12 Şubat 2010 Cuma

Aruitemo Aruitemo (Still Walking)

Yönetmen: Hirokazu Koreeda
Yazar: Hirokazu Koreeda
Oyuncular: Hiroshi Abe, Yui Natsukawa, Shohei Tanaka
Tür: Dram
Yapım yılı: 2008
Süre: 114 dk.
Ülke: Japonya
Dil: Japonca
IMDB Puanı: 8/10
Çavlan'ın Puanı: 7.5/10

Yaşlı bir karı-kocanın oğlu ve kızının, yanlarına eşleri ve çocuklarını da alarak anne babalarını ziyarete geldikleri bir haftasonunu anlatıyor Aruitemo Aruitemo. Her yıl, bir kez gerçekleşir bu reunion: evin en büyük oğlunun ölüm yıldönümünde. Hem bu genç ölümün aile bireyleri üzerindeki şiddetli etkisini, hem de zaten her ailede olan dargınlıkları ve nefret/sevgi halini izleriz film boyunca.

Aydınlık, ferah ev ve annenin hazırladığı ziyaret sofrası ne kadar değişmez ve güven verici görünürse görünsün, aile bireylerinin her birinin bir diğerine karşı içinde büyüttüğü bir dargınlığı ya da kızgınlığı vardır, ilerleyen dakikalarda bunu görürüz. Aile dramlarını konu alan Amerikan filmlerinden alıştığımız gibi bireylerin birbirine deli gibi bağırıp çağırdığı, tabak çanak fırlattığı, ağlayıp sinir krizleri geçirdiği sahneler yok bu filmde. Karakterler elbette birbirine güceniyor, içerliyor, hatta diş biliyor; ama bu hisler bastırılıyor ve zaten kırk yılda bir gerçekleşen bu buluşmalarda ortaya çıkmıyor, çıksa da sinir krizleri ve gözyaşlarıyla değil, küçük imalar ve laf sokuşturmaları olarak çıkıyor. Bence bu, dünyanın dört bir yanındaki ailelerin dramatik olmayan, gerçek yaşamlarını fena halde doğru yansıtıyor.

70 yaşlarındaki asık suratlı emekli doktorumuz bu ailenin merkezinde: Oğluna, kendisi gibi doktor olmadığı için sürekli laf dokunduran, üstelik çocuklu bir dulla evlenmesine bozulan (bunu da kadıncağıza imalı laflarla belli etmekten geri kalmayan), ama iş, ilk kez gördüğü üvey-torununa geldiğinde fena halde sevimlileşen ve sevgi dolu bir tonton dedeye dönüşen evimizin direği... Bu karakter (aslında her karakter) o kadar başarılı çizilmiş ki, parmak ısırtıyor seyirciye.



Ailenin büyük oğlu, 15 yıl önce, bir okul arkadaşının hayatını kurtarırken boğularak ölmüş. Bu hayatı kurtarılan arkadaş bir halta yaramayan, şişko, insanı bezdiren bir loser'a dönüşmüş büyüyünce. Aile (özellikle anne), anlaşılması güç bir mazoşizm, zoraki bir kibarlık ve zalim bir cezalandırma arzusu sergileyerek, kendi oğulları ölmüşken onun sayesinde yaşayan bu çocuğu, her sene oğullarının ölüm yıldönümünde çaya davet ediyor. Bu filmde beni en çok etkileyen bu küçük olay oldu sanırım.

Bir de Japon aile ilişkileri Türklerinkine bu kadar mı benzer? İlişkilere dair dokundurmaların bir kısmı zaten evrensel, ama kalan kısmı da aynı Türkler. Hani şu sürekli yerlerde oturmalarını, yatakların yere yakın olmasını atınca, bu bir Türk filmi diye yutturabilirdiniz bana (tabii bir de çekik göz olayı var ama neyse).

