25 Mart 2010 Perşembe

Lost 6.9: Ab Aeterno

İncelemeye girişmeden meraklısına minik bir bilgi: bölüme adını veren Ab Aeterno, "zamanın başlangıcından beri" gibi bir anlama geliyor.

Jacob'ın adaya insanları nasıl getirdiğini olmasa da neden getirdiğini öğrendik bu bölümde. Flocke (Man in Black'ten Locke'ın bedeninde değilken bile Flocke diye bahsetmenin mantıksız olduğunu biliyorum, ama alışkanlık oldu artık), herkesin doğası gereği yozlaşmış olduğuna inanırken, Jacob insanoğlunun şeytana uymayarak doğru kararlar verebileceğine inanıyor ve bir nevi teste girişerek, insanları tek tek adaya düşürmeye başlıyor. Hiçbir şekilde müdahele etmeden, içinden çıkılması zor etik problemlerle karşı karşıya geldiklerinde, kendi başlarına doğru yolu bulabileceklerini göstermeye çalışıyor Flocke'a. İlginç, değil mi? Sadece günahın doğası üzerine bir tartışmayı kazanmak için yabancılara işkence etmesi, pek "iyi" göstermiyor Jacob'ı bana kalırsa. Ondan da önemlisi, sırf bir şeyleri Flocke'a kanıtlayabilmek için bu kadar zahmete girmesi... Yani, hiç kimseyi adaya çekmese, Flocke'ın kendisi öldürtme ve adadan kurtulma, sonuç olarak da "kötülüğünü dünyaya yayma" gibi bir ihtimali kalmayacak. Çok akıllı değil galiba bu Jacob.



Richard'ın 1800'lerdeki hayatına dair gördüklerimiz (aşk hikayesi, cinayet vs.) karakterini derinleştirmiş, duygusal seyirciyi de ağlak bir moda sokmuş olsa da, aslında yeniymiş gibi sunulan detaylar, izleyicinin basit gözlemler sonucu tahmin ettiği şeylerdi -birkaç bölüm önce Richard'ın Black Rock'la adaya gelmiş olduğunu söylediklerini de hesaba katarsak özellikle :) Bu bölümde bir şeyler açıklanmadı aslında, teyit edildi sadece. Üstelik o teyit edilen şeylerden, yani dizinin bu sezon sapmayı seçtiği metafizik yoldan pek memnun olmadığımı belirtmem gerek.

Ab Aeterno'yu güzel yapan, son bölümlerde hep olduğu gibi, performanslar. Alışıldık kahramanlarımızın çoğunun olmadığı bölümde bunu başarmak bir hayli zor olmuş olmalı, ama Richard Alpert rolündeki Nestor Carbonell yapmış işte, şahane oynamış. Oyunculuktan söz açılmışken, Titus Welliver isimli muhteşem yaratık (bu bölümde ve 5. sezonun finalinde Flocke'ı canlandıran adam), Terry O'Quinn'in Flocke yorumunu, bilerek ya da bilmeyerek aynen alıp oynamış gibi geldi bana. Mimikler, bakışlar, tonlamalar, fena halde benziyorlardı birbirine, bir an bile şüphe duymadım aynı karakteri (ya da 'varlığı') iki farklı bedende izlediğimize.



