18 Ocak 2010 Pazartesi

Up in the Air

Yönetmen: Jason Reitman
Yazar: Jason Reitman, Sheldon Turner (senaryo), Walter Kim (roman)
Oyuncular: George Clooney, Anna Kendrick, Vera Farmiga
Tür: Komedi|Dram|Romantik
Yapım yılı: 2009
Süre: 109 dk.
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
IMDB Puanı: 8.1/10
Çavlan'ın Puanı: 6.7/10
Umut'un Puanı: 6.5/10

Hemen kısaca konuyu geçelim: Ryan Bingham'ın, sürekli seyahat etmesini gerektirecek bir işi vardır. Yılın sadece 40 gününü evinde geçiren Ryan, 300+ günü yolculukta geçirmekten, her hafta uçağa binmekten, her hafta farklı otellerde, yabancı yataklarda yatmaktan, yakın bir arkadaşının ya da sevgilisinin olmamasından şikayetçi değildir. Yalnızlığa, her anlamda 'hafif' olmaya, havaalanlarında saygı görmeye ve prestijli otellerde altın bıdı bıdı hesabının olmasına bayılmaktadır. Sürekli seyahat etmesini gerektiren işi ise, "kovuculuk"tur. Ryan, Amerika'yı eyalet eyalet gezerek, büyük şirketlerde işten çıkarılmasına karar verilen kişileri kovar (bunu o şirketlerin başındaki adamın yapmamasının nedeni, başlarının ağrımasını istememeleridir). Elemanlara işten kovulduklarını açıklar ve onları teselli edici birkaç cümle söyler, sonra da başka bir kente doğru yola koyulur. Filmin başlarında, Ryan'ın bayıldığı bu düzenin bozulma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu görüyoruz: Artık insanlar iChat'in görüntülü sohbeti (!) sayesinde laptop ekranlarından kovulacak, böylece bir sürü "kovucu" sürekli oraya buraya yolculuk yapmak zorunda kalmayacak, bir sürü masraftan kâr edilecektir. Tabii Ryan bu gelişmelerden hiç memnun değildir.

Farklı festivallerde 43 dalda ödül adaylığı var -ki bunların 6 tanesi Altın Küreydi ve en iyi senaryo ödülünü kaptı-, zaten şimdiden irili ufaklı 32 ödül toplamış, "2000'li yılların başyapıtı!" diyor bazı film eleştirmenleri Up in the Air için, en iyi film Oscar'ını alması gibi bir olasılık bile var... Ve ben aslında hakkında bir inceleme yazısı yazmaya bile değmeyecek bir film olduğunu düşünüyorum. Evet hoşça vakit geçiriyorsunuz izlerken, sıkılmıyorsunuz, hoş sayılabilecek bir film hatta, ama hepsi bu. Hiçbir şey kaybetmezseniz izlemezseniz. Tıpkı 500 Days of Summer'da olduğu gibi, bu kadar yaygara koparması beni sinir ediyor ve oturup bir yazı döşeniyorum. Belki benim göremediğim bir şeyler vardı bu filmde, birisi yazının yorum kısmına yazar bu filmi bu kadar özel, başyapıt, şu bu yapan şeyin ne olduğunu açıklar, ben de aydınlanırım diye umuyorum içten içe? Yok yok, daha ulvi bir amaç buldum, sizin işinize yarayacak bu hem: Filme gitmeyi düşünüyorsunuz, vizyona da yeni girdi. Bu yazıyı okuyun. Yine de gidin tabii ki istiyorsanız. Ama her sinema izleyicisinin bir Up in the Air sarhoşluğunda olmadığını, bu filmi son derece sıradan bulan insanların da var olduğunu bilin.

Walter Kirn'ün bestseller romanından uyarlanmış film, Thank You For Smoking ve Juno gibi leziz filmlerin yönetmeni jason Reitman yönetmiş, başrolde George Clooney var. Hiç fena gelmiyor kulağa. Hatta daha da ileri gidip, filmin ilk yarım saatinin çok başarılı olduğunu ve seyircide (en azından bende) çok hoş bir film izlemekte olduğu duygularını uyandırdığını, hatta heyecanlandırdığını söyleyebilirim. Ama hepsi bu, 30. dakikadan sonra hızlı bir inişe geçiyor Up in the Air.



