2 Ocak 2010 Cumartesi

Uluslararası Bestseller, Kıçımın Kenarı

Kayıp Gül'den bahsediyorum tabii ki. Kabul ediyorum, genel olarak tüm bestseller'lara hafif bir önyargıyla yaklaşıyorum. Bilgece bir deyişten yola çıkarak, ("Nerde çokluk orda bokluk"), çoğunluğun bayıldığı bir yapıtın çok da derin olamayacağına inanıyorum. İyi edebiyat olmasıysa neredeyse imkansız gözümde. Ama keyifli vakit geçirtebilir insana, çok eğlenceli saatler vadedebilir, hatta Harry Potter serisi örneğinde gördüğümüz gibi yepyeni bir dünyanın kapılarını açabilir. Bu yüzden, şimdi Kayıp Gül hakkında yazacaklarım, çok satan kitaplara karşı genel olarak takındığım bu küçümser tavra yorulmamalı.

Hakkında hiçbir şey bilmeden ve duymadan aldım kitabı. Kitap fuarında karşıma çıkıverdi ve ilk tepkim utanmak oldu, şöyle geçirdim aklımdan: "Gerçekten böyle şeyler mi yazılıp çizilmiş bu kitaba dair? Gerçekten 29 farklı dile mi çevrilmiş, üstelik dünyanın öbür ucunda bile bestseller mı olmuş? Üstelik çerez kitap da değil galiba, Küçük Prens'le falan karşılaştırmışlar? Nasıl olur da duymam bugüne kadar, bu kadar mı cahil, bu kadar mı zavallı bir insanım?" Ve ezilip büzülerek, aslında üzerine para verseler okumamam gereken bu kitabı, cebimden para ödeyerek aldım, Timaş Yayınları'nın standından. Timaş, evet. Bu ilk ipucum olmalıydı, o an koşarak uzaklaşmalıydım oradan, biliyorum. Aptallığıma yanıyorum.

Bu yazıya başladığımda Kayıp Gül'ün konusunu anlatacaktım aslında, kısaca en azından. Ama inanın hiç içimden gelmiyor, zaten ne gerek var ki? Kıytırık, yavan, hatta gerizekalıca bir konu. Okuyucunun zekasına hakaret ediyor izlenimi veren bir kurgu. Basitlikte çocuk kitaplarıyla yarışır, inanılmaz boktan bir dil. Yer yer imla hataları, cümle düşüklükleri. Kitabın kalın gözükmesi için sanıyorum 20 punto verilmiş satır araları. Deli saçması diyaloglar ve en baştan tahmin edilebilen dandik bir son. Eğer edebiyat anlayışınız benimkine biraz olsun benziyorsa, sonlarına doğru o kadar sinirleneceksiniz ki, kitabı "Gülünü sikeyim!" haykırışlarıyla parçalamamak için kendinizi zor tutacaksınız. Ama yapamayacaksınız, çünkü kendinizi kandırılmış hissettiğiniz için, bundan bir şekilde bir yerlerde bahsetmeye karar vermiş olacaksınız, tabii bu da kitabı tamamlamanızı gerektirecek. Ama o kadar zorlanacaksınız ki, bir hafta elinize yapışacak.


Kitabın arka kapağında verilen alıntıları alıntılayacağım size şimdi biraz da ki, neyle karşı karşıya olduğumuzu anlayalım:
Türklerin Küçük Prens'i tüm dünyayı büyülüyor. -Helsinki Sanomat (Finlandiya)
Çağdas bir fabl, derin ve bilgece - St. Exupéry'nin başyapıtı Küçük Prens'in tadında. -DPA (Almanya)
Simyacı, Küçük Prens gibi kitapları seviyorsanız, çok hoşunuza gidecek. -Time Out
Büyük bir global başarı. Simyacı, Küçük Prens ve Martı'yı sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap. -Air Beletrina (Slovenya)