Bu sezonun başından beri her bölümde karşılaştığımız ayna sahnesi, bu bölümde biçim değiştirmiş olarak olsa da, pek çok yerde vardı bence. Önceki bölümlerde gördüklerimiz, dört farklı yerde yansımalar olarak tekrar gösterildi bize:
1. Smokey, Richard'ın karşısına çıkmadan, ölü karısının bedenine büründü –tıpkı Ben'in karşısına Alex'in bedeninde çıktığı gibi.
2. Flocke Richard'dan Jacob'ı öldürmesini isterken, Dogen'ın Sayid'den Flocke'ı öldürmesini isterken kullandığı sözcüklerin aynılarını kullandı ("konuşmasına izin verme, hançeri şöyle sapla, çok ikna edici olabilir" vs.).
3. Flocke, Richard'ın zincirlerini açtıktan sonra, "It's good to see you out of those chains," dedi. Sezonun başında, onunla ilk karşılaştığında da aynısını söylemişti (gerçi burası biraz saçma olmuş, niçin 135 yıl sonra bunu söylüyor ki, özellikle de zincirlerinden kurtulduğunu kendi gözleriyle görmüşken zamanında? Hani soyut anlamda mı, "Jacob'ın zincirlerinden kurtuldun işte!" gibi bir şey miydi sezonun başlarında bunu söyleme nedeni?).
4. Flocke'ın Richard'a önerdiği anlaşma, yani Isabella'yı hayata döndürmek, Nadia'yı hayata döndürmeyi teklif ederek Sayid'e önerdiği anlaşmanın aynısıydı.
Bunlar, Ab Aeterno'nun nasıl bir bölüm olduğunu anlatmaya yetiyor bence. Seyirciye yeni bir bilgi verilmediği gibi, ona yeni tepkiler, olaylar, etkileşimler de gösterilmiyor, bunun yerine her zaman (zamanın başlangıcından beri?) olagelmiş şeyler tekrarlanıyor. Geçen sezonun finalinden beri bildiğimiz gibi, Jacob insanları adaya çekiyor, Flocke onları yozlaştırmaya çalışıyor.

Richard Alpert karakterinden daha fazlasını bekliyordum. Şu ölümsüzlük meselesi, her zaman çok ilgi çekici oldu. Ölümsüzü oynayan sürmeli gözlü aktörümüz de merakımı daha da cezbetti. Ama, ne bileyim, bu bölüm ne kadar muhteşem bir performans sergilemiş olursa olsun Carbonell, bu değildi beklediğim. Karına kavuşmak istedin, olmadı, cehenneme gitmeyeceğine dair güvence almak istedin, o da olmadı, o zaman da ölümsüz olmak istedin, Jacob sana dokunuverdi ve... Ve ne? Sonra ne oldu? Bu kadar mı? Kafasını free will ile bozmuş bir büyük güç, kendisi kimseye müdahele etmemekte kararlı ama seni kullanmaya da dünden razı diye seni elçisi yaptı, sen de... Ne yapmaya başladın? 100 yıldan daha uzun bir süre geçti, inançların sarsıldı, sallandı, dünyadan habersiz peygamber sendromunun içine düşüverdin ve... Flocke'a mı gitmeye karar verdin? Şaka mısın sen? Jacob sana başından beri yalan söylemişti demek, o zaman cehennemdesiniz, sizi ölüler sizi, e o halde de... Smokey'nin takımına katılmak en doğrusu tabii ki!

Los Angeles'ta yeni zaman çizgisinde izlediklerimiz, sular altında kalan ada sonucunda serbest kalmış bir Flocke mı gösteriyor bize? Yani Flocke dünyaya yayılırsa, onun gardiyanlığını yapacak adaylara da gereksinim kalmayacak, karakterlerimiz hayatlarına dönecek, işte hidrojen bombası sonucunda (ya da henüz izlemediğimiz, bu sezonun finalindeki savaş sonucu) denizin dibine batan adamıza hapsolmuş vaziyette değil herhalde Flocke. Pek "yeryüzünde cehennem" görmedik ama flash-sideways'de. Belki de sezonun sonunda yenilecek ("It only ends once") hesabı, yok olacağı için onu hapsedecek adaylara da ihtiyaç kalmayacak. Her şey dinlerle ilgili göndermelere ve mitolojik bir hale büründü, ben de o minvalde teoriler üretmekte çok beceriksiz olduğumdan ara veriyorum bir süre kafamı yormaya :) İşin en boktan tarafı şu ki, teori üretmeye gerek yok zaten, eğer her şey Hades'e, Yunan mitolojisine, Tanrıya, cehenneme, dinlere, hedeye hödöye dayanacaksa. Her şey olabilir o zaman çünkü, her şey mümkün. Kolay çözüm.