Annenin kızına "kahküllerini kaldırsana, alnın ortaya çıksın" demesi gibi küçük ayrıntıların yüzlercesinin bir araya gelmesinden oluşuyor aslında bu film. Bu yüzlerce ayrıntı iç bayıcı, sıkıcı, bunaltıcı ama bazen (sadece bazen) sıcak ve tatlı, hemen her zaman hüzünlü... hepsinden önemlisi insana olağanüstü yakın, tanıdık, gerçek.



Hirokazu Koreeda [Dare mo Shiranai (Nobody Knows) filminden tanıdığımız yazar/yönetmen] incelikli mizah ile efkar dolu keder arasında hassas bir denge tutturmayı başarararak, ailenin ne kadar değerli ve ne kadar sinir bozucu olabileceğini gösteriyor bu filmle. Yalnız söylemesem olmaz, vurdulu kırdılı ya da en azından durağan olmayan, şöyle bol olaylı bir film havasındaysanız Aruitemo Aruitemo'dan kesinlikle uzak durmanız lazım. Filmin başına otururkenki ruh halim ve beklentilerim o filmin bana keyif verip vermeyeceğini, hatta söz konusu filmi sevip sevmeyeceğimi temelden etkiliyor. Eğer siz de benim gibiyseniz, şöyle kendinizi kıpır kıpır hissettiğiniz ya da moralinizin bozuk olduğu bir gün izlerseniz bu filmi, içiniz bayılır. Biraz durağan bir havadaysanız, sessiz sakin bir film izlemeye varsanız, ABD yapımı filmlerle Türk filmleri dışında bir ülkenin filmini izlememe gibi bir kuralınız yoksa (!), kaçırmayın Aruitemo Aruitemo'yu.

5 yorumcuk:

Catharsis dedi ki...

Kendikendindengöçen tarafından Mim’lenmişim.
Ben de ödülü sana teslim ederek seni Mim’liyorum.

Sevgiler

NEKO dedi ki...

Japon dramalarını çok severim. Bunu da aklımın bir kenarına yazdım hemen :)

Sinem Ergun dedi ki...

Japon filmlerini bende seviyorum,çünkü Japonların üstün saygı anlayışları ve sergileyişleri beni çok etkiliyor, ağır çekim gibi yaşantıları sanki zamanı umursamaz tavırları (yani filmlerde böyle japonyaya gitmedim henüz ama) çok ilgimi çekiyor. Son Veda (Departures) geçen senenin Oscar'ını kazanan filmide tavsiye ederim, bu saygının boyutları ölülere kadar ulaşmış durumda kendileri bile farkında değil gerçi, ayrıntıları birara vericem. Başka Japon filmi tavsiyen varsa bilmek isterim. Sevgiler,

Çavlan dedi ki...

Sevgili Catharsis, çok teşekkürler ödül için, mutlu ettin Umut'u da beni de :) Ama biz artık mim yazısı yazmama kararı aldık sadece birkaç gün önce, bu blogun formatına çok uzak kalıyor da. Şu yaratıcı blog ödülüyle gün ışığı ödüllerini bize veren her blogcuya teşekkür etme fırsatı olarak kullanayım bunu da :)

Sinemcim — ve isterse Neko da :) —, pek hakim değilim Japon sinemasına, özellikle son birkaç yılda çok uzaklaştım. Ama izlediğim zamanlarda beni bir hayli etkilemiş dram filmleri olarak A Scene at the Sea, Warm Water Under a Red Bridge, Nobody Knows, Rhapsody in August, Last Life in the Universe, Yi Yi ve Kikujiro'yu önerebilirim.

Travis dedi ki...

ilk yorumda mim atışı görünce yanlış anladım, sandıgım gibi değilmiş derken çavlan'ın mime cevabı hoşuma gitti.. bloga gitmezdi gerçekten:)

filme gelince, uzakdoğu sinemasında nedense bir sıcaklık sunuluyor, türklere mi öyle geliyor sadece bilmiyorum ama. komedi ve duygusal anlamda yakınız sanırım:)