Öncelikle belli bir türe ait olamıyor, epeyce kafa patlattım film bittikten sonra, bu film dram mıydı, romantik miydi, komedi miydi diye. "Üçü birden" diye cevap verecektir pek çok izleyici, fakat bana kalırsa üçü birden değil, çünkü teki bile değil. Çünkü bir konu işlemiyor aslında. Ne işten atılma meselelerini adam gibi işleyip sistem eleştirisi yapabilmiş (ve dram olabilmiş), ne adamımızın yaşadıklarının acı-tatlı komik yanlarını gösterip seyirciyi kahkahaya boğabilmiş (ve komedi olabilmiş), ne de Ryan'ın yabancılaşması üzerinden Alex'le olan ilişkisine yoğunlaşarak bize bir aşk hikayesi anlatabilmiş (ve romantik olabilmiş). Filmin farklı yerlerinde bu üçünden birine yoğunlaşılacağına eminsiniz, bekliyorsunuz, üç farklı bölümde üçüne de ayrı ayrı sapıyor, ama hepsi bu, sadece giriş var. Hiçbir şey olmuyor aslında, hiçbir şey değişmiyor, hiçbir şey adam gibi işlenmiyor. Aslında çok şey söylüyor gibi görünse de derinlemesine hiçbir şey söylemiyor.

İlginç bir trivia: İşlerinden olan insanları oynayanların tümü oyuncu değil, gerçekten de son 1 yıl içinde işlerini kaybetmiş kişilermiş. Bu insanlar ilan yoluyla bulunmuş, Up in the Air çekimleri sırasında da ellerine bir senaryo verilmeden, kameraya bakarak kendilerini işten kovan kişilere söylemek isteyip de içlerinde kalanları söylemeleri istenmiş.

Filmin sonlarına doğru yaşanan gelişme (Alex'le ilgili olanı), esnemekten bir hal ola ola bir başka klişe son bekleyen bana kapak oldu, filme de bir tutam gerçekçilik kattı. Ayrıca Natalie karakterini canlandıran Anna Kendrick gerçekten çok başarılıydı, o şirin fare suratıyla koltuğuma yapıştırdı resmen beni. Ve de kabul etmek gerekir ki ilginç bir konu, Hollywood klişeleriyle bezenmiş olsa da konunun kendisi orijinal. Çok başarılı olamasa da bir kapitalizm eleştirisi teşebbüsü var. Üstelik kolayca akıp giden, sizi yormayan bir film. Tüm bunlar Up in the Air'i izlenir kılıyor kılmasına da, öyle pek ödüllük, başyapıtlık falan yapmıyor.

Up in the Air'i sevdim, ama hakkında koparılan bu yaygarayı anlamış değilim. Ekonomik krize değinmesi ve kovulma sahnelerinde gerçekten işlerinden kovulan insanları kullanmasıyla anlamlı ve etkileyici olmaya çalışan, ama aslında hiç de konuya derinleşemeyen bir film var karşımızda. Bir sahnede Ryan işinde sattığıyla yaptığının aynı olmadığını söylüyor, işte bu film de bence bunu yapıyor. Filmin sıradan insanlarla ve onların yaşamlarını idame ettirmeye çalışmalarıyla ilgili olduğu fikri satılıyor seyirciye, oysa aslında Up in the Air bu "küçük insanlar"ı sadece dayanak olarak kullanıyor, ve aslında kaybolmuş bir adamın yolunu bulmaya çalışması gibi çok daha sıradan bir konuyu işliyor.

8 yorumcuk:

birfincankahveiçinbirpenny dedi ki...

kesinlik 8,1 değil ama idare eder bir filmdi...ancak konuşmalar sırasındaki boş çanta örneği çokda kötü değildi :)

Umut dedi ki...

İlk kısmı güzeldi, ikinci kısmı biraz sıkıcıydı filmin. Sanırım işin içinde George Clooney olunca millet seviyor falan, Syriana da beni inanılmaz baymıştı, yok efendim pek entelektüel pek şahane diye ödüller yağmıştı, IMDB puanı da fırlamıştı(şimdi düşmüş o rüzgar geçince).

NzN dedi ki...