Son birkaç bölüme kadar, bu sezonun gidişatından gayet memnundum. Sonra yeni bir bilgi vermeyen, bolca ajitasyon yapıp sırtını sadece başarılı oyunculuklara ve Los Angeles'ta sürekli (ve bir noktadan sonra gereksiz bir şekilde) karakterlerin tesadüfi bir şekilde karşılaşmaları ve etkileşime girmelerine dayayan bölümler geldi. Bunlar da benim Alpert'ın odağında olacağı söylenen bölümle (yani evet, bu bölümle) ilgili çok şey beklememe neden oldu sanırım.

Varılacak yerin değil, yolculuğun önemli olduğunu birileri bana hatırlatabilir mi? "Nasıl"ın keyfine varmadan, sadece "Niçin" sorusuna bir yanıt bulmak için bu diziyi izleyenlerden birine dönüşmek istemiyorum. Ama elimde değil. Ara sezonlarda önümüze çok fazla gizem attılar. İlk başlarda ortaya attıkları gizemlerin hiçbirini, ama hiçbirini aydınlatmadan yaptılar bunu. Hepsinden önemlisi, ilk beş sezon boyunca karşılaştığımız gizemler bilim-temelli bir hikayeyle ilgiliydi, ya da biz öyle olduğunu sanıyorduk. Evet her şey bir şeylere bağlanacak, şu noktada büyük resim denilen hadiseyi göstermeden minik gizemleri aydınlatmalarının yolu yok, bir bildikleri var, sabır... Yok, olmuyor, artık karakterlerin büyük kısmının salaklığı (evet, salaklığı!), cheesy duygusal sahneler, ucuz sembolizm (şarap testisinin kayalara vurularak parçalanma örneği), sadece oyuncuların başarısıyla yürüyen acayip acemice yazılmış diyaloglar o kadar sinirime dokunuyor ki, istemeden de olsa "bitse de gitsek" moduna giriyorum.

Bu bölüme bir puan vermeyi sonraya bırakıyorum, çünkü beklentilerim çok farklı (yüksekten ziyade farklı) yönde olduğundan, –örnek vermek gerekirse, Richard'ın hikayesi heykelin niçin yıkıldığını değil de niçin var olduğunu anlatır bize diye umduğumdan– Ab Aeterno'ya hak ettiği ilgi ve sevgiyi gösterememiş olmam, haksızlık etmiş olmam kuvvetle muhtemel. Jacob'la Man in Black ve onların diziyi çektiği metafizik, mitolojik, fantastik, şubuik yön biraz sinir etmeye başladı beni açıkçası. Her şeyin bilimle açıklanabileceğini zannettiğim (safım da biraz) Faraday'li bölümlerdeki heyecanımı özlüyorum.

Manyetik alanlar, zamanda yolculuklar, constant'lar ve Dharma vardı bir zamanlar. Artık abidik gubidik tıpalar var. Dinler tarihi var. Hades ve Kerberos var. Ağlamak istiyorum.



22 yorumcuk:

goks dedi ki...

in the garden of good and evil

Sinem Ergun dedi ki...

Çavlan senin bu üslubuna bayılıyorum, falshforward'ı da irdelesen ya, zevkle okurduk.

Gerçekten sadece bildiğimiz şeyleri uzun uzadıya seyrettik.

Ama söylediğin muhteşem yaratık Titus efendinin yanısıra Jacob abi de çok karizmatik onu fark ettim, daha sık seyretsek keşke bu ikiliyi

Oya Kayacan dedi ki...

Halâ tek kare dahi Lost izlememiş biri olarak..., n'oolur içten söyle, oturup baştan sona bakmak gibi bir işe girmeye değer mi? Demek istediğim, hem saçma hem de çok merak uyandırıyor da, insan hem lanet edip hem de bırakamıyorsa. Garip bir huyum var çünkü, tiryakilik yapan. Offf anladın sen! Sevgiler

Çavlan dedi ki...