Bu insanlar ya da kurumlar kimdir nedir, hiçbir fikrim yok, ama şu da bir gerçek: En kıytırık dergi bile yaşadığınız ülkedeki bir yazarın elinden çıkan bir romana dair "Şöyle başyapıt, böyle bilgece, Türklerin Küçük Prens'i!" gibi şeyler söylüyorsa, siz o kitabı okursunuz, okumalısınız, 'okumam gerek' diye düşünmeseniz bile merakınız uyanır en azından. Hayır işte, o noktada durun. Okumayın. Yapmayın, etmeyin. Sadece para ve zaman harcamayacak, bir de sinir olacaksınız, çünkü aptal yerine konduğunuzu hissedeceksiniz. Tabii eğer doğu ile batının sentezi, iç gelişim, her şeyi bilen falcı, mistisizm, aslında var olmayan ikiz/kişiliğinizin iki ayrı parçası, doğu "felsefe"leri gibi kavramlar size hoş geliyorsa ve kendine yardım kitaplarını seviyorsanız sizi hiç tutmayayım, hemen gidin okuyun, baş tacı yapın, geliştikçe gelişin, bu blogda da işiniz yok zaten.

Yanlış anlamayın, derdim kötü kitap değil. Bir sürü kötü kitap okudum, eminim Kayıp Gül'den çok daha kötülerini de okumuşumdur. Ama hiçbiri beni bu kadar öfkelendirmedi, hiçbiriyle ilgili nefret dolu cümleler kurmadım, çünkü hiçbirini kandırılarak satın almadım. Bu kadar basit. Sadece geniş bir reklam kampanyasından bahsetmiyoruz, 40 farklı ülkede yüzbinlerce sattığı iddia edilen, "Bir başyapıt, Türklerin Küçük Prens'i, Martı'sı, Simyacı'sı" diye tanımlanmış bir romandan bahsediyoruz. Simyacı'yla ilgisi: Konusunun epey bir Simyacı'dan etkilenmiş olması. Küçük Prens'le ilgisi: Her sayfada en az 10 kez güllerden bahsetmesi, fakat bu gülleri abidik gubidik bir metafor olarak kullanması. Martı'yla ilgisi: Bir yerinde Martı'dan bir alıntı yapması ya da söz etmesi, tam anımsayamıyroum. "Martı, Simyacı ve Küçük Prens'ten hoşlananların okuması gereken bir kitap..." cümlesi üstte saydığım noktalardan doğmuş olmalı. Aksi takdirde Kayıp Gül'ün bu eserlerin (ki bir de Simyacı'yı pek sevmem ben, ama elbette Kayıp Gül'le karşılaştırıldığında bir başyapıt) ayarında olduğunu iddia etmek, modern klasiklere hakaret etmek olur. Gülerler adama.

Bu arada meraklısına minik bir bilgi: Bu kitap, 6 yıl önce bir başka yayınevinden çıkmış. Satmamış hiç. Ama Timaş'a geçince, Timaş (ya da artık çalıştıkları ajans) açıkgözlülük etmiş. Ve belki de gerçekten dünyanın dört bir yanında yüzbinlerce 'sattırmış' bu kitabı, inanın bilemiyorum. Bütün bunlar bir kandırmaca mıdır, yani "şu kadar ülkede yok sattı" açıklamaları sadece kitabın satması için bir pazarlama stratejisinden mi ibarettir, yoksa "Hesse'nin Siddharta'sı ayarında bir başyapıt!" laflarının altında minik de olsa (söyleyeni bağlayan) bir gerçeklik payı var mıdır, örneğin o laflar gerçekten de birileri tarafından zikredilmiş; ama o birileri kişisel yardım kitaplarından medet uman, İclal Aydın tadında aşk böcüşü sevgi kelebeği insanlar mıdır, bu kitap gerçekten dünyanın öbür ucundaki bir minik sahil kasabasında örneğin çok satmış mıdır bilemeyeceğim. Sonuç değişmiyor nitekim.

14 yorumcuk:

Bora-MAN dedi ki...