Ben de dün seyrettim filmi. Gerçi istediğim filme yer bulamayınca son anda gitmeye karar verdiğim bir film.
Konusuna da çok hakim değildim. Oskar'ın kuvvetli adaylarından olacağa benzer gibi bi şeyler takılmıştı kulağıma sadece.
Çıktığımda benim de aklımda soru işaretleri vardı. Ne dedi acaba bu film bana? Muhteşem diyemem ama kesinlikle kötü de diyebileceğim bir film değil. Aslında hayata, özellikle de son zamanların koşullarında devam ettirilmeye çalışılan hayatlara değinerek geçiyor gibi geldi bana. Özellikle belirli bir noktada derinleşilmemiş. Alex'in hareketi tam da olmasını istediğim gibiydi. Fakat klasik bir Hollywood ve George Abi filmi olduğunu düşündüğüm için de sonunda aşk olacak diyordum kendi kendime. Hoşuma gitti bu kapak olayı. George Abi'nin de hayatının dibe vuruşunu, efendim barlarda içişini falan göstermedikleri ve Natalie'nin yeni ve "gerçek" aşkı buluşunu vermedikleri için mutluyum. Bence farklı konulara birer pencere açıp, konuyu işlemeyi bizlere bırakmışlar. Bu açıdan hoşuma gitti. Hiç bir konunun sonunu göstermeden bitirdiler. Bence bu hoştu...

Yeraltından Notlar' dedi ki...

İlginizi çekebilir diye paylaşıyorum, çalışmalarınızda başarılar..

Keskin Nişancı JUBA Sniper
http://www.korsansinema.net/keskin-nisanci-juba-sniper/

Köşenin Delisi dedi ki...

Pben de ortalamanın altında buldum filmi, beklenti ortalamamın belki de, kimbilir? Dediğin gibi, izlenir, hoş, keyifli falan ama bu kadar ödüle aday olacak ne var hiç anlamadım. Senin aksine çömez kovucu küçük kızı beğenmedim ben. Yapay geldi bana, aktrisliği de çömezce geldi, ne bileyim. Hele o erkek arkadaşının terk ettiğini söylediği ve anırdığı sahne, hiç olmamış yahu...

ama ama ama...ne var? Umutçuğumun da dediği gibi, gülüşüne kurban George Clooney var, izlenir yani onun hatrına. :))

Not: Efenim yazılarınız cebimizde delikler açmaya başladı, şikayetçiyim! Okumakta olduğum ve okunmayı bekleyen onlarca kitabı elimin tersiyle bi kenara itip Paul'ümün Auster'ımın yeni kitabını aldım sayenizde :)) Başladım da, güzel gidiyor şimdilik, ama bazı cümlelerde "bu ne yahu, bi şey mi düşük burada" dedin mi sen de Çavlan ya??

Görüşürüz :))

Çavlan dedi ki...

Ama ama o anırdığı sahnede koptuk biz asıl :) İticiydi hatun ama bana zaten amaçlanan oymuş gibi geldi, hani karakteri öyle fazla bir her şeye burnunu sokan, ukala, bıcır bıcır fare (ama tabii henüz etik değerlerini yitirmemiş!) olarak yaratılmış gibiydi.

Görünmeyen'deki düşüğümsü cümleler: kesinlikle. Yazıda da bahsetmeden duramamıştım, çok batmıştı başlarda. Çevirideki özensizlikten kaynaklandığını düşündüm, hani yetiştirmeye çalışırken pek dikkat etmemişler gibi geldi... Ama kaptırınca fark etmemeye (en azından takmamaya) başlıyorsun çünkü su gibi akıp gitmeye başlıyor roman tabiri caizse :)

filmcankisi dedi ki...

çok güzel yazı olmuş! ekonomik krize değinmesi konusunu kullanarak kendini pazarlayan ama aslında bunun yerine bağımlılık kaçkını bir adamın karakterine yoğunlaşan gibi bir şey demişsin ya, ona kesinlikle katılıyorum ve bu yazıyı okuyana dek farkedememeiştim ama demek o yüzden bu kadar ses yaptı film, şu ara herkes işsiz olduğu için :)) ya doğru kötü bir film değil ama büyütülücek hiç birşeyi yok yani izlemesem olurmuş, sinir oluyorum kendini olduğundan farklı göstermeye al işte bir kayıp gül vakası daha :)

Acelya dedi ki...

"İlginç bir trivia: İşlerinden olan insanları oynayanların tümü oyuncu değil, gerçekten de son 1 yıl içinde işlerini kaybetmiş kişilermiş. Bu insanlar ilan yoluyla bulunmuş, Up in the Air çekimleri sırasında da ellerine bir senaryo verilmeden, kameraya bakarak kendilerini işten kovan kişilere söylemek isteyip de içlerinde kalanları söylemeleri istenmiş."

Bu kısım gerçekten ilginçmiş ama iyi düşünmüşler :)) Bencede hoş bir filmdi, sıkılmadan izledim fakat sizinde dediğiniz gibi ciddi bir abartılma söz konusu, aşırı süper sayılmazdı.

Teşekkürler :)