Sinem, evet kesinlikle, ama Jacob'ın karizması Titus'tan geliyor, ancak ikisi biraradayken Jacob karizmatik oluyor... Ya da benim özel bir garezim var ona Supernatural'daki Lucifer'dan dolayı :) Çok sağol bu arada, ama Flashforward'a hiç bulaşmamayı düşünüyorum, kolumu da kaptırmamak için elimi baştan hiç uzatmayayım şeklinde :)

Oya Kayacan, bu vakte kadar izlemediyseniz sakın başlamayın, dizinin tamamen bitmesini bekleyin. Sonra bizim gibi her hafta hem heyecan içinde hem küfrederek yeni bölümü bekleyen zavallılara dönüşürsünüz :) Ama dizi tamamen bitince bütün sezonları toplayıp izleyin derim, ne olursa olsun çok iyi bir dizi Lost.

filmcankisi dedi ki...

müthiş bir yazı. ne desem boş.. hislerime tercüman olmuşsun (:

Persephone dedi ki...

Ah gelip de şu yazıyı okuduğuma öyle mutlu oldum ki! Her yer de bir 'muhteşem bölümdü, Lost izlediğimi hatırladım' yorumları hakim, ben de buraya gelip dert yanma eğilimdeydim :)

Bu bölümün bana tek katkısı, zaten her an sevmeye hazır olduğum Guyliner abimizi Lost Holy Trinity'me (Benjamin-Desmond-Faraday) ekleterek, Quartet yapması oldu.

Ama, dizinin gidişhatından zaten memnun değildim, artık nefret etmeye başladım. Bölüm stand-alone bir şekilde gerçekten iyiydi, beklediğimize değdi vs ama finalini ve olacakları görebiliyorum ve gördüğüm manzara diziden soğutuyor. Sizin de yazdığınız gibi, 2-3 sezon önce Philadelphia Deneyi, Quantum mekaniği, zamanda kaymalar, manyetizma, izafiyet teorisi gibi şeyler üzerine teoriler üretir, araştırır, beyin cimnastiği yapardık diziyi izleyip bir nevi.. Şimdiyse teoloji tartışıyoruz.. Ne hale geldi dizi?! Madem böyle bir final yapacaktınız, Faraday'lı, Desmond'lı (ki the Constant hala gelmiş geçmiş en sevidğim Lost bölümüdür) bölümlerle niye uğraştınız?..

Hayır, kıyamıyor da insan, ilk 3 sezon, hatta yer yer 4. sezon gerçekten iyiydi...

Persephone dedi ki...

He, Dharma'ya dair, Hanso Foundation'ın kökleri çıktı en azından ortaya :P

Ayrıca Lost Entangled bölümlerinden Lost'un kendi bölümlerinden çok daha fazla keyif alıyorum, sorun bende mi? :P

sacidu dedi ki...

hades-kerberos olayını ekşi sözlükte owencan'ın entrysinden mi gördünüz, başka bir kaynağınız mı var? ben dün gece gördüm, entry sahibine bakmamıştım. bir sürü araştırdım düşündüm olabilir mi diye. olamaz gibi geldi. sabah bir baktım owencan mış. yalan olduğuna karar verdim.

ben şahsen dizinin bu saatten sonra dini referanslarla açıklanmasını bekliyordum. zaten uzun bir süredir mısır göndermeleri, tawaret, ankh gibi şeylerle ortam hazırlanıyordu. böylesi karakterleri, yaşlanmayan bir insanı fln başka türlü açıklamaları da mümkün olmayacaktı. ki black smoke da açıklanabilecek bişey değil sanırım :)

bazı şeylerin bilimsel açıklamaları var, bazı şeylerin yok. açıklanamayan şeyler sadece adada oluyor. adanın özel bir durumu var diyorum, hiç takılmıyorum. keyfime bakarım. siz de öyle yapın, çok fazla açıklama aramayın. sonuçta adamlar öyle hayal etmiş, paralel evren demiş. paralel evren böyle olamaz diyemeyiz ki. paralel evrenin nasıl olduğunu bilmiyoruz :)

MorKoyun dedi ki...

