecek kadar kötü bi karakter oldu zaten, onu da misal zoe öldürebilirdi kuyunun başında. sayid'i takip etmiş derdik.

bs desmond'dan korkuyor sanki. görmek istemiyor gibi. kimsenin görmesini de istemiyor. diğer insanların yanına hiç getirmedi, desmond'ın varlığını sadece sayid biliyordu. orası da enteresan tabi. biri çıkıp demez mi "neden bahsediyor bu zoe, kimi kaçırdınız" diye :)

widmore (bence) sawyer'ın anlaşmayı bozduğunu anlayarak anlaşmayı bozdu. sawyer widmore'un varlığını bs'a söylememe sözü vermişti çünkü. ama söylemiş olmalı ki bs sayid'i hydra adasına gönderip desmond'ı kaçırttı. sawyer bu bölümde nefret edilecek kadar çok bencildi.

bs claire'i iyi beslemiş 3 yıl süresince :)

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Son sahnedeki dublör varlığı, tattooların eksikliğinden anlaşılabilir :)

drol dedi ki...

1) Bence, Oyuncu olarak Clairi oynayan 2 kişi var. Muhtemelen Sinema kurgusu dahilinde, 6. sezonda izlediklerimizin bir kısmı belkide 1. sezonla beraber çekilmişti. Ve geçen 6 yılda claire oynayan karakterle yollarını ayırdılar. Bu da ona benzeyen başka bir kadın oyuncu. Ne kadar birbilerine benzeselerde şu açılardan mantıksız geliyor aynı insan olmaları.

1) gıdı makyaj değildir, adada 3 yıl yalnız kalan bir kadının kilo alması mümkün değil, zayıflaması gerekir. Kalkıpta makyajla gıdı yapmazlar.
2) Gerçek hayatta oyuncu bir kadın böyle önemli bir dizinin son sezonunda, insanların aklında bu şekilde kalmayı tercih etmez. Yani gerçek hayatta da bu kilolarda olmaması gerekir diye düşünüyorum.
3) Eski ile yeni claire'in ağız büyüklükleri çok farklı, yenisininki resmen küçük, bunu ne makyajla yapabilirler, nede gerçek hayatta ağzımız değişir.

Jack'in sol kolunun iç kısmındaki dövmeler daha önce yoktu sanıyorum, yanlış mı hatırlıyorum?

Adadaki tek müslüman olan, gerçi şuanda dini nedir belli olmuyor, said'in katil bir ıraklı rolünü iyiyecene abartmışlar bir mülüman olarak bundan rahatsız oldum.

Ayrıca bir müslüman olarak Sayid'in Flock'u doğrudan Deccal yerine koyması gerekirdi. Bu durumda ona bu denli itaat etmemesi gerekirdi.

Jack, en sonunda deli dana gibi hareket etmekten kurtulmuş, muhtemelen yeni bekçi kendisi olacak.

Desmond'un düştüğü kuyu o kadar sığ ki, kafa üstü düştüğünü de hatırlasak hadi diyelim sağ kaldı, kesin bir yerlerinin kırılmış olması gerekir. Bakalım nasıl çıkacak karşımıza.

Sahile yapılan top atışları inandırıcılıktan çok uzaktı, tamam ilk seferinde yanlarına giden ekibin taşıdığı bir verici ile yer tespit ettiniz de, adamlar sahildeyken, siz başka bir adadayken, verdiğiniz telsizi dakikasında kırıp orada bırakmışlarken, nasıl olduda turnayı gözünden vurdular anlamadım. Bana saçma geldi.

Bu dizinin akıllara tatmin hissi bırakarak bitebileceğini kesinlikle sanmıyorum.

benjamin linus dedi ki...

Clair de zombidir belki.Hatırlarsak dharma köyü bombalandığında onu Sawyer kurtarmıştı ve eve getirdiğinde Miles ona tuhaf tuhaf bakmıştı.

Fatih Birinci dedi ki...

Clair'in gıdısı süper teori: Dudaklarını büzüştürüp, gözlerini kısıyor. Omuzlarınız sabit dururken kafanızı olduğu gibi biraz geriye çekin(sadece üstünü değil) gıdınız çıkar, aynaya bakın, o hain gıdıyı göreceksiniz!