Kitap kitaptır arkadaş.Ne okusan kardır. En azından bu yazılanlar hakkıdna bir fikrin oldu değil mi ? O da yeter herhangi bir yerde bu bilgileri kullanman,insanların senin gibi kandırılmamasını sağlar. Bu yazıyı okuyanlar mesela sen o kitabı almasaydı sıçmışlardı :D

dedi ki...

`simyaci ve kucuk prens`, `simyaci, kucuk prens ve marti` gibi cok alakasiz (ama bicok kisinin fb'unda sevilen kitaplar kategorisinde okunmasa da yer bulan) kitaplari ayni baslik altinda toplama egiliminden azicik sinyal veriyo sanki? (yine de tabi okumadan konusmayayim diyecektim ki yazarin sitesinden kitaptan alintilari okudum. okumaz olaydim: `Sadece bir gül. Dedim ya, büyük bir şey değil, sadece bir gül... Ama, gül ne demek bilir misin sen, dostum? Gül, özgürlük demek! Başkalarının övgüsüyle varolmamak, yermesiyle yok olmamak demek.` Merhaba, benim adim klise... Cok kotu cooooookkkk!!!!!)

Anna von Schlotterstein dedi ki...

Okudum ben de,maalesef.
Gercekten basit bir kitap.

buraneros dedi ki...

Bu kitapla ilgili aynı minvalde bir yazı yazmıştım. Hatta bir link vermiştim sonunda; Ezgi Başaran'ın bu bestseller olma serüvenini araştırdığı yazısının linkini...

İlginizi çekerse, şu yazının son cümlesindeki linki tıklayarak ulaşabilirsiniz.
http://laparagas.blogspot.com/2009/11/aman-dikkat.html

Eternal dedi ki...

öncelikle yazı çok güzel olmuş.

çok bilindik bir örnekle gidersek ; hep görürüz ya dizilerde filmlerde mafya babalarının ,zengin iş adamlarının ,ensesi kalın aşiret ağalarının genç metresleri hep şarkıcı olmak, albüm yapmak, klip çekmek ister.Bu babalar da bir ton para döker ne yapar eder albüm çıkartır, klip çektirir metreslerine.

kitabı ilk gördüğümde ve birazcık okuduğumda bilmem kaç ülkede satılmış olmasını bıraktım bestseller bile olamayacağını düşündüm.belki de kitabevinde yazara ''baba''lık yapan bi' yakını vardır, bilinmez.

kerevizli kedi dedi ki...

Okumadım, ama bir arkadaşım aynı senin gibi "sırf başladım diye bitirmek zorunda hissediyorum, allah kahretsin" diyerek okuyordu karşımda. Bitirdi sonra, kapattı kapağı. "Bu mudur yani" şeklinde sinkaflı sözcükler döküldü ağzından. Ben de üzerine "ee, kayıp gül bulundu mu sonunda?" tarzında dayak isteyen bir soru sorunca, "sus, hıncımı senden almayayım" dedi. Her neyse, bu kitapla ilgili fikir sahibi olmama yetmişti bu.Yahu her şeyden önce adından, kapağından belli bunun ne olduğu :) Bir de Serdar Özkan aynı zamanda Beşiktaşlı saç baş yolduran, yüzde yüz golleri kaçıran yeteneksiz bir futbolcunun ismi. Haliyle durum iyice komikleşiyor, insan iyice sinir oluyor.

Adam dedi ki...

popüler kültür anlayışı ve reklam kandırmacası insanların algısını, beğenisini derinden etkiliyor. (ortalama insanın) bu bağlamda popüler kültürün her övdüğüne, beğendiğine önyargıyla bakalım, küçümseyelim demiyorum zira bugün dünya çapında ilgi gören bir avatar filmi var ve gerçekten hikayesi ve görselliği ile çok güzel bir yapıt olmuş. öte yandan dan brown diye tabir edilen yazarın yazdığı ve best sellerherkesi eller kitaplarına gösterilen ilgiye bakacak olursak bu bahsettiğiniz kitap gibi edebi değeri az veya olmayan olmayan şeyler yazdığını görürüz.

demem o ki, sağolunuz bizi aydınlattığınız için. boy boy reklamı yapılan şeylere önyargımı engelleyemiyorum bu arada. :)

Esra dedi ki...