Benim icin lostun kayisi benabinin carki cevirip etrafi aydinlatigi an koptu. o ana kadar herseyin mantikli bir aciklamasi olabilecegi fikrine butun iyi niyetimle inaniyordum. blacksmokun bile:) hala izliyorum izlemesine ama neler olmus olabilecegi konusunda yorum yapmayi biraktim ve hatta dizi gayet antin kuntin bicimde, hicbir sey aciklanmadan biterse sasirmayacagim. mesela son sahnede o insan olmayan yazarlardan biri cikip siritarak 'deeermisiiim' dese, ya da biz simdi hepimiz uzaydaymisiz aslinda, lost'da bilimkurguymus tadinda bir sona erse, o kutup ayilari neydi peki? demem. merak etmem, biter gider.
tam su anda abc'ye de bir feedback mektubu yazip daha fazla gizem adina benim gibi sadik seyirciyi bile mundar ettikleri icin sitem etmeye karar verdim:) ne dolmusum meger yillardir..

Fatih Birinci dedi ki...

Bence de sanki bu iş, "Adanın hikmetinden sual olunmaz" gibi bir yere doğru gidiyor. Teolojik şeylerle herşey mümkün zaten! Melektir, şeytandır, hadestir, öcüdür, hortlaktır,... İş bunlara varınca insan eblehliğinin ve saflığının sonu yok. Ne vermişlerse yutacaksın mecburen. Deniz nasıl yarılır? Mucize işte... İnsan nasıl dirilir? Mucize... Jacob elleyince nasıl ölümsüz olunur? Mucize.... Peeehhh!

Umut dedi ki...

Hades-Cerberus olayını ben ekşi'den görüp söyledim Çavlan'a, kim yazmıştı hatırlamıyorum, dizinin yapımcıları adadaki kilit şeyleri birleştiren öğe olarak "hades" demiş deniyordu bölüm sonrasında. Doğru mudur bilemem tabii. Daha önceki referanslar düşünülünce bana hala olabilir gibi geliyor.

Olayı mitolojiye bağlamalarından öte, gelen açıklamaların yavanlığı beni bayıyor artık bu dizide. Yani gizem yarattığınız şekilde 5 dakikada iki kelimenin edildiği diyalogları devam ettirerek bu gizemleri açıklamaya çalıştığınızda çıkan şey çok kötü oluyor. "Bak şimdi gülüm, bu şişe, aha bu da tıpa" Bunu duyan Ricardo 150 sene adamı sorgulamadan çalışıyor karısını falan aramayı bırakıp. Ama işte öyle bi sevgi ki, 150 sonra birden fırlıyor. 20 değil 50 değil 150 sene sonra. Yani bu nasıl karakterizasyon ya. Adam da cillop gibi oynamış da kurtarmış bölümü, yoksa senaryoyu alsan iyice Türk dizisi gibi bir şey olmaya başladı. Paso herkes bi ağır, bi gizemli.

Fatih Birinci dedi ki...

Şimdi ben işyerindeki bikaç arkadaşa önce elledim. Evet elledim! Sonra da dedim ki artık sen ölümsüzsün. Bundan böyle benim için çalışacaksın. Nedense yiyen olmadı.
Ama Ricardo inanıyor işte. Üstelik inandığı adam, bu üstün güçlere sahip, ölümsüzlük verebilen adamın kendisiyle başa çıkma yöntemini de gördük: Suratına suratına yumrukla vurmak, kafasını suya sokup çıkarmak!

Persephone dedi ki...

Richard'ın inanması bana tuhaf gelmedi, çünkü 150 sene öncesinden bahsediyoruz neticede ve adam dinine sonuna kadar bağlı, düştüğü yerin cehennem olduğuna emin. Ve daha adaya düşer düşmez cinayet işleyen kara bir dumanla göz göze gelmiş, bulunduğu yerde gerçek hayat kurallarının işlemediğinin farkında. Cehenneme gideceğinden de o kadar emin ki, o zaman sonsuza dek yaşim bari ki hiç gitmek zorunda kalmıyım modunda. Jacob'a sorgusuz itaat etmesinin sebebini cehennem korkusu olarak algıladım ben. Kendisiyle ilgili tek sorunum bu kadar rahat taraf değiştirmesi olabilir belki. Ama onu da baktı onu cehennemden uzak tutan adam gayet ölümlü, belki öteki uzak dur dediği kişi doğru söylüyordur, bir 150 sene de onun sözünü dinleyeyim bakalım olarak algıladım.