Güzel bölümdü. Karakter analizi iyi güzel de bi yere kadar. Ne hoş oldu böyle dağınık, serbest...

Bence de Sayid Desmond'u öldürmedi. Kıyamadı adam ellerini kavuşturup kuyunun dibinde masum masum oturup da "ruhunu şeytana mı sattın sayidim" temalı konuşmalar yapınca.

PS: Sayid'in öldürmeye kıyamayıp geri dönmesi Pamuk Prenses'teki avcı hikayesini andırdı bana. Ya da beyin kıvrımlarım bu dizi sayesinde her şeyin neyin metaforu olduğunu düşünme, ufacık bir şeyden kırk tane sonuç çıkarma refleksini kazandı.

PS: Bir müslüman olarak Sayid'in Jacob'u doğrudan ciisıs kırayst yerine koyması gerekirdi!

engin dedi ki...

kafama takıldı muhtemelen bişeyler kaçırmış olabilirim , flocke'un bedenine girebilmesi için locke'un adaya ölü olarak gelmesi yetti ,peki zamanında christian'ın bedenine nasıl girdi jack'in babası adaya mı gelmişti ?

Hektor dedi ki...

Bu bölüm özelinde ortaya çıkan en büyük gerçek wildmore ile flocke'nin aynı tarafta olduğudur. Bir tarafta flocke'yi satan sawyer ve tayfası esir edilip kendilerini bekleyen görev için hazırda tutulurken diğer tarafta flocke jack'i kendi saflarına katarak problemlerini halletmiş gibi görünüyor. Galiba işi bozacak olan sayid ve desmond birader ortaklığı olacak ki bu da işin sırrı zaten :)

memo123 dedi ki...

bence claire aynı claire yapmclar biraz kilo al değiş demişlerdir oda dizi uğruna almştır bende lostta oynasam 20 kılo alırdım:D isteseler.
acıdım ben resmen claire ne biçin bi abisi var kızı kez sattı.
1.adadan ilk ayrlrken ve donunce hiç aramadı
2.sawyerın planına uyarken
3.sawyerın gemisinden atlarken
cidden jacke gcık oldum acayip bencil.her ne kadar kaba saba da olsa bizim tabirle en delikanlı karekter sawyer ve jin.

yidoo dedi ki...

öncelikle yazı ve yorumlar çok güzel.. zaten alışkanlık yaptı her bölüm sonrasında büyük bi hevesle okuyorum =)
bu bölümde benim kafama takılan bi şey var ; sonlarda bomba patladıktan sonra Jack yere düştüğünde gözlerini açtığı sahne, sanki dizinin ilk bölümünün başını hatırlattı.. bilemedim ne gibi bi bağıntı vardır.. ya da var mıdır.. büyük ihtimal bi rastlantıdır ama değil de gibi sanki =)

A p o dedi ki...

ben de claire'in gizli bir amacı olduğuna inanıyorum. her fırsatta "beni bıraktınız gittininz, hepiniz beni bıraktınız bir flocke bırakmadı" şeklinde herkese laf sokan claire kendisini tekrar satan başta abisi olmak üzere tüm ekibe dellenip terör estirmek yerine kate'in 2 lafına kanamaz bence. flocke gizli bir görev vermiştir ona da.
widmore kendisini satacağını bildiğinden zaten sawyera güvenmedi bence en başında. şimdi de hazır tüm adaylar ayağına gelmişken onları hapsedip flocketan uzak tutacaktır bence. hatta gerekirse kendi çıkarı için kullanır da.
bence de jack'in locke'u ameliyat masasında öldürmesi "fix" etmesinden daha büyük bir ters köşe olur, hele de onun flocke olduğunu ameliyatta hatırlarsa ama bence bu sefer şaşırtmayacak bizi senaristler ve jack'e minnet duyan bir locke olacak böylece.
locke'un adaya bu kadar bağlanıp değer vermesinin, ayrılmak istemesinin nedeni adanın onu felçliyken iyileştirmesiydi. adaya düşmeden iyileşen bir locke zaten adaya değer vermez ve bağlanmaz ama bunu asıl hikayeye nasıl bağlayabilirim şu saatte düşünemiyorum :))

Derya dedi ki...

Çok saçmasapan oldu bu yorum meselesi. Üç tane yaptım, baştaki yayınlanmadı sonrakiler anlamsız oldu. Zaten sahneleri yanlış hatırladığım için tooriler de mantıksız olmuş.