3 ay önce bu kitabı okurken gül bahçelerinde dolaşıyormuş hissine kapıldım açıkçası...Yolculukta olduğumdan mıdır bilinmez içime huzur dolduran bu kitabı bitirmeye de kıyamadım.Oldukça da etkilendim.Belki de çok fazla kişisel gelişim kitabı okumadığımdan klişe olup olmadığını anlayamadım.Bestseller olmayı haketmiş mi? İşte orası biraz abartılmış olsa da ben bu kitabı sevdim :)

M. Emin Saydut dedi ki...

öncelikle şunu belirteyim, bu kitap kesinlikle uluslar arası best seller değil. herhangi bir okuyucu üstüne gidip reklamda "kandırmaca" var deyip mahkemeye verebilir.

başka dillere çevrildiği doğru, ancak amazonun birçok sitesinden baktım(amerika, ingiltere gibi), birkaç çeviri buldum ancak onlarda da baskısı bitmiş görünüyor..

ingilizcesini ise bulamadım.

büyük bir ihtimalle denilen dillere çevirmişler ve hepsinden 250-500 basmışlar. zaten çuval koysan 250-500 tane, satılır.

bir daha basılmamış olmaları, yalanı gösteriyor zaten.. küçük prens veya simyacı gibi olsaydı tekrar tekrar basılırlardı. şu an sadece türkçedeki baskısı var..

diğer yandan rakı sofrasındaki "dipso manyaklık" gibi, kitabın saonunu getirme manyaklığı da nedir? eskiden olsa anlardım.. ama şimdiki durumda(çok rahat kandırılabiliniyorken), elinize aldığınız kitaba duyabilceğiniz saygı sadece o kitabın içindekilerdir. ve kötüyse bırakırsın. hatta gidip iade edersin.. paranıza da zamanınıza da yazık..

Serious Blogger dedi ki...

Merhaba,

Blogunuza bloxoo aracılığıyla ulaştım.
E-öğrenme alanında çalışan ve bununla yetinmeyip öğretim tasarımı doktorası yapan ayrıca da blog tutmayı seven biriyim

Blog kullanımı ve blog tutma sebepleri ile ilgili bir araştırma yapıyorum. Aşağıdaki linkten ankete ulaşıp, doldurursanız bir blog severe yardımcı olmuş olursunuz. Teşekkürler.

http://www.surveymonkey.com/s/blog_kullanim_anketi
veya
http://nedenblogluyoruz.blogspot.com/

Serious Blogger dedi ki...

Ayrıca blogunuzla ilk kez karşılaşıyorum. Tasarımıyla içeriğiyle çok sevdim.

Çalışkan Arı dedi ki...

Hadi canım bu kadar mı, ağır geldi bu kitabı okumak. ben entellektüel değil yavan sıradan bi okuyucuyum ama 2 gece de 1 kitap bitiririm.siyasisinden fantastiğine,din kitabına herşeyi okumam resmen içierim. Ben de martı ve küçük prensi süper abartılı bulurum. Çoğu kafası basmaz adam da sırf tüm zamanların en şahanesi diye över onları. ben hala beğeniyorum kitabı ,bitireli 1 ayı geçse bile.

filmcankisi dedi ki...

@çalışkan arı: kayıp gül tabi ki çok rahat okunuyor, tıpkı sahaflarda 1 milyona satılan cep kitabı boyundaki aşk romanları gibi :))

Ferda dedi ki...

Kitabın kendisini görmeden önce kitapla ilgili best-seller tartışmalarını okuyup/izlemiş olmaktan dolayı kendimi şanslı hissediyorum.

İnsanları kandırarak kötü/çürük bir malın nasıl pazarlanabileceği konusundaki ilginç başarıyı da inkar edemiyorum.