Sezonlar boyunca yarattıkları gizeme bok gibi, 'bu muydu?' şeklinde tepki verilesi yanıtlar vermesi yeni haber değil ama. Tek saçmalığı artık adadakilerin de sorgulamaz oluşu. Kara dumanım diyor adam, Richard'ın sormamasını anlarım 150 yıl önce de Sawyer'dır, Sayid'dir, Jack'tir hiç mi merak etmez nasıl işliyor, nedir olayı... Hele Jack! Bilim adamısın sen! Webcam misali ayna görüyor, insan bir inceler nedir diye, ama yok! Locke'ı Smokey ele geçirdikten sonra ortada kalan patlatmacı Locke ruhu, Jack'i ele geçirmiş sanırsam...

evvah dedi ki...

ben şahsen yaptıkları bütün işkencelere rağmen senaristleri takdir ediyor, helal olsun diyordum ve bütün herşeyi ıcığına cıcığına kadar düşünüp çok zekice bir iş ortaya çıkardıklarına inanıyordum. hatta biz de olmayan dizi mantığına karşı sağlam bir kale olarak bunları örnek gösteriyordum,,,, duma duma dum,
artık şu fikirdeyim ÇUVALLADILAR ellerine yüzlerine bulaştırdılar, nannn nasıl toplayacaz diye yana yana beyin fırtınası yaparken biri dedi ki ağğğbi yok olmayacak bu işi dinler tarihine bağlayalım bık bık bık bıktım. bitsin

(her şeye rağmen incelemelerine devam etmen de takdir edilesi bir şey,takipteyim :)

Gözde Damla dedi ki...

Çavlan'ın hemen hemen bütün yorumlarına can-ı gönülden katılmakla birlikte şu sezonda en sevdiğim bölüm bu oldu ironik bir biçimde. Çünkü ben de sıkılmıştım artık Jack'in saçmasapan bir öfkeyle adada bilmemkaç yıldır duran aynayı (hatta hemen her şeyi) pat diye parçalamasından, "aa yok bu dinamit patlamıcak bak gör otur şuraya Richard" diye her şeyin efendisi gibi davranmasından, Claire'in "may baybi!" haykırışlarından ve özellikle Kate temalı cheesy ve sıkıcı bölümlerden... Ricardo'yu, Jacob'ı ve Man in Black'i canlandıran müthiş aktörlerin başarısından olsa gerek bu bölümü gayet zevkle izledim. En azından Richard'ın sezonlar boyu merak ettiğim hikayesini görmüş oldum, içim rahatladı :) Gel gör ki her şeyi cennet-cehennem olayına bağlamış olmaları beni de çok hayal kırıklığına uğratıyor, ancak 4 Nisandaki bölümde Desmond'ın gelecek olmasına bırakıyorum bilim-temalı-eski-zevkli-Lost umudumu.
Bir de ben tahmin ediyordum, Jacob'ı Tanrı, Man in Black'i şeytan modunda algılamamızı isteyeceklerini, hatta demiştim bunca sezon "gizemli sayılar, manyetizma, zamanda yolculuk, Dharma, constant vd." ekseninde bizi meraklandırdıkça meraklandırdılar, olayı gelip de Tanrı-şeytan-din-Hades vb. gibi spiritüel, mistik, dini artık her neyse bir yere dayandıracaklar diye. İstemiyorum bu tahminimin çıkmasını. Ayrıca da sayıların gizemi örneğin gayet bilimsel bir şekilde yorumlanmıştı Lostieler tarafından ilk sezonda (ya da ben öyle hatırlıyorum), bunu gelip de "Jacob'ın adayları aslında o sayılar " diye açıklamaları biraz sonradan düşünülmüş gibime geliyor.
Hem, sen koskoca taştan heykel (ki bana hep Anubis'i anımsatıyor) gel, 19.yüzyılda yapılmış tahtadan geminin (nasıl olup da 20küsür metre yükseliyorsa artık) çarpmasıyla yıkıl, yerle bir ol. Tam tersi olması gerekmiyor muydu?
Yine de alışılagelmişin dışında bir bölüm olduğu ve aktörler de gayet sağlam olduğu için beğenmemezlik edemedim, kıyamadım ben de...