Hatırlayabildiğim şeyleri yazıp gidiyorum:

Jin Sun karşılaşması donuk oldu evet.

Ben de Jack'in yeni halini tercih ederim, bi de şu alt dudağını dişlemeyi bırakırsa tam süper olacak.

Bence Flocke veya Jacob'daki hipnotize büyü vs değil, ikna kabiliyetleri kastediliyor sanırım.

Claire'in gıdısı ve o çipil gözleri!

Hortum sahnesine bittim. :P

Sayid ve Claire ve hatta Flocke, hiçbiri katıksız kötülüğü temsil edemiyor. O havayı veremiyorlar nedense.

İki gerçekliğin birbirine sızması teorin çok enteresan. Sun'ın "Bu o!" diye çırpındığı sahneyi iyi açıklıyor.

Adayların velet Jacob'ı görmesi konusunda yorum yapamıycam yaptıklarım elimde patlıyor :)

Çavlan dedi ki...

Derya, ben okudum ama senin adayların Jacob'ın küçüklüğünü göremediği teorisini yazdığın yorumununu :) Yalnız ondan önceki mail'ime de düşmedi gerçekten, blogger'ın antikalıkları herhalde. O küçük çocuğu (kimse artık), adayların görememesi fikrin çok enteresan çünkü şimdi düşündüm de, Richard göremiyor ama Sawyer ve Desmond görüyor, ne alaka? Belki Desmond gerçekten de adaylardan biri (yazmıştım ama ciddi ciddi ihtimal vermemiştim açıkçası) Senin bloga baktım da, Shephard yazısı deniz fenerine gerçekten de sonradan eklenmiş gibi görünüyor, o aslında Desmond olsa, birisi bir nedenden Desmond'ın adını gizlemek, Jack'i de aday olduğuna inandırmak için ismi sonradan eklemiş olsa... Aynaların Jack'in çocukluğunun geçtiği evi göstermesine bir açıklama bulamayacağım ama onu da yazarlar bulsun :) Jack aday maday olmasa (ki şahane bir ters köşe olur), hiçbir özelliği, "seçilmiş insan"lığı falan olmasa ama yine de finalde adada kalmak için feda etse kendini mesela... Ehem uçmayayım daha fazla. Sonraki bölüm taa 10 gün sonra zaten. Her seferinde "ne gerek var teori üretmeye, nasılsa çoğu tutmayacak, ki hiçbir şey bilmeyip şaşırayım" diyorum, olmuyor, zorla kafa yorduruyor kendine pis dizi :)

Apo, keşke Claire'in gizli bir amacı olsa ama yazarlar şu an o kadar çok katmanlı, komplike durumlar yaratabilecekmiş gibi durmuyor, sanki zaten yeteri kadar şeyle (daha önceden ortaya attıkları gizemlerle) uğraşıyorlarmış gibi, o yüzden pek ihtimal vermiyorum. Ama keşke olsa, öbür türlü harbiden çok saçma. Kate gözlerini kısıp çillerini oynatıp iki laf etti diye her şey kökten değişmemeli Claire için, öldürmek üzereydi hatunu yani. Widmore konusunda hiçbir fikrim yok, nedir planı, iyi midir kötü müdür bizimkilere ne yapacak vs. Çok ilginç de gelmiyor zaten :)

Yidoo, çok sağol :) Pilot bölüm Jack'in gözüyle açılmıştı değil mi, kaza sonrası ormanda sırtüstü yatarken... Doğrudur, sürekli önceki sezonlara, eski bölümlere göndermeler ve paralelliklerle dolu bu sezon zaten.

Memo123 ve "Claire'in gıdısındaki gizem" üzerine yorum yapan diğer arkadaşlar; Claire'in iki resmini de aynı bölümden (yayınlanan son bölüm) aldım. Elinin yüzünün düzgün, saçının başının taralı olduğu poz LA X'ten işte, Desmond'la birlikte avukata gittiği sahne. Yani günümüzdeki hali bu, zaten o yüzden nasıl bu kadar farklı diye şaşırmıştım, yoksa tabii ki son birkaç yılda değişmesi normal olurdu. Herhalde başını geriye atıp gıdısını çıkarıyor, Fatih'in teorisi doğru bu durumda :)