sacidu dedi ki...

evet aynı entry den bahsediyoruz. owencan isimli troll şahısın entrysi. gerçek olduğunu sanmıyorum ben o entry de bahsedilen şeyi. öyle bir açıklama olsa ciddi lost sitelerinde yazardı. görmedim. öyle bişey olsa bile senarist baskılara dayanamadığından söylemez. bilinçli bir şekilde yem atmak için olabilir.

bence ilk bölümden belliydi final. dizinin buraya geleceğini biilyorlardı yani. hadi dine bağlayalım demiş olamazlar. çok ciddi bir bütünlük var çünkü. çok da başarılılar aynı zamanda. 5 sezon jacob kim, ne diye merak ettirdiler. yok kapıdan azcık görünmüş, yok christian shephard jacobmış. black smoke u merak ettik uzun süre. neyin nesidir, hala merak ediyoruz. dizi evet çok da istediğimiz şekilde bağlanmıyor sona. ama kurgunun muhteşem olduğu kesin.

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Ben de bu bölümü beğendim diyebilirim, bu kadar doğaüstü olayı dini öğe olmaksızı açıklamaları çok zordu bence.

Bu arada bir şeyi hatırlatmak istiyorum Richard'a görünen Isabelle Flocke olmayabilir, adada görünen eski ölülerin hepsi Flocke değil malum. Aynı Isabelle Hurley'e de göründü mesela. Bu konuda yapımcıların da bir açıklaması var sanırım tüm ölüler Flocke değil diye.

Düygü dedi ki...

Yazının bitiş paragrafı ile benim de duygularıma tercüman olmuşsun. Ona keza, yukarıda Umut da söylemiş, Ricardo'nun muhteşem oyunculuğu olmasa fıssss... Ben bundan sonraki bölümleri biriktirip sezon sonunda izlemeye karar verdim. Senin yazılarını öncesinde okuyup kendimi spoil mi etsem (her anlamda - kelime oyunlu konuşurum) diye düşünmüyor değilim.

Çavlan dedi ki...

çok özendim sana şimdi, ben de bölüm incelemelerine girişmemiş olsam sezonun sonuna kadar bekler, sonra toplu halde izlerdim, kızacak olsam da bu kızgınlık aylara yayılmaz, birkaç günde geçerdi, oh!

gerçi o zaman da ordan burdan spoiler yeme riskim çok yüksek olurdu ki akşam izleyeceğim bölümün merkezinde kim olacağını bilmeye bile dayanamayan bir spoiler düşmanıyım :) senin için durum bunun tersiyse ne hoş, hem spoiler yemiş, hem spoil edilmiş (?!) olucan.

Düygü dedi ki...

Spoil, hem diziyi seyretmeden bilgiler edinme anlamında, hem de kendimi şımartma anlamında :) (as in "spoiled child") Burada şair, sizin Lost yazılarınıza çikolata muamelesi yapmış efenim.

Çavlan dedi ki...

yazar da anlamış şımartma kısmını tabii ki (aşkolsun), o soru işaretiyle ünlem "nasıl olcak ama izlemeden" gibi bir idraksızlık sonucu çıkmış... şaire çok teşekkür ediyormuş bir de :)

Eliza Doolittle dedi ki...

Tastamam 7 dakika önce bu bölümü Diziporttan izlemeyi bitirdim, öyle hayalkırıklığına uğradım, kendimi öyle "ama ama ama ama nasıl toparlayacaklar biz her detayı hatırlayan deliler için" diye salak salak otururken buldum ki, bi sonraki bölüme geçmeden hemen Emrah's Popdate son yazıyı ve bu yazınızı okudum. Vallahi iyi geldi! Yalnız diilim :) Hem yıllaaaar oldu yahu, hayata dönmeli